ankara escort
Güncel Yazılar

Güncel Jeopolitiği Bağlamında Kıbrıs Adası’nın Akdeniz Havzasındaki Yeri Ve Önemi

Giriş
Uluslararası ilişkilerin sürekli bir değişim içinde olduğunu çıkış noktası olarak alırsak, bu değişimin etkisinde Akdeniz havzasının jeopolitiğinin yüksek derecede önem kazandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’in en büyük adası konumunda olan Kıbrıs Adası üzerindeki rekabet de hızla artmaktadır. Özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkilerinde çözülmesi gereken bir sorun olarak uluslararası kamuoyunu meşgul eden Kıbrıs üzerinde, diğer uluslararası aktörlerin de etkisinin gelecekte hızla artacağı söylenebilir.

Bu çalışmada esas; Kıbrıs Adası’nın güncel jeopolitiği bağlamında Akdeniz havzası için arz ettiği önemi, bölgede yaşanan son gelişmeler çerçevesinde anlamaya çalışmaktır.

Uluslararası aktörlerin Kıbrıs Adası’na olan ilgisini anlayabilmek ve güncel gelişmeleri sağlıklı bir şekilde yorumlayabilmek için, adanın jeopolitik öneminin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Adanın coğrafi konumunun beraberinde getirdiği imkan ve kolaylıklar neticesinde tarihte de ada üzerinde “güç” rekabeti eksik olmamıştır. Bu rekabet günümüzde de geçerlidir ve gelecekte de hızını arttırarak devam edecektir.

Kıbrıs Adası’nın Siyasi Coğrafyası 
· Doğu Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu,
· Ortadoğu’dan geçen ve Afrika’ya uzanan mihveri,
· Akdeniz’den Süveyş Kanalı vasıtası ile geçen Hint ve Pasifik okyanuslarına uzanan deniz yollarını kontrol eder.
· Hava gücünü her istikamete yönlendirmesi bakımından stratejik önemi vardır.
· Önemli bir deniz üssüdür.
· Kıbrıs Adası’na hakim olan Ortadoğu sorunları ve Ortadoğu devletleri üzerinde etkili olur. [1]

Adanın jeopolitiğinin, Temmuz (2006) ayında faaliyete geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının açılması neticesinde Doğu Akdeniz’in artan önemi çerçevesinde daha da önem kazandığı söylenebilir. Uluslararası aktörlerin Kıbrıs politikalarını bu bağlamda değerlendirmek doğru olacaktır.

Türkiye-AB İlişkileri Bağlamında Kıbrıs
8 Kasım 2006 tarihli İlerleme raporunda [2] , Türkiye’nin imzalamış olduğu Ek Protokol (Ankara Anlaşması) gereğince, Kıbrıs Rum Kesimi de dahil, 10 yeni AB üyesi ülke için, ulaşım üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak ve malların serbest dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilerek, “AB, bu gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006 yılı tam uygulama yapılıp yapılmadığını değerlendirecektir.” ifadesine yer verilmiştir. Türkiye’nin her fırsatta Kıbrıs sorununda BM önderliğinde kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin oluşturulması konusunda da Türkiye’nin Ada’daki her iki topluma desteğini yinelediği ifade edilmiştir.

Raporda, Türkiye, Ek Protokol’ü tam olarak uygulamadığı ve limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bayraklı gemilere açmamayı sürdürdüğü tespitleri yapılarak, bunun malların serbest dolaşımını kısıtladığı ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın ihlali anlamına geldiği iddia edilmiştir. Benzer kısıtlamaların hava ulaşımında da söz konusu olduğu kaydedilen raporda, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül başta olmak üzere Türk yetkililerinin, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadan Ek Protokol’ün uygulanmayacağını birçok kez dile getirdikleri anımsatılmıştır. Buna karşın AB yetkililerinin, “KKTC’nin durumunun limanların açılması konusuyla irtibatlandırılmaması” gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokol’ün uygulanmasının Türkiye’nin yasal yükümlülüğü olduğu ileri sürülmüştür. Raporda, Türkiye’nin Kıbrıs için “Eylem Planından” da bahsedilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin OECD gibi uluslararası örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile getirilmiştir. [3]

Yapılan resmi açıklamada; Türk hükümetine göre Kıbrıs sorunu siyasi bir sorundur ve teknik nitelik taşıyan müzakere süreci açısından bir yükümlülük teşkil etmemektedir. Kıbrıs konusunda taviz verilemeyeceği konusunda kararlılık sürdürülmektedir ifadelerine yer verilmişti.

Uzun bir süredir Türkiye-AB müzakerelerinin kesintiye uğrayabileceği şeklinde görüşler, çeşitli platformlarda dile getirilmekteydi. Süreç bu koşullar altındayken, AB dönem Başkanı Finlandiya, müzakerelerin kesilmesini önlemek için, Kıbrıs konusunda bir plan oluşturmuştu. Plan, iki yıllığına Magosa Limanı’nın AB denetiminde açılmasını, yine iki yıllığına Maraş’ın BM gözetiminde açılmasını ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanması karşılığında, “Türkiye’nin limanlarını açmasını ve Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nü TBMM’de onaylayıp eksiksiz uygulamasını” içermekteydi. [4] Tek amacı müzakerelerin devamını sağlamak olarak ifade edilen Finlandiya’nın önerisinin, KKTC için riskler içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

27-28 Kasım 2006’da düzenlenen 8. Avrupa-Akdeniz Süreci (Euromed) Dışişleri Bakanları Konferansı’na katılmak üzere Finlandiya’nın Tampere kentinde bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Lillikas ve Türkiye’den gden Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül ile ayrı ayrı görüşen Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığını açıklamıştır.

Ardından Türkiye’den beklenmedik bir adım meydana gelmiş ve Türkiye, Finlandiya Dönem Başkanlığındaki AB’ye bir Kıbrıs önerisi getirmiştir. Ankara, bir liman ve bir havaalanı’nın açmayı önerirken, Magosa Limanı’nın Türk idaresinde ticarete açılmasını ve Ercan Havaalanı’nın uluslararası uçuşlara açılmasını istemişti. Türkiye’nin Kıbrıs önerisi şu hususları içermektedir: [5]

– Türkiye, bir limanını “Gümrük Birliği icapları içinde” açmaya hazırdır.
– Türkiye, 2007 yılı içinde, Kıbrıs’ta 12 ayda tamamlanacak ve BM temelinde kapsamlı bir çözüm talip etmektedir ve bunun için Kıbrıs’ta iki tarafa da bu konuda bir çağrıda bulunulmasını istemektedir.
– Türkiye, bir havaalanını Kıbrıs Rum Kesimi’nden yapılacak uçuşlara açacaktır.
– Türkiye, Magosa’nın “KKTC” yönetimi altında doğrudan ticarete açacaktır. Ankara, doğrudan ticaret tüzüğünün de bunu öngördüğünün altını çizmiştir.
– Türkiye Ercan Havaalanı’nın yine Türklerin kontrolünde uluslararası uçuşlara açılmasını istemektedir.

AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen, Türkiye’nin önerilerinin, AB ile olan yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda yeterli olmadığını bildirmiştir. Ancak yapılan öneri, AB için olumlu bir işaret olarak görülmüştür.

KKTC’ye karşı uygulanan izolasyonlar kaldırılmadan, Rum yönetimine limanların açılmayacağını ve bu sorunun müzakere sürecinden bağımsız siyasi bir sorun olduğunu her defasında vurgulayan Türkiye’den böyle bir öneri gelmesi konusunda iki senaryo üretilebilir. Öncelikle kötümser senaryoya bakarsak; bilindiği üzere Mayıs 2007’de Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilecektir. Yapılan Kıbrıs önerisi bu çerçevede değerlendirilir ise, Başbakan Erdoğan tam anlamıyla çözüm amacına hizmet etmekten ziyade, getirdiği bu öneri ile hem içerden hem de Avrupa’dan cumhurbaşkanlığı seçimleri için destek bulmak istemiş olabilir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı makamına ve Genelkurmay Başkanlığı’na haber verilmediği yönünde haberlerin çıkması da, mevcut iktidarın gelecek seçimlerden zaferle çıkması durumunda ne Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne de Cumhurbaşkanlığı’nın görüşlerini dikkate almadan kendi siyasetlerini uygulayabilecekleri mesajı verilmeye çalışıldığı olarak görülebilir.

Fakat iyimser senaryo açısından değerlendirilir ise, getirilen önerilerin, Kıbrıs’taki soruna çözüm bulmak ve müzakere sürecinin askıya alınmasını önlemek açısından yapıcı nitelikte olduğu söylenebilir. Böyle bir senaryoda da, yaşanan gelişmenin bu amaca hizmet etmek için kullanılacağı ihtimali yüksek gözükmemektedir. Hatırlanacağı üzere Kıbrıs sorununun çözümü konusunda her zaman olumlu adımlar atan kesim Türk kesimi olmasına rağmen, cezalandırılan hep Türk tarafı, ödüllendirilen taraf da bu sorunun çözümüne ancak kendi idealleri bağlamında bakan Rum Kesimi olmuştur. Bilindiği gibi Annan Planı [6] için düzenlenen referandum sonucunda “evet” oyu vermesine rağmen Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonlar, söz verilmesine rağmen, kalkmamış, aynı referanduma “hayır” cevabını veren Rum Kesimi ise adanın tek temsilcisi olarak AB’ye üye yapılmıştır.

Eğer adaya kapsamlı bir çözüm getirilirse Doğu Akdeniz’de çok geniş bir işbirliği alanı oluşturulabilir. Nitekim Türkiye bu konuda ne kadar samimi olduğunu Annan Planı’na verdiği destekle göstermiştir. Ayrıca Dışişleri Bakanı Gül de bu konuda çözüm için kim adım atarsa onunla görüşmeye ve fikir alışverişinde bulunmaya daima hazır ve yapıcı olduğunu açıklamıştır.

Konu, 11 Aralık ‘ta toplanacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında gündeme gelmiştir. Toplantı sonucunda Türkiye’nin müzakere süreci 8 başlıkta askıya alınmıştır. [7] Bu karar, 14-15 Aralık zirvesinde de tartışılmadan onaylanmıştır.

AB Dönem Başkanı ve Avrupa Komisyonu, 4 başlıkta (para politikaları, işletmeler ve sanayi politikaları, mali kontrol, istatistik) Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için hiç bir sorun olmadığı düşüncesiyle söz konusu başlıklarda 14-15 Aralık 2006 AB liderler zirvesi öncesi müzakerelerin başlatılmasını istemiştir. Ancak Rum Kesimi ve Yunanistan, konuyu zirvenin sonunda ele almak istemişlerdir. Daha sonra Rum Dışişleri Bakanı, bir Yunan gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye ile hiçbir müzakere başlığının açılmasına izin vermeyeceklerini söylemiştir.

Tüm bu gelişmelere rağmen, AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER’in 20 Aralık 2006’da Brüksel’de yaptığı toplantıda, “İşletmeler ve Sanayi Politikası” ile ilgili başlıkta Rumların son saniyede görüş değiştirmemeleri durumunda müzakerelerin başlatılma kararı alınmasına kesin gözüyle bakılmıştır. Nitekim AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER’de Türkiye ile “İşletme ve Sanayi Politikası” başlığının açılmasını onayladığını bildirmiştir. Diğer başlıklara ise, Rum Kesimi’nin Almanya dönem başkanlığı sırasında yeşil ışık yakabilecekleri ifade edilmiştir.

Fransa’nın Kıbrıs Üzerinden Akdeniz Açılımları 
2006 Temmuz ayının son haftasında, GKRY’ni ziyaret eden Fransa Savunma Bakanı Michele Alliot-Marie’nın yaptığı görüşmeler çerçevesinde Fransa’nın Papadopulos yönetimi ile Rum kesiminde bulunan Baf‘taki Andreas Papandreu üssünün kullanımı dahil, geniş askeri işbirliğini öngören bir anlaşma imzalayacağı açıklanmıştır. İki ülke arasında imzalanacak bu anlaşma; askeri tesisler, teknik destek ve Rum Ulusal Muhafızlarının Fransa’da eğitilmesi gibi alanları kapsamasının yanısıra, anlaşmanın en önemli unsuru olarak Baf hava üssünün Fransa’nın kullanımına açılması oluşturmaktadır.

Güney Kıbrıs’ın Fransa ile olan çok iyi ilişkilerinde yeni bir sayfa açacak ve iki ülke arasında askeri alanda var olan işbirliğini bir sisteme bağlayacak olan anlaşma -medyaya yansıyan haberlere göre- şu hususları içermektedir:

– Baf’taki Andreas Papandreu Hava Üssü’nden Fransız savaş uçaklarına kolaylık sağlanacak. (Andlaşma henüz imzalanmadan dahi Baf Hava Üssü, Fransızlar tarafından, son Lübnan krizinde kullanılmıştır.)
– Rum yönetimi, deniz limanı ve deniz üslerinde Doğu Akdeniz’de seyreden Fransız savaş gemilerine kolaylıklar sağlayacak.
– Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) subaylarının Fransa askeri okullarında eğitiminin sürdürülmesi. (Bu işbirliği halen uygulamadadır. Çünkü RMMO’nun sahip olduğu silahlarının çoğu Fransız kaynaklıdır.)
– Fransız yetkililerin Kıbrıs konusunda seminere katılmak ve Rum Savunma Bakanlığı ile askeri işbirliğinde bulunmak için Güney Kıbrıs’ı ziyaret etmesi.[8]

Bu anlaşmaya karşı bir tepki olarak Türkiye, Paris’e sözlü nota vererek görüşmelerin sona erdirilmesi ve herhangi bir anlaşma imzalanmamasını istemiştir. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile mevcut askeri işbirliğinin kağıt üzerine döküleceği mesajını vermiş ve diğer Avrupa Birliği ülkeleriyle yapılan anlaşmaların bir benzerinin Rumlarla yapılacağını bildirmiştir.

Fransa’nın son dönemlerde dış politikasında hareketlenme ve açılımlar olduğu görülmektedir. GKRY ile imzalayacağı muhtemel bir anlaşma neticesinde de Fransa’nın Akdeniz’de daha da etkili olacağı söylenebilir. Ada üzerinde hakim olmasının da Fransa’ya kazandıracağı imkan ve kolaylıklar üzerinde, özellikle gelecekte yaşanması muhtemel olan ABD-İran kriz ve/veya savaşı bağlamında, düşünmemiz gerekmektedir.

Güney Kıbrıs ise, böyle bir yakınlaşma ile AB içinde izlediği siyasete destek bulacaktır. Fransa ve Türkiye arasındaki ilişkinin de gerginleşmesine neden olan bu gelişme neticesinde Rum Kesimi’nin bir taşla iki kuş vurduğu söylenebilir. Türkiye açısından bu gelişmeler, adadaki Türk varlığı ve Türkiye’nin savunması/güvenliği bağlamında değerlendirilmelidir.

Adada varlığı bulunan ABD ve İngiltere ise, bu gelişmelerden rahatsız olmuşlardır. Çünkü ada üzerinde başka hakim bir güç istemezler. Özellikle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlamında bölge üzerinde hedefleri olan bu iki ülkenin çıkarları ile bölgedeki Fransız varlığı örtüşmemektedir. Son olarak, İngiltere Başbakanı Tony Blair’ın Türkiye ziyaretinde Kuzey Kıbrıs’a atıfta bulunması bu gelişmeler çerçevesinde değerlendirilebilir.

Görüldüğü üzere Kıbrıs Adası üzerinde uluslararası “güç” mücadelesi 2006 yılının son dönemlerinde hızlanmıştır. AB’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni Birliğe üye yapması ile adaya tamamen hakim olmak istediğini, fakat bu durumu gerçekleştirmeye yeterli imkan ve kuvvetinin olmadığı söylenebilir. Çünkü adada iki askeri üssü olan İngiltere bu duruma engel olmaya çalışmaktadır. Eğer ada tamamen AB hakimiyetine girecek olursa, İngiltere adada elinde bulundurduğu imkan ve kolaylıkları kaybedeceği endişesi taşımaktadır. İngiltere’nin KKTC’ne atıfta bulunması ve adanın kuzeyi üzerinde izolasyonların kaldırılması gerektiği söylemesi, bu bağlamda değerlendirilmelidir. Annan Belgeleri’nin ortaya çıkış tarihi göz önünde bulundurulduğunda, adanın tamamen AB hakimiyetine bırakılamayacağı görülür. Çünkü Annan Planı, GKRY’nin adanın bütünü adına AB’ye alınma kararının verileceği Aralık 2002’deki Kopenhag zirvesinden hemen önce ortaya çıkmıştır. [9]

Akdeniz havzasına yakın bölgelerde cereyan eden krizler bağlamında Kıbrıs Adası’nın öneminin daha da artması uzak bir ihtimal değildir.

Sonuç
Bugün Kıbrıs Adası, coğrafi konumu itibarı ile büyük bir rekabete sahne olmaktadır. Geçmişte de var olan Kıbrıs adasının hakimiyet mücadelesi, günümüzde artarak devam etmektedir. Bu adanın önemi giderek artmaktadır. Ada, Türkiye için, “reel politik” açıdan hayati derecede önemlidir. Türkiye, kendisine siyasi, coğrafi ve kültürel açıdan çok yakın ve stratejik önemi yüksek olan bu adadan, kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için vazgeçemeyecek bir durumdadır.

Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum neticesinde çok yönlü ve etken bir dış politika belirleyip uygulamak durumundadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin Kıbrıs meselesi üzerinde sorunu çözmek ve ulusal çıkarlarını koruyup geliştirebilmek için, dış politikasında bazı açılımlara gitmesi düşünülebilir.

Buna göre, adadaki Türk varlığını yok sayan ülkeler ile olan ilişkilerin tekrar gözden geçirileceği vurgusunun yapılması gerekmektedir. Özellikle AB ile olan mevcut ilişkiler bağlamında adadaki Türk varlığının yok sayıldığı bir mecranın ortaya çıktığı söylenebilir. Türkiye, bu durum karşısında AB ile olan ilişkilerini değiştirerek, Birliğe tam üyelik hedefinin olmadığını, bunun yerine “imtiyazlı ortaklık” gibi özel bir statü içinde ilişkilerin devam edeceğini belirtip bu ilişkinin sınırlarını da belirleyebilir.

Türkiye’de karar vericiler, gelecek yıllarda önemi artacak olan Kıbrıs Ada’sı üzerindeki siyasetini kamuoyunu ve çıkarlarını göz önünde bulundurarak tekrar gözden geçirmelidir.

————–
Polat KIZILDAĞ, Yardımcı Araştırmacı, POLSAR Balkanlar-Kıbrıs Masası
Özlem Pınar ORAN, Yardımcı Araştırmacı, POLSAR Avrupa-AB Masası

[1] Kıbrıs Adası’nın jeopolitiğinin ayrıntıları için bkz; Polat Kızıldağ; Türk Dış Politikası Bağlamında Kıbrıs Meselesinin Güncel Anlamı Üzerine , www.jeopolsar.com cilt:3, sayı:7, Eylül/2006
[2] http://www.mfa.gov.tr/NR/rdonlyres/
AB7D8D80-856D-400D-ACDE-C2AE7FC81C82/0/Ilerlemeraporu_en_8Kasim2006.pdf
[3] http://www.abhaber.com/haber_sayfasi.asp?id=14427
[4] http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=235461
[5] http://www.abhaber.com/haber_sayfasi.asp?id=14411
[6] Bu çalışmanın esası gereği Annan Planı’nın içeriğine değinilmeyecektir. Bu planın ayrıntıları için bkz; Osman Metin Öztürk, Kıbrıs: Annan Belgeleri (I.,II.,III.) Üzerine Değerlendirmeler , Ankara
[7] Askıya alınan başlıklar şunlardır; malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, ulaştırma, gümrük birliği ve ticaret politikası.
[8] http://www.kibrisgazetesi.com/index.php/cat/3/Pagename/Guney Kibris
[9] Osman Metin Öztürk, Dış Politikada Kriz Yönetimi , Ankara, 2004; s,102-103

Kaynak: jeopolsar.com/11.htm

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir