Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

Gümrük Birliği Zarar Vermeye mi Başladı?

Hiç bekletmeden hemen cevabını verelim: Evet.

Çünkü gümrük birliği zamanla adil olmaktan artan ölçüde çıkmaya başlıyor…

Problem gümrük birliği değil, gümrük birliğinin doğru uygulanmamasıdır.

Problem gümrük birliğine taraf olmamız değil, taraf olamayışımızdır!!!

Problemin kaynağı AB’nin imzaladığı yeni serbest ticaret anlaşmalarına dayanıyor…

Problem ekonominin temel gündem maddeleri arasında yer alıyor…

Problemin ciddiyetine yönelik “farkındalığı” mümkün olduğu ölçüde artırmak gerekiyor…

Ve en önemlisi problem çözüm bekliyor ve problemi çözmek gerekiyor…

*****

Bilindiği gibi Türkiye ile AB arasında 1995’te gümrük birliği anlaşması imzalandı ve 1996 yılında yürürlüğe girdi.

Gümrük birliğinin doğası gereği, Türkiye ve AB arasında karşılıklı olarak gümrükler kaldırılırken, üçüncü ülkelere karşıortak gümrük tarifesi uygulanmaya başladı.

Buna göre AB’nin üçüncü ülkelere eskiden beri uyguladığı tercihli ticaret anlaşmalarını ve tek yanlı tarife indirimleriniTürkiye de aynen kabul etmiş sayıldı.

Bu bağlamda AB’nin eski Lome sözleşmesi ve bu sözleşmenin yenilenmiş hali olan Cotonou anlaşması çerçevesinde, birçoğu AB ülkelerinin eski sömürgeleri olan 79 azgelişmiş Asya, Pasifik ve Karaip ülkeleri tek taraflı olarak AB’ye ve dolayısıyla da Türkiye’ye sıfır gümrükle mal satabilir hale gelmişti.

Türkiye ortak gümrük tarifesini uygulamak zorunda olduğu için bu üçüncü ülkelere sıfır gümrükle pazarlarını açarken, bu ülkelere yapacağı ihracatı da her bir ülkenin uyguladığı gümrük tarifesi üzerinden yapabiliyordu. Bu da bir haksız rekabet olarak ve dış ticaret dengemiz açısından zararlı bir mekanizma olarak ortaya çıkıyordu.

Bu mekanizma bugüne kadar Türkiye’nin gümrük birliğine üye olmasına yönelik yapılan en temel eleştiriler arasında yer alıyordu.

Ne var ki, üçüncü ülkelere verilen tavizlere yönelik bu eleştiriler uzun bir zaman çok da haklı çıkmadı!

Çünkü söz konusu üçüncü ülkeler çoğunlukla azgelişmiş ülke konumundaydı ve bu ülkelerin Türkiye’ye (AB’ye olduğu gibi) satabileceği fazla bir malı ve özellikle sanayi malı yoktu.

Olsa bile bu ülkelerin malları Türkiye için rekabet sorunu teşkil etmiyordu. Yani bu ülkeler Türkiye’ye rakip olacak çapta değildi. Bu yüzden Türkiye uzun zamandır ortak gümrük tarifesinin bu yönünden büyük bir zarar görmeden bugünlere geldi.

Uygulamada dış açıklarımızı bu türden azgelişmiş ülkelerden değil, gelişmiş ülkelerden verdik. Şimdilerde de en büyük açıklarımızı yine Batı Dünyası, Rusya ve Çin gibi ülkelerden veriyoruz.

Bunun gibi, AB Türkiye ile gümrük birliği anlaşması imzaladıktan sonra da, bir kısım ülkelerle serbest ticaret anlaşmasıyapma yoluna gitmiştir. Mısır, Fas, Tunus ve Cezayir gibi ülkelerle… benzer nedenlerle bunlar da bugüne kadar Türkiye için çok büyük bir sorun teşkil etmemiştir… Bu türden bazı ülkelerle benzeri bir anlaşmayı yaparak rekabet sorunu çıkmaması için gerekli bir kısım hamleleri Türkiye de yapılmıştır (*).

*****

Ama asıl büyük sorun şimdi ortaya çıkıyor!

AB ile gümrük birliği ortaklığımızın asıl büyük zararı şimdi ortaya çıkıyor.

AB, bugün içinde bulunduğu küresel krizin etkilerini de hafifletmek amacıyla, azgelişmiş ülkelerle değil, giderek artan ölçüde gelişmiş ülkelerle olan ticaret hacmini artırmaya çalışmakta ve serbest ticaret anlaşması şeklinde yeni ticari anlaşmalara gitmektedir.

Azgelişmiş / küçük ülkelerle değil… Çoğunlukla gelişmiş veya Türkiye’ye rakip olabilecek gelişmekte olan ülkelerle…

Bunlardan en önemlisi, dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olacağı bilinen “Transatlantik Serbest Ticaret Bölgesi’nin (Transatlantic Free Trade Area -TAFTA)” oluşturulması çabasıdır. Bu çaba dünyanın en gelişmiş iki bölgesini, yani ABD (**)  ve AB’yi kapsayacak bir bölgeselleşme hareketi olarak planlanıyor…

Benzer şekilde AB’nin Kanada, Çin, Vietnam, Hindistan, Rusya, Japonya, Singapur, Malezya, diğer ASEAN üyeleri ve Körfez ülkelerinden; Kolombiya, Peru, Kosta Rika, El Salvador, Guatemala, Honduras, Nikaragua ve Panama gibi orta Amerika ve Latin Amerika ülkelerine uzanan çok sayıda yeni serbest ticaret anlaşmaları görüşmelerini de eklememiz gerekir(*).

Eğer bunlar AB’nin planladığı gibi gerçekleşirse, AB’nin bölgeselleşme alanı dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran coğrafyalar üzerine genişleyecek / yayılacak demektir.

*****

Ve şimdi Türkiye’nin bu bölgeselleşme hareketinin içinde yer almaması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Hatta daha kötüsü,imtiyaz bakımından içinde yer almaması, ama yükümlülük bakımından içinde yer alması gibi bir durum ortaya çıkıyor…

Yukarıda, azgelişmiş ülkeler karşısında, çok fazla zarar vermediğini ifade ettiğimiz tek yanlı tavizler, bu kez büyük rakipler karşısında ciddi dış açık vermemize ve artarak başka ekonomik zararlara neden olmaya başlamaktadır. Şöyle ki:

a) AB üçüncü ülkelerle (özellikle üçüncü gelişmiş ülkelerle) serbest ticaret anlaşması yaparak, aralarında karşılıklı olarak gümrükleri sıfırlamakta ve ticaretlerini (aynı zamanda büyüme ve istihdamlarını) artırmaya çalışmaktadırlar.

Gümrüklerin karşılıklı olarak kaldırılması Türkiye’yi kapsamadığı gibi, Türkiye AB’nin ticari partnerlerine “ortak gümrük tarifesi” uygulamak, yani söz konusu üçüncü ülkelere karşı tek yanlı olarak gümrüklerini indirmek zorunda kalmaktadır.

b) Türkiye’nin iç pazarında kaybediyoruz. Türkiye, gümrük birliği üyesi olarak ortak gümrük tarifesini uygulamak zorunda olduğu için, Türkiye’nin iç pazarına üçüncü ülkelerin malları hiçbir engel olmadan serbestçe girebilmekte; bu ülkelerden yaptığımız ithalat ve ithalattan kaynaklanan dış açık ve cari açığımız daha da artma eğilimine girmektedir.

c) Üçüncü ülkelerin pazarında kaybediyoruz. Serbest ticaret anlaşması Türkiye’yi kapsamadığı için, Türk ihracatçılarının malları söz konusu üçüncü ülke pazarlarına engelsiz bir şekilde girememekte veya mevcut gümrük duvarları koşullarında girebilmektedir. AB ile ortak bir gümrük birliği ülkesi olmamıza rağmen, anlaşma yapılan ülkelerin pazarlarında dışarıda kalan bir ülke konumuna düşmüş oluyoruz.

Bu durumda Türkiye, üçüncü ülkelerle yapacağı ticarette, haksız bir rekabetle karşı karşıya kalmaktadır. Örneğin uygulamada üçüncü ülkeler Türkiye’ye %3-4 civarında bir gümrükle mal satabilirken, Türkiye üçüncü ülke pazarlarına%30-50 civarında bir gümrük engelini aşarak ihracat yapabilmektedir.

d) AB ile rekabette kaybediyoruz. Aynı şekilde / aynı nedenlerle üçüncü ülke pazarlarında Türkiye ile AB arasında da haksız bir rekabet ortaya çıkmaktadır. Hatta söz konusu üçüncü ülke pazarlarında Türk ihracatçılarının AB’li ihracatçılarla rekabet etme şansı neredeyse tamamen ortadan kalkmaktadır.

e) AB pazarında kaybediyoruz. Üçüncü ülkeler AB pazarında yeni avantajlara / imtiyazlarla kavuşarak, ihracatçılarımız açısından yeni rakiplerimiz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da en önemli pazarlarımızdan olan AB pazarında ihracatımızın yeterince artırılamaması ile sonuçlanabilecektir.

f) Üçüncü ülkeler hali hazırda ticaret açığı verdiğimiz ve rekabet etmede zaten zorlandığımız gelişmiş ülkeler olduğu ölçüde, sorun daha da büyüyecek demektir. AB’nin planladığı gibi üçüncü ülkeler kapsamına dünya nüfusunun yarısıdahil edilebilirse, bugüne kadar görmediğimiz şekilde ithalatı artıracak ve ihracatı zorlayacak bir sürece girme tehlikesiyle karşı karşıyayız demektir. Bu durumda dış açık ve cari açık şişmeye ve daha fazla sorun olmaya devam edebilecektir.

g) Türkiye ekonomisinin görebileceği zararlar dış açık ve cari açıkla sınırlı kalmayacaktır. Bahsettiğimiz nedenlerle ithalat artışı “ithalata rakip” yurt içi sektörlerimizi suni olarak rekabet edemez hale getirecektir. İhracattaki zorlanmalar da ihracat sektörlerimizde üretimin daralması veya yeterince artırılamamasına yol açacaktır. Her iki sektörde de üretim büyümesi, istihdam ve işsizlikle mücadelemiz ciddi bir şekilde olumsuz etkilenecek demektir.

*****

Türkiye bugün, AB’nin yeni anlaşma yaptığı üçüncü ülkelerle eş anlı bir şekilde anlaşma yaparak, zararı minimize etmeye çalışmaktadır. Bu çalışmalar önemlidir. Ancak sorunun daha köklü bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Konunun ciddiyeti ortadadır. Her düzeyde gösterilen çabaları hassasiyetle takip ediyoruz. Ve çözüm için her düzeydeçaba sarf etmeye devam etmemiz gerektiğini görebiliyoruz.

_________________

(*) Hem AB hem de Türkiye için yürürlükte olan ve müzakere süreci devam eden serbest ticaret anlaşmalarının güncel özet bir listesine www.ekonomi.gov.tr/sta adresinden ulaşılabilir.

(**) ABD’ye yaklaşık olarak 6 milyar dolar ihracatımız, 15 milyar ithalatımız ve 9 milyar açığımız bulunmaktadır. Belirttiğimiz nedenlerle ithalatımız katlarken, ihracat daha önceki trendini izleyecek; sonuçta mevcut açığımız daha da büyüyecektir. AB ile serbest ticaret anlaşması sorunu çözülemezse, benzeri durum diğer ülkelerle de yaşanacaktır. Yol gösterici bir örnek olarak küçük, ama önemli bir kıyaslama yeterli olabilir:

Türkiye Gümrük Birliği’ne girdikten sonra, AB 2000 yılında Meksika ve Güney Afrika ile ve 2010 yılında da Güney Kore ile serbest ticaret anlaşması imzalamıştır. Sonuçta Türkiye’nin Meksika ile dış ticaret açığı 13 yılda 64 kat ve Güney Afrika ile 11 kat artmıştır. Güney Kore’ye karşı Türkiye anlaşmadan sonra ilk kez 5 milyar doları aşan bir açık vermiştir. Türkiye’nin 2012 yılı sonunda 84 milyar dolar olan dış ticaret açığının 6.7 milyar dolarlık kısmı sadece bu üç ülkeden kaynaklanmıştır (Kaynak:  Ayşegül Akyarlı Güven (2013), “Üç Ülkenin Gümrük Birliği Faturası 6,7 Milyar Dolar”, Wall Street Journal Türkiye, http://www.wsj.com.tr/article/ SB10001424127887323646604578404632999562400.html, Erişim: 28.04.2013).

Yazar: Şevket TÜYLÜOĞLU

3 Mayıs Cuma, 2013

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir