Güncel Yazılar

Ermenistan ve Türkiye İlişkileri

Geleceğe Dönük Bir Stratejinin Süreci

Türkiye, Kafkasya’nın en önemli bölgesel gücü olduğu tüm Dünya ülkeleri açısından bilinmekte ve politik stratejiler buna göre uygulanmaktadır. Buna karşın Türkiye’nin gerçek anlamda bir Kafkasya politikası var mıdır, yoksa günlük gelişmelerin ve diğer ülkelere verilen tepkisel cevapların sonucunda gelişen bir model ile mi politikası mevcuttur?

İlk olarak Türkiye’nin net bir şekilde Kafkasya politikasını belirlemesi gerekir. Türkiye’nin izlemiş olduğu politika, sınırlara saygılı, saldırganlıktan uzak olmak gibi genel prensiple ile izlenen tepkisel dış ve güvenlik politikaları milli çıkarlara zarar vereceği gibi bölgesel istikrara da hizmet etmemektedir. Özellikle Ermenistan gibi küçük devletlere karşı daha belirgin ve hedefleri, araçları belli, uzun dönemli bir strateji izlemenin zamanı gelmiştir.

Ermenistan özeline gelinecek olursa, Ermenistan ile olan ilişkilerimiz bir günde ve bir anda değiştirilemeyecek çok sayıda engel bulunmaktadır. Özellikle algılama sorunu psikolojik bir sorundur ve gerçeklerden çok sanıların bir ürünüdür. Bu nedenle Ermenistan’a dönük politikaların çok yönlü ve çok araçlı olması gerekir. Sadece ekonomik ya da sadece siyasi çabalar hiçbir sonuç vermez. Hatta bu tür çabalar ters de tepebilir. Örneğin bu ortamda tek taraflı olarak sınır kapılarını açmak, ya da Ermenistan’la her şartta yakınlaşmak saldırganlığı teşvik edebilir. Algılama problemi çözülemediği için ticaretteki artış sorunları çözmeye yetmeyebilir. Özetle Türkiye’nin bir çok alanı kapsayan detaylı bir çözümler paketine ihtiyacı vardır.

Bu konuda Ermenistan ile olan ilişkilerimizde 3 temel sorun ve bu 3 temel sorunun çözümü ile normalleşme sürecine girileceği söz konusudur. Bu 3 temel süreç ile Türkiye’nin gerek dış politikası gerekse Ermenistan ile olan ilişkileri çözüme kavuşturulacaktır.Bu süreçleri 3 temel madde ile ele almak ve çözümlemek Türkiye’nin yararına ve aynı zamanda Dış politika açısından bir adım öne geçmesine katkı sağlayacaktır.

1. Psikolojik Boyut

Ermeniler Türklerin kendilerini geçmişte yok etmek istediklerini, bu isteklerinin bugün de devam ettiğine inanmaktadırlar. Yani onlara göre karşılarında kendileri sürekli rahatsız edecek ve tehtid altından olduğunu hissettirecek  bir millet vardır. Ermeni siyasetçiler, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler üzerindeki bu algılamayı kendi ermeni vatandaşlarına ve dış politikaya piskolojik olarak vurgulayarak bu konuda iç ve dış siyasetlerini temellendirmektedirler.Ermeni siyasetçiler,Türkiye’de ki bazı zihniyetler gibi Laiklik elden gidiyor nidaları atan kurumsal siyasi partiler ile aynı hegemonyayı halk üzerinde baskı aracı oluşturarak bunu siyasi malzeme olarak kullanmakta ve kendileri açısından yarar sağlamaktadırlar. Bu nedenle başlarına gelen bir çok felaket nedeniyle Türkleri suçlayan Ermeniler gelinen noktada Ermenistan’ı ayakta tutabilmek için en çok Türkiye ile iyi ilişkilere ihtiyaçları olduğunu dahi göz ardı edebilmektedirler. Diğer bir deyişle Ermeniler diyalogsuz ve manipülasyonla geçen yılların da etkisiyle gerçeklerden çok bir hayal dünyasında yaşamaktadırlar. Şaşırtıcı bir şekilde onları bu dünyadan uyandırması gereken, belki de bunu yapabilecek tek millet de Türklerdir. Bunu gerçekleştirebilmek için ise sabır ve özenle yürütülecek bir kampanya gerekmektedir.

Bu konuda neler yapılabilir? Örneğin, 1990ların başlarında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Azerbaycan için uygulanan öğrenci burs sistemi Ermeniler için de uygulanabilir. Binlerce Ermeni öğrencinin Türk üniversitelerinde okuması ve böylece gelecek nesiller için doğrudan iletişim imkanının oluşturulması sağlanabilir. Aslında burs sistemine diğer Kafkasya cumhuriyetlerinin de  dahil edilmesi alınabilecek sonucu güçlendirebilir.

Ermenistan’a ve Kafkasya’ya dönük iletişim kanalları harekete geçirilebilir. TRT’nin veya Kafkasya’ya dönük olarak oluşturulabilecek bir yayın organının bölge dillerinde yayın yapması diyalog sürecini pekiştirecektir. Bu bağlamda Türkçe öğrenmek isteyen Ermenilere, Gürcülere ve diğer Kafkas halklarından gelenlere burs sağlanması da bu bağlamda değerlendirilebilir.

Kültürel faaliyetler de psikolojik sorunların çözümünde yararlı olabilir . Yapılacak fuar ya da şenliklere Ermenistan’dan da heyetlerin çağrılması yararlı olabilir. Bu çerçevede Türk tarihinde önemli yeri bulunan Ermeniler için anma günleri düzenlenerek Ermenistan ve diasporadan Ermeniler davet edilebilir.

Bir diğer alan da turizmdir. Ermeniler için önemli sayılan bölgeler yapılacak turlar Ermenistan’da nostalji ile karışık geçmişe dönük ön yargıları azaltabilir. Ermeniler için Türkiye’de önemli olan bölgeler haritalandırılarak, bu konuda bu bölgelerdeki Ermeniler için tarihi sayılan mekanların restore edilmesi onlar açısından bir algı eksikliğini giderecek ve Türkiye açısından bir fayda sağlayacaktır. Biz yıkıcı değil,yapıcı bir politika ile onların karşısına çıkmalıyız. Biz bir adım atalım onlar atmasa da olur, fakat Dünya üzerinde Türklerin hoşgörü ve kardeşliğinin mesajları tüm ülkelerde siyasi olarak katkı sağlayacaktır.

2. Ekonomik Boyut

Türkiye’nin tüm Kafkasya’yı kapsayıcı bir ekonomi stratejisi bulunmalıdır. Sadece Ermenistan ile alakalı ekonomik modeller uygulandığı takdirde bu fayda sağlamayacaktır. Fakat tüm Kafkasya için bir stratejik model uygulanırsa bu bağlamda Ermenistan’da bu uygulamaya karşı bir strateji geliştirecek öngörüsü ve algısı ortadan kalkacaktır. Bu modele uymak yolunda bir adım atacaktır.

Türkiye bu bölgeye ne satabilir, bu bölgeden ne alabilir? Sınır bölgesindeki altyapı böylesi bir ticarete uygun mudur? Bölge illeri ile Türkiye’nin önemli sanayii ve ticaret merkezleri arasında ulaşım hatları hazırlanmış mıdır? Depolar, enerji hatları, insan gücü, kültürel altyapı sınır ticareti için hazır mıdır? Tüm bu soruları cevaplandıran bir değerlendirme sonucunda başta sınır bölgesi olmak üzere Türkiye’nin genel olarak Kafkasya ile ticarete hazır olması gerekmektedir. Konuya sadece Ermenistan, ya da Gürcistan olarak yaklaşmak yanıltıcıdır. Azerbaycan bir petrol devi olmaya adaydır ve petrolün aşama aşama devreye girmesiyle birlikte Kafkasya’da değişim kaçınılmaz bir hal alacaktır. Kars, Erzurum ve Van gibi illerimiz incelendiğinde bu bölgenin hiçbir açıdan böylesine radikal bir değişime hazır olmadığı rahatlıkla görülebilir. Aynı bağlamda Gürcistan’nın arkası devasa büyüklükte bir Rusya pazarıdır ve Türkiye sınırın kendi tarafını hazırlamadığı için bu pazar ile Türkiye arasında adeta bir set çekilmiş gibidir. Güneye doğru ise İran pazarından yararlanılamamaktadır. Küçük bir ülke olan Ermenistan ile ticaretin tartışıldığı bir dönemde İran pazarının ne kadar ihmal edildiği ortadadır. Yine Hazar ve ardı da Türkiye’nin Doğu’sundan ulaşılacak bölgelerdir. Özetle Türkiye’nin sadece Ermenistan değil, İran, Rusya, Gürcistan, Hazar ve Azerbaycan pazarlarını da içine alacak şekilde kapsamlı bir ekonomi projesi oluşturması gerekmektedir. Böylesine bir proje GAP’dan daha büyük boyutlar içerir ve onlarca yıla yayılan bir zaman diliminde gerçekleştirilebilir. Bu doğrultuda bölgenin enerji, ulaşım, iletişim ve kültürel altyapısı ayrı ayrı geliştirilmelidir. Erzurum –  Kars – Ağrı üçgeni ile bölge arasındaki ulaşım, iletişim ve enerji altyapısı hazırlanmalıdır. Ermenistan’a en yakın büyük il olarak Kars’ın Ermenistan dışında Gürcistan alternatifiyle de beslenmesi gerekir. Bu il ve çevresinde bu bölgeye dönük kurum ve kuruluşlar da oluşturulmalıdır.

Dil ve ticaret bilen insan gücü konusunda geleceğe dönük çalışmalar yapılmalıdır. Türkiye ancak o zaman ekonomik gücünü tam anlamıyla kullanabilecektir. Bu üçgenin ıslah edilmesi sonucunda Türkiye sözü geçen pazarlara ulaşacağı gibi, bölge ülkeleri de bu üçgen üzerinden Trabzon – Karadeniz – Avrupa, ya da Türkiye – Balkanlar – Avrupa hattı üzerinden dış pazarlara ulaşacaklardır. Böylesine bir hazırlığın olmaması halinde ise tüm sınır kapıları açılsa dahi ticaret nispeten küçük rakamlarda seyredecek, ayrıca bundan bölge halkı umulan yararı sağlayamayacak, diğer kazançlar da ülkenin Akdeniz ve Marmara bölgelerine akacaktır.

Türkiye birçok siyasi uygulamalar ile Ermenistan’ı uyarmıştır. Ancak , yapmaması gerekenleri söylememiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin Ermenistan’ı heyecanlandıracak iddialı bölgesel projelere öncülük etmesi gerekmektedir.

Örnek verecek olursak; Kars’tan başlayıp, Erivan’dan geçerek Bakü’ye ulaşacak bir otoyol ve demiryolu projesi Ermenistan için büyük bir kazanımdır. Üstelik böyle bir proje hem ABD’den hem de AB fonlarından büyük miktarda destek alabilir. Karabağ sorununun çözümüne endekslenecek böyle bir proje hem Türkiye’nin bölge üzerindeki etkisini arttıracaktır, hem de barış ve istikrarın bölgeye daha kolay gelmesini sağlayacaktır. Ekonomik kazanım beklentisi Ermenistan içindeki radikalleri küçük parçalara bölerken Ermeniler arasındaki pragmatizmi ön plana çıkaracaktır. Üstelik böyle bir projeye Azerbaycan’ın da “hayır” diyebilmesi zordur.

Özellikle Azerbaycan – Gürcistan arasındaki iletişim ve ulaştırma hatlarının ıslahı bu anlamda hayati bir değer taşımaktadır. Bu sayede Orta Asya pazarına daha kolay ulaşabilecek olan Türkiye ayrıca bölgedeki en önemli iki müttefikini de hem birbirlerine hem de Türkiye’ye yaklaştırmış olacaktır. Ermenistan ile olan sorunlar çözülse ve Azerbaycan yolu kısalsa dahi bu alternatiften vazgeçilmemelidir. Çünkü Türkiye için sözü edilen pazar sadece Ermenilere bağımlı kalınamayacak önemdedir. Hatta bu hatta bir de İran hattı eklenmeye çalışılmalıdır.

Benim gördüğüm en önemli tampon bölge Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’dir.Bu devlet içişlerinde bağımsız ama dışişlerinde ve siyasi,askeri yönden Azerbaycan’a bağımlı olmasıyla bilinmektedir. Bu konuda bu bölgede bir Tampon bölge ve ortak Pazar oluşturulabilir. Bu bağlamda oluşturulacak ortak Pazar Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir pazarı olarak ekonomik ve siyasi zaferleri pekiştirecektir. Bu bölgede ortak bir pazarın öncülüğünü yapacak olan Türkiye, gerek siyasi anlamda gerekse ekonomik anlamda değer kazanacak ve satranç oyununda yeni bir cephe açmış olacaktır.

3. Siyasi Boyut

Türkiye, bazı girişimlerde bulunuyorsa da bunlar sonuç alıcı türden olamamıştır. Her şeyden önce Türkiye’nin genel ilke ve hedeflerini belirledikten sonra detay politikalarını oluşturması gerekir. Başka bir deyişle sınırların kapalı olması Ermenistan’a dönük ekonomik ya da siyasi politikalar geliştirilmesine engel değildir. Tutarlı ve diğer boyutlar ile uyumlu bir siyasi yaklaşım hem Türkiye’nin, hem bölgenin hem de Ermenistan’ın çıkarına sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.

Ayrıca, ekonomik boyut anlatılırken belirtildiği üzere Türkiye’nin sadece bir ülke için geliştirdiği strateji düzeyinde politika yapmaktan vazgeçmesi ve büyük çaplı projeler üretmesi gerekmektedir. Karadeniz’de Türkiye’nin inisiyatifi ile gerçekleştirilen Karadeniz Ekonomik İşbirliği gibi oluşturulacak olan, Kafkasya Ekonomik İşbirliği Örgütü adını taşıyacak olan bir İşbirliği örgütü, siyasi ve ekonomik işbirliği ve geleceğe dönük entegrasyon hedefini güden bir siyasi örgütlenme sayesinde bir yandan Türkiye bölgede gücünü arttırırken diğer taraftan Ermenistan sorunu gibi konularda daha fazla işbirliği ve iletişim kanalı oluşturulmuş olacaktır.

Bu konuda özellikle sivil toplum örgütlerine de büyük roller düşmektedir. Sivil toplum örgütleri daha çok ticaret ve diyalog isterken daha dikkatli ve bilgili olmalıdırlar. Kısa dönemli sonuçların yanında orta ve uzun vadeli sonuçları da hesaplamalıdırlar. Özellikle sınır kapısı sorununda Türkiye suçlu ya da sorumlu olarak görülmemelidir. Bosna ve Kosova olayları sonucunda Sırbıstan’ın karşılaştığı durum dikkate alındığında Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştirebilmek için tüm imkanları sonuna kadar zorladığı gerçeği ortadadır.

Ekonomik ilişkilerin siyasi sorunları çözmesi konusunda sıklıkla verilen örnek İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya – Fransa arasında görülen yakınlaşmadır. İki ülkenin onlarca yıl devam eden ve tarihî düşmanlık halini alan sorunlarını ekonomik alandaki işbirliği ile aştığı ifade edilmektedir. Bu tespit büyük ölçüde doğrudur: Ekonomik işbirliği sadece bu iki devletin ikili sorunlarını azaltmamış, ayrıca bugünkü Avrupa Birliği’ne uzanan yolu da açmıştır. Aynı şekilde Türkiye’nin Kafkasya Ekonomik İşbirliği Örgütü adı altında uygulayacağı strateji önümüzdeki yıllarda bir birlikteliğe dönüşerek Kafkasya ve Türk dünyasının bir modeli olma yolunda ilerleyecektir ve her zamanki gibi Türkiye bu konuda başaktör olarak Dünya tarihine yeni bir strateji geliştirecektir.

Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak her adım atışımızda, Ermenistan geri adım atmaktadır.Bu hoşgörüsüz ve ön yargılı siyaseti nedeniyle en çok zarar gören kendileri olmasına rağmen yinede geri çekilmekte olan taraf yine kendileridir. Bu bağlamda,biz Türkiye Cumhuriyeti olarak öncelikle, Kafkasya politikamızı geliştirmek ve onları o coğrafyada bu politikaya ortak etmektir. Bu konuda şartsız ve koşulsuz  olarak bu Kafkasya Ekonomik İşbirliği Örgütüne üye olmak zorunda kalacaklardır.

Bu konuda ise Ermeni siyasetçiler ve sanatçılar ile görüşülerek bu modele destek verilmesini sağlamak bizim görevimizdir. Neticede Ermeni halkı ile sorunu olmayan biz Türk Milleti en güzel ve sıcak duygular ile kendi ülkelerinin ön yargılı ve onları ekonomik olarak gelişmesini engelleyen siyasetçilere ilk fırsatta ders vereceklerdir.

Ataman KORKMAZ

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir