ankara escort
Güncel Yazılar

Fransa “Türkleri Avrupa Birliği’nde İstemiyor”

Sosyalist Parti’nin (PS) hazırladığı ‘sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr edenlere 5 yıla kadar hapis ve 45.000 Avro’ya kadar para cezası verilebilmesi ile ilgili” yasa tasarısı, Fransa-Türkiye ilişkilerini bir kere daha gölgeledi. Böyle bir girişimin nedenlerini anlamaya çalışırken özellikle üzerinde durulan konu, 2007’deki seçimler öncesi Fransız politikacıların, yaklaşık 250.000 Ermeni seçmenin oylarını alabilmek için bu yasayı Parlamento’ya sunmuş olmaları. Ermeni diasporasının Fransa’daki etkisinin ne kadar fazla, politika üretme mekanizmalarında maddi ve manevi baskı uygulayabilme kapasitesinin ne kadar büyük olduğu ve Ermenilerin Fransız düşünce hayatı, medyası ve sanatında nasıl kilit noktaları tuttuğu hepimizin bildiği konular. Ancak söz konusu yasa teklifinin arkasında yatan nedenleri sadece bu noktaya odaklanarak anlayamayız. Olayı kapsamlı bir şekilde incelerken, Fransa’nın kendini Avrupa’da hangi konumda gördüğü ve bu konum ile ilişkili olarak Türkiye’ye Avrupa içinde nasıl bir rol biçtiği gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Ekonomideki Bozgun
Geçtiğimiz Kasım ayından beri, Fransa’nın üzerinde kara bulutlar geziyor. Otuz yılı aşkın bir süredir güdülen yanlış ekonomik, sosyal ve yerel politikaların sonucunda patlak veren varoş isyanları yeni durulmuşken, bu sefer varoşlardaki genç nüfusa da yardımcı olacağı ümidiyle genç işsizliğin giderilmesi için tasarlanan İlk İş Yasası’na yönelik tepkilerin ülke çapında genel grevlere dönüşmesi ile birlikte Fransa, dünya kamuoyu önünde son derece sorunlu bir ülke görünümü çizmeye başladı. Yasa tasarısının yaratıcısı Başbakan Dominique de Villepin’in geri adım atmasıyla kargaşa sona erdi ama ülke ivedi çözüm bekleyen yüzde 10’un üzerindeki işsizlik sorunu ile kalakaldı. İhracatta, kendini her zaman kıyasladığı Almanya’nın (786,1 milyar Avro) çok gerisinde kalan Fransa (350 milyar Avro), otomobil hariç katma değer üreten ürün ihraç etmekte zorlanıyor. İşgücü ve üretimde verimlilik giderek düşüyor. Fransız sanayisi dünya pazarındaki yerini büyük ölçüde Çin’e kaptırdı. Bilim, teknoloji ve araştırma-geliştirme konularında Fransa, Avrupa genelinin çok gerisinde kaldı. Bu alanlarda ilerlemek için Fransız devletinden ziyade, borsada hisse senetleri en çok işlem gören 40 şirketten oluşan CAC 40’ın yatırım yapması bekleniyor. Ancak söz konusu Fransız şirketlerinin, bırakın yeni yatırım yapmayı, mevcut yatırımlarını tasfiye ettikleri biliniyor. Ayrıca, 1990 yılından beri şirket yatırımları yüzde 23 düşen Fransa’da, İtalya’dan sonra Avrupa’nın en düşük kâr marjlı şirketleri bulunuyor.

Yukarıdaki tabloya bakıp karamsarlığa kapılan Le Monde yazarlarından Eric Le Boucher de Fransa’nın içerdeki çalkantılarla bir yıl kaybettiğini ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın görevinin bitmesine daha bir yıl olduğu hatırlatarak, “durup beklemeyen bir dünyada Fransa için boşa geçecek bir 12 ay daha olduğunu” söylüyor. Le Boucher aynı zamanda, İran krizi, Putin’in çıkışları, ABD ve Çin’in dünyaya egemen olma girişimleri ve petrol fiyatlarının yükselmesinin Fransa’yı sanki ilgilendirmediğinden, Fransa’nın “bunların hiç birini görmüyor, konuşmuyor ve değerlendirmiyor” olmasından şikâyet ediyor. Bunlara ek olarak yakın zamanda patlak veren ve Chirac, de Villepin ve İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin isimlerinin yurtdışındaki banka hesapları ve basına sızdırılan istihbarat bilgileri ile birlikte sıkça geçtiği politik skandal Clearstream de, Fransız kamuoyunu dünya yerine yine iç meselelerin içine çekti.

Ne var ki Fransa, bu bozgun halinde bile kendi kendisine yüklediği Avrupa liderliği misyonunu kimselere bırakmıyor. Bu durum da büyük ölçüde Fransa’nın, AB’yi kendi öz malı olarak görmesinden kaynaklanıyor. Gerçekten de, her ne kadar AB kolektif bir Avrupa ürünü olsa da, Fransız Aydınlanması’na baktığımızda düşünürlerin, özellikle Montesquieu’nün, formüle ettiği değerlerin, büyük ölçüde onların dile getirdiği şekliyle AB anlaşmalarında yer aldığını görürüz. 1849 yılında Avrupa Birleşik Devletleri düşüncesini ortaya atması nedeniyle Victor Hugo, “Avrupa’nın geleceğine şekil veren adam” olarak anılır. Medeniyetçi bir bağlamda Avrupa tanımını kendilerinin yaptığını düşündüklerinden de Fransızlar, gizleme ihtiyacı duymadan “Avrupa ve Avrupalılığın” gözetmeni gibi hareket etmektedirler. Sözde Ermeni Soykırımı yasa tasarısı ile ilgili durumu doğru değerlendirebilmek için de, diğer AB ülkelerinin Avrupa’nın lideri konusunda ne düşündüklerini bir kenara bırakarak, Fransa’nın “insanlık adına” kendisine yüklediği bu misyona odaklanmak gerekir.

Fransa’nın Ermeni meselesine yönelik özel ilgisi Fransızların gözünde, politikacıların Ermeni oylarını hedeflemiş olmaları ile ilişkilendirilmemektedir. Aksine, bunun Fransa’nın “insanlığa karşı bir görevi” olduğuna inananların sayısı çoğunlukta. Bu çerçevede, Türkiye-Fransa ilişkilerinde Türkiye’nin adaylık statüsünün resmi olarak ilan edilmesi önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Fransa’ya göre Türkiye, Aralık 1999’tan itibaren bu misyonunun kapsamına dâhil oldu. Son dönemde yazılan bazı siyaset bilimi kitaplarında da açıkça belirtildiği gibi kendisinin -Avrupa’nın iyiliği için- “eğitici devlet” olduğuna inanan Fransa, Türkiye’ye de bu açıdan bakmaya başladı. Bu nedenle de sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili yasa tasarısını, “Türkiye’yi eğitme projesi”nin bir parçası olarak görmek gerekiyor. Türkiye’nin AB’ye aday bir ülke olma konumunu bir eğitim aracı olarak kullanmakta. Nitekim söz konusu yasa tasarısını Fransa Parlamentosu’na sunan PS’nin sözcüsü Julien Dray, Türkiye’nin Soykırımı tanımasını AB’ye katılmanın “üstü kapalı” şartlarından biri olduğunu söylüyor. Bu yasa tasarısı, kabul edilse de geri çekilse de arkasında yatan bu zihniyeti mutlaka fark etmemiz gerekiyor.

Medeniyetler Şoku
Elbette bütün Fransızların Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak anketlere ve politikacıların söylemlerine dikkat ettiğimizde, karşı olanların çoğunluğu oluşturduğunu görüyoruz. Üstelik kullanılan argümanlar, sanki Türkiye-AB ilişkilerinde 40 yılı aşkın bir süre hiç yaşanmamış gibi, hâlâ başlangıç noktasında duruluyormuş izlenimini veriyor. “Türkiye’nin sadece yüzde 10’unun Avrupa’da olduğu ve yüzde 90’ı Asya’da olan bir ülkenin AB’ye giremeyeceği,” “Türkçe’nin Avrupa dili olmadığı” ve “Türkiye’nin kültürel, coğrafi ve tarihi bakımdan Avrupalı olmadığı” sıkça dile getiriliyor. Ayrıca, Macaristan’da kurulması düşünülen Avrupa Müzesi için Türkiye’nin hiçbir katkıda bulunamayacağının da altı çiziliyor. Şimdi bütün bu tartışmalara bir de İslam korkusu eklendi. Son zamanlarda Türkiye’nin AB’ye üyeliğini haklı çıkarmak için neredeyse tek silah olarak gördüğü Müslümanlığa yaptığı ısrarlı vurgu ve “Hıristiyan Kulübü olmak istemiyorsanız bizi alın” söylemi, Fransa’da geri tepiyor. “Medeniyetler ittifakı”nın Fransız versiyonu ise “Medeniyetler şoku”dur.

Son zamanlarda yabancı uzmanlara, Türkiye’nin AB’deki geleceği ile ilgili yorumları sorulduğunda analizler yaygın bir şekilde, “Evet ama Türklerin Fransa’daki referandumu aşması mümkün görünmüyor” diye sona eriyor. Hiçbir Fransız politikacı, özellikle 2007’deki seçimden önce, Türkiye’ye destek verirken görünmek istemiyor. Zamanında destek verenler sağcı Ulusal Cephe’nin başkanı Jean-Marie Le Pen’in Avrupa Anayasası ile ilgili referandum öncesi dağıttığı el ilanlarında afişe edilmişti. Aradan geçen süre içerisinde Türkiye karşıtlığının ne kadar arttığı göz önünde bulundurulduğunda, Fransız politikacılar bir daha böyle etkili bir seçim kampanyasına alet olmak istemeyecektir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında Türkiye bugün, uzaklara “üstün medeniyet” gözlüğü ile bakan Fransa’ya tarihte hiç olmadığı kadar “yabancı” gözükmektedir. Bunda Fransa’nın kendi malı olarak gördüğü AB’de Türkiye’yi istememesinin rolü çok büyüktür. Türkiye’ye yönelik bu isteksizlik ve direnç, Fransa’yı her zaman gurur duyduğu özgürlükçü geleneği inkâr etme noktasına getirmiştir.

Cemile Akça ATAÇTUSAM, AVRUPA Araştırmaları Masası
Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=519&sayfa=2

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir