Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Gürcü-Rus ilişkilerinde askeri güç

Kuzeyimizdeki denizaşırı komşumuz Rusya Federasyonu’nun petrol gelirlerindeki artışla beraber ciddi bir hamleyle reorganize edip güçlendirmeye çalıştığı silahlı kuvvetleri, yakın gelecekte ABD ve NATO için sorun olabileceğe benziyor. Küresel güç konumunu kaybeden Rusya’nın hiç olmazsa etrafında ciddiye alınacak bir bölgesel güce sahip olmak istediği açık. Darmadağın hale gelmiş ordusunun, hala dünyanın en büyük ikinci atom silahları envanterine sahip olduğu gerçeği Putin’in güçlü olma felsefesine yardımcı oluyorsa da derli toplu bir konvansiyonel güce sahip olmayan bir ülkenin, birçok bakımdan dezavantajları olduğunu da bilen Putin, elindeki parasal olanakları silahlanma ve ordunun modernizasyonuna harcamaya başlayacak gibi gözüküyor. Bugünlerde petrolü silah gibi kullanarak eski Sovyetler Birliği uydularına baskı yapan Putin’in, reorganize edeceği silahlı kuvvetleriyle eski günlerdeki gibi yakınlarındaki uydularına bu yolla baskı yapıp güç kullanma seçeneklerini ve fırsatlarını değerlendirmek isteyeceği de açık. Kaldı ki bu fırsatlar çevresinde bolca mevcut. Özellikle Kafkaslar, Rusya’nın tarihten beri uğraştığı ve vazgeçmek istemediği sorunlu bölgelerin başında geliyor. Küresel mücadelenin yanında Çeçenistan sorunu, Gürcistan ile Osetya sorunları ve yine Gürcistan ile Abazya konusunda zaman zaman bilek güreşi yapmayı gerekli bulması, Rusya’yı silahlı kuvvetlerini güçlendirmeye mecbur ediyor.

Yeni Silahlanma Programı
Putin’in Silahlı Kuvvetler ile ilgili olarak yapmak istediği düzenlemeler 2003 yılında hız kazanmıştı. Asker sayısı süreç içinde azaltılırken, profesyonel orduya geçme çabaları da doğru orantılı olarak hızlandı. Bu konuda gösterilen gelişmelerden sonra da silahlanma ve hafif, mobilitesi güçlü ordu hedefi yolunda ilerlemeye başlandı. Bu bağlamda geçtiğimiz Ocak ayında GPV-2015 programıyla ordunun silahlanması planlı esasa bağlandı. Geçmişte buna benzer bir şekilde ele alınmış bir önceki 5 yıllık planda, araştırma ve geliştirmeye ağırlık verilmişti. Devlet Silah Programı olarak nitelendirilen bu planda ise ordunun edineceği yeni ve geliştirilmiş araç ve gereçlerin teslimi hedef alınmış durumda. Rusya’nın ordusunu modernize etme yolundaki en büyük yardımcısı da kuşkusuz petro-dolarlar. Putin bizzat, bu dolarların büyük bir kısmının giderek ordunun ihtiyaçlarına ayrılacağını söylerken elde edeceği gücü, küresel ve bölgesel mücadelede el altında sopa gibi kullanılacak şekilde tutmayı düşünüyor.

Rusya Federasyonu, savunma bütçesi de bu paralelde gelişmeler gösteriyor. 2004 yılında yaklaşık 15,8 milyar dolar olan federal savunma bütçesi 2005’de 20 milyara, 2006’da da 24,5 milyar dolara çıkarılmış. 2006’daki miktarın 8,5 milyar doları silah alımları ile ilgili. Ancak Silahlı Kuvvetlerin modernizasyonu çabalarının yanı sıra federal bütçenin büyük bir kısmının Rusya Federasyonu’nun elindeki caydırıcı nükleer gücün idamesine harcanacağı gerçeği de son derece önemli. Bu noktada, yeni “Silahlanma Programı” ile Rusya’ya girişilebilecek ve ilk vuruşu içeren bir nükleer saldırıya karşı, düşmana onarılamayacak bir zararla karşılık verebilecek, modern ve kompakt bir nükleer güç hedeflenmiş. Ancak yine bu noktada nükleer bombaların sevk edilmesinde, eldeki eskiyen stratejik silah envanteri sıkıntı yaratıyor. Görünen o ki, özellikle stratejik bombardıman uçakları konusundaki bu zafiyetini gidermek isteyen Rusya, stratejik silahları içerisinde yer alan bir kısım bombardıman uçağını yenileme programlarıyla modernleştirmeye ağırlık vermiş. Ama öte yandan ve daha ağırlıklı olarak nükleer silahların sevki konusunda, şu anda dünyadaki öteki daha küçük ve yeni nükleer güce kavuşan veya kavuşmakta olan Pakistan, Kuzey Kore, Çin, İran gibi ülkeler çizgisinde de benzeri balistik füzelerin geliştirilmesi ve bunların nükleer bomba sevkinde kullanılmasına ağırlık vereceğe benzer. Çünkü, esasen füze teknolojileri konusunda elinde çok önemli teknolojik birikim olan Rusya’nın çok daha pahalı olan yeni uçak teknolojileri üretmek yerine daha kısa zamanda daha ucuza ve daha etkili olabilecek yeni balistik füze sistemleri geliştirmesi olası.

GPV-2015 programı çerçevesinde, Rus Hava Kuvvetleri de güçlenmek amacıyla elindeki stratejik bombardıman uçakları olan TU-160, TU-95MS ve TU-22M3’leri gerek konvansiyonel silah ve bilhassa konvansiyonel anlamdaki cruise füzeleri sevkinde kullanılacak şekilde yenileştirirken bunların nükleer caydırıcı gücün stratejik unsurları olmasına da önem vermektedir. Bölgedeki terörist unsurların temizlenmesi, asimetrik tehditlere karşı yanıt vermek ve enerji hatlarını korumak amacıyla konvansiyonel hava gücü güçlendirilirken yeni uçak alımından ziyade SU-27 ve MİG-31’lerin yenileştirilme çabalarına ağırlık verildiği görülmektedir. Ancak dünyadaki dördüncü (F-16, F/A-18, MiG-29 ve Su-27 gibi) ve beşinci nesil uçak geliştirme programlarından (F-22 ve F-35 gibi) geri kalmamak için de kendi geliştirme programlarını desteklemek amacıyla SU-27’nin geliştirilmiş şekli SU-34 savaş uçakları alımına bir miktar bütçe ayırmış ve ayrıca özellikle çift motorlu ve 30-35 ton kalkış ağırlıklı, daha önceleri üretimi planlanan Su-37 ve S-47 Berkut’dan da daha ileri teknolojiye sahip olan beşinci nesil T-50 tipi uçağının geliştirilmesi konusunda da çalışmalar sürdürülmektedir. Ancak her şeye rağmen Rusya’nın nükleer caydırıcılık doktrininde sabit veya mobil fırlatıcıdan atılan Topol-M (SS-27) ve deniz kuvvetleri kullanımına dönük Bulava (SS-N-30) tipi balistik füzelere ağırlık vereceği anlaşılmaktadır. Esasen çok başlıklı Topol füzelerini ima ederek dünyayı geçtiğimiz yıl tehdit eden Putin’in savunma doktrininin, balistik füzeler üzerine yoğunlaşacağı düşünülmektedir.

Kara Kuvvetleri’nin reorganize ve yeniden teçhizi konusunda başarılı adımlar atılırken burada da nükleer stratejik güçlere kıyasla hava ve deniz gücü gibi ikinci plana itilmişlik sezilmektedir. Kara ordusunun ana gücü olan T-90 ana muharebe tankları, BMP-3M zırhlı personel taşıyıcılar ve 300 mm.’lik BM 9A52 çok namlulu roketatarlara ilaveten ancak T-80 tanklarının geliştirilmiş şekli olan Kara Kartal tipi yeni bir tank ve BTR-90 yeni bir zırhlı personel taşıyıcı geliştirilmesi yolunda çalışmalar yapılmaktadır. Ordunun daha mobil ve güçlü olması yolundaki bu çalışmalar kapsamında, 2006 yılı satın alma planında 31 yeni T-90 tankı, 125 BTR-80 zırhlı personel taşıyıcı ve 3700 otomobil alınması yer almıştır.

Uzun süredir ihmal edilmiş ve ancak çeşitli kazalarda adını dünyaya duyurmuş olan Rus Deniz Kuvvetleri de ikinci planda olmakla beraber Putin’in silahlanma programından bir ölçüde nasibini alacağa benzemektedir. Bu bağlamda, 3 adet yeni Borey sınıfı ve 2 adet modernize edilmiş Akula sınıfı nükleer balistik füze denizaltısı inşasına karar verilmiştir. Bu şekilde Rus Deniz Kuvvetleri, 2012 yılında 16 adet füze atabilir nükleer denizaltı kapasitesine sahip olacaktır. Bu denizaltı kapasitesinin yanı sıra Deniz Kuvvetleri’nce yeni sipariş verilen Amiral Gorşkov okyanus tipi savaş gemisi, 5 adet yeni ve proje-22350 olarak anılan gaz veya dizel türbine sahip firkateynler ve 20 adet proje-20380 kapsamındaki korvetler donanmaya ek bir güç katacaktır.

Yukarıda özet olarak ifade ettiğimiz Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri ile ilgili gelişmelerden menfi yönde en çok etkilenebilecek iki ülke olan Ukrayna ve Gürcistan’ın bu noktada yeni arayış ve yaklaşımlar içine girmesi ise kaçınılmaz olmaktadır.

Gürcü Ordusu ve NATO
Ukrayna’nın, göreceli olarak daha güçlü ordusuna kıyasla daha küçük bir orduya sahip olan Gürcistan’ın, sorunlarla dolu coğrafyası ve özellikle üzerindeki Rus baskısı nedeniyle, Karadeniz ve Kafkaslarda etkinlik mücadelesi veren ABD ve ABD’nin kontrolündeki NATO’ya yaklaşması hatta müttefik olması kadar doğal bir yaklaşım ve seçenek olmayacağı açıktır. Ayrıca Gürcistan’ın Türkiye ile Türk Dünyası arasında önemli bir köprü konumunda bulunması, özellikle Türkiye açısından son derece stratejik bir durumu da söz konusu etmektedir. Bu konuda güçlü ve Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olan bir Gürcistan ordusunun varlığı, bizi bölgedeki çıkarlarımız açısından yakından ilgilendirmektedir. Yine bu bağlamda izlenen doğru bir politikayla, ABD ordusunun yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimizin de bugünlerde 4 tugay gücüne erişmiş Gürcistan Silahlı Kuvvetleri’nin eğitiminde katkıda bulunması, bizim bölgedeki olası gelişmelere hiç olmazsa askeri yönden verdiğimiz önemi göstermektedir. Yaklaşık 20 bin kişilik bir güce kavuşmuş olan Gürcistan Silahlı Kuvvetleri, son zamanlarda bir kısmını Çek Cumhuriyeti’nden edindiği ilave T-72 ve T-55 tanklarıyla ve Türkiye tarafından iyi eğitilmiş bir Özel Kuvvetler Tugayı ile NATO standartlarına erişmiştir. Ne var ki Rusya Federasyonu ordusuyla karşılaştırıldığında elinde mevcut, 5 Su-25 savaş uçağı, 20 kadar UH-1 nakliye helikopteri, 3 adet Mi-24 taarruz helikopteri ve 11 kadar oldukça eski hücumbot ile yetersiz bir görünümdedir. Ancak bölgede ABD’ye ait U-2 keşif uçaklarının, Kafkasya üzerinden Abhazya ve Osetya dahil geniş bir alanda keşif uçuşları yaptıkları ve dağınık şekilde konuşlanmış olan Rus kuvvetlerini izledikleri iddia edilmektedir ki, bu husus ABD’nin bu hassas bölgedeki dengeye verdiği önemi ve Gürcistan’ı olası bir sıkıntılı durumda destekleyebileceğini göstermektedir.

NATO Üyeliği Sıkıntıları
Bütün bu gelişmeler ışığında özellikle ABD’nin Gürcistan ile Karadeniz’de çok sadık bir müttefik bulmuş olması ve buna paralel Gürcistan NATO ilişkilerinin hızla güçlenmesi, Rusya’yı ciddi şekilde rahatsız etmektedir. Bu nedenle Gürcistan’ı tamamen ihmal etmek istemeyen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, 13 Haziran 2006 tarihinde Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakaşvili ile St-Petersburg’da görüştü. Görüşmede özellikle Güney Osetya ve Abhazya konularının ele alındı. Saakaşvili’nin son günlerdeki açıklamalarına göre, son iki haftadır Gürcistan ve Rusya dışişleri bakanları yapıcı bir diyalog içerisindeler ve Putin ile yaptığı görüşme vesilesiyle yapıcı ve bölgedeki sorunları giderici adımlar atılması bekleniyor. Yine Saakaşvili’nin Gürcistan Milli Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı açıklamaya göre; Gürcistan hükümeti, Gürcistan-Rusya münasebetlerinde ciddi sorunların birikmiş olmasına karşın Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne kesinlikle dokunulmaması prensibi temelinde Rusya ile çok yakın ve sıkı bir münasebete, ayrılık sorunlarının barışçıl çözümüne ve suni engellerin kaldırılmasına hazır.

Bütün bu hususların ışığı altında Gürcistan’ın NATO ile ortaklığa adım atma hevesini ve gerekçelerini anlamak mümkün. Gürcistan yönetimi bu bağlamda hedef aldığı Üyelik Eylem Planı’nı yürürlüğe koymuş durumda ve NATO’ya 2008 yılındaki zirve toplantısında davet edilmeyi ümit ediyor. NATO’ya üye olma konusunun Gürcistan açısından hem iç hem de dış politika hedefi olmasının sık sık vurgulanması önemli. Halkın da yüzde 75’inin bu konuya taraftar olması, Gürcistan’ın ABD etkisi altına girdiğinin açık bir belirtisi. Ancak bu üyelik konusunda Gürcistan’ı bazı dikenli yollar beklemiyor da değil. Çünkü NATO ilkelerine göre çözülmemiş, hatta çok derin bir şekilde dondurulmuş sorunları olan bir ülkenin üyeliği ve böyle bir ülkeye güvenlik garantisi verilmesi son derece güç. Bu noktada Mikhail Saakaşvili’nin kararlaştırılmış olan Putin görüşmesini de bu sorunları çözmek amacı taşıdığı ve NATO’ya girme konusunda bir adım daha öne çıkmak olduğu söylenebilir. Ancak çevresindeki siyasi etkinlik kazanım çabalarını, ordusunu güçlendirerek desteklemek isteyen Putin’in Saakaşvili’nin bu adımını hesaplayarak Gürcistan’ın NATO’ya girmesini engellemek için dondurulmuş sorunları sürdürmek istemesi de çok olası. Özellikle Abhazya sorununun Osetya’ya göre çok daha ileri düzeyde olması ve hatta bir süre önce Rusya’nın güç kullanma gibi bazı kelimeleri ifade etmeye yöneltmesi de önemli. Rusya’nın halen Abhazya’da Bağımsız Devletler Topluluğu anlaşmasına uygun olarak yaklaşık 2.000 kişilik bir askeri gücü olduğuna da bu noktada değinmekte yarar var. Geçtiğimiz Mart ayında Rusya ile askerlerini Gürcistan’dan çekme konusunda bir anlaşma imzalamış olan Gürcistan’ın Rusya ile ilişkili başka hassas bölgesel sorunları da var. Bunların başında Kuzey Kafkasya’da Rusya’yı ilgilendiren sorunların Gürcistan’ı da etkilemesi, yerli ve yabancı güçlerin sınır ötesi hareketleri ile terörist faaliyetler olarak da nitelendirilebilecek tehditler ve organize suç örgütlerinin faaliyetleri geliyor. Bütün bu sorunların çözümünde güçlü bir orduya sahip olma gereğini duyan Gürcistan bu yönde silahlı kuvvetlerini ciddi bir transformasyona tabi tutmakta. Bilhassa ordu kademelerinin gençleştirilmesi ve eğitim düzeyinin NATO standartlarına eriştirilmesi bu bölgesel ve çoğu Rusya ile ilişkili sorunların üstesinden gelinmesi için önemli. Bu bağlamda, Gürcistan’da geçmişteki dağınık ve başıbozuk silahlı kuvvetlere kıyasla bugün daha profesyonel bir ordu düzeyine ulaşılmış olunmasında özellikle denizaşırı görevlerde edinilen deneyimlerin payının büyük olduğu söylenebilir.

Gürcistan’ın geçmişte Türkiye’nin NATO’ya girmek için Kore’ye asker göndermesinde olduğu gibi günümüzde dünyanın çeşitli yerlerindeki çatışma bölgelerine ABD veya NATO’yu desteklemek için güç göndermiş olması da dikkat çekicidir. Halen Irak’ta 850 kişilik, Kosova’da Türk taburunun bünyesinde 150 kişilik ve Afganistan’daki ISAF komutanlığı emrinde 50 kişilik askeri gücü bulunan Gürcistan’ın küçük ordusuna ve bulunduğu tehdit ortamına karşın böyle bir girişimde NATO kanatları altına girmek ve nimetlerinden yararlanmak amacıyla bulunduğu rahatlıkla söylenebilir.

Rusya tehdidinin boyutlarından ciddi şekilde rahatsız olan ve geçtiğimiz günlerde Rusya’nın Abhazya’daki kapalı olan Guduata askeri üssüne S-300 füzeleri yerleştirdiğini iddia eden Gürcistan’ın, ekonomik olanaksızlıklar nedeniyle arzuladığı büyük askeri gücü elde edememesindeki dezavantajını ABD ve Türkiye ile olan askeri ilişkileri sağlam tutarak alt etmeyi planladığı ve bu noktada Rusya’yı bir çok yönden dizginleyebilecek bir ittifak olan NATO’nun kanatları altına her halükarda girmeyi hedeflediği açıkça görülüyor. ABD’nin bölgeye duyduğu yakın ve stratejik ilginin ve Rusya ile ABD arasındaki güç mücadelesinde bir satranç taşı olarak önemli bir noktada olduğunun farkında olan Gürcistan’ın bunu çevresindeki ülkelere karşı bir koz olarak kullanma eğiliminde olduğu da hissedilmektedir. Hatta bu hususu Türkiye ile ilişkilerinde zaman zaman abarttığı da gözlemlenmektedir. Unutulmamalıdır ki Gürcistan bölgede Rusya’nın da etkisiyle hala bir ada misali izole edilebilecek konumda; özellikle güvendiği ABD’ye de oldukça uzak bir coğrafi bölgededir ve dış dünyaya açılmada Türkiye’ye ve desteğine ciddi boyutlarda muhtaçtır.

Yazar: Ali KÜLEBİ

Kaynak: http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=553&sayfa=0

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Chechen Wars

When Chechnya left the Soviet Union in 1991 to declare independence, its prospects were just …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret