istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Euro Bölgesi Krizi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Euro Bölgesi Krizi Avrupa’ya “Sonbaharı” mı Getirdi?

Avrupa Birliği kuruluşundan itibaren siyasi ve ekonomik krizlerle karşılaşmış, bu krizleri kuruluş antlaşmaları ve kurumların yapı ve yetkilerinde değişiklikler yaparak aşmıştır. Hatırlayacağımız üzere AB üyeleri arasında önemli bir siyasi kriz AB Anayasası’nın kabulü beklenirken yaşanmıştı. Anayasa’nın, AB’nin en güçlü ve etkin üyelerinden olan Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesi, Birliğin derinleşme girişimleri açısından endişelere neden olmuştur. Bu aşamada anayasa yerine yeni bir antlaşma hazırlanması ve üyelerin ulusal simgelerini ve egemenliklerini haklarını tehlike altında hissetmemelerinin sağlanmasına karar verilmiştir. Bu ortamda Lizbon Antlaşması kabul edilmiş ve antlaşma 2009 yılında yürürlüğe girmiştir. Böylece AB üyeleri gerek kurumların modernleştirilmesi, günümüz dünya şartlarında daha etkin çalışma metotlarına sahip olması, gerekse demokratikleşmenin ve derinleşmenin sağlanması için büyük bir adım atmışlardır. (1)

AB kuruluşundan günümüze pek çok bölgesel ve küresel ekonomik krizle karşılaşmış olsa da, hiçbirinden son yıllarda yaşanan ekonomik kriz kadar etkilenmemiştir. 1970’lerin ortasında baş gösteren ekonomik krize üye ülkeler kendi aralarındaki ticareti çeşitli tarife dışı engellerle azaltarak tepki vermişler ve böylelikle 1980’lerin başında bölünmüş pazarlardan oluşan ve Japonya ve ABD karşısındaki rekabet gücünü tamamen kaybetmiş bir AB ortaya çıkmıştır. Bu sorunu çözmek için atılan adımlar sonucunda AB dünya üzerinde tek örnek olan ve tüm engellerden arınmış bir Tek Pazar oluşturmuş, Norveç ve İsviçre gibi ülkeler de bu pazarın bir parçası olmuşlardır. (2)

Avrupa bütünleşmesi projesinin temelinde, ekonomik gücün, dolayısıyla refah seviyesinin artırılması düşüncesinin olduğu bilinmektedir ki bu da, gümrük duvarlarının, yani korumacılığın kaldırılması ile doğrudan ilgilidir. Bu amacın gerçekleşmesi için AB ülkeleri arasında gümrük duvarları kaldırılmış, üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalarla da, karşılıklı olarak gümrük duvarları göreli olarak indirilmiştir. Gümrük birliği, fiziki anlamda gümrükleri ortadan kaldırmamış, Tek Pazar’ın ortaya çıkışıyla bu işlemlere son verilmiştir. 1993 yılından bu yana artık, mal taşıyan araçların üye ülkeler arasındaki sınırlarda işlemlere tabi tutulması söz konusu olmamaktadır. AB’nin tamamı tek ülke gibi değerlendirilmekte, ithalat-ihracat işlemleri malın götürüldüğü şehirde yapılmaktadır. Bu işlemlerin denetimi de, üye ülkeler idareleri arasında oluşturulan güçlü bilgisayar şebekesi vasıtasıyla yapılmaktadır. (3)

AB’nin mücadele içinde olduğu Euro bölgesi krizinin nedenleri ve nasıl aşılacağı irdelenmeden önce, ekonomik ve parasal birlik ile AB’nin ekonomik entegrasyon aşamaları değerlendirilecektir.

Ekonomik ve Parasal Birlik / Euro Bölgesi

AB ekonomik bütünleşmesinin temelinde;  “özgürce, dişe diş bir rekabet anlayışı ” vardır. Ancak konunun insancıl boyutu, sosyal boyutu da ihmal edilmemiştir. Hep birlikte kalkınma, AB’nin geri kalmış bölgelerinin refah düzeyinin artırılması da, ortak politikaların önemli bir tamamlayıcısı olarak görülmüştür. Bu politikanın uygulaması da ihtiyacı olan ülkelere ve bölgelere yardım şeklinde gerçekleştirilmektedir. Yardımların miktarı, ülkelerin ve bölgelerin ekonomik kalkınmışlığı, nüfusu, işsizlik oranı gibi çeşitli kriterlere göre belirlenmektedir. Bu çerçevede ekonomik durumu daha zayıf olan, Portekiz,  İspanya, Yunanistan, İrlanda gibi ülkeler bu kaynaklardan yüksek tutarlarda pay almışlardır.  Bu ülkeler, Avrupa Yatırım Bankası kaynaklarından da istedikleri tutarda kredi alarak yararlanabilmişlerdir. Ancak bu duruma Fransa ve Almanya gibi net katkı sağlayan üyeler karşı çıkmaktaydılar. (4) Yaşanan Euro bölgesi krizinde de çözüm arayışında etkin olan iki ülke yine Fransa ve Almanya’dır.

AB’nin şu an içinde bulunduğu ekonomik entegrasyonun özelliklerini anlamak için, ekonomik entegrasyon aşamalarına kısaca değinmek faydalı olacaktır. Ekonomik entegrasyonun tamamlanması için altı aşamadan bahsetmemiz mümkündür:

-Tercihli ekonomi bölgesi- ülkeler arasında gümrük tarifelerinin düşürülmesi
-Serbest ticaret bölgesi- taraf ülkeler arasında bazı/tüm mallarda iç gümrüklerin kaldırılması
-Gümrük birliği- üçüncü ülkelere aynı gümrük tarifelerinin uygulanması ve ortak ticaret politikası kabul edilmesi
-Ortak Pazar- ürünler üzerine ortak kurallar konulması ve malların, sermayenin, iş gücünün ve hizmetlerin serbest dolaşımı
-Ekonomik ve parasal birlik- tek para birimi ile Tek Pazar oluşturulması ve ortak para politikasının belirlenmesini, üye devletler arasında ekonomi politikalarının koordine edilmesini, mali politikalarının, kamu borç ve açıklarının koordine edilmesini, Avrupa Merkez Bankası tarafından bağımsız bir şekilde yönetilen para politikasını, tek para birimini ve Euro bölgesi kurulmasını gerektirmektedir.
-Tam ekonomik entegrasyon- önceki aşamaların gerçekleşmiş olması ve mali ve diğer ekonomi politikalarının uyumlu hale getirilmesi. (5)

AB’nin tam bir ekonomik entegrasyon aşamasında olduğu söylenemese de, ekonomik ve parasal birlik, ortak para biriminin kabul edilmesiyle sağlanmıştır. Ekonomik ve parasal birlik kurma kararı Aralık 1991’de Maastricht’te toplanan Avrupa Konseyi tarafından alınmış, Maastricht Antlaşması’yla (1992) da kurumsal yapıya kavuşmuştur. Ekonomik ve parasal birlik ile beraber AB ekonomik entegrasyonu gerçekleştirmek yolunda önemli bir adım atmıştır. Ekonomik entegrasyon, geniş anlamda Avrupa ekonomisinin, tekil anlamda da üye devlet ekonomilerinin güçlenmesi için önemli bir araç olarak değerlendirilmiştir. Ekonomik istikrarın ve büyümenin sağlanmasıyla yaratılacak yeni iş kolları, AB vatandaşlarının entegrasyonun yararlarını doğrudan görmeleri bakımından avantaj olarak görülmüştür. (6)

Ekonomik ve parasal birlikten sorumlu tek bir kurum yoktur. Sorumluluk üye devletler ve Avrupa kurumları arasında paylaşılmıştır. Birliğ’in asıl aktörleri olan bu kurumlar, politik yönelimleri belirleyen Avrupa Konseyi, Avrupa ekonomi politikalarını koordine ederek bir üye devletin euro’yu kabul edip edemeyeceğine karar veren AB Konseyi, Euro bölgesi devletlerinin ortak çıkar politikalarını koordine eden Eurogroup, belirlenen sınırlar içinde ulusal bütçelerini düzenleyen üye devletler, kriterlerin yerine getirilişini takip eden Komisyon, para politikasını belirleyen Avrupa Merkez Bankası (AMB)’dır. (7)

Ortak para birimi olarak euro’nun kabul edilmesi ise 1969 tarihli Werner Planı’na dayanmaktadır. Topluluğu oluşturan altı üye devlet ortak ekonomi ve para politikasına sahip olmak için girişimde bulunmuş ve 1971’de Brüksel’de imzaladıkları anlaşmayla ortak para birimine geçmeyi öngörmüştü. Ancak uluslararası para sistemi krizi ve petrol şoklarıyla çalışmalar yarıda kalmıştır. 1979 yılında “Avrupa Para Sistemi” kabul edilerek, ulusal para birimleri ECU etrafında toplanmış, euro’nun kabul edilmesine ilerleyen süreç de bu şekilde başlamıştır. (8)

Maastricht Antlaşması ile ortak para birimi hedefi belirlenmiş ancak Birliğ’in nasıl gerçekleşeceği konusunda bir bilgi verilmemiştir. Bu amaçla oluşturulan Teknik Komite’nin Raporu,  15-16 Aralık 1995 Madrid Zirvesi’nde onaylanarak uygulamaya konulmuştur. Tek para biriminin adının Euro olarak belirlenmesi kararı da bu toplantıda verilmiştir.

Ekonomik ve parasal birlik, ekonomi politikalarının ve bütçelerinin koordine edilmesi, ortak para politikası yürütülmesini, tek bir para biriminin kullanılmasını gerektirmektedir. Euro’nun ortak para birimi olarak kabul edilmesi, Avrupa entegrasyonun gerçekleşmesinin en somut adımlarından biridir. 27 üye devletten 17’sinin kabul etmesiyle, Avrupa tek para birimi olan Euro 1 ocak 1999’da yürürlüğe girmiş, 1 ocak 2002 itibariyle de dolaşıma çıkmıştır. Tek bir para biriminin kabul edilmesi döviz kurlarındaki dalgalanmanın önlenmesini sağlamıştır. Şirketler arasında sınır aşan ticari ilişkileri kolaylaştırmış, bu da daha istikrarlı bir ekonomiyle büyümeyi hızlandırmış, tüketicilere alternatif sunulmasını sağlamıştır. Tek para birimi ayrıca bireylerin seyahat ve alış-veriş imkanlarını da artırmıştır. AB’nin parasal sorunlarından Avrupa Merkez Bankası sorumludur. Bağımsız bir kurum olarak çalışan AMB’nin temel hedefi fiyat istikrarının korunmasıdır. Vergiler ve bütçe konuları her ne kadar ulusal düzeyde düzenleniyor olsa da, üye devletler kamu finansmanı alanında ortak düzenlemeler belirlemişler ve bu sayede eylemlerini koordine etmek, istikrarı, büyümeyi ve yeni iş alanlarının oluşturma imkanına kavuşmuşlardır. (9)

Euro Bölgesi Krizi

Euro bölgesinde yaşanan krizin en önemli nedenlerinden biri ulusal ekonomilerin heterojen bir yapıda olmasıdır. Ayrıca vatandaşların da Euro’ya karşı tepkileri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ortak para birimine geçildikten sonra mal ve hizmetlerin fiyatlarının artması, Euro bölgesinin zayıf ekonomik performans göstermesi, Euro’nun desteklenmemesi sonucunu doğurmuştur. (10) Lizbon Antlaşması’nın onay sürecinin devam ettiği 2008 yılında, AB ülkelerini etkilemeye başlayan küresel mali kriz, başlangıçta kıta Avrupa’sını çok fazla etkilemeyecek bir “Anglo-Sakson kapitalizmi” krizi olarak algılandıysa da, zamanla Euro bölgesinin borç krizinden kaynaklanan sorunlarını önemli ölçüde artırdı. Birleşik Krallık, İrlanda ve İspanya gibi milli gelirlerinde mali hizmetlerin payı yüksek olan ülkelerde ciddi sorunlar baş gösterdi. Küresel krizin sonucunda yaygınlaşmaya başlayan tüketici güveni kaybı ve dünya ticaret hacminin daralması, dünyanın sayılı ihracatçılarından biri olan Almanya ekonomisini de zora soktu. Bazı yeni AB üye devletleri ise krizden çok olumsuz etkilendi: Letonya’da 2009 yılında milli gelir % 20 oranında azaldı. Letonya’nın yanı sıra Macaristan ve Romanya Uluslararası Para Fonu’na başvurmak zorunda kaldılar. (11)

Krize hazırlıksız yakalanan AB ülkeleri, AB antlaşmalarında ekonomik ve mali politikaların koordinasyonuna ilişkin kesin hükümlerin bulunmamasının da etkisiyle, “krizin etkileriyle ortak mücadele” konusunda çok başarılı bir performans sergileyememişlerdir. Ancak bu alanda bazı AB üyesi devlet liderlerinin sorumlu davranışları sonucunda sağlanan koordinasyon krizin bir felaketle sonuçlanmasını önlediyse de düşük büyüme hızları ve yüksek işsizliği engelleyememiştir. AB tarihinin en önemli krizinden çıkan ders, AB düzeyinde daha etkin bir ekonomik yönetişime, mali gözetime ve koordinasyonun kurumsallaşmasına olan ihtiyaçtı. Bu ihtiyaç Lizbon Antlaşması’nın 136. maddesine şu şekilde yansımıştır : “Euro bölgesi ülkeleri ortak ekonomi politikası kuralları kabul etmeli ve bütçe disiplinlerine yönelik koordinasyonu güçlendirmelidirler”. Avrupa Komisyonu, krizden olumlu bir sonuç çıkarabilme kaygısının da etkisiyle, “Lizbon Stratejisi”nin artık AB ekonomisinin sorunlarını çözmek için yetersiz kaldığı tespitini yaparak, onun yerini alacak, yeni bir reform gündemi (AB 2020) hazırladı. (12)

Euro bölgesinin içinde bulunduğu borç krizinin günümüzdeki seviyesine gelmesinin temel nedenleri euro’nun devletler arasında önemli ölçüde sürdürülemeyecek makroekonomik eşitsizliklere neden olmuş olması ve euro bölgesinin bu durumla başa çıkabilecek bir kurumsal yapıya sahip olmamasıdır. Kuzey Avrupa devletleri ise bu nedenleri dışlamakta ve krizin Euro bölgesinin kendisiyle ilgili olmadığını, bölge içindeki bireysel davranışlardan kaynaklandığını savunmaktadırlar. Euro bölgesi krizi başladığından beri de Kuzey Avrupa ülkelerinin öne sürdüğü bu sebep genel kabul görmüştür. Hükümetlerin yozlaşması ve rekabetin yok olması krize sebep olan ülkelerde görülen eksiklikler olmuştur. (13)

Euro bölgesinin ya da daha geniş tanımıyla Ekonomik ve Parasal Birlik’in (EPB) sorgulanmasına neden olan husus sadece Birlik içinde yer alacak AB ülkelerinin Maastricht kriterlerine uyumunun denetiminin iyi yapılmaması değildir. Bir başka ve belki de daha önemli bir sorun, EPB koşulları gereğince, parasal politika ve döviz kuru politikası alanında egemenliğin tamamen Avrupa Merkez Bankası’na devredildiği bir yapılanmada, ekonomik/mali politikalarda gerekli koordinasyonun yasal ve kurumsal altyapısının sağlam olmayışıdır. Bu tartışmalar kısaca “monetarist” ve “ekonomist” yaklaşımlar arasındaydı. Monetarist yaklaşım AB üye devletlerinin ekonomilerinin yapısal anlamda birbirlerine benzer olduğu varsayımından hareketle, ekonomik ve parasal birliğin bir an önce ve mümkün olduğu kadar az ön koşul ile başlamasını talep etmekte, daha tedbirli bir yaklaşım benimseyen ekonomist görüş ise büyüme oranları, enflasyonist baskılar, işsizlik ve iş gücü piyasası esnekliği gibi reel unsurlara dikkat çekerek AB üye devletlerinin aralarında bu anlamda farklar bulunduğunu vurgulamakta ve bu farklar giderilmeden sağlıklı bir ekonomik ve parasal birlik ve dolayısıyla tek bir para sistemi oluşturulamayacağını öne sürmekteydi. Kısaca burada tartışmanın özü kaçınılmaz olarak ülkelerin kendi ekonomik gereksinimlerine göre ulusal düzeyde belirlenecek maliye ve yapısal politikaların temel amacı fiyat istikrarı olan ortak para politikası ile zaman zaman çelişip çelişmeyeceği idi.(14)

Euro bölgesinin içinde bulunduğu borç krizini aşmak için öngörülen yöntem kamu finansmanını konsolide etmek ve üretimi arttırarak rekabeti yeniden canlandırmaktır. “Çevre” ülkelerinin bu yöntemleri hayata geçirebilmeleri durumunda Euro bölgesi krizinin çözüme ulaşacağı ve vergi birliğine doğru bir kurumsal dönüşümün gerçekleşmesinin gerekmeyeceğidir. Kuzey Avrupa ülkelerinin tezlerini kısmen kabul etmek mümkündür. Burada kısmen denilmesinin nedenleri, kuzey Avrupa ülkelerinin kendi tezlerini savunurken, tüm sorumluluğu yozlaşan hükümetlere yüklerken, İspanya’da veya İrlanda’da olduğu gibi özel şirketlerin veya borç veren ülkelerin sorumluklarının göz ardı edilmiş olmasıdır. Şu an yaşanan kriz sadece sorumsuzluk veya rekabet gücünün kaybolmasıyla ilgili değil, aynı zamanda makroekonomik dengesizliklerin sürdürülemez duruma gelmesi ve sermayenin dengesiz şekilde dağılmış olmasıdır.(15)

Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinin hemen ardından, Antlaşma’nın AB’nin içinde bulunduğu ataletin giderilmesinde önemli bir dönüm noktası olmasının ve AB’nin ekonomik krizin bir felaketle sonuçlanmasını nasıl önlediğinin konuşulduğu günlerde Yunanistan’da çok boyutlu bir ekonomik/mali kriz baş gösterdi. Bu kriz, nedenleri ve sonuçlarıyla AB’nin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Yunanistan’da en önemli sorun toplam kamu borcunun ülke milli gelirine oranının yaklaşık % 125’i bulmasıydı. Bütün bunların yanı sıra, Yunanistan’ın euro bölgesi üyesi olabilmek için gerekli makroekonomik göstergeleri (Maastricht Kriterleri) AB makamlarına bildirirken biraz “tutumlu” davrandığı da ortaya çıkınca, euro bölgesinin güvenilirliği önemli ölçüde sarsılmış ve euro dolara karşı değer kaybetmiştir. Bugün Yunanistan’ın içinde bulunduğu mali krizi aşmak için AB maliye bakanları euro bölgesinde mali istikrarın sağlanmasını güvence altına alınması yönünde bir ilke kararı vermişlerdir. Bu da ekonomik/mali politikalarda “yaptırım mekanizmasına da sahip bir koordinasyon sistemi “ gerektirmektedir ki AB’nin mevcut kurumsal yapısı buna imkân vermemektedir. Bu nedenle Avrupa Komisyonu’nun ekonomik ve mali işlerden sorumlu üyesi Olli Rehn, Lizbon Antlaşması‟nın 136. Maddesine dayanarak “ekonomik politika denetimini ve koordinasyonunu güçlendiren” bir tüzük tasarısı hazırlayacağını belirtmiştir.(16)

Euro bölgesine geçilirken, üye ülkelerin ulusal ekonomilerini bir araya getirecek ve zor durumdaki üyeleri destekleme olanağı sağlayacak ortak bir yönetişim mekanizması kurulması gerektiği düşüncesi genel kabul görmüştü. Üye ülkeler arasındaki mali ve sosyal alanlardaki rekabetin azaltılması ve euro bölgesini kapsayacak mali federalizm kurulması fikri de öne sürülmüştür. Ancak bu düşüncelerin liberal doktrini savunan AB Komisyonu ve kendi yetkilerinden feragat etmek istemeyen üye devletlerin iradeleri sonucu gerçekleştirilmediği de Michel Dévoluy tarafından savunulmaktadır.

AB’nin içinde bulunduğu euro krizi Fransa ile Almanya’nın liderlik yarışını da gözler önünde sermiştir. Üyeler her ne kadar Fransa ve Almanya olmadan entegrasyonun ileriye gidemeyeceğini bilseler de, iki ülkenin sergilediği hırslı davranışlar Birlik içinde olumsuz bir hava oluşmasına neden olmaktadır. Bu ortamda euro bölgesi devletlerinin ulusal para birimlerine geri dönmeleri büyük maliyetlere neden olacaktır. Bunun yerine antlaşmaların gözden geçirilmesi ve federalizm fikrinin yeniden tartışılması gündeme getirilmektedir.(17)

Euro krizinin aşılması için özellikle Almanya ve Fransa ikili görüşmeler düzeyinde çözüm aramaktadırlar. Bu durum bir yandan AB liderliğine soyunma olarak algılanarak diğer üye ülkelerin tepkisine neden olsa da, diğer yandan AB’nin en güçlü iki ülkesi olarak belirleyecekleri yol haritasına ihtiyaç duyulmaktadır. Fransız-Alman önerileri son olarak 8-9 Eylül 2011’de yapılan Brüksel Hükümetlerarası Toplantı’da varılan antlaşma hükümlerinin Mart 2012’ye kadar yürürlüğe girmesi öngörülmektedir. Euro bölgesinin 17 üye ülkesi hükümleri onaylarken, AB üyesi olup da euro bölgesine dahil olmayan Bulgaristan, Danimarka, Letonya, Litvanya, Polonya ve Romanya da onaylarını vermişlerdir. Çek Cumhuriyeti ve İsveç parlamentolarına danışma aşamasındadırlar. İngiltere ve Macaristan ise anlaşma hükümlerini reddetmişlerdir.

Brüksel toplantısında imzalanan antlaşmanın beş ana unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki bütçe açığı %3’ün üzerine çıkan ülkelere otomatik yaptırım uygulanması kararıdır. Nitelikli çoğunluk kararıyla itiraz edilebilecek bu yaptırımların ne olacağı konusunda kesin bir hüküm yoktur. İkinci unsur, tüm üye devletleri ilgilendiren bir konudur ve tüm üye devlet bütçelerinin dengeli olması üzerinedir. Altın kural olarak adlandırılan bu hükmü üye devletlerin iç hukuklarına aktarıp aktarmadıkları Adalet Divanı tarafından denetlenecektir. Üçüncü unsur, krizden en çok etkilenen devletleri kurtarmak için yapılacak yardım miktarının artırılmasını kapsamaktadır. Dördüncü unsur, krizden çıkmak için Avrupa İstikrar Mekanizması dahilinde alınacak önlemlerin oybirliğiyle değil, %85 oranında oy çokluğuyla kabul edilecek olmasıdır.  Beşinci faktör ise özel sektörün kamu sektörüyle aynı ölçüde zor durumdaki devletlere yardım etmeye davet edilmeleridir. (18)

SONUÇ

Şüphesiz bütün bu sorunlar AB’nin en başarılı dış politika aracı olan genişleme politikasına da yansımakta ve AB’nin yeni genişlemeler konusundaki isteksizliği iyice belirginleşmektedir. Ekonomik krizin yeni üye olan bazı üye devletlerde demokrasiye ve serbest pazar ekonomisine geçişi sekteye uğratması bu isteksizliği artırmaktadır. AB’nin gittikçe belirginleşen bu isteksizliği, aday ve potansiyel aday ülkelerde AB üyelik koşullarının güvenilirliğini azaltmakta ve AB’nin reform sürecinde oynadığı katalizör rolünü iyice zedelemektedir. AB’nin içinde bulunduğu bu zorlu süreçten çıkabilmesi için stratejik kararlara ihtiyacı olduğu da açıktır.(19)

Euro bölgesi krizi AB üyelerinde hükümet değişikliklerine de neden olmuştur. Yunanistan’da ve İtalya’da hükümetler düşerken, İspanya’da Zapatero sağ muhalefet partisine karşı başarılı olamamıştır. Yüksek borç oranlarıyla mücadele etmek zorunda kalan bu ülkelerin krizden nasıl çıkacakları da Fransa ve Almanya arasında yapılan toplantılarda alınan kararlar öncülüğünde belirlenmektedir. Bir yandan her iki ülke için AB’nin liderliğine oynamak bakımından yarışın hüküm sürdüğü görülmektedir. Ancak bu durum diğer AB üyeleri açısından tepkiyle karşılansa da krizden çıkmak için Fransa’ya ve Almanya’ya ihtiyaç duydukları da bir gerçektir. Batı Avrupa’da sol eğilimli partilere karşı sağ eğilimler güç kazanırken, orta Avrupa’da merkez sol partiler iktidara gelmektedir. Hırvatistan’da ve Slovenya’da yapılan seçimlerde, merkez sağ parti tarafından kurulmuş olan hükümetlerin yerine, merkez sol partiler iktidara gelmiştir.

AB’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz dışında ciddiyetle ele alınması gereken ve bir başka yazının konusu olabilecek önemli kriz de değerler krizidir. Demokratikleşme ve laiklik gibi temel değerlerin savunucusu olan AB, kendi üyelerinin aynı değerleri uygulamasını sağlamakta başarılı olamamaktadır. Son zamanlarda AB ülkelerinde Müslümanlara yönelik saldırılarla kendini daha fazla göstermekte olan İslamofobya gibi giderek güçlenen bir düşünceye karşı ne yazık ki AB doğru bir teşhiste bulunamadığı gibi yakın gelecekte ne tür bir çözüm düşündüğünü henüz belirlememiştir.

Sonnotlar:

(1) Avrupa Birliği resmi internet portalı: http://europa.eu/lisbon_treaty/index_en.htm, erişim tarihi 7 Aralık 2011.
(2) Nilgün Arısan Eralp, “Avrupa Birliği’nde neler Oluyor?”, TEPAV değerlendirme notu, Nisan 2010, s 5-6.
(3) Nurettin Bilici, “AB’de Ekonomik Bütünleşme ve Türkiye’nin Entegrasyonu”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt 5, No 2, Kış 2006, s 41-42, ss 39-45
(4) A.g.m., s 43.
(5) Avrupa Birliği Komisyonu resmi internet sitesi,http://ec.europa.eu/economy_finance/euro/emu/index_fr.htm, erişim tarihi 6 Aralık 2011.
(6) http://ec.europa.eu/economy_finance/euro/emu/index_fr.htm
(7) http://ec.europa.eu/economy_finance/euro/emu/index_fr.htm
(8) Michel Dévoluy ile söyleşi, “L’Euro est-il un échec”?, İRİS, Actualités Européennes, no 47, Ekim 2011.
(9) Avrupa Birliği resmi internet portalı: http://europa.eu/about-eu/basic-information/money/euro/index_fr.htm, erişim tarihi 8 Aralık 2011.
(10)  Michel Dévoluy ile söyleşi
(11)  Nilgün Arısan Eralp, a.g.e., s 2.
(12)  A.g.e.
(13)  Simon Tilford & Philipe Whyte, “Why stricter rules threathen Euro zone?”, Centre for European Reform Essays, Kasım 2011, s 3.
(14)  Nilgün Arısan Eralp, a.g.e., s 3-4.
(15)  Simon Tilford & Philippe Whyte rapor, a.g.e., s 4-5.
(16)  Nilgün Arısan Eralp, a.g.e., s 3-4
(17)  Michel Dévoluy ile söyleşi
(18)  Le Figaro gazetesi resmi internet sitesi: http://www.lefigaro.fr/conjoncture/2011/12/09/04016-20111209ARTFIG00374-les-5-points-majeurs-de-l-accord-signe-a-bruxelles.php, erişim tarihi 10 Aralık 2011.
(19)  Nilgün Arısan Eralp, a.g.e., s 5-6.

Yazar: Aslıhan P. TURAN

Cuma, 16 Aralık 2011

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle