Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Ekonomik Korkular Avrupa’yı Bölüyor

Türkiye, “geleceğini tayin ettiği” genel seçimlerin ardından “milletin iradesini görmezden gelemeyeceğini” belirten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün olası cumhurbaşkanlığını tartışıyor. Yeni hükümette kimlerin olacağından çok yeni cumhurbaşkanının kim olacağı ve cumhurbaşkanı seçilebilmesi için Meclis Genel Kurulu’nda oylama için gerekli olan 367 sayısının nasıl sağlanacağı şimdi Ankara’da en fazla merak edilen konu. Alman Tagesspiegel gazetesinin satırlarına aktardığı üzere “ülkesindeki en Avrupa dostu partinin iktidarını tescil eden” Türk seçmen, “AB’ye tam üyelik şartlarını yerine getirecek reformları sürdürmesi için iktidarı görevlendirdi” üstelik “Avrupa karamsarlığının artmakta olduğu” bir dönemde… Yine Lüksemburg’da yayımlanan Wort gazetesinin yorumuna göre “Erdoğan hükümeti sayesinde Türkiye, son dörtbuçuk yılda büyük bir hamle yaptı”. Aynı gazeteye göre AKP iktidarı “Turgut Özal dönemi hariç daha önceki bütün hükümetlere kıyasla çok daha büyük bir ilerleme” kaydetti(!)…Kamuoyunda epey tartışma yaratan AKP iktidarının ilerleme kaydettiği(!) alanların başında hiç şüphesiz sermayenin serbest dolaşımı çerçevesinde yapılan özelleştirmeler geliyor. Türkiye’den sermaye hareketlerini engelleyen tüm sektörel ve yapısal engelleri kaldırmasını isteyen AB, şimdi yabancı yatırımlar içerisinde giderek artan oranda üçüncü ülkelerin devlet fonları aracılığıyla yaptıkları yatırımlar konusunu tartışıyor. Birliğe üye devletlerin hükümetleri, Avrupa piyasasının üçüncü ülkelerin devlet fonları aracılığıyla yaptıkları yatırımlara ne kadar açık olması gerektiği konusunda ise kelimenin tam anlamıyla bölünmüş durumdalar.

Avrupa, Devlet Fonları Aracılığıyla Yapılan Dış Yatırımlardan Korkuyor 
“Sovereign wealth fund”, hükümetlerin genellikle ihraç ettikleri petrolden sağladıkları gelir ya da döviz rezervlerini değerlendirdikleri yatırım araçlarının tümü için kullanılan bir terim. “Sovereign Wealth Fund” olarak adlandırılan rezerv yatırım fonları aracılığıyla merkez bankaları, rezervlerinin tamamına yakın bir kısmını istikrarlı ülkelerin yatırım araçlarında tutmayı tercih ederler. Economist dergisinin ABD Maliye Bakanlığı’na dayandırdığı verilere göre bu fonlar, 1,5 ila 2,5 trilyon dolar arasında oldukça büyük miktarda sermayeyi elinde bulunduruyor. Bu fonlar içerisinde başta Hedge fonlar olmak üzere yatırım fonlarının piyasalarda her an dalga yaratabileceği endişesi zaten herkesçe biliniyor. Ancak Avrupa’da yeniden alevlenen tartışmaların odak noktasını “politik hedge fonlar” olarak adlandırılan arkasında devletlerin bulunduğu yatırım fonları oluşturuyor. Tartışmaların nedeni ise parayı çok büyük miktarlar halinde kontrol eden yeni tür olarak kabul gören bu fonların ekonomik değil politik amaçlar doğrultusunda hareket ettikleri iddiası. Başka bir deyişle Avrupa, üçüncü ülkelerin, bu yeni tür devlet fonları aracılığıyla Avrupa’daki şirketlere ortak olarak ya da onları satın alarak girdiği ülkenin önemli sektörlerini ele geçirmelerinden korkuyor.

Avrupa’da artan endişenin asıl kaynağını Rusya, Çin ve Arap ülkelerinin devlet fonları aracılığıyla yapacakları dış yatırımlar için Avrupa’da önemli sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri seçmeleri oluşturuyor. Zira 1,2 trilyon dolar değerinde döviz rezervine sahip olan Çin, İstikrar Fonu’nda 100 milyar doların üzerinde sermayeye sahip olan Rusya ve artan petrol gelirlerini değerlendirmek üzere dış yatırımlara yönelen başta Katar olmak üzere Dubai ve diğer Arap ülkeleri, ellerindeki parayı eskiden olduğu gibi devlet tahvillerinde değerlendirmek yerine Avrupa’daki şirketlere yatırıyorlar. Bu ülkelerin devlet fonlarını Avrupa’daki stratejik şirketlerde değerlendirmeleri ise Avrupa ülkelerinde ekonomik korkuların ötesinde başta Çin ve Rusya olmak üzere gelişen ülkelerin Avrupa’da siyasi etkinliklerini artırmayı amaçladıkları endişesine sebep oluyor.

“Yabancı Ellere Düşmekten Kurtulmanın Yolu”: Altın Hisse
Birlik üyeleri arasında bölünmeye neden olan konu ise üçüncü ülkelerin devlet fonları aracılığıyla birlik içerisinde faaliyet gösteren şirketlere yaptıkları yatırımlar karşısında birliğin koruyucu tedbirlere başvurup başvurmaması gerektiği. İngiltere, yabancı şirketlerin alanına müdahale edilmesi anlamına gelebilecek kolektif bir AB politikasına karşı çıkarken Hollanda, Fransa ve Almanya bazı şirketlerin devlet tarafından finanse edilen üçüncü ülkelerin yatırımlarına karşı korunmasına destek veriyor. Böylesi koruyucu tedbirlerin alınabilmesi için ise stratejik öneme sahip sektörlerin yabancıların eline geçmesinin önünü kesmek için birliğe üye devletlerin yeniden “altın hisse” uygulamasına geçilmesi gerektiği görüşünü paylaşıyor Hollanda ve Almanya. Altın hisse, stratejik önemi olan, ekonomi açısından büyük önem taşıyan kuruluşların özelleştirilmeleri halinde, bu kuruluşlarda kamu çıkarlarının korunması, ülke güvenliğine zarar verebilecek gelişmelerin önlenmesi amacıyla uygulanıyor. Başka bir ifadeyle altın hisse ile söz konusu kuruluşların kritik kararlarında devlet böylelikle veto hakkına sahip oluyor. Yani kamu kuruluşlarının özelleştirilmesinde devlet yalnızca şirket yönetiminde kamunun hak ve çıkarlarının korunması amacıyla şirketin çoğunluk hisselerini elinde bulundurmakla kalmayıp gerekirse önemli kararları veto edebiliyor. Ancak Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın kararları devletin elinde bulundurduğu altın hisse ile veto kullanabileceği kararını reddediyor. Sermayenin serbest dolaşımı ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ve birliğe üye devletlerin hükümetleri tarafından kendi çıkarlarını korumak amacıyla kullanılacağı endişesiyle ülkelerin güvenliğinin korunması amacıyla silahlanma sanayi hariç diğer tüm sektörlerde altın hissenin kullanılması yasak. Ancak Çin, Ortadoğu ülkeleri ve Rusya’nın batılı şirketlerdeki sermayesinin 2 trilyon dolara ulaşmasının ötesinde üçüncü ülkelerin devlet fonları aracılığıyla Avrupa ekonomisi açısından siyasi öneme sahip sektörlerde giderek artan oranda sermaye edinmeleri, Avrupalıları endişeye sürüklüyor. Aslına bakılırsa Avrupalı siyasetçilerin endişeleri yersiz değil. Zira Çin, Mayıs ayında Avrupa’da faaliyet gösteren ABD’nin en büyük özel sermaye ortaklığı şirketi Blackstone’un 3 milyar dolarlık hissesini satın almıştı. Yine İngiltere’nin üçüncü perakende zinciri Sainsburry’nin yüzde 24’lük hissesini daha önce satın alan Katar yatırım fonu Delta Two, Temmuz ayında Sainburry’e 17,8 milyar avroluk bir teklifte daha bulundu. Benzer şekilde Birleşik Arap Emirlikleri’nden Dubai Ports, İngiltere’nin en eski liman işletmecilerinden P&Q’yu 2005 yılında 4,1 milyar avroya satın almıştı.

AB Komisyonu ve Ticaretten Sorumlu AB Komiseri Peter Mandelson, Avrupa’da artan endişenin giderilmesi için ise siyasi öneme sahip sektörlerde faaliyet gösteren Avrupalı şirketlerin istenmeyen yabancıların eline geçmesini engellemek amacıyla bir çeşit altın hisse uygulamasına geçilebileceği fikrine destek veriyor. İtalyan II Sole 24 Ore gazetesine verdiği mülakatta Mandelson, karşılıklı korumacılık değil karşılıklı açıklık temelinde yalnızca birliğe üye devletlerin değil AB Komisyonu’nun da yetki sahibi olduğu “Avrupa altın hissesi”nin yaratılabileceğini söylüyor. Mandelson, stratejik ve siyasi öneme sahip sektörlerde altın hisse uygulamasının piyasa koşullarını bozmasını engellemek amacıyla ulusal çıkarların değil Avrupa’nın çıkarlarının gözetildiği pan-Avrupa altın hisse sisteminin kurulması gerektiğini belirtiyor. Böylelikle AB, üçüncü ülkelerin devlet eliyle yaptıkları yatırımları için cazip bir pazar olmayı sürdürürken önemli sektörlerde kontrolü elinde bulundurmayı amaçlıyor.

Eylül 2006’da Telecom Italia’nın 43,1 milyar avroluk borcu nedeniyle yeniden yapılanması ve mobil telefon bölümü TIM’i satmayı planlaması üzerine İtalyan Tüketici Derneği Adusbef, İtalyan hükümetine yaptığı çağrıda mobil telefon bölümünü “yabancı ellere düşmekten kurtarması” için hükümetin altın hisse hakkını kullanmasını istemişti. Ancak AB yetkilileri gayri resmi açıklamalarında Avrupa’da altın hisse kavramının söz konusu olamayacağını kesin bir ifade ile belirtmişti. Şimdi Avrupa yeniden altın hisseyi tartışıyor. Ancak, İngiltere, Avrupa’nın yeniden koruyucu tedbirler uygulamasına serbest piyasa koşullarına aykırı olduğu gerekçesiyle şiddetle karşı çıkıyor. İngiltere’nin yeni Maliye Bakanı Alistair Darling, “modern bir ekonomide milliyetçiliğe ve korumacılığa” yer olmadığını ve “dışa açık olmanın İngiltere’de enflasyonu düşük tutmaya yardım ederken ekonominin büyümesine ve istihdamın artmasına” yardımcı olduğunu savunuyor. Ancak Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Alistair Darling’le aynı fikirde değil. Merkel, yabancı ülkelerin devlet eliyle yaptıkları yatırımlar karşısında ABD’de olduğu gibi Avrupa çapında kolektif teftiş politikası oluşturulmasından yana. Rusya’nın pahalı gelmeye başlamasıyla Almanya’da hemen her sektörde yatırım yapan Rus yatırımcılar Merkel’i her geçen gün daha da endişelendiriyor. Bu yüzden Merkel, “istenmeyen yabancı yatırımcılara” özellikle “üçüncü ülkelerin devlet fonlarına” karşı Alman şirketlerinin daha sıkı korunması gerektiğini savunuyor. Merkel, Almanya’nın stratejik öneme sahip sektörlerine ilgi gösteren yabancı yatırımcıların bu ilgilerinin arkasında siyasi amaçlar olabileceğinden bu tür yabancı yatırımcılara karşı dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Sarkozy de Merkel ile aynı fikirde. Zira Rusya’nın gaz şirketi Gasprom ile Arap ülkelerinin Avrupa’nın en büyük havacılık ve savunma şirketi EADS’a ilgileri açıkça biliniyor. Zira Rusya, 2006 yılında bir devlet bankası aracılığıyla EADS’ın yüzde 5’lik hissesini satın almıştı. Konunun hukuki bir çerçeveye oturtulmasını isteyen Merkel, altın hisse formulü ile EADS’ta hem Almanya hem de Fransa’nın altın hisse sahibi olmasını istiyor. Yine Hollanda’nın ABN Amro Bank’ın İngiliz Barclays ile Çin Kalkınma Bankası ve Singapur hükümeti yatırım ajansı tarafından finanse edilen Temasek Holdings Pte. Ltd tarafından satın alınması konusunda yoğun tartışmalara sahne olan Hollanda’da parlamento, stratejik öneme sahip sektörlerin yabancıların devralmasını engellemek amacıyla koruyucu tedbirlere başvurulması talebinde bulundu.

Ekonomik korkuları nedeniyle Avrupa bölünmüş durumda… Sivil havacılık, elektrik, doğalgaz dağıtımı ve telekomünikasyon gibi kamu tarafından hizmet verilen alanlardaki şirketlerin özelleştirilmelerinde altın hisse uygulaması Avrupa Toplulukları Adalet Divanı tarafından sermayenin serbest dolaşımı ilkesine aykırı olarak kabul ediliyor. Adalet Divanı’nın 2003 yılında aldığı karar üzerine İspanya hükümeti 2005 yılında özelleştirilen Telekom şirketi Telefonica, enerji şirketi Endesa, petrol şirketi Repsol ve havayolu şirketi Iberia’daki altın hissesi uygulamalarından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bir yandan dış yatırımı azaltacağından diğer yandan Avrupalı şirketlerin yabancıların eline geçmesinden korku duyan Avrupa, üçüncü ülkelerin devlet fonları aracılığıyla Avrupa’da önemli sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri ele geçirmeleri karşısında ne yapacağını bilemez durumda.

Türkiye’de Özelleştirmeler ve Altın Hisse Uygulaması
Avrupa’nın bu konuda alacağı karar ise Türkiye’deki özelleştirmelere hiç şüphesiz etki edecek. Zira Türkiye’nin yedi yıllık yol haritasında, 2009–2013 yılları arasında AB mevzuatına tam uyum çerçevesinde sermayenin serbest dolaşımı konusunda “yabancı sermayeye getirilen kısıtlamaların kaldırılması” ve “altın hisse uygulaması konusunda sürenin sınırlandırılması” amaçlarına uygun olarak çeşitli sektörlerde değiştirilecek veya yeni çıkarılacak yasal düzenlemeler yer alıyor.

Hatırlanacağı gibi 1999 yılında gerçekleştirilen ihale ile özelleştirilen Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)’nin yüzde 51 oranındaki kamu payı yüzde 42,3’e düşürülmüş, 21 Temmuz 2005 yılına kadar beş yıl süreli geçerli olan altın hisse uygulaması ise 15 Nisan 2002 tarihinde kaldırılarak yalnızca iki yıl yürürlükte kalabilmişti. Yine Erdemir ve İsdemir’in yanı sıra Türk Hava Yolları’nın özelleştirmelerinde de altın hisse uygulaması gündeme gelmişti. Altın hisse ile şirketin yönetiminden ziyade “ana sözleşme değişiklikleri, yeni şirketler kurma veya kurulu bulunan şirketlere iştirak etme, uluslararası telekomünikasyon birliklerine katılma veya uluslararası anlaşmalara taraf olma” konularında devletin söz ve onay yetkisinin korunması ile stratejik sektörlerde devletin son söz sahibi olması amaçlanıyor. Avrupa’da bir çeşit altın hisse uygulamasına geri dönülmesine yönelik tartışmalardan çıkacak sonuç, aday ülke statüsündeki Türkiye’de yapılan özelleştirmelerde altın hisse uygulaması hakkında yapılan yorumlara etki edeceğinden Avrupa’da konuya ilişkin tartışmaları gözden kaçırmamakta fayda var.

Yazar: Melek Kırmacı

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=1000

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret