istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Fukuşima'nın Düşündürdükleri ve Seul'daki Nükleer Güvenlik Zirvesi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Fukuşima’nın Düşündürdükleri ve Seul’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi

Geçen sene Japonya’da büyük depremin gerçekleştiği gün olacaklardan habersiz olarak Tokyo’ya gitmek üzere havalimanında bekliyordum. Özellikle 8,9 büyüklüğünde gerçekleşen depremin verdiği hasar ve ardından ortaya çıkan tsunaminin etkisiyle birlikte bir yandan sürekli rötar yapan uçağın kalkışını beklerken bir yandan da hem oldukça heyecanlı hem de endişeliydim.

Japonya tarafından hazırlanan programa çeşitli ülkelerden katılımcılar gelmekle birlikte programın temel amacı nükleer rönesans olarak tanımlanabilecek bir fotoğrafı canlı olarak göstermekti. İkinci Dünya Savaşı’nı kesin olarak sonlandıran atom bombalarının atıldığı ülke olan Japonya, bu nedenle en büyük acıyı çeken taraf olarak ortaya koyduğu kararlılıkla nükleer teknolojiyi ehilleştirmeyi başarmış ve dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olarak enerji ihtiyacının yaklaşık %30-40’ını nükleer teknolojiden elde eden bir ülke haline gelmişti.

Japonya’nın unutmadığı ve dünyaya unutturmamak istediği mesele ise nükleer silahların dünya barışı için ne kadar tehlike olduğu ve gerisinde ne kadar büyük acılar bıraktığıydı. Program boyunca Japonlar, bunları muhteşem bir şekilde tekrar kurdukları ve anıtlaştırdıkları Hiroşima ve Nagazaki şehirlerinde katılımcılara gösteriyordu. Aynı zamanda bu acılar o dönemin canlı tanıkları olan ve bu felaketten canlı olarak çıkmayı başarmış olan Hibakşalarla düzenlenen toplantılarla katılımcılara gayet güzel bir şekilde katılımcılara aktarılıyordu.

Çernobil’den Sonra İkinci Kırılma Noktası: Fukuşima

Ancak Japonya’da geçirdiğimiz yaklaşık 10 gün boyunca katılımcılar, Japonya’nın modern anlamda ortaya koyduğu olağanüstü başarıya odaklanmada, Fukuşima nükleer santralinin reaktörlerinde tsunaminin etkisi ile ortaya çıkan tedirgin edici süreci takip etmek durumunda kaldıkları için oldukça zorlandılar. Her geçen gün nükleer sızıntının abartılarak basına yansıtıldığı süreçte Japon yetkililerin neredeyse kahramanlık anlamında efsaneleştiği kriz yönetimi ile büyük çaplı bir felaket kontrol altına alınabildi. Fakat Fukuşima çok önemli bir kırılma noktasını da beraberinde getirdi. Çernobil’den sonra yaşanan en büyük nükleer felaket olarak, nükleer santrallerin de geleceğinin tartışmaya açıldığı bir süreci başlattı. Bu yönüyle nükleer konusunda iki husus ön plana çıktı. Bunlardan birincisi güvenlik iken emniyet konusu da en az güvenlik kadar önemli bir konu olarak küresel anlamda gündeme oturdu.

AB’de nükleer santrallerde dayanıklılık testleri başlatıldı; Almanya 2020’ye kadar nükleerden vazgeçeceğini belirtti; Fransa’da ise çevreci gruplar özellikle başkanlık seçimlerinin Fransız siyasetine hakim olduğu şu günlerde nükleer konusunu bu tartışmalara dahil etmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Türkiye’de dahi 1960’larda başlatılmasına rağmen ancak yaklaşık 40 yıl sonra somutlaştırılan nükleer santral projesi hassas bir durum haline geldi. Bu çerçevede ortaya konan söylem nükleer teknolojinin karbon emisyonunu azaltmadaki etkisi ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak önemi oldu. Bu çerçevede mevcut emniyet tedbirlerinin arttırılması yönünde politikalar daha sesli olarak tartışılmaya başlandı. Tabi nükleer konusunda meseleler bu kadarla da sınırlı değil. Aynı zamanda meselenin bir de güvenlik boyutu var ki özellikle Fukuşima öncesinde ortaya çıkan uluslararası inisiyatiflerin şekillenmesinde temel belirleyici de bu hususun olduğu belirtilebilir.

Nükleer Teknolojide Güvenlik Endişeleri

Soğuk Savaş sonrasında nükleer güç anlamında dengelerin neredeyse altüst olduğu küresel ortamda İran ve Kuzey Kore’nin oluşturduğu riskler, 11 Eylül sonrasında terörizm ve nükleer teknoloji arasında kurulan ilişkiler çerçevesinde şekillendirilen felaket senaryoları da nükleer teknoloji konusunda gündemi meşgul eden konular arasında.

Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen toplantı bu yönüyle gerek emniyet gerekse de güvenlik meselelerine odaklanan bir zirve. Fakat bu toplantı aynı zamanda bir ilk değil. Aksine 2010 yılında Washington’da düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi’nin ardından ikinci büyük toplantı olma niteliğini taşıyor. ABD Başkanı Barak Obama tarafından bir şekilde öncülüğü yapılan bu girişim aslında Rusya ve ABD arasında başlatılan nükleer silahsızlanma görüşmelerinin de tamamlayıcısı niteliğinde okunabilir. Soğuk Savaş’ın iki büyük gücünün bu dönemin mirası olan nükleer silahları azaltma konusunda ortaya koymuş oldukları inisiyatif nükleer konusunda oluşacak küresel rejimin önemli bir boyutunu oluştururken görünen o ki Washington yönetimi bu rejimin şekillenmesinde aynen küresel finansal krizle mücadelede olduğu gibi geniş katılımlı bir model geliştirmeye çalışmakta.

Bu açıdan zirvenin güvenlik anlamında üzerinde durduğu iki temel husus olduğu belirtilebilir. Bunlardan birincisi 11 Eylül sonrasında oluşturulan felaket senaryolarında nükleer yakıtın veya silahların teröristlerin eline geçmesi. Bu açıdan bakıldığında bazı istatistikler oldukça dikkat çekici. Günümüzde 40’ı aşkın ülkede bulunan plütonyum ve zenginleştirilmiş uranyum 120000 nükleer silah yapmak için yeterli. Bunun dışında Soğuk Savaş’ın sona erdiği günden günümüze kadar Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 1000’e yakın olmayan radyoaktif ve nükleer madde kaçakçılığı tespit etmiş. ABD istatistiklerine göre ise onlarca ülkede askeri ve sivil amaçlarla kullanılmak üzere 2000 tonu aşkın plütonyum ve zenginleştirilmiş uranyum bulunmakta ve bunların kaybedildiği veya çalındığı on sekiz olay tespit edilmiş. [1]

Zirvenin üzerinde durduğu ikinci husus ise oluşturulmaya çalışılan uluslararası rejimin önemli boşluklarından birini de bu oluşturmakta. 1968 yılında imzalanan ve 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahsızlanma Antlaşması (NPT) gereği 190 ülke silahsızlanma ve nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanımı konusunda bazı yükümlülükleri taşısa da dünyada bu rejimin dışında kalan veya bu rejimin gereklerini yerine getirmeyen bazı eğilimlerin de olduğunu belirtmek gerekir.

Bu açıdan özellikle üç önemli risk bölgesi belirtilebilir. Bunlardan birincisi Asya Pasifik coğrafyasıdır. Kuzey Kore’nin takınmış olduğu tavır ve nükleer silah sahibi bir ülke olarak Güney Kore ile ilişkilerinde kademeli olarak tansiyonu yükseltmek temelli bir politika izlemesi bu coğrafyada son dönemde en büyük güvenlik risklerinden birisi olarak gösterilmektedir. İkinci risk bölgesi ise Pakistan Hindistan’ın bulunduğu Güney Asya bölgesidir ki burada bulunan Keşmir sorunu ve Taliban gibi unsurların varlığından ötürü her ne kadar kontrollü kriz yönetimi söz konusu olsa da bazı kırılganlıkların olduğu belirtilebilir. Son olarak üçüncü risk bölgesi ise Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Ortadoğu coğrafyasıdır. Arap Baharı sonrası daha da istikrarsız bir görünüm kazanan bu bölgede İran, NPT’ye taraf olmasına rağmen şeffaf bir politika izlemeyi reddetmekte ve agresif söylemleri ile bölgede tansiyonu yükseltme doğrultusunda bir politika izlemeltedir. Öte yandan NPT’ye taraf olmayan İsrail’in de nükleer silahlara sahip olması da Ortadoğu’daki mevcut durumun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır.

Tüm bunlar düşünüldüğünde 53 ülkenin katılımı ile Nükleer Güvenlik Zirvesi’nin Seul’de düzenleniyor olması da bazı mesajları beraberinde içermektedir. Özellikle Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki gerginliğin kademeli olarak yükseldiği son yıllarda ABD Güney Kore’nin yanında olduğunu toplantıların ikincisinin Seul’de düzenleneceğini belirterek 2010 yılında ortaya koymuştur. Öte yandan seçime doğru giden ABD’de Obama’nın uluslararası arenada puan toplayacağı güzel bir kamu diplomasisi çalışması olarak da bu toplantı değerlendirilebilir. Bu zirve özellikle İsrail, Pakistan ve Hindistan’ın katılımı ile yukarıda belirtilen NPT’nin mevcut bazı boşluklarını doldurma kapasitesine de sahiptir. Ancak İran ve Kuzey Kore’nin tüm bu sürecin dışında olması orta ve uzun vadede nükleer güvenlik konusunda uluslararası toplumun farklı politikalar izleyen bu ülkeler üzerinde oluşturacağı politikaların farklı boyutlara evirileceği bir süreci de beraberinde getirebilir.

Notlar
[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. Jung -Ho Bae and Jae H. Ku (Der.), Nuclear Security 2012: Challenges of Proliferation and Implication for the Korean Peninsula, (Seul: KINU, Aralık 2010).

Yazar: Hasan Selim Özertem

27 Mart 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan