Güncel Yazılar

Fetih 1453’ten ‘Bir Film Niye İzlenir’e

16 Şubat 2012 tarihi itibariyle, filmin adına da uyan bir saatte 14:53’de gösterime giren “Fetih 1453”, merakla beklenen, büyük anlamlar yüklenen, daha gösterime girmeden eleştirilere maruz kalan bir film olmanın ötesinde, benim bir “film niye izlenir” zaviyesinden ilgimi çektiğini söylemeliyim. Film hakkında birkaç hususa değindikten sonra bu noktaya dönmek istiyorum.

Öncelikle Fetih 1453, hedefini ve istenileni kaliteli bir düzeyde ortaya koymak açısından, filmin yapımcısına mali sıkıntılar yaşattığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Seyirciyle buluşan film, muadili Hollywood yapımı filmlerin bütçesi bakımından ele alınırsa, 17 milyon dolarlık bir bütçe ile, Amerikan sineması için vasat bütçeli bir film olabilir, fakat söz konusu ülke Türkiye olunca çok da ucuz bir yapım olmadığı takdir edilmelidir.

Hem yapımcı hem de filmin yönetmeni olan Faruk Aksoy’un hayali olan Fetih 1453, birçok eleştirmen için bir başyapıt olarak görülmese de şimdiden IMDB[1] puanı hayli yüksek bir değere ulaşmayı başarmışa benziyor. Bu noktada Türk seyircisinin ilgisi ve en önemlisi desteği göz ardı edilmemelidir.  Bunun da nedeni, her Müslümanın beklentisi olan İstanbul’un Fethi’nin konu edildiği, Türkiye sınırlarını aşan, Türk tarihinin en şanlı ve anlamlı fethinin beyaz perdeye aktarılması talebi olsa gerek. Her ne kadar bu hayale Fetih 1453’ün yapımcısı sahiplense de, eminim binlerce insanın da aklından geçtiği, “keşke” dediği ve çok zaman “neden bizim İstanbul’un Fethini konu alan bir filmimiz yok“ diye sorguladığı gerçeğini teslim edelim. Birçok kişinin hayali olabilir, nasıl ki İstanbul’u fethetmek, peygamberin hadisinde işaret ettiği yüce mertebeye mazhar olmak birçok Osmanlı padişahının ve dahi İslam ülkelerindeki liderlerin hayali olup da o hayali hayata geçirmek ve gerçekleştirmek kısmı Fatih Sultan Mehmet’e nasip olduysa, bu filmi sahneye koyma hayali de Aksoy’a nasip olmuştur. Beğenelim ya da beğenmeyelim hakikat bu.

Diğer bir husus, redd-i miras edilen Osmanlı bakiyesinin yeniden kabulüyle, Kuruluş dizisinden epey bir zaman sonra Muhteşem Yüzyıl dizisi ve arkasından gelen Fetih 1453 filmi iltifat gören ve beğenilen çalışmalar olursa devamı da gelecektir. Zira Osmanlı tarihinde bu konuda malzemenin bol olduğu gerçeği sadece benim katıldığım bir düşünce değil. Burada önemli olan kısım, bu çalışmaları uluslararası arenada paylaşabilmek ve kabul görmektir. Bu sağlanabilirse, ki Hollywood üzerinden Amerika bu sektörü bir propaganda aracı olarak çok iyi kullanabilmektedir, Türkiye sadece ekonomi ve dış politika konularında grafiği yükselen bir ülke olmanın ötesinde kendini ve tarihini beyaz perde üzerinden anlatabilme gücüne de erişecektir. Bunu bir örnekle açalım. Pearl Harbour Saldırısı, siyasi tarih severlerin yakinen bildiği, Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri’nin 7 Aralık 1941 (Japonya saatiyle 8 Aralık 1941) sabahı Hawaii adalarının Oahu adasında bulunan Pasifik Filosu ve Pearl Harbor askerî üslerine karşı düzenlediği sürpriz saldırıdır. Bu baskın ABD’yi İkinci Dünya Savaşı içine çeken bir olay olması bakımından önemlidir. Bir de bu baskının, 2001 yılı bir filmi yapıldı. İzleyenler bilir, insana “bu Japonlarda Atom bombalarını haketmiş arkadaş” dedirten ve serapa Amerikan’ın kendini aklama propagandası kokan, romantik temalarla soslanmış bir film. Bu türden amaçlı prodüksiyonları çoğaltmak pekala mümkün, Irak ve Afganistan üzerine filmler mi istersiniz, yoksa Vietnam’da adeta günah çıkartan filmler mi. Spesifik bir örnek olması bakımından, Somalia/Mogadishu’da geçen “Black Hawk Down” filmi not etmeye değer(Ne işi varsa artık Sam Amca’nın bu topraklarda. Demokrasiyi bu ülkeye götürmek/getirmek. Tabi tabi!). Bu silsileyi uzatmak mümkün, fakat maksadı aşar. Bu kadarla yetinelim (Bir de Amerikanın kendini kritik ettiği filmler var. Örneğin “Savaş Tanrısı” gibi. Bu da başka bir yazının konusu olsun).

Şunu kabul edelim, sinema sektörünü besleyen, destekleyen faktör ekonomik güçtür.[2] Ekonominiz güçlüyse hem kendi ülkenizdeki halka hem de dünya üzerindeki insanlara neyi nasıl kabul ettireceğiniz zor değildir. Pearl Harbour Baskınını ilk defa sinemada ya da evinizde izlediyseniz Amerika’yı Japonlar karşısında haklı görmemeniz içten bile değildir. Okumaktansa filmini izlemenin kolay ve zahmetsiz olduğu düşünülürse ve bu duruma okumayı pek seven bir millet olmadığımız gerçeği de eklenirse söylediklerimin ehemmiyeti ve/veya vehameti daha iyi anlaşılacaktır. Zira psikolojide “sandviç modeli” diye bilinen bir metod vardır. Nedir bu. İki doğru arasında bir yanlışı kabul ettirmek. Holywood yapımı filmlerde bu çok geçerli bir metod olduğu konusunda benimle aynı fikirde olmayan var mı? O halde gelelim esas meseleye. Gösterilenin ardından verilen mesaja dikkat.

Takdir edersiniz ki, bir Ermeni sorunu konusunda bile kendimizi iyi ifade edemedik. Milleti sadıka diye Osmanlının bağrına bastığı bir millet, bugün dünya ülkelerinin meclislerinde kendilerine soykırım yapıldığını kabul ettirmenin peşinde. Kısmen başarılı olduğu da görülmekte. Tarihi ve vicdani yönden ülke olarak kendimizi haklı görsek de bunu ispat etme, dünya kamuoyunu ikna etme noktasında zafiyet gösterildiği aşikar. Bu konuda tarihi arşivlere gidilmesindense sinema sektörü kullanılarak tüm dünyaya kendimizi anlatmamız hem daha kolay hem de daha etkili olabilirdi. Neyse bu konu uzar, biz Fetih 1453 diyorduk.

Film hakkında söylenebilecek bir başka hususta, filme getirilen eleştiriler. Film hakkında yorumlara yer veren internet sitelerinde filme ilişkin; Fetih konusu işlenirken bazı önemli şahsiyetlerin filmde geçmemesi, bazılarınınsa aşırı ön planda oluşu (Ulubatlı Hasan), filmin senaryosunun yeterince doyurucu olmaması, Türklerin barbar gösterilmesi,…  nevinden bir çok eleştiri okumak mümkün. Fakat şunu unutmamak gerekir ki, eğer dünyaya seslenecek bir çalışma yapıyorsanız, ele aldığınız konu ile ilgili karşı okumaları mutlaka yapmalısınız. Kendi dünyanızdan ya da ülke tarihinden yola çıkarsanız dünya ölçeğinde bir iddianız olamaz. Zira, film hakkındaki eleştirileri okuduktan sonra, bu film için karşı okumalar yapıldığı söylenebilir. İstanbul’un fethinden bahis açıldığında tarihçilerin aşina olduğu, Mihail Ducas, Sakızlı Leonardo, Tedaldi gibi batılı isimlerin fethi anlatan yorumları sıkça zikredilir. Bunun sebebi, beklenenin aksine Türk tarihçilerinin Fatih’in bu büyük zaferini detaylarıyla yazmamalarıdır. Dönemin tarihi kaynakları olan Aşıkpaşazade, Tevarih-i Ali Osman, İbn Kemal, Bihişti,.. İstanbul’un fethi hakkında çok az bilgiler sunmaktadır. Fetihle ilgili bilgilerin önemli kısmı Bizans ve Latin kaynaklarından öğrenilmektedir. Hal böyle olunca müracaat edilen batılı kaynaklar, Türkleri barbar gösterdiği gibi, Fatih Sultan Mehmed’i ihtirasları yolunda zalimleşen bir padişah olarak da anlatır. Hakikatten uzaklaşan her yorum zihinleri daha da fazla bulanıklaştırır. Bu sebeple çok yönlü okumaların gerçeğe ulaşmada, sezgileri kuvvetlendirmede katkısı tartışılmaz. Fetih üzerine karşı okuma cihetinden “1453 İstanbul Kuşatmasını”[3] tavsiye ediyorum.

Film niye izlenir” sorusuna cevap aramak yazımın asıl amacı iken, biliyorum ve farkındayım amacın tali bir duruma dönüştüğünün. Geçte olsa, bu uzun sapıştan sonra dönelim konumuza. Merak etmeyin çok uzun tutmayacağım.

Bana göre bir film, içinde gerçeklik aranarak izlenmemeli. Filmlerin didaktik bir amacının olması da çok anlamlı değil. Hayal satıcılığı yapan, görsel bir şölen sunan filmler ne kadar saçma denilse de gişelerinde görülen izleyici sayıları, insanların rağbetinin ne yönde olduğunu gösteriyor. İnsanlar farklı, sıra dışı kurgulu filmleri seviyor ve filmlerdeki gerçek dışılıkla pek ilgilenmiyor.

Bir filmde mesaj aramak çok doğru bir beklenti gibi gelmiyor bana. Ben filmden ne kadar görsel keyif aldığımla ilgiliyim. Savaş filmleri destansı konular içerse de tarihi ne kadar gerçekçi yansıttıkları beni ilgilendirmiyor. Fetih 1453 filmine yüklediğim anlam da bundan öte değil. Bir Türk yapımı olması sadece göğsümü kabartıyor o kadar. Size de tavsiyem, film de gerçekleri aramayın. Gerçeği arıyorsanız, adresiniz sinemalar değil kütüphaneler olsun. Kitaplar da arayın hakikati.

Saygılarımla.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

27 Şubat 2012


[1] The İnternet Movie Database

[2] Amerika girdiği ekonomik krizde, Hollywood’un nasıl etkilendiği malum. Film şirketleri krizle beraber kesenin ağzını büzmüştü. Her film senaryosu için bütçe vermedi, diğer bir ifadeyle getirisi olmayacak, gişe sağlamayacak filmleri elimine etmişti. Bu durumun, sinema sektörünün de diğer sektörler gibi ekonomi ile yakın bağını göstermesi bakımından manidardır.

[3] J.R. Melville Jones, Yedi Çağdaş Rivayet, 1453 İstanbul Kuşatması, Çev. Cengiz Tomar, Yeditepe yayınevi, İstanbul, 2008.

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Anayasa Sürecinde Lizbon Antlaşması ve Türkiye’ye Yansıması

2000’lerin ilk yıllarında başlayan ve Avrupa Birliği’nin siyasi bütünleşmesini amaçlayan anayasa çalışmalarının yaşandığı sürecin, 2005 …

9 yorum

  1. “Gerçeği arıyorsanız, adresiniz sinemalar değil kütüphaneler olsun. Kitaplar da arayın hakikati.”

    Gerçekten çok doğru bir cümle ile açıklama yapmışsınız.

  2. Bu filmi yapanın emeğine yüreğine sağlık Bizim milletimiz milliyetçidir zaman bize gösterecekki Fetih 1453’ün korsanı çıksa da alıp izleyen olmayacaktır Hakkıyla bişeyler yapanın hakkını da vermek gerekir diye düşünüyorum Bence Fetih 1453 Muhteşem Yüzyıl dizisiyle kıyaslamayı bırak aynı kefede değerlendirilemez Velhasıl Kelam bu kalitede eserlerin devamını diliyor ve destekliyorum

  3. En azından film nasıl çekilmiş diye izlenir. Varmı tarihe gizli bir sataşma diye ya da nasıl anlatılmış tarih diye izlenir. Ya da ben tarihi tarih kitaplarından öğrenirim diye izlenmez film. Tabi tarafsız gözle film çekebilecek birini bulmanın zor olduğu gibi tarafsız bir tarih yazarı bulmakta zordur.

  4. Fetih 1453 filmi sayesinde, Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi ünvanına sahip olan Recep İvedik filminin rekoru kırılabilecek mi tartışmaları; Türk’e türkün propagansı yapılması tartışması vb. konular hızla tüm yazıların konusu olmakta. Kanaatimce, bir fırsat vermek gerekiyor. Sinemayı az çok takip edenler bilirler, şimdi Serdar Akar’ın girişimiyle Çannakkale’nin de filminin yapılması gündemde. Bunlar birbirlerini tetikleyecek hiç kuşkusuz. Ancak bunlar kadar önemli olan bir diğer konu, bu tarih merakının akademik dünyaya da sirayet etmesi. Dünya çapında kabul gören Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi isimlerin yanına başka isimlerin de eklenmesi. Uluslararası index’lere girebilecek nitleikte dergilerin artması. Tarihi öğrenme pratiğini, patlamış mısır eşliğinde mi kazanacağız yoksa kitapların sayfaları arasında mı? Patlamış mısırın insanda su içme isteği yarattığını ve film arasında su almaya gitme “mecburiyeti” yarattığını düşünürsek sanırım bizde hiç bir mecburiyet hissi yaratmayan kitaplar yüzyılın birikimini bizlere aktarmaya devam edecek…

  5. Film neden izlenir:Boş vakit geçirmek için, arkadaşlarla birlikte etkinlik yapmak için, beğendiğimiz artisti bir kez daha görmek için…. yada öylesine…
    Evet biz bazen öylesine film izliyoruz ama hiç bir film öylesine yapılmıyor. Bir misyonu yoksa bile, para kazanmaktır neden ve bu nedenler bilinçaltımıza sinsice ne komutlar işliyor da elektronik sürü oluveriyoruz.
    “Yeni dünya düzeni kitap okumaya vakit bırakmıyor, hem vakit olsa bile ne çok kitap var hangisini okuyacağız? En iyisi okumamak! her nasılsa google’da aradığımız herşey var.” Kabul etsenizde etmeseniz de gerçek böyle.

    • Google var ama, gözlere yazık. Hiç bir elektronik monitör ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, kitap okumanın tadını vermiyor. Kitap sayfalarını çevirmek, altını çizmek, kitaba notlar düşmek hem keyifli hem de daha akılda kalıcı gibi.

  6. Vay arkadaşım seni bildim. Demek sende bu siteyi keşfettin. Yeni bir site ama zamanla verimli olacak gibi duruyor. Selamlar…

  7. Ben izledim, çok güzeldi. herkese tavsiye ediyorum. mutlaka gidin ve izleyin. pişman olmayacaksınız.

  8. U.Gülsemin Kılıçaslan

    fetih 1453 bir dömemin bitişi veya bir dönemin başlangıcı diyebiliriz. filmleştirilmesi de güzel. belki tam tarihi anlatmıyor olabilir tarihi kısmını tam olarak tarihçilerden öğrenebiliriz.muzaffer beyin anlatmak istediği net yazısını beğendim. başka konularlada tarihimizin görselleştirilmesi dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir