istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Devletlerin Güç Artışı Uluslararası Bir Örgüte Girme Eğilimi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Devletlerin Güç Artışı Uluslararası Bir Örgüte Girme Eğilimini Nasıl Etkiler?

Dünyada ki güç algısı geçen zamanla birlikte çok değişmiştir. Ülkelerin sayısındaki artış, teknolojik ve askeri gelişmeler, mesafelerin azalması, iletişimin artması Soğuk Savaş sonrası sistemdeki hegemon devletleri değiştirmiştir. Küçük ya da orta ölçekli devletler güç arttırımına giderek sistemdeki etkinliklerini arttırmış, hareket alanlarını genişletmişlerdir. Uluslararası işbirliği önem kazanmış, uluslararası örgütler daha aktif bir rol oynar hale gelmiştir.

Yeni oluşan düzen devletleri farklı şekillerde etkilemiştir. Her devlet kendi çıkarları ve beklentileri doğrultusunda politikalar oluşturmuş ve işbirlikleri kurmuştur. Günümüz uluslararası sistemi askeri açıdan iki kutuplu görünümünü halen korumasına rağmen politik ve ekonomik açıdan çok kutupluluk baskındır. Dolayısıyla günümüz iki kutuplu ve çok kutuplu modelden alıntılar yaparak karma bir sistem oluşturmaktadır. Bu iki kutuplu durumdan tek kutuplu duruma geçiş orta ölçekte ekonomilere sahip bazı devletlerin ekonomik açıdan kalkınarak, gelişme düzeyini arttırarak; politik açıdan hem bölgesel hem uluslararası alanda özellikle de uluslararası örgütler düzeyinde etkinleşmektedirler.

Devletlerin içinde yer alacakları örgütü belirlemeleri gücü nasıl algıladıkları ve hangi alanda kullanmak istediklerine göre şekillenir. Devletler etkinleşmek istedikleri alana göre askeri veya ekonomik bir işbirliğine yönelir. Söz konusu devletlerin etkin hale geldikleri uluslararası örgütlerin niteliği işbu devletlerin hangi alanda güçlerini arttırdıklarının da yansımasıdır.

Uluslararası sistemde hangi değişim olursa olsun sistemin en temel ve etkili iki aktörü olan devlet ve uluslararası örgüt arasında daima ‘güç’ etrafında şekillenmiş bir ilişki var olmuştur. Bu çalışmada devletlerin güçlenmesinin yada mevcut güç dengelerinin değişmesinin devletlerin uluslararası örgütlerle olan ilişkilerine nasıl etki etmektedir sorunsalı incelenecektir.

Uluslararası örgütleri niteliklerine göre sınıflandırabiliriz. Evrensel uluslararası örgütler coğrafi bakımdan herhangi bir sınıflandırmaya bağlı tutulmayan bütün devletlerin üyeliğine açık uluslararası örgütlerdir. Bölgesel uluslararası örgütler ise yalnızca bir bölge devletlerinin üyeliğine açık uluslararası örgütlerdir. Uzmanlaşmış ya da öteki adıyla teknik uluslararası örgütlere gelince bunlar belli bir alanda faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş uluslararası örgütlerdir. Bu alanlara göre örgütler için ekonomik, askeri, siyasi gibi bir alt sınıflandırma yapılabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası örgütlerin aşırı derecede arttığı görülmektedir.[1]

Realistlere göre devletler kendi ideal ve çıkarlarını gerçekleştirmek peşindedir. Devletler siyasi ve ekonomik olarak güçlerini ençoklama amacındadırlar. Onlara göre devletler işbirliği yapmaya yanaşmazlar ve uluslararası sitemdeki işbirlikleri geçicidir. Bu oluşumlar kısa ömürlü ve rastlantısaldır. Ayrıca realist görüşteki devletler güçlerini kendi yetkilerini kısıtlayacak şekilde bir uluslararası örgüte devretmezler.[2] Devletlerin gücü ve işbirliğini nasıl algıladıkları bu kavramı bağdaştırıp bağdaştıramadıkları uluslararası örgüte karşı tutumlarını belirler. Realist devletler işbirliğine genellikle yanaşma eğiliminde olmazlar.

Bunun karşısında Liberaller ekonomik alanda işbirliğinin, uluslararası serbest ticaretin devletlerin ekonomilerini güçlendirdiğini söyler. Milletlerin refahını arttırdığını belirtir. Ekonomik güç ile uluslararası örgütler ilişkisi arasında pozitif bağlantı ortaya koyar. Bu durumda ekonomik anlamda güç kazanma isteği ile uluslararası bir örgüte girme eğilimi arasında pozitif yönde bir ilişkiden bahsedilmiş olur. Örneğin Çin komünist olmasına rağmen ekonomik çıkarları için bağımsızlığından ve merkeziyetçi yapıdan ödün vererek Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ)’ne girmiştir.[3] Realistlerin sıcak bakmadığı, varlığına pek ihtimal vermediği işbirliği ilişkisini liberaller göz önüne alıp değerlendirir.

Diğer bir yandan plüralistlerden John Burton uluslararası sistemde ana unsurun iletişim olduğunu söyler. Gücün göreceli bir kavram olduğundan bahseder. Çünkü sistemde artık ekonomik ve siyasi koşulların önem kazandığını belirtir. Sistem aktörlerinin çoğalmasının, iletişimin yoğunlaşmasının karşılıklı bağımlılığı arttırdığını ve sonuç olarak devletlerin kendi başına hareket edemez hale geldiğini söyler.[4]

Bir başka plüralist Ernst Haas’a göre gücün kaynağı bilgidir. Uluslararası örgütler gelişen teknolojiyi kullanmayı bilirse ve bilgiyi denetleyebilirse güç kazanır.[5] Dolayısıyla gücünü arttırmak isteyen bir devlet güçlü uluslararası örgütle bağlantıda olmayı tercih edebilirler. Devletler mevcut kapasitelerini ve güçlerini arttırmak için uluslararası örgütleri kullanırlar.Uluslararası örgütle devlet arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullanılabilecek en iyi teoriler rasyonalizm ve inşacılık kurumlarıdır.[6] Devletlerin uluslararası örgütleri kendi amaçladıkları doğrultusunda basamak olarak kullanılabiliyor olması göz ardı edilemeyecek bir ihtimal olabilir.

Neoliberalizm temsilcilerinden Nye ‘a göre sanayi devriminden sonra güç askeri alandan ekonomik alana kaymıştır. Askeri güç tamamen göz ardı edilmemiştir ama asıl önem kazanan ekonomik güç olmuştur. Ekonomik gücü açığa çıkaracak olansa uluslararası işbirliğidir ve bu durum beraberinde uluslararası örgütleri ön plana çıkarır ve devletlerin uluslararası örgüte girme eğilimini arttırır. Bu görüş liberal görüşü destekler niteliktedir.

Öte yandan Kenneth N. Waltz’ın yaptığı güç tanımına göre; güçlü devlet sistemdeki en güçlü, kaynaklar ve aktörler üzerinde kontrol sahibi olan değil, sistem içinde en fazla hareket alanına sahip olandır. Bu görüşten yola çıkarsak kendi bölgelerinde fazlasıyla geniş hareket alanına sahip ülkelerin bu alanın daralması kaygıları ya da zaten herhangi bir işbirliğine ihtiyaç görmemesi gibi nedenlerle uluslararası örgütlerden uzaklaşabileceğini öngörebiliriz.

Uluslararası örgütler ve devletler arasındaki ilişkiyi saptayabilmek için birazda bu iki aktör arasındaki farklılıklara değinmek doğru olabilir. İki aktörde hukuki kişilikten yaralanmaktadır ama örgüt devletin aksine belirli bir toprağa sahip değildir. Dolayısıyla devlet ile anlaşma yaparak ayrıcalık almadan uluslararası örgüt idari hizmetlerini yerine getiremez. Örgüt saha sahipliğini ancak böyle edinebilir. Politik açıdan değerlendirildiğinde ise devletler artık sistemdeki tek aktör olma durumunu yitirmiştir. Devletlerden oluşan ilişkisel düzen yanında örgütlerden oluşan kurumsal düzen eklenmiştir.[7]

Bu görüşler arasında karşılaştırma ve değerlendirme yaptığımızda şunu rahatlıkla söylemek mümkündür ki; Gelişmekte olan devletler, güç artırımını hedefleyen,  özelliklede ekonomik açıdan güçlenme peşinde olan devletler bu amaçlarını gerçekleştirebilmek, güç arttırmak ve kendisi ile durumları benzer olan diğerleriyle birlikte ortak amaçlarını gerçekleştirmek için, yaptıkları eylemlerini meşru göstermek ve kendilerine kaynak sağlamak açısından uluslararası örgütlerde daha aktif bir rol oynama eğilimi gösterirler.

Gelişmekte olan devletlerin uluslararası örgütlere üye olması, diğer gelişmiş veya az gelişmiş devletlere nazaran daha muhtemeldir; çünkü liderleri inandırıcı liberal reformlar yapmakta ve demokrasiyi sürdürülebilir hale getirmekte zorlanırlar. Dolayısıyla, bu liderler demokratik geçişler döneminde siyasi ve ekonomik liberalleşmeyi geri plana atarak mevkilerini sağlamlaştırma gayreti içerisine girerler. Böyle bir devletin demokratik ve gelişmiş devletlerden oluşan üyelere sahip bir uluslararası örgüte girmesi reformları gerçekleştirme inandırıcılığını arttırdığı gibi, diğer devletlerden reformlar konusunda yardım almasını da sağlar.[8]

Son dönemde değişen güç dengesi ve yeni uluslararası ekonomik ilişkiler çerçevesinde yeni dinamikler meydana gelmiştir. Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan gibi ülkeler ekonomik büyümeleri sayesinde daha etkin birer güç haline gelerek uluslararası örgütlerde güçlerini muhafaza etmek ve uluslararası etkinliklerini arttırmak amacıyla yer almak istemektedirler. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyeliği, liberal teoride de belirtildiği gibi; gelişmekte olan devletin ekonomik etkinliğini ve ilişkileri muhafaza etmek ve geliştirmek amacıyla fedakarlık yapması argümanına iyi bir örnektir. Nitekim, Çin’in in DTÖ üyeliği sürecinde Çinin egemenlik kaygısıyla, ekonomik ve ticari çıkarları arasında bir seçim yaptığını söylüyor. Egemenlik kaygısı diyor çünkü Çin bu örgütlere üyelikle birçok kurala prosedüre ve kısıtlanmaya maruz kalıyor.  Sonuç olarak, örgüte üyeliğin Çin’i uluslararası politikada ve küresel ilişkilerde ‘’sosyalleştirdiği’’ ve Çin’i değiştiren etkileri olduğu da söylenebilir. Çünkü Çin dış ülkelerle etkileşime geçerek, birçok resmi milliyetçi söylemlerini ve bağımsızlık ideolojilerini dönüştürüyor. Birçok yasa ve kural değişikliğine gidiyor. Bu üyeliğin getirileri, Çin’i başka üyeliklere ve yeni örgütlenmelere önayak olmaya itmektedir. Dolayısıyla, gelişmekte olan devlet ekonomik çıkarları için uluslararası örgüte üye olur ve.(mevcudiyetini ve istikrarını korumak adına ve mevcut sistemin parçası olmak adına)  resmi ideolojiyi dönüştürmek zorunda kalabilir. Çin’in DTÖ üyeliği, dışlanmayı önlemekle birlikte, kabul edilen ve ilişkilerini çeşitlendiren bir devlet konumuna gelebilmesi sonucunu da doğurmaktadır. Dolayısıyla, güçlenen bir küresel veya bölgesel güç olan bir devlet ABD insiyatifli örgütlerde faal olmaya çalışmaktansa örneğin Çin-Rusya insiyatifiyle Şangay İşbirliği Örgütü’nü kurabildiği gibi. Çin örneğinde de olduğu gibi, söz konusu devletler hem yeni örgütler kurabilmek için insiyatif alabilirken, hem de küresel düzeye ulaşan ticari ve ekonomik ilişkilerini muhafaza etmek ve uluslararası ticaret düzenine eklemlenebilmek amacıyla, bir takım fedakarlıklara da mal olsa, mevcut örgütlerden çıkarlarına uygun olanlara katılmak durumunda kalmaktadırlar.[9]

Uluslararası ilişkilerde güç tanımı değiştiğinden “güç” tanımı Devletlerin bir uluslararası örgüte girme eğiliminde birçok farklı değişkenin etkisi vardır. Devletler uluslararası politikada, uluslararası ticarette ya da küresel güç dengesi içinde etkinliğini artırmak için bir uluslararası örgütün tarafı olabileceği gibi, mevcudiyetini, kalkınmışlığını ve gücünü devam ettirmek ve sistemin bir parçası olabilmek amacıyla da uluslararası örgüte üye olma eğiliminde olabilirler. Her iki durumda da, devletler “güç”lerine doğru orantılı olarak, diğer birtakım devletlerle olan ortak çıkarlarını ittifak halinde gerçekleştirmek, eylemlerini daha kolay meşrulaştırmak ve farklı alanlarda, uluslararası örgütler nezdinde üye devletlerden kaynak ve destek sağlamak amacıyla, faydacı ve rasyonalist davranarak, uluslararası örgütlere üye olma eğilimi içerisine girmektedirler.


[1] Esat Çam, Siyaset Bilimine Giriş, İstanbul 2002, s.280.

[2] Kenneth W. Abbott, “WhyStatesActtroughFormal International Organizations”, Sage Publications Inc., Vol.42 No.1 3-32, Şubat 1998.

[3] Ann Kent, China, International Organizationsand Regimes: The ILO as a Case Study in Organizational Learning, Pacific Affairs, Vol. 70, No. 4 (Kış, 1997-1998), s. 517-532.

[4] Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri;Çatışma,Hegemonya,İşbirliği, Alfa Yayınları,2002.

[5] Arı, op.cit.

[6] Abbott, op.cit.

[7] Çam, op.cit., s.282.

[8] Edward D. Mansfield&Jon C. Pevehouse, “International Organizations”, The IO Foundation and Cambridge University Press, ,2006, 60 : s. 137-167.

[9] Ann Kent, “Global Governance”, LynneRiennerPublishers,Temmuz-Eylül 2002,Vol.8 No.3, s. 343-364.

KAYNAKÇA

  1. Çam,  Esat: Siyaset Bilimine Giriş, İstanbul 2002.
  2. Abbott, Kenneth W.: “WhyStatesActtroughFormal International Organizations”, Sage Publications Inc., Vol.42 No.1 3-32, Şubat 1998.
  3. Kent, Ann: China, International OrganizationsandRegimes: The ILO as a Case Study in Organizational Learning, Pacific Affairs, Vol. 70, No. 4 (Kış, 1997-1998).
  4. Arı, Tayyar:UluslararasıİlişkilerTeorileri;Çatışma,Hegemonya,İşbirliği,Alfa Yayınları, 2002.
  5. Mansfield, Edward D.&Pevehouse, Jon C.: “International Organizations”, The IO Foundation and Cambridge UniversityPress, 2006.
  6. Kent, Ann: “Global Governance”, LynneRiennerPublishers, Vol.8 No.3, Temmuz-Eylül 2002.

Yazar: Hasan Nuri SİNANOĞLU

Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü Yüksek lisans öğrencisi

09 Kasım 2012

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Düşmanımın Düşmanı Dostumdur: Çin – Rusya İlişkileri ve ABD

Çin – Rusya yakınlaşması 1990’lı yılların ikinci yarısında olgunlaşarak, iki büyük ülke arasında “stratejik ortaklık” …

Tek Yorum

  1. süper bilgilerle dolu bir yazı yolun açık olsun canım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan