Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

Ege Hava Sahası Sorunlarında Türk-Yunan Savları

1. Türk-Yunan Savları

Ege Hava Sahası Sorunu’nun asıl kaynağı Yunanistan’ın ulusal karasuları genişliği ile hava sahası genişliği arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Yunanistan 1931 yılından itibaren hava sahası genişliğini 10 mil kabul etmiş ve karasuları sınırı da 1936 yılında 3 milden 6 mile yükseltmiştir. Ege Hava Sahası Sorunu Yunanistan’ın 10 millik iddiasından kaynaklanmaktadır.

Yunanistan’ın 10 mil hava sahası iddiası, 1921 tarihli yasa ile onaylayarak taraf olduğu “Hava Seyrüseferinin Düzenlenmesine İlişkin 1919 Paris Sözleşmesi”[1] ve 5017 sayılı “Sivil Havacılık Yasası”na dayanarak çıkarmış olduğu “6/18 Eylül 1931 tarihli Sivil Havacılık ve Kontrolü Amacıyla Karasularının Genişliğinin Belirlenmesine Dair Kararnamesi[2]”den kaynaklanmaktadır[3].

Yunanistan 10 millik uygulamanın uluslararası alanda hiçbir aykırılığı teşkil etmediğini iki görüşe dayandırmaktadır. Birinci dayanağı 10 millik hava sahası genişliğini uluslararası hukuka uygun bulmasıdır. İkinci dayanağı ise Türkiye’nin 1975 yılına kadar bu uygulamaya hiçbir tepki göstermemesidir. Yunanistan’a göre, uluslararası toplum Yunan ulusal hava sahasının özel statüsüne 1931’den beri rıza göstermiş ve tanımıştır. İkinci Dünya Savasından önce Ege’yi ve ICAO’nun kuruluşundan sonra Atina FIR’ını kullananların hepsi, bu bölgeye saygı göstermişler ve Yunan makamlarının istediği gibi “Yunan topraklarına 10 milden fazla yaklaşmamışlardır”.[4]

1931 yılında Kraliyet Kararnamesi ile hava sahası genişliğini sözde “sivil havacılık ve hava polisliği”[5] amacıyla 10 mil kabul eden Yunanistan, bu durumu ancak 1974 yılında ICAO’ya bildirmiştir ve uluslararası alanda ilan etmiştir.

1.1. Sorunun Ortaya Çıkışı

Türkiye Yunanistan’ın 1974 ICAO bildirisi üzerine iddialara karşı tepkisini ortaya koymaya başlamıştır. Türkiye, 14 Mayıs 1975’te yapılacak olan TASMO (Deniz Harekâtı Taktik Hava Desteği) tatbikatını Yunan karasularına 6-8 mil uzaklıkta olacak şekilde planlamıştır. NOTAM için Yunanistan’a başvurmuş ve cevap olarak yayımlanan NOTAM ile “uçakların Yunan kıyılarına 10 milden daha fazla yaklaşmamalarını” içeren bir madde eklemiştir[6]. Türkiye 15 Nisan 1974’te ICAO’ya yolladığı mesajla TASMO tatbikatında Yunan kıyılarına 6 mile kadar yaklaşılacağı bildirilmiştir. Böylece Yunan iddialarına Türk tarafı zımnen itiraz etmiştir.  Yunanistan’ın bu iddiası ile ilgili olarak ICAO Konsey Başkanı nezdinde de girişimde bulunulmuştur.[7] O dönem Türkiye’ye gelen ICAO Konsey Başkanı Binaghi 10 millik iddiaya karşı uyarılmıştır. TASMO tatbikatında da Yunan kıyılarına 6 mil kalacak kadar yaklaşılmıştır.

1.2. Yunan Tezleri

Yunanistan’a göre 10 millik hava sahası iddiası uluslararası alanda saygı görmüş ve örf adet hukuku halini almıştır. Türk tarafının yıllarca tepki göstermemesini kabulleniş olarak algılamışlardır. 10 millik hava sahasını polisiye için gerekli gördüğünü ve devlet uçaklarının yani dolayısıyla askeri uçaklarında bu uygulamanın kapsamına girdiğini ileri sürmektedir. FIR sorumluluğunu uluslararası hava trafiğini ve güvenliğini sağlamaktan başka bir amaç için kullanmadığını ve mecbur kalmadıkça Türkiye’nin askeri tatbikatlarının yer ve zamanında değişiklik yapılmasını istemediğini belirtmiştir.[8] Yunanistan iddialarını iç hukukuna da dayandırmaktadır. Bazı yunan akademisyenler BMDHS’ye göre Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma hakkı olduğunu ve dolayısıyla 10 millik iddialarının da bu gerekçeye dayandırabileceklerini öne sürmektedirler.  Yunanistan’ın 1982 BMDHS’ye göre karasularını 12 mile çıkarma eğilimine karşı, Türkiye’nin bu yöndeki bir kararı casus belli (savaş nedeni) sayması, hava sahası konusunda Yunanistan’ın bu tutumunu engelleyen önemli bir etkendir.[9]

Yunanistan ise 10 ile 6 mil arasındaki bölgeye giren Türk uçaklarının Yunan hava sahasını ihlâl ettiği iddiasıyla Türkiye’yi devamlı protesto etmektedir.[10]

1.3. Türk Tezleri

Türkiye 10 millik Yunan iddialarını kesinlikle kabul etmemektedir. Daha önceleri 1944 Chicago Sivil Havacılık Sözleşmesi’ne dayanarak Yunanistan’a karşı tepkide bulunmamıştır. Zira bu sözleşmenin 1. maddesi taraf olan ülkelerin, her ülke için kendi hava sahası üzerinde tam ve münhasır egemenliği kabul etmekte, 2. maddesi ise yalnızca sivil hava taşımacılığı için izin vermektedir. Bu dayanaklarla ileri sürülen iddialar belli bir süre ciddiye alınmamıştır.

15 Mayıs 1975’te ICAO’ya gönderilen bir teleks mesajı ile iddiaların kabul edilmediği iletilmiştir. Türkiye, bununla da yetinmeyerek, 05 Mayıs 1975 tarihinde Yunanistan’a göndermiş olduğu bir teleks mesajı ile de Yunanistan’ın ilan ettiği 10 millik hava sahasını kabul etmediğini bildirmiştir.[11] Uluslararası hukuk, bir kıyı devletine farklı amaçlar için farklı genişlikte karasuları ve hava sahası ilan etme imkanı tanımamaktadır. Bu amaçla Türkiye Yunan uygulamalarının uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği konusuna da dikkat çekmektedir. ICAO Konseyi Nisan 1948’de almış olduğu bir kararla, “açık deniz üzerindeki hava sahasında yalnızca açık deniz rejiminin geçerli olduğunu” kabul etmiştir.[12]

Türkiye, Yunanistan’ın Ege’de Türk uçaklarının uçuşlarını engellediğini, FIR Hattı haklarını kötüye kullanarak Ege üzerinde egemenlik iddia ettiğini ve imzalanan sözleşmelere aykırı olacak şekilde Ege’de hava koridorları tesis etmeye çalıştığını ileri sürmektedir. Yunanistan, Türk askeri uçaklarının bu uygulama kapsamına girdiğini söyleyerek Yunanistan’a uçuş bilgi ve raporlarını vermesini istemektedir.[13] Yunanistan kıyılarından itibaren 6 mil sonrasında kalan kısım uluslararası hava sahası yani açık deniz kabul edilmektedir.  1958 Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi md. 2 ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) md. 87/1/b açık deniz üzerindeki hava sahasında bütün devletler için uçuş serbestliği öngörmektedir.[14]

Yunanistan’ın hava sahasında 10, karasularında 6 millik sınır uygulaması çelişkili bir durumdur. Uygulamalar bu sınırlar çerçevesinde kabul edildiği taktirde örneğin Ege Hava Sahası’na 7 mil uzaklıkta seyreden bir gemiden helikopter havalanması yasalara aykırıdır. Yunanistan iç hukukuna göre geminin bulunduğu konum uygun fakat hava sahası uygun kabul edilmemektedir. Uluslararası hukuk açısından böyle bir durum aykırılık ifade etmektedir. Çünkü bir devletin hava sahası genişliği kara suları sınırına denk olmak zorundadır.  Dünyada Yunanistan’dan başka hava sahasının sınırı karasularından farklı olan bir ülke yoktur.[15]

Yunanistan 1919 Paris Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldıran 1947 Chicago Sözleşmesi’ni onaylamıştır. Yunanistan’ın iddiaları Chicago Sözleşmesi’ne aykırıdır. Sözleşmeye göre böyle bir durum kabul edilmemişken, Yunanistan Türkiye’nin böyle bir durumu kabul etmesini beklemektedir.

2. Üçüncü Tarafların Tutumu

Yunanistan’ın 10 millik iddiası uluslararası hukuka aykırı olduğundan bu iddiayı onaylayan, destekleyen başka bir devlet bulunmamaktadır. Aksine devletler bu uygulamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu kabul etmiş ve yunan kıyılarına 6 mil kalana kadar uçuş bilgisi vermemektedirler.

İngiltere 1940 ‘da durumu protesto etmiştir.[16]  ABD ise 1997 yılından itibaren tepkisini ortaya koymaya başlamış, bu iddiaları kabul etmediklerini resmi kişiler aracılığı ile ilan etmişlerdir. Zaman zaman yapılan açıklamalar veya sorulan sorular üzerine Amerika Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Atina Büyükelçisi konunun kabul edilemez olduğunu dile getirmişlerdir. NATO’da dolaylı yoldan bu uygulamayı tanımadığını belirtmiştir. Öyle ki Ege’de NATO tatbikatlarına katılan ABD uçakları da, Yunanistan’ın 6 millik karasuları dışına taşan hava sahası iddiasını dikkate almamaktadırlar.[17] Sonuç olarak hiçbir devlet tarafından bu uygulama tanınmamıştır.

3. Güven Arttırıcı Önlemler

İki ülke arasındaki uyuşmazlıkların temeli tarihe dayanmaktadır. Kıbrıs sorunu, kıta sahanlığı sorunu,  Ege hava sahası sorunu ve Yunanistan’ın Megali İdea’ya ulaşma çabaları uzlaşmayı imkansızlaşma yoluna götürmüştür. Sorunların asıl tırmanma noktasını 1950’lerden sonra Kıbrıs meselesi oluşturmuştur.[18] Yunanistan’ın enosis amaçları her fırsatta yayılma çabalarını bir kez daha gözler önüne sermiştir. 1974 Kıbrıs Müdahalesi ise Türkiye’yi açık bir şekilde askeri tehdit olarak göstermiştir. Yaşanan gelişmelerin, görüşmelerin kamuoyu önünde yaşanması uzlaşmayı zorlaştırmıştır. Zira her iki ülkenin vatandaşları üzerinde yaşananların derin izler taşıması ödün vermeyi engeller hale getirmiştir.

İki ülke arasındaki güvenlik önlemleri, ancak ikili diyalog halini aldığı zaman sonuca yaklaşılacağına inanılmaktadır. Yani sorunların çözümünde başka bir devletin aracı konumuna girmesi daha zorlaştırıcı bir ihtimal olarak görülmektedir.

Uyuşmazlıkların çözümü için BM mekanizmasının ve uluslararası hukukun işlerliğinin arttırılması gerektiği dile getirilmektedir.[19] İki ülke arasında ilişkiler bazen diplomasi bazen de çatışma ile sürdürülmüştür. Çatışmaya daha fazla eğilimin olması ise ortada bir güvensizlik algısının varlığına vurgu yapmaktadır. Duruma birde üçüncü aktörlerin etkisi eklendiğinde durum daha da karmaşıklaşmaktadır.[20] Karşılıklı güven oluşması için tarafların kararlı ve tutarlı davranmaları diplomatik görüşmelerin arttırılması gerekmektedir. Tarafların her sorunda diplomasi yanında askeri gücü öne sürmeleri uzlaşma şartlarını zor bir hale getirmektedir. Türk-Yunan ilişkilerinde tarafların aralarındaki sorunları çözmeden önce güvenlik güven aşamalarını sağlam zemine oturtmaları ve süreklilik kazanmaları gerekmektedir.[21]

1988’de taraflar Atina ve İstanbul mutabakatları ile güven ortamı bir zemine oturtulmak istenmiştir. Turgut Özal iki ülke arasındaki siyasi sorunların ekonomik işbirliğini engellediğini öne sürmüş, ancak ekonomik işbirliğiyle sorunların azaltılabileceği vurgusunu yapmıştır. Güven arttırıcı önlemlere ilişkin olarak, 8 Temmuz 1997’de iki ülke arasında Madrid deklarasyonu imzalanmış, 1998 yılında NATO tarafından geliştirilen ‘güven arttırıcı önlemler’ açıklanmıştır. Yunanistan’ın 1990’lı yılların sonuna doğru teröre desteğinin açığa çıkmasıyla ilişkiler gerginleşmiş ve girişimler sonucu Cem-Papandreu mektuplaşmasıyla ılımlı diyalog süreci tekrardan sağlanmaya çalışılmıştır.

4. Olası Senaryolar

Geleceğe yönelik olarak Türk-Yunan ilişkilerinde Lütfi Öztürk tarafından iyimser ve kötümser olarak orta ve uzun vadede olası senaryolar yazılmıştır. Orta vade 2015 yılına, uzun vade ise 2030 yılına kadar olabilecek muhtemel senaryoları oluşturmaktadır.

Orta vadede iyimser senaryoda Türkiye’de terör sorunu ortadan kalkacak, GAP projesiyle Güneydoğu Anadolu’da istihdam artacak ve refah düzeyi yükselecektir. Türkiye tam anlamıyla laik bir ülke olacak ve kendi petrolünü kendi çıkararak dışa bağımlılığını azaltacaktır. Yunanistan ile gelişen ilişkilerde karşılıklı yatırımlar artacak ve 2015’e kadar olan sürede kişi başına düşen milli gelirini arttıracaktır. Komşularının içindeki karışık dönem geride kalacak ve ticaretini daha fazla geliştirecek, Avrupa Birliği’ne girme isteğini artık sorgular hale gelecektir. Avrupa Birliği (AB) Tek Hava Sahası 2011 yılında hayata geçirilmiş ve Türkiye AB üyelik müzakereleri devam etmesine rağmen, AB Tek Hava Sahası kapsamındaki antlaşmalara dahil edilecek,  Atina FIR Hattı iptal edilecek ve AB Tek Hava Sahası kapsamında tek merkezden kontrol başlayacak, artık Adalar Denizi’nde hava sahası konusunda Yunanistan’ın elinde koz kalmayacaktır.[22]

Uzun vadede iyimser senaryoda ise orta vadeli senaryoların daha gelişmiş ve daha fazla iyileştirilmiş olduğu görülür. Güneydoğu Anadolu bölgesi GAP’la birlikte kalkınmış, ülke için sorun yaratan parça olmaktan çıkacaktır. Yunanistan artık iyi bir komsu ülke haline gelecek, tüm sorunlar çözülme aşamasına gelecektir.[23] Yunanistan 10 millik hava sahası iddiasına uluslararası alanda bir destek bulamaması nedeniyle vazgeçtiğini ilan edecektir.

Bunlar orta ve uzun vadede iyimser senaryolardır. Orta vadede olası muhtemel senaryolar uzun vadeyle temeli sağlamlaştırılmış olarak gerçekleşeceği düşünülmektedir.

Orta vadede kötümser senaryolarda ise Türkiye içeride ve dışarıda birçok sorunla baş edememiş, iyimser senaryoların tam tersi oluşturulmuştur. Türkiye’nin dışa bağımlılığı artacak, ekonomisi gittikçe küçülme gösterecektir. ABD Yunanistan eksenine kayacak ve Türkiye Ege Hava Sahası’nda kontrolünü tamamen kaybedecektir. AB Tek Hava Sahası anlaşmalarına Türkiye dahil edilmeyecek ve Ege sorunlarında tüm kozlar Yunanistan’ın eline geçecektir.

Uzun vadede kötü senaryolarda da orta vadede gerçekleşecek muhtemel olayların ileri etkileri üzerinde durulmaktadır. Yunanistan 10 millik Milli Hava Sahası iddiasında, AB’den de destek bulmaya başlayacak ve bunun sonucunda AB, Adalar Denizi’nde Yunanistan Milli Hava Sahasının 10 mil olduğunu ilan edecektir.[24]

5. Sonuç Önerileri

İki ülke arasındaki sorunların teşkilatlanmayla bir çözme kavuşulacağına inanılmaktadır. Bu öneriye temel olan Almanya-Fransa güvensizliğini ortadan kaldıran işbirliği Yunanistan ve Türkiye için örnek teşkil etmektedir. Her iki ülkede enerji bakımından dışa bağımlıdır. Ege’de yapılacak ortak bir petrol arama çalışması ilişkilerde olumlu sonuçlar doğurabilir.

Çözüm yolunda dikkate değer diğer bir konu ise yalnız iki devletin iletişim halinde olması gerektiğidir. Ege Denizi Yunanistan ve Türkiye dışında başka bir devlete ait değildir. Konunun çözüm aşamasında da yalnız bu iki devlet rol almalı, sorunları daha karmaşık hale getirecek üçüncü bir devlet konuya müdahil edilmemelidir. Ege Denizi’nde canlı çeşitliliğinin korunması, deniz kirliliğinin engellenmesi ve Yunan adaları ve Ege bölgesindeki orman yangınlarıyla mücadelede işbirliğine olanak tanıyabilir Ege’de balıkçılık ve turizm gibi iki ülke ekonomisini doğrudan etkileyen alanlarda birlikte hareket etme imkânı sağlayabilir. [25] Her iki tarafın kamuoyu olaylara karşı önyargı barındırmakta ve bu önyargılar çözüm sürecine ayak bağı olmaktadır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne dahil edilmesiyle Yunanistan’la olan sorunların büyük bir kısmının sadece teorikte kalacağı, fiilen sorun olmaktan çıkacağı söylenebilir.[26]  Hükümetlerin kendi iç hesapları, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri zaman içinde ilişkileri zor bir duruma sokmuştur. Çözüm için devletin dış politikası doğrultusunda gerçekçi bir yol izlenmeli, kişisel çıkarlar uzak tutulmalıdır.

Zaman ilerledikçe çözüm bir ihtiyaç halini almaktadır. Nitekim Yunanistan’ın bu yönde bir ihtiyacının ortaya çıkması olduğu, 2004 yılındaki Yaz Olimpiyatları’nın doğurduğu güvenlik ihtiyaçları kapsamında sorunların bazılarında yaşanan iyileşmelerle görülmüştür.[27] Bu iyileşmeler ortama bir yumuşama havası getirmiştir. Ege hava sahasında çözümün daha çok, Tek Avrupa Hava Sahası projesiyle gerçekleşeceği düşünülmektedir. Bu proje kapsamında SEFIR (Tek Avrupa Uçuş Malumat Bölgesi) Avrupa toplulukları ve üye ülkeler tarafından talep edilecek, bu talebin gerçekleşmesi durumunda Türkiye karşısında muhatap olarak Avrupa Birliğini görecektir. Ancak ICAO’ya kurallarına göre yeni bir FIR düzenlemesi yapılabilmesi için bölgesel bir anlaşmanın yapılması gerekmekte ve bu anlaşmayı ICAO’nun onaylaması gerekmektedir.[28]

Sonuç olarak Ege hava sahasında Yunanistan uluslararası hukuka uygun olmayan şekilde iddialarda bulunmuştur. Ege’yi kendi denizi haline getirmeye çalışmaktadır. Bu durumun çözümünü milletlerin aynı coğrafyada yaşadıkları zor şartlar daha da zor hale getirmektedir. Üçüncü taraflardan bir destek bulamayan Yunanistan mantıken de aykırı bu iddiasını kendi uydurmuş fakat yeterince kılıf bulamamıştır.

Dipnotlar


[1] 1944 tarihli Şikago Sözleşmesi, bu Sözleşme’yi yürürlükten kaldıracak ve 2’nci maddesinde yer alan ifade ile hava sahası yatay sınırlarının karasuları ile sınırlandığını kabul ve ilan edecektir.

[2] “Kraliyet Kararnamesi”

[3] S.H. Başeren, Ege Sorunları, 1. baskı, Ankara, TÜDAV Yayınları, 2006, s. 145.

[4] SYRIGOS, A. M., The Status of the Aegean Sea According to International Law, Athens 1998.

[5] FAZLA, H. (2006), Ege Hava Sahası, FIR ve Komuta Kontrol Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

[6] TASMO tatbikat NOTAM’ı LGAT, 14 Mayıs 1975, DHM_ Hv. Enf. Md.

[7] S.H. Başeren, Ege Sorunları, 1. baskı, Ankara, TÜDAV Yayınları, 2006, s. 147.

[8] ÇOBAN. D, İstanbul Barosu Dergisi, 2007, Cilt:81, sayı 5.

[9] DARCAN, A.İ. (2008). Türk-Yunan İlişkilerinin Psikopolitiği ve Hava Sahası Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 26.

[10] FAZLA, H. (2006), Ege Hava Sahası, FIR ve Komuta Kontrol Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.44.

[11] Fuat Aksu, Türk-Yunan İlişkileri, İlişkilerin Yönelimini Etkileyen Faktörler Üzerine Bir İnceleme, 1. baskı, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, 2001, s. 94.

[12] DARCAN, A.İ. (2008). Türk-Yunan İlişkilerinin Psikopolitiği ve Hava Sahası Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 27.

[13] ÇOBAN. D, İstanbul Barosu Dergisi, 2007, Cilt:81, sayı 5.

[14] FAZLA, H. (2006), Ege Hava Sahası, FIR ve Komuta Kontrol Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 49.

[15] FAZLA, H. (2006), Ege Hava Sahası, FIR ve Komuta Kontrol Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 50.

[16] S.H. Başeren, Ege Sorunları, 1. baskı, Ankara, TÜDAV Yayınları, 2006, s. 149.

[17] DARCAN, A.İ. (2008). Türk-Yunan İlişkilerinin Psikopolitiği ve Hava Sahası Sorunları. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 28.

[18] SANDIKLI, A.(Ed). (2012). Teoriler Işığında Türk-Yunan İlişkilerinde Ege Sorunu. Teoriler Işığında Güvenlik, Savaş, Barış ve Çatışma Çözümleri, s. 211-249. Ankara: BİLGESAM, s. 211.

[19] AKSU, F. “Türk-Yunan İlişkilerinde Güvenlik ve Güven Arttırma Çabaları”, Soğuk Savaş Sonrasında Avrupa ve Türkiye, Cem Karadeli (der.), Ankara: Ayraç Yayınları, (2003), s. 4.

[20] F. AKSU, 2003, s. 4.

[21] F. AKSU, 2003, s.5.

[22] ÖZTÜRK, L. (2007). Adalar Denizi’nde Hava Sahası ve FIR Hattı Sorunlarının, Ulusal ve Uluslararası Hava Hukuku ve Deniz Hukuku Açısından İncelenmesi ve Türkiye’nin İzlemesi Gereken Stratejilerin Belirlenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze İleri Teknoloji Enstitüsü Sosyal Bilimler Enstitüsü. Tez No:210791, s. 121.

[23] L. ÖZTÜRK, 2007, S. 122.

[24] L. ÖZTÜRK, 2007, S. 133.

[25] SANDIKLI, A.(Ed). (2012). Teoriler Işığında Türk-Yunan İlişkilerinde Ege Sorunu. Teoriler Işığında Güvenlik, Savaş, Barış ve Çatışma Çözümleri, s. 211-249. Ankara: BİLGESAM, s. 236.

[26] GÜMÜŞKAYNAK, A. Türk-Yunan İlişkileri. Hükümet ve Liderlik Okulu, Bahçeşehir Üniversitesi, s. 12.

[27] BULUT, G. (2012). Ege Hava Sahası Sorunları, Çözülmüş Olanlar ve Sorunların Geleceği. Güvenlik Stratejileri Dergisi, 16, 4 Mart 2013, Araştirmax, s. 135.

[28] G. BULUT, 2012, s. 136.

Yazar: Dilek KARADENİZ, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi.

01 Mart 2014

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir