Güncel Yazılar

Ermeni Soykırımı ve Fransa

Fransa’da ilan edilen Ermenistan yılı dolayısıyla Ermenistan’ın başkenti Erivan’a resmi ziyarette bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve eşi Bernadette Chirac, Erivan’daki sözde Ermeni soykırımı anıtına birlikte çelenk koyarak saygı duruşunda bulundular. Türkiye’nin esefle izlediği bu ziyaretin gelişmeleri keşke sadece bununla sınırlı kalsaydı.

Chirac, Fransa’da ilan edilen Ermenistan yılı çerçevesinde ilk kez bu ülkeye ziyaret gerçekleştiriyor. Ve ilk kez gittiği bu ülkede bir ilke daha imza atarak 1915 olayları için soykırım ifadesini kullanıyor. Bugüne kadar “trajedi” ve “katliam” olarak nitelediği 1915 olayları için ilk kez “soykırım” kelimesini kullanan AB’li lider Chirac, Erivan’da düzenlenen bir basın toplantısında da “Türkiye’nin AB’ye girebilmek için Ermeni soykırımını tanımak zorunda olup olmadığına” ilişkin bir soruya “Doğrusunu söylemek gerekirse, buna inanıyorum” cevabını veriyor.

Malum üzre Fransa, 2001 yılında parlamentosunda kabul ettiği yasayla sözde Ermeni soykırımını resmen tanımış bir ülkedir. Yasa tasarısına karşı çıksa da sonrasında imzalayan Cumhurbaşkanı Chirac’ın 5 yıl sonra soykırımı şahsında tanımış olması şaşırtıcı olmasa gerek. 2007 seçimleri öncesinde Ermenilerin gönlünü almak için gittiği Erivan’da, Chirac’ın açıklamaları soykırım ekseninde Ermenileri şımartan ve davalarında haklılık gücü lütfeden bir etki yapmıştır. Türkiye’de ise “soğuk duş” etkisi.

Ayrıca 12 Ekim’de Fransız meclisinin gündemine gelecek olan soykırımı inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören tasarının da kolaylıkla yasalaşması bekleniyor. Bunu Chirac’a yöneltilen “inkar yasasını destekleyecek misiniz” sorusuna verdiği cevaptan anlamak güç değil: “Fransa meclisi zaten soykırımı tanımıştır. Biz bir hukuk devletiyiz. Her türlü ayrımcılığa karşıyız. Artık soykırım trajedisi konusunda polemiğe gerek yok. Bu polemiğin de ötesinde , siyasi gerçektir.”

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporundan Ermeni şartını çıkarmasına rağmen, Chirac’tan gelen ve Ermeni soykırımını Yahudi soykırımıyla bir tutan, Türkiye’ye AB üyeliği için şart koşan açıklamalar, Türkiye’nin AB üyeliğini bir kez daha zora soktu.

Ülkelerin “hatalarını ve dramlarını tanıyarak büyüdüklerini” belirten Chirac, sözlerini Almanya örneği ile desteklemeye çalışıyor, ama kendini nedense örnek gösteremiyor. Türkiye’yi sürekli tarihi sorumluluklarını üstlenmeye ve kısaca sözde soykırım dayatmasını kabule zorlayan Paris, Cezayir’de işlediği soykırım cinayetini görmezden geliyor. Sanırım Cezayir cinayetlerini bir hata ya da dram olarak görmüyor kendisi, bilakis bilinçli bir tarihi eylem olarak kabul ediyor. Cezayir’den gelen Fransa’nın işlediği katliam için özür dilemesi talebi hatırlanacağı gibi Fransa tarafından şiddetle reddedilmişti. Bu da işlediği insanlık suçunu inkarla beraber tarihi bir gereklilikmiş gibi varsaydığının göstergesi. Kendi tarihi gerçeklerini göz ardı ederek, -hadisenin gerçekleştiği tarih itibariyle Osmanlı Devleti’nin bakiyesi- Türkiye’nin tarihi geçmişine odaklanan Fransa, hiç de dürüst davranmıyor.

Bir zamanlar Georges Clemenceau ile Sırp milliyetçiliğine destek çıkan Fransa, şimdi de Ermeni sözde soykırımına sahiplenerek Ermeni milliyetçiliğini körüklüyor. Fransa’nın tarihinde yer tutan İslam karşıtı duruşu, Mısır, Cezayir, Bosna ve Türkiye gibi ülkelerin hep karşısında olmayı gerektirmiştir. Zaten Fransız halkı Müslüman Türkiye’yi AB üyeliğine istemediğini gerek anketlerde ve gerekse söylem düzeyinde defaatle söylemiştir. Bu karşı tavır Fransa’yla da sınırlı kalmamaktadır. AB’nin bir çok ülkesinden Türkiye’nin tam üyeliğine karşı oluş sesleri yükselmeye başladı. Özellikle 2007 tarihinde Bükreş ve Sofya’nın tam üyeliklerinin kabul edilmesi ile genişleme sorunu yine gündeme getirilip Türkiye’nin kapısına kondu. Ve yine imtiyazlı üyelik formülü dillendirildi.

Hal böyle iken Kıbrıs ve her ne kadar AP’nin Türkiye raporundan çıkartılan Ermeni şartı, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde temcit pilavı ironisiyle karşısına çıkartılırken, Türkiye’den nasıl reforma dönük hareketler beklenebilir. Ve durmadan yanlı bir tutumla AB ülkeleri, Türkiye’nin hassas noktalarına vurgular yaparak üyelik sürecini kilitlerken nasıl sağlıklı bir müzakere sürecinden bahsedilebilir.

Öyle görülüyor ki, AB’nin oyalama politikası devam ediyor. Belki yüzleri yok dürüst olup birlik içinde Türkiye’yi görmek istemediklerini söylemeye. AB’den tek istediğimiz lütfen mert olun ve olmayacak duaya Türk milletini daha fazla amin dedirtmeyin.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir