Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Euro Krizi ve Avrupa Birliği’nin Geleceği: “Artık Herkes John Mearsheimer”

Avrupa bütünleşme tarihi üzerine yazılmış kitaplardan ortak bir mesaj çıkarmak mümkündür: Avrupa bütünleşmesi, “kriz temelli bir süreçtir.” Yani, Avrupalı devletleri bir araya getiren motivasyon aynı zamanda onları birbirinden ayıran faktörler olmuştur. Krizlerin şiddetine bağlı olarak Avrupa bütünleşme temposu ya “durağan” bir seyir izlemiş ya da sıçrama yaparak “derinleşmiştir.” Her şeyden önce, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu şeklinde kurulan çekirdek bütünleşme modeli, özünde krizin en şiddetli hali olan savaşın ürünüdür. Bu bağlamda, her ne kadar “Dünya Savaşı” olarak isimlendirilse de aslında her ikisi de büyük oranda “Avrupa’nın savaşı” olan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın bakiyesi, Avrupa bütünleşmesi olmuştur.

Yine Avrupa Birliği’nin tarihine odaklanan kitapların gösterdiği üzere, Avrupa’da “önemli zirveler” oldukça fazladır. Birlik bugüne kadar pek çok krizle karşılaşmış ve liderler bu krizlerin üstesinden gelebilmek için sayısız zirve düzenlemiştir. Ve gariptir ki her seferinde gazetelerde “Avrupa bütünleşmesinin sonuna gelindiğine” ilişkin manşetler atılmıştır. Örneğin, 1960’ların ikinci yarısına damgasını vuran “Boş Sandalye Krizi” ve Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün “uluslar Avrupası” çıkışı Avrupa bütünleşmesinin sonuna gelindiği şeklinde yorumlanmıştı. Yine 1970’lerin çalkantılı uluslararası politik ekonomi sisteminde Avrupa ekonomilerinin petrol şoklarından sert bir biçimde etkilenmesi “Avrupa iskeleti” tartışmalarını tetiklemiş, o zamanki adıyla AET’nin ekonomik olarak sürdürülebilir olup olmadığına ilişkin yoğun bir karamsarlık oluşmuştu.

Artık herkes John J. Mearsheimer

Avrupa bütünleşmesinin geleceğine ilişkin en isabetsiz “felaket senaryoları” ise Neorealist uluslararası ilişkiler ekolüne mensup akademisyenler tarafından üretilmiştir. Amerikan siyaset bilimci ve Neorealizm’in önde gelen kuramcılarından John J. Mearsheimer’ın 1990’da yazdığı makale bu açıdan oldukça çarpıcıdır. Ünlü siyaset bilimci, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından “ortak düşman”ın ortadan kalktığını, bu yüzden iş birliği içerisinde olan AB üyesi ülkelerin birbirlerini daha fazla “rakip ve tehdit unsuru” olarak görmeye başlayacağını, bu baskıların da AB bütünleşmesinin sonunu getireceğini iddia etmişti.

Ancak bu öngörü de daha öncekiler gibi gerçekleşmedi. Zira Avrupalı liderler ilk olarak Maastricht Anlaşması ile 1993’te Avrupa Birliği’ni inşa ettiler, 1999’da ise euro bölgesi ile bir ulusa dayanmayan para birimini hayata geçirdiler. Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana geçen 20 yıllık sürede ise AB, sadece Avrupa halklarının hayatlarını değil aynı zamanda uluslararası siyasetin, “güç dengesi” kavramının ve “anarşi” temalı teorik tartışmaların çehresini değiştirdi.

Euro krizi ve “ihtiyatlı iyimserlik”

Bu nedenlerden dolayı, Avrupa bütünleşme tarihi, AB uzmanlarını ihtiyatlı olmaya iten bir seyir izleyegeldi. Her krizin potansiyel bir fırsat penceresi yarattığı, bu fırsat pencerelerinin ise siyasi girişimcilik yoluyla Avrupalı liderler tarafından değerlendirildiği bir bütünleşme tarihi ile karşı karşıyayız. Hâlihazırdaki euro krizine de bu perspektiften yaklaşan uzmanlarda “ihtiyatlı iyimserlik” hissi hâkim.

Konunun “iyimserlik” boyutu AB bütünleşmesinin kriz-temelli bir seyir izlemesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle, AB’nin bir şekilde bu krizden de kurtularak bütünleşme dinamiğini yeniden ivmelendirmesi pekâlâ ihtimal dâhilinde. Ancak, yine tarihsel tecrübelerle kıyaslandığında iki nedenden dolayı “ihtiyatlı” olmak gerekiyor. Birincisi, mevcut kriz AB için her bakımdan daha önceki krizlerden daha büyük bir meydan okuma. Kindleberger’in ifadesiyle söyleyecek olursak euro krizi diğerlerine kıyasla oldukça “uzun, kapsamlı ve derin” bir bunalıma işaret ediyor. AB ülkelerinin 12 trilyon dolar civarında korkutucu boyutlara ulaşmış borç yükü ve İtalya’nın potaya girmesi doğrudan euro bölgesinin geleceğini tehdit ediyor. 27 ülkenin 14’ünün kamu borcunun GSYİH’ye oranı Maastricht kriteri olan yüzde 60’ın üzerinde ve Yunanistan ile İtalya yüzde 100 bandını da fazlasıyla aşmış durumda…

Üstelik AB liderleri 8-9 Aralık’taki zirvede neredeyse hiçbir yapısal önlem almadılar. Her ne kadar İngiltere’nin dışarıda kalması çok büyük bir olaymış gibi sunulsa da asıl sorun İngiltere değil; AB’nin krize karşı hiçbir kalıcı tedbir alamaması. Zira İngiltere’nin bütünleşme tarihinin başından bu yana “bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda bir oyuncu” olduğu biliniyor. Euro projesinden “opt-out” alarak dışarıda kalan da İngiltere’den başkası değildi. Ancak euro bölgesinde yapısal sorunlar devam ediyor. Örneğin, ne Avrupa Kurtarma Mekanizması yeterince büyütülebildi ne finansman kaynağı netleştirildi ne de euro bölgesinde Kuzey-Güney ayrışmasına neden olan kronik rekabet ve ticaret açığı sorunu tartışma gündemine dâhil edildi. Sadece İstikrar ve Büyüme Paktı, “yeni şişedeki eski şarap” misali uluslararası piyasalara servis edildi. Oysa İstikrar ve Büyüme Paktı 1997’de hayata geçirilmiş ve Almanya dört, Fransa ise üç kez kural ihlali yapmıştı.

İkincisi, son kriz gösterdi ki Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin mevcut liderleri, sorunun büyüklüğünü görecek feraset ve gereken tedbirleri alabilecek cesaretten uzaklar. Avrupa bütünleşmesinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin en temel sorunu, bugün için, vizyoner lider ve siyasal girişimcilik eksikliği… Almanya’da Merkel ve Fransa’da Sarkozy, kriz yönetme kabiliyeti açısından seleflerine göre oldukça başarısız kaldı. Bu nedenle Avrupa, krizin başından beri sadece çözüm değil, aynı zamanda Kohl ve Mitterrand’ını da arıyor…

A la carte Avrupa’ya doğru

Sonuç olarak, Avrupa’nın yaşadığı derin ekonomik kriz, tarihsel tecrübeler ışığında diğerlerinden nitelik değil, daha çok nicelik açısından farklı. Dolayısıyla AB’nin dağılacağı yönündeki yorumlara ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor. Bu bakımdan John Mearsheimer tecrübesi, bugünkü karamsar analizciler açısından önemli dersler içeriyor.

Ancak her krizin AB mimarisini farklı bir biçime dönüştürdüğü de bir başka gerçek. Zira Avrupalı karar alıcılar, kendine has kurumsal tedbirlerle kriz yönetme stratejisine odaklanıyor. Bu nedenle, AB’nin dağılıp dağılmayacağı yönündeki tartışmalardan ziyade, AB kurumsal mimarisinin nereye doğru evrilebileceği daha verimli bir tartışma gündemi oluşturabilir.

Yazar: Mustafa KUTLAY

İlave okumalar;

Bu yazıda ana hatlarıyla bahsedilen tartışmaların detayları için bkz.:

• John J. Mearsheimer, “Back to the Future: Instability in Europe after the Cold War”, International Security, Vol. 15, No. 1, 1990, pp. 5-56.

• Kathleen McNamara, The Currency of Ideas: Monetary Politics in the European Union, Ithaca and London: Cornell University Press, 1998.

Kaynak: usak.org.tr/makale.asp?id=2493

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret