chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip düşük hapı antalya escort bayan antalya escort
Erdoğan-Obama Zirvesi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Erdoğan-Obama Zirvesi

Suriye meselesini yakından izleyenlerin hafta sonunda en çok dikkat kesildikleri görüşme, Başbakan Erdoğan’la Amerikan Başkanı Obama arasında Seul’de gerçekleşti. Ancak bu zirvenin gündemini değerlendirmeye geçmeden önce, Güney Kore’nin başkentindeki toplantıdan kısaca bahsetmekte yarar var. Çünkü, ilki 2010’da Washington’da yapılan  “Nükleer Güvenlik Zirvesi”, başta İran krizi olmak üzere küresel güvenlik gündeminin en önemli başlıklarıyla yakından ilgili. Toplantı, Obama yönetiminin inisiyatifiyle hayat buldu. Amerikan Başkanı’nın seçim döneminden başlayarak dillendirdiği görünürdeki hedefi, nükleer silahlardan arındırılmış yeni bir küresel güvenlik iklimi inşa etmek. Bu amaç, birçok çevre tarafından ütopik ve Amerika’nın pozisyonu düşünüldüğünde tutarsız bulunuyor. Ancak diplomatik bakımdan ABD’ye ciddi imkanlar sunduğu açık.

2010’daki zirve, BM’nin kuruluş çalışmaları dışarıda tutulursa, bir Amerikan Başkanı’nın daveti üzerine gerçekleşen en yüksek katılımlı girişim olma özelliğini taşıyor. “Global Zero” sloganı etrafındaki hareketlilik, çizilen ufkun devlet dışı aktörler tarafından da sahiplenilmeye başlanıldığını gösteriyor. Söz konusu etki daha da derinleşirse, yalnızca İran ve Kuzey Kore gibi krizlere müdahale hususunda kitlelerin ikna edilmesi kolaylaşmış olmayacak. Rusya ve Çin üzerinde yapılabilecek baskılar için de yeni bir kapı aralanacak. Füze kalkanı gibi tartışmaları bu yönüyle de değerlendirmek gerekiyor. Son olarak, şahit olduğumuz diplomatik hareketliliğin nükleerden tamamen arındırılmış bir Ortadoğu isteyenlere en azından söylem düzeyinde alan açtığını not edelim.

Artık Erdoğan-Obama buluşmasına dönebiliriz. Basına yansıyan açıklamalara baktığımızda, tarafların görüşme öncesindeki bilinen pozisyonlarında bir değişiklik olmadığı anlaşılıyor. Dikkatleri, Türk başbakanının içinde “müdahale” geçen cümleleri ile Amerikan başkanının kullandığı “süreç” kelimesi arasındaki mesafe çekiyor. Farklılığın hem kısa vadeli konjonktürel, hem de daha stratejik düzeyde sebepleri var.

Öncelikle ABD’nin, BM Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen Başkanlık Bildirisi’ni desteklediğini unutmamalıyız. Annan’ın temasları ise henüz devam ediyor. Bu yüzden Obama’nın kamuoyu önünde askeri planlardan bahsetmesini beklemek çok gerçekçi değil. Fakat konuşmaları mercek altına yatırıldığında bundan daha derin kaygıların mevcut Amerikan pozisyonunun oluşumuna katkıda bulunduğu anlaşılıyor. İlk olarak ABD dış politikasındaki eksen değişiminin altını çizmeliyiz. Amerika, Asya’daki profilini yükseltebilmek için bölgedeki angajmanlarını mümkün olduğunca azaltma niyetinde. Üstelik rejim değişiminin yaratacağı uzun vadeli maliyetlerin de farkında. Suriye’nin içine baktığında dağınık bir muhalefet görüyor. Dışarıdaki “Suriye’nin Dostları” grubu da çok iç açıcı vaziyette değil.

Ayrıca, sahip olduğu imkânların sınırlarıyla yüzleşmeye başlamış bir Türkiye’nin ABD’yi rahatsız etmeyeceğini gelişmeleri değerlendirirken akıldan çıkarmamalıyız. Niçin sorusunun cevabı için karşımızdaki resmi bir kez daha özetleyelim. Batı’nın bölgedeki askeri faaliyetleri, Ortadoğu’daki hemen her çevrenin bitmeyen şikâyetleri arasında yer alıyor. Türkiye ise yükselen yumuşak gücünün kayda değer kısmını, çatışmacı davranmadan Batı müdahaleciliğini sorgulayabilen bir alternatifi temsil etmesine borçlu. Bölgesel taleplerle küresel dengeler arasında yerleştiği konum, çift yönlü beklentilere belli bir noktaya kadar cevap verebildi. Ancak denklemin her iki tarafının da Türkiye hakkındaki endişeleri hâlâ sürüyor. Türkiye, dış politikasında Batılı müttefiklerinin sorunlu politikalarıyla arasına mesafe koymaya çalıştıkça eksen kayması ithamıyla, bölgesel sorunlara içinde yer aldığı ittifakın parametrelerinden yaklaştığında ise taşeronluk suçlamasıyla muhatap oluyor.

Bu güvensizlik parantezinin gölgesi Suriye krizinin üzerine de düşüyor. En başından itibaren Türkiye’nin hem bölge dışı müdahaleleri engelleyip, hem de sorunu çözebileceği bir senaryonun gerçekleşme ihtimali pek çok çevrede kaygı yarattı. Çünkü, Suriye’nin “iç mesele” ilan edilmesi tam da bunu ima ediyordu. Ancak krizde geldiğimiz aşama, bizi farklı sulara sürükleyebilecek arayışlara pencere açıyor. Türk dış politikası, Suriye’de vizyonu ile imkânları arasındaki makasın yarattığı bir stratejik sıkışma yaşıyor. Angaje olduğumuz krizin dinamikleri tarafından acil adımlar atmaya zorlanıyoruz. Fakat bunların bazılarının gerektirdiği alt yapıya sahip değiliz. Açığımızı kapatmak için çaldığımız kapıların ardında ise bizi sayısız hesap ve proje karşılıyor.

Türkiye zor dengeler arasında, bir yandan Suriye muhalefetini adam etmeye, diğer yandan da diplomasi ve güç gösterisini buluşturan hamlelerle Esad rejimi üzerindeki baskıyı arttırmaya çalışıyor. Özgür Suriye Ordusu kaynaklı, silahlı muhalefetin birleşmeye başladığına dair haberler bu bakımdan önemli. Suriye Ulusal Konseyi’nin temsil yeteneğini arttırma girişimleri de, Müslüman Kardeşlerin “sivil, demokratik ve dini özgürlüklere bağlı” bir yeni Suriye istediği yönündeki beyanları da anlamlı. Tampon bölgenin telaffuz edilmesi ise Suriye rejimine müdahalenin hiç de imkansız olmadığını hatırlatan bir kararlılık gösterisi. Ancak, altı doldurulmazsa yaratacağı inandırıcılık sorunu krizin sonraki aşamalarına gayet olumsuz yansıyabilir.

Muhalefetin toparlandığına dair işaretler Ankara’da moralleri düzeltse de, ciddi bir sorunlar yumağı hâlâ karşımızda durmaya devam ediyor. Bu durumun en bariz örneği, Suriye’nin dostları arasındaki gittikçe genişleyen çatlaklar. Bağdat’ta toplanan Arap Birliği Zirvesi’nden Esad’a çekil çağrısı gelmiyor. “Yeni” Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) karşı karşıya getiren tartışma, mevcut koalisyonların çok güçlü temellere oturmadığının işareti. Küçük bir gerginlik üzerine Dubai’li güvenlik bürokratları, Müslüman Kardeşlerin Kuveyt’ten başlayarak tüm Körfez monarşilerini devireceğini söylemeye başladılar. Kaynak olarak da Batılı gizli servislerden “sızan” bilgileri gösteriyorlar.

1 Nisan’daki Suriye’nin Dostları Toplantısı, işte bu sis bulutunun altında gerçekleşecek. Dağılması için Boğazın rüzgârlı havası bir şans. Aksi takdirde çok daha sancılı günlerin eşiğinde olduğumuzu bilmeliyiz.

Yazar: M. Akif Okur

26 Mart Pazartesi, 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Fırat Kalkanı Harekâtı küresel güçlere karşı mı yapılıyor?

Hükûmet, “FIRAT KALKANI OPERASYONU NEDİR? EL-BAB NEDEN ÖNEMLİDİR?” başlığı altında bir açıklama yayınladı. (1) Açıklama, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle