ankara escort
Güncel Yazılar

Dünya Siyasetinin Subjeleri Olarak Türkiye ile Kazakistan

Taktikler, Konseptler ve Dış Politikalarındaki Yaklaşım Benzerlikleri*

I. Devletlerin Kriz Dönemindeki Dış Politika Tercihleri
Devletler arasındaki münasebetler bağlamındaki gelişmeleri konu eden haber ve analizleri takip eden kişilerin birçoğu, dünya siyasetindeki son dönem gelişmelerin uluslararası ortamı iyice kızıştıran özelliğe sahip olduğunu bir an bile tereddüt etmeden size teyit ederler. Gerginleşmeye yüz tutan politik ortam altında ülkelerin dış politika ajandaları üzerinde kriz yönetimi anlayışının etkisi hissedilmektedir[1]. Tansiyonu yükselten gelişmeler sonucu oluşan risklerin boyutunu azaltmak veya riskin kendisini ortadan kaldırmak, ilgili her bir aktörün önceliği kategorisine giren bir mevzudur. Örneğin, Güney Osetya krizinin Kafkasya bölgesinde yarattığı istikrarsızlığın önüne geçilebilmesi için Türkiye’nin “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu” önerisi ve diğer bölge devletlerinin Ankara’nın bu önerisine sıcak bakmaları böyle bir perspektiften irdelenebilir.

İstikrarsız uluslararası ortamın yarattığı meydan okumalar, ayrıca her bir devletin kendisince belirlediği önceliklerin konumunu muhafaza edebilmesinin önünde engeller oluşturabilmektedir. Küresel ve bölgesel düzlemlerde tansiyonu yükselten olaylar sonucu önceleri oluşturulmuş dengeler alt üst olmaya meyillidir. Söz konusu dengelerin özellikle devletlerin güvenliği ve ontolojik kaygıları ile doğrudan alakalı olduğu durumlarda, devletin önceleri belirlediği önceliklerinden kısmî olarak ya da tamamen vazgeçmesi[2] ve çabalarını farklı bir alana ya da aktör(ler)e, güce yoğunlaştırması devletin dış politikasındaki tercihlerinden bir tanesi olarak değerlendirilebilir.

Örneğin, 2008 yılının Ağustos ayında vuku bulan Rus-Gürcü çatışmasının epeyce etkisiyle, bir Orta Asya devleti olan Özbekistan’ın Rusya’nın başını çektiği EurAsEC örgütündeki üyeliğini dondurması, hatta CSTO’dan da çekilebileceğine dair söylentiler bu bağlamda aydınlatıcı olabilecek mahiyetteki gelişmelere benzemektedir[3]. Kremlin’in kendi üzerindeki etkisini kırmaya çalışan Özbekistan’ın kafasını tekrar Vaşington ve Brüksel’e döndürmesi sadece bir takım bölgesel-temelli siyasî ya da ekonomik avantajlar elde etmek için yapılmamıştı[4]. İşin içinde Özbekistan’ın güvenliği ekseninde oluşan risklerin etkisinin minimizasyonunun da var olduğunu söyleyebiliriz[5]. Burada bir faktör olarak öne çıkan mesele de, Afganistan meselesidir.

II. Taktiksel Değişimin Baş Öğesi
Güvenliği ve istikrarlılığı korumak amacıyla devletlerin içeride ve dışarıda taktik değişikliğine girmesi bu bağlamda normal karşılanması gereken bir durum olsa gerek. Taktiksel yeni çözümler üretme çabası gitgide hız kazanırken, bu çabayı harekete geçiren etmenlerin başında tabii ki, devletin ve devlet içerisinde yaşayan insanların güvenliği gelmektedir. Söz konusu etmenin kritik hale bürünmesinin engellenmesi, bir ‘ulusal çıkar gereği’ durum olarak algılanmaktadır. Nitekim değişen dünya koşullarında ve ‘reel politik’in hâkim olmaya başladığı uluslararası ilişkilerde, her devletin milli menfaatleri de etkilenmektedir.

Mütercimler’in da dediği gibi, “ulusal ilgi ve menfaatlerin değişimi için genellikle çok uzun bir zaman süresi ya da koşullarda ani ve köklü değişim gereklidir”[6]. Nitekim devletin dış siyasî hayatının ya da tüm dünyanın –ABD’de Demokrat Barack Obama’nın Başkan seçilmesi örneğinde olduğu gibi- dönüm noktalarında milli menfaatlere tekrar anlam kazandırmak ve dayanağını değişen dünya koşullarında bulmak taktiksel çözümün baş öğesi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, böyle bir eğilim sadece “failed states” olarak değerlendirilen ülkeler için geçerli değil[7], benimsediği ve propagandasını yaptığı değerlerini, menfaatlerinin izlenebilmesi için bir kenara iten Avrupa Birliği için de geçerli sayılmaktadır[8].

III. Başarılarını Dış Politikasına Borçlu olan Türkiye
‘Ulusal çıkar gereği’ gerekçesiyle dış politikada daha pragmatist hale bürünen Türkiye’nin dışarıda attığı adımlarına dikkat çekmeyen taraf kalmamıştır. Türkiye’nin özellikle yakın komşularının ve diğer bölgesel aktörlerin, dışarıda prestijinin gitgide güçlendiği Türkiye’den etkilenmemesi söz konusu bir durum değildir. Örnek vermek gerekirse, çatışma önleme ve çözümlemeyi hedef koyan ve dünyada itibarı olan bir kuruluş olan İnternational Crisis Group’un Türkiye ve Iraklı Kürtler arasındaki münasebetleri konu eden ve bir dizi önemli tavsiyeler öneren raporunda, sınırın iki tarafında pragmatizmin ultra-milliyetçiliği yenmesi, Türkiye ve Iraklı Kürtler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan ve ileride pekiştirilmesi gereken bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır[9]. Türkiye için böyle bir olumlu senaryonun ileride konsolide edilmesine sıcak bakmayan bir takım ayrılıkçı unsurların durumu Ankara aleyhine çevirebilmesi çabasının etkisizleştirilmesi bu bağlamda, Türkiye ve Iraklı Kürlerin ortak çabalarıyla gerçekleşecek bir durum olsa gerek.

Bir taraftan devletin “doğası” gereği, egoizmi kardeş eden milli menfaatlerini ile diğer taraftan “yurtta sulh, cihanda sulh” diye bilinen Türk dış politikasının en temel ilkesiyle uyuşturan Türkiye’nin “Ortadoğu, Balkanlar, Avrasya, Afrika ülkeleri ile geçmişten geleceğe dayanan jeopolitik geçiş, jeoekonomik aktarım ve jeokültürel kesişim noktalarında ‘lokomotif’ unsur olma özelliğini koruması”[10] başka aktörlerce arz edilen bir durum olsa gerek. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğine seçilmesi bu bağlamda savımızı kanıtlayabilecek bir delile benzemektedir.

Nitekim Türkiye’nin dış dünyada itibarının bu denli artmasına, izlemeye çalıştığı tutarlı ve devamlı dış politikasına borçlu olduğunu belirtelim. Tutarlı dış politikanın getirileri ve ne tür araçlarla sağlanabileceği konusunda kısaca durmak yerinde olur.

IV. Dış Politika Konsepti ve Tutarlı Dış Politikanın Getirileri
Dış politikada tutarlılık devletin belirlediği, benimsediği prensiplerle sağlanmaktadır. Devlet yetkilileri tarafından geliştirilen farklı konsept ya da doktrinler ise, devletin dış politikaya kazandırmak istediği sistematik görüşünün bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Tabii ki, bu ikisinin (dış politika konsepti ile doktrin) devlet ideolojisi ile yakından bağlantılı olduğunu da eklemek gerekir.

Söz konusu dış politika konseptleri, devletin kendisine atfettiği yükümlülük ve sorumluluklarını yansıtan dünyaya dair anlayışı ile bağlantılı bir öğe. Ayrıca bu konseptler, devletin diğer ülkeler ile ilişkilerinden ne bekleyip ne beklemediğini söylemeye çalışır. Nasıl olduğu ve olacağı konusunda da fikir verir. En önemlisi, devletin benimsediği ilkeler ve pozisyonundan hareketle devletin kendisini dünyada nasıl konumladığını, nerelerde gördüğünü anlatır.

Diğer taraftan, dışarı ile temasta bulunurken bir devletin önceden kestirilebilir adımlar atması çok önemlidir. Diğer devletlerin tepkisini böylece –‘kesin böyle olur’ diye söylememiz yanlış olsa bile- tahmin edebilme potansiyelini ellerinizde tutarsınız. Böylece devletlerin tepki oranları, devletlerarasındaki ilişkileri beklenmeyen bir boyuta taşıma olasılığını asgari düzeyde tutabilir. Bu bağlamda tutarlılık ve süreklilik gösteren dış politika, devletlerarasındaki sorunların tutarsız bir çerçevede ele alınmasını önleyebilir. İhtilafların, anlaşmazlıkların çıkmasını ya da derinleşmesini de önleyebilir[11].

Her dış politika konsepti, onu geliştiren devletin gücüne ve diğer önemli etmen ve sahip olduğu imkânlarına göre oluşturulmakta/oluşturulmalıdır. Ülkenin dış dünyadaki konumu ve nüfuzu, dış politika konseptini oluşturma sırasında göz ardı edilemez etmenlerin arasında yer almaktadır. Örnek vermek gerekirse, ABD’nin kabul ettiği ‘büyük stratejiler’in (Grand Strategies) ve etkisi küresel olan –Bush Doktrini gibi- doktrinlerin asıl dayanak noktası Vaşington’un diğer dünya başkentlerindeki yadsınamaz politik, ekonomik ve kültürel nüfuzuydu.

Bir başka örnek vermek gerekirse, Rusya’nın “Medvedev Doktrini”[12] ve 2008 yılında kabul edilen yenilenmiş “Rusya Dış Politika Konsepti”, Kremlin’in kendisini nasıl konumlandırdığını ve diğer aktörlerin buna karşı hangi tavır içine girmelerine imalar taşımaktadır. Bunlar ayrıca Moskova’nın elinde bulundurduğu imkân ve sahip olduğu kapasitelerinden yola çıkarılarak oluşturulmuştur.

Böyle konseptler aracılığıyla devlet kendi dış politikasına vizyon kazandırmaktadır. Söz konusu dokümanlar, devletin dışarıda izlemeye çalıştığı stratejisine de ışık tutmaktadır.

V. Ankara ve Astana’nın Beyin Fırtınası İhtiyaçları
“Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023” olarak anılan ve Türkiye himayesinde bulunan proje üzerinde çalışmalar gitgide hız kazanmaktadır. Söz konusu Türkiye’nin geleceğine dair planları ve görüşü çerçevesinde tartışmalar büyümekte, farklı perspektif ve bakış açıları da farklı akademisyen, uzmanlar tarafından dile getirilmektedir[13].

Nitekim daha önceden de vurguladığımız gibi ve Türkiye’nin dost ülkesi olarak bilinen ve bir Orta Asya ülkesi olan Kazakistan’ın Cumhurbaşkanının sözleriyle de söylersek, “çağdaş şartlar altında açıkça saptanan pozisyon, hedef ve onları gerçekleştirebilmek amacıyla belirlenen olası araç ve imkânlar temelinde dış politika faaliyetlerinin aktifleştirilmesi” bir zorunluluk haline dönüşmektedir.

Bunu anlayan Türkiye de, bu doğrultuda beyin fırtınasına, sağlıklı bir tartışma ortamına ihtiyaç duyduğunu anlamış ve 2008 yılının 15 Temmuz tarihinde tüm Türk büyükelçilerini Ankara’ya “Türk Dış Politikası: Yönelimler ve Öncelikler” konferansına davet etmişti. Değişen dünya koşullarında Türkiye’nin neler yapması gerektiği ve yapabileceği tartışma konusu idi. Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ayrıca davet edilenlere, Türkiye’nin dış siyasetinin çağın ve uluslararası sistemin koşulları ile ihtiyaç ve zorunlulukları ekseninde şekillenmeye mecbur kaldığını açıkça söylemişti[14].

Kazakistan da, uluslararası sistemde yaşanan değişim ve etkileşimin bir hayli etkisiyle, bu tür tartışma ortamının faydasını anlamış bulunmaktadır. Bu düşüncelerden hareketle, Kazakistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Genişletilmiş Kurulu gerçekleşmişti. Farklı ülkelerde hizmet eden Kazak diplomatları Astana’ya çağrılmış ve dünyada olup-biten gelişmeler konusundaki görüşlerinin aktarılması ve diğer meslektaşlarla paylaşılması talep edilmişti.

VI. Kazakistan’ın Yeni Dış Politika Konsepti
Söz konusu Genişletilmiş Kurula Kazakistan’ın baş dış politika stratejistı ve ülkenin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev de katılmıştı. Katılma amacı ise, Kazakistan “Foreign Office”ının dış politika ufuğunda kılavuzluk edecek yeni noktaların saptanması ve birlikte tartışması idi.

Kurul katılımcılarına seslenen Cumhurbaşkanı, Kazakistan’ın mevcut olan dünyadaki vaziyete karşın dış tehditlere layıkıyla cevap verdiğini söyledi. Ayrıca farklı veçhelerde geliştirilen diplomatik aktiviteler sayesinde Kazakistan’ın küresel süreçler içinde aktif ve tam değerli üye olması sağlanmıştı, diyerek Kazakistan’ın önemli konumunun altını çizmeye çalışmıştı.

Ayrıca bu toplantıda Kazakistan’ın yeni bir dış politika konseptine ihtiyaç duyduğu konusunda mutabakat sağlanmış ve Dışişleri Bakanlığı’na söz konusu dış politika konsepti ile alakalı olan çalışmalarının başlatılması kararlaştırıldı.

Kazakistan Cumhurbaşkanı N.Nazarbayev’ın geliştirecek olan yeni dış politika konsepti konusundaki düşünceleri ise şu şekildedir: “Söz konusu metin dünyada süregelen vaziyetin derin analizini içermelidir. Ayrıca önemli uluslararası sorunlara karşı net pozisyonun yanı sıra, küresel ve bölgesel ölçekteki münasebetlerinde Kazakistan’ın dış politika menfaatleri ile rolü belirlenmelidir. Çünkü Kazakistan dünya siyasetinin subjesine dönüşmekte ve bu da demek oluyor ki, Kazakistan’ın düşünce ve tutumuna diğer dünya ülkeleri önem vermektedirler.”[15]

Aslında yukarıda bahsettiğimiz Türkiye’de dünya siyasetinin bir subjesine dönüşmüş bulunmaktadır. Ve tabii ki, Türkiye’nin de dünyadaki rolü ile dış politika menfaatleri belirlenirse, Türkiye için daha iyi olacak bir durum.

VII. İki Ülke Dış Politikalarındaki Benzer Yaklaşımlar
Konumuz Türkiye ve Kazakistan’a gelmişken, bu iki ülke arasındaki dış politikadaki vizyonları konusundaki benzerliklerinin üzerinde durmak yararlı olur düşüncesindeyim.

Kazakistan tıpkı Türkiye gibi, Doğu ile Batı dünyası arasında köprü vazifesini üstlenmek istemekte, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’nın Baş Dış Politika Danışmanı olan Ahmet Davutoğlu’nun geliştirdiği ‘komşularla sıfır problem’ ve ‘ritmik diplomasi’ nosyonlarını desteklemekte, bölgesel güvenliği ön plana çıkartmakta ve medeniyetler arası, dinler arası diyaloğun devamını dilemektedir. Kazakistan daha barışçıl bir dünyanın oluşması için çaba harcamakta ve bu isteğini her önemli uluslararası platformda dile getirmektedir.
Astana, Türkiye’nin özellikle son dönem dış politika başarılarını merakla izleyen ve bağımsızlığından bu yana desteğini hep açıkça ifade eden bir başkent olmuştur. Ayrıca Ankara’nın benimsemeye çalıştığı ‘arabulucu’ rolünü teşvik eden ülke konumunda olan Kazakistan’ın kendi diplomatik gücünü Türkiye gibi bir ülkeyle arttırmaya çalışması olağan karşılanabilecek bir durum olsa gerek. Nitekim değişen dünya koşullarında ve çoğu uzmanın da belirttiği gibi “Doğu dünyası”nın kendi gücüne güç katmaya başladığı bu evre içerisinde, Astana ve Ankara’nın koordineli ve tutarlı bir dış politikaya ihtiyaçlarının arttığı kesin.

31 Aralık 2008

Yazar: Daniyar Kosnazarov

Dipnotlar
Bu makale EurAsia Critic dergisinin Ocak sayısında İngilizce dilinde yayınlanacaktır.
[1] Devletlerin kriz yönetimi yöntem ve deneyimleri konusunda daha kapsamlı bilgi için bkz, Erol Mütercimler, Yüksek Stratejiden Etki Odaklı Harekâta. Geleceği Yönetmek, Alfa Yayınları, 2006, s.657-681.
[2] 11 Eylül 2001 saldırısı sonrası, ABD’nin bir takım hukuksal güvencelerden vazgeçerek, belirli denetim prosedürlerini sıkılaştırması örneğinde olduğu gibi.
[3] Tabii ki, işin içinde başka önemli nedenler de vardır. Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Karimov’un bölgesel entegrasyon konusundaki tutumu ve görüşleri de etkili faktörler arasındadır.
[4] Monika Shepherd, Uzbekistan Suspends EurAsEC Membership, İnstitute for the Study of Conflict, İdeology and Policy (İSCİP), 24 Kasım 2008.
[5] Tabii ki, böyle bir değerlendirme çabasına girişirken, söz konusu devletin bulunduğu bölgesine, sahip olduğu imkân ve koşullarına dikkat çekilmesi gerekir. Özbekistan’ın bulunduğu Orta Asya bölgesi üzerine ve bu bölge devletlerinin dış politikasını etkileyen faktörler konusunda anlamlı bir değerlendirme için bkz, L.Yun, Central Asia: Geopolitical Prisoners?, İnternational Studies Association 48th Annual Convention.
[6] Erol Mütercimler, a.g.e., s.383.
[7] Daha fazla bilgi için bkz, The Failed States İndex 2007, Foreign Policy Dergisi, Temmuz/Ağustos 2007,http://www.foreignpolicy.com/story/cms.php?story_id=3865
[8] Judy Dempsey, For EU, rights falling victim to convenience, İnternational Herald Tribune gazetesi, 13 Aralık 2007.
[9] Daha fazla bilgi için bkz, Turkey and Iraqi Kurds: Conflict or Cooperation?, Middle East Report Nº81, 13 Kasım 2008, http://www.crisisgroup.org/home/index.cfm?id=5777&l=1
[10] V.Özdemir, E.Kelleci, A.R.Cüce, “Merkez Ülke Olma Yollarında Türkiye”, ODTÜ Sosyal Demokrasi Topluluğu,http://www.sodem.metu.edu.tr/yazi2.html
[11] Tabii ki, bu tür görünürde normatif yaklaşımın pratikte vuku bulması için ise, tabii ki, sorunlarla ilişkili olan herkesin somut stratejisi olmalıdır. En önemlisi, yerkürede bulunan her devletin benimseyeceği ortak ilkelere, uluslar arası hukuk normlarına sadık kalmaları gerekir. Ki bu tür sadakatin devletlerin ulusal menfaatlerinin baskısı altında rafa kaldırılabileceği olgusunun gitgide yaygınlaştığını görebiliyoruz.
[12] George Friedman, The Medvedev Doctrine and American Strategy, STRATFOR, 2 Eylül 2008
[13] Daha ayrıntılı bilgi için bkz, http://www.tsv2023.org/
[14] Daniyar Kosnazarov, Yeni Dönem Türk Dış Politikasını Anlamak, Türk Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), 30 Eylül 2008, http://www.tasam.org/index.php/index.php?altid=2478
[15] “Nursultan Nazarbayev prinyal uçastie v rasşirennom zasedanii kollegii Ministerstva inostrannıh del RK” (Nursultan Nazarbayev’ın Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Genişletilmiş Kuruluna Katılımı), Kazakistan Dış İşleri Bakanlığı Sitesi, 11 Aralık 2008

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir