Güncel Yazılar

Eski Yugoslavya AB İçinde Tekrar Birleşiyor

2005’teki Doğu Avrupa genişlemesinden sonra, 1 Ocak 2007 tarihinde Bulgaristan ve Romanya’nın birliğe dâhil olmasıyla genişleme yönünü Balkanlara kaydıran Avrupa Birliği, 25 Haziran günü Türkiye ile iki başlıkta müzakere açılmasına, Hırvatistan’ın ise altı başlıkta yola devam etmesine karar verdi. Böylece 2001 yılında İstikrar ve Katılım Anlaşmasını (SAA) imzalayarak AB sürecine başlayan Hırvatistan, Slovenya’dan sonra AB’ye giren ikinci eski Yugoslavya ülkesi olacak. Yine aynı sene anlaşmayı imzalayan Makedonya da 2005 yılında resmen aday kabul edilmişti. AB ülkeleri ile serbest ticareti öngören SAA’yı 15 Mart günü Karadağ da imzaladı. Önümüzdeki aylarda Sırbistan ve Bosna-Hersek’in de imzalamasıyla Balkan ülkelerinin tamamı Avrupa Birliği’nin genişleme politikasında resmen yer almış olacak. Büyük ihtimalle 2010 senesinde müzakerelere başlayacak olan bu ülkelerin üyelikleri, yeni bütçe yılına yetiştirildiği takdirde 2014’te tamamlanacak. Böylece AB son genişlemesini altı üyeyle tamamlamış olacak. Kısa bir zaman önce komünist rejimden çıkıp, birbirleriyle veya komşularıyla çeşitli ihtilaflar hatta zaman zaman sıcak çatışmalar yaşayan bu ülkelerin 10 yıl gibi kısa bir sürede AB ile entegrasyon sürecine girebilmelerinin arkasında yatan sebepleri Türkiye’nin yakından takip etmesi gerekmektedir.

Model Ülke Slovenya
Yugoslavya’nın dağılmasının ardından ortaya çıkan devletlerden AB’ye en hızlı uyum sağlayan ülke, herhangi bir etnik veya siyasi çatışmanın içinde yer almamanın da verdiği avantajla 1 Ocak 2004 tarihinde birliğe üye olan Slovenya oldu. Bununla da kalmayıp, yeni üyelerden ortak para birimi Avro’ya geçebilen tek ülke olma başarısını da gösterdi. Slovenya’nın gerek kısa süre içinde üyeliğe kabulü, gerekse de Avro’ya geçmesine izin verilmesindeki en büyük etken; yaptığı reformlar ve özelleştirmelerle yabancı sermayenin ülkesine akın etmesine izin vermesi. Zira Slovenya’ya 2002’den beri her sene ortalama 1 milyar dolar civarında yabancı sermaye girişi gerçekleşmektedir. 1998 – 2000 arası yüksek faiz uygulayarak kasasını sıcak parayla dolduran Slovenya, bu dönemde yüksek cari açık sorunuyla karşılaşsa da, batılı şirketler kötü gününde yanında olarak Slovenya’da herhangi bir ekonomik kriz çıkmasına mani oldular. Bugün ticaret hacminin yüzde 35’i Almanya ve İtalya ile yaptığı ticaretlerden oluşmaktadır. Vergi konusunda ve özelleştirme yasalarında bazı eksikleri olmasına rağmen Slovenya bölge ülkelerine model olarak gösterilmektedir.

Slovenya’nın en büyük takipçisi olarak AB adayı Hırvatistan gözüküyor. Yugoslavya döneminde ülkenin en büyük ekonomisine sahip bölge iken bugün yine 37 milyar dolarlık GSYİH ile AB üyesi Slovenya ve Bulgaristan’dan büyük bir ekonomiye sahip olan Hırvatistan, 2003 yılından itibaren 75 kurumu özelleştirdi. Her yıl Hırvatistan’a 1 milyar dolardan fazla yabancı sermaye girişi gerçekleşiyor. 2006 yılında neredeyse tamamına yakını AB ülkelerinden olmak üzere yabancı sermayenin getirdiği paranın miktarı 2,8 milyar dolara ulaştı. Ülkeye Batılılar tarafından sıcak para sokulmasına imkân verecek konularda eksik görülen bir takım yasalar da düzenlemeye gittikten sonra (şayet bürokratik engelleri aşabilirse) Hırvatistan, tahminen 2009 yılında birliğe dâhil olabilecektir.

Avrupa’nın Yeni Gözdesi
Bağımsızlığına henüz kavuşmuş olan Karadağ, Sırbistan-Karadağ yönetimi sırasında ülkenin gümrük vergilerini toplamakta ve ticaret merkezi görevini üstlenmekteydi. Bu şekilde Karadağ tek başına ülke ekonomisinin yüzde 40’ına yakın bir bölümünü oluşturmaktaydı. O dönemlerde kendi merkez bankasını kurmuş ve Avro’yu bölgenin resmi parası ilan etmişti. Sırbistan’dan ayrıldıktan hemen sonra en büyük gelir kapısı olan turizm sektöründe 10 ay içerisinde 26 şirketi özelleştirdi. Halkın yüzde 70’inin servis sektöründe çalıştığı Karadağ, ihracatının yüzde 83,9 gibi büyük bir kısmını İsviçre ile gerçekleştirmektedir. 18 Ocak 2007 günü IMF ve Dünya Bankası üyeliğine kabul edilen Karadağ Dünya Ticaret Örgütü üyeliği için de çalışmalarını sürdürmekte. Bütün bu hızlı liberalleşme hamleleri sayesinde Karadağ önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın yeni ticaret ve turizm merkezi olmaya aday durumda.

Sırbistan ise kanlı yılların ardından kendini Batıya affettirmek istercesine görülmemiş hızda liberalleşmektedir. Miloseviç’in devrildiği 1999 yılında GSYİH’si 1990 yılındaki kadar bile olmayan Sırbistan, Miloseviç’in devrilmesiyle yabancı devletlerin istilasına uğradı. Borç silinmesi ve afların ardından, 2002 yılında 200 milyonla sınırlı olan yabancı sermaye girişi 2003 yılında özelleştirmelerle birlikte 1.4 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2002’de özelleştirmeye gitme kararı alan Sırbistan 5 sene içerisinde 150 firmayı özelleştirdi. Bu özelleştirmelerde Yunanistan’ın ağırlığı dikkat çekmekte.

“Eski Yugoslav” Yeni Ticaret Merkezi Makedonya,
Yukarıda bahsedilen ülkeler kadar hızlı olmasa da Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Makedonya da yabancı sermaye girişlerine izin veren yasal düzenlemeleri gerçekleştirmekteler. Yugoslavya döneminde ülkenin de-facto serbest bölgesi olan Makedonya, ülkenin dağılması ve arkasından gelen Yunan ambargosu ve dış piyasalara bağımlılık neticesinde uzun yıllar ekonomik zorluklarla mücadele etmek durumunda kaldı. İşsizliğin yüzde 36 olduğu ülkede kayıt dışı dönen para ekonominin yüzde 20’sini oluşturmaktadır. 2001 yılında imzaladığı İstikrar ve Katılım Anlaşması’nın (SAA) ardından, 9 Kasım 2005 tarihinde kendi tercih ettiği “Makedonya Cumhuriyeti” remi adı yerine Yunanistan’ın isteği doğrultusunda “Eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti” adıyla resmen aday ülke olarak kabul edildi. Ancak yasaları genel olarak eski Yugoslav ekolünden olduğu için müzakerelere başlanmadı. 2001’deki yüksek faiz oranı sayesinde 450 milyon dolar sıcak para girmiş olsa da devamı gelmedi. Daha sonraki yıllarda ülke ekonomisinin büyük bölümünü oluşturan maden ve metalürji sektöründe özelleştirmelere başladı. Yabancılardan yatırım vergileri almayacağını ilan eden Makedon hükümeti bugün dünyaca meşhur dergilere yatırımcıların ülkeye gelmesi için ilanlar vermektedir. 2005 yılında temeli atılan Burgas – Vlore Petrol Boru Hattı da umut beslediği bir diğer faaliyet. Son üç senede Yunanistan’ın bölgedeki yatırımları dikkat çekmekte ve ülke ekonomisinin canlanmasında etkili olmaktadır.

Bosna-Hersek, verimsiz toprakları ve Yugoslavya döneminin yetersiz yatırımları yüzünden Balkanlar’ın ekonomik açıdan Arnavutluk ile birlikte en zayıf ülkesi durumunda. GSYİH’si 9.2 milyar dolar gibi gözükse de kayıt dışı ekonomi yüzünden gerçek rakamın 15-16 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bosna-Hersek yönetimi kayıt dışı ekonomiyle mücadele edebilmek için 2006 yılında KDV uygulamasını başlattı. 2001 yılında bankacılık sektörü tamamıyla Batılı şirketlerin eline geçti. 2006’da Avrupa Serbest Ticaret Anlaşmasını imzalayan Bosna-Hersek’in önümüzdeki aylarda SAA’yı da imzalaması bekleniyor. 2004’ten beri başta metalcilik alanındaki kuruluşları olmak üzere 30 kurumu özelleştirdi. Ülkeye 1996 – 2006 yılları arasında 1,4 milyar dolar yabancı sermaye girişi gerçekleşti.
Yeşil Kuşaktan Mavi Bayrağa

Bosna-Hersek gibi Arnavutluk da kayıt dışı ekonomiden muzdarip. 9 milyar dolar gözüken GSYİH’sinin yarısı kadar da kayıt dışı para piyasasında dolaşmakta. Ülke ekonomisinin yüzde 25’lik kesimini oluşturan tarımda halen modern yöntemler uygulanmıyor. Enerji açığının çok yüksek olması sebebiyle sanayi gelişememektedir. Arnavutluk’a dışardan gelen paranın büyük kısmı, Yunanistan ve İtalya’da yaşayan Arnavutların gönderdiği senelik 800 milyon dolardan oluşuyor. Zaten ihracatının yüzde 72’sini İtalya’ya yüzde 10’unu da Yunanistan’a yapmaktadır. 2006 yılında SAA’yı imzalayan Arnavutluk’un önümüzdeki aylarda yasal reformlar yapması bekleniyor. Son yıllarda özelleştirme furyasına katılan Arnavutluk’ta yine Yunan yatırımcıların ağırlığı dikkat çekmekte.

Bütün bunlar dikkate alındığında AB’nin önümüzdeki genişlemesinin Balkanlar yönünde olacağı aşikârdır. 2009 yılında Hırvatistan ile başlaması beklenen genişleme sürecinin yeni bütçe yılı olan 2013 yılında diğer eski Yugoslavya ülkeleri ve Arnavutluk’la son bulması beklenebilir. Bu süreç içerisinde müzakerelerin en önemli belirleyicilerinden biri şüphesiz bölgede büyük yatırımları olan Yunanistan olacaktır. Sonuç olarak; aslında görüldüğü gibi AB’ye girmek için ne insan hakları, ne soykırım kabulü ne de diğer ülkeleri tanımak gerekiyor. Birkaç yasa değişikliği ile yabancı sermayenin önünü açarak sıcak para girişiyle kâr sağlamalarına yardımcı olarak, birkaç banka, otel, maden veya fabrika satarak Avrupa entegrasyon süreci başarıyla tamamlanabiliyor. Bütün bunları gerçekleştirdikten sonra isteyen 90’ların ortasında insanları diri diri yakar isteyen de toplu mezarlar oluşturabilir. Batılı şirketlerin rant elde edebildiği her ülke Avrupalıdır.

Yazar: Mehmet ŞAHİN

Yazıda kullanılan kaynaklar:
Baldwin, International Economics
www.bankofalbania.org
www.cbbh.gov.ba
www.bsi.si
www.nbs.yu
www.fdi.net
www.cia.gov
www.balkanalysis.com

Kaynak: http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1039&sayfa=0

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir