Güncel Yazılar

İktisat-Neoklasik İktisat-Fizik

Modern iktisadın öyküsü Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği yazması ile başlamıştır. Sıkı bir Newton hayranı olan Smith’in düşüncelerinde Newton’un hareket yasalarının etkileri açık bir şekilde görülebilmektedir. Fizik ile iktisat arasındaki bu etkileşim tarih boyunca devam etmiş, sadece fizik değil, aydınlanma Avrupa’sında doğan rasyonel düşünceye dair her akım bilimler üzerinde etkisini oldukça yoğun bir şekilde hissettirmiştir. Ancak iktisat ve fizik arasında oldukça sıkı bir bağ bulunmaktadır.

17. yüzyıl ve 18. yüzyılda reformasyon ve rönesans bilimler arasındaki bu etkileşimi oldukça üst bir düzeye taşıdı. Birey ve toplum ilişkileri başta olmak üzere akılcı ve laik bir temel dünyanın açıklanması görevini üstlendi ve düşünürler gökyüzünde bulunan tanrısal kaynaklı açıklamaları terk ederek insanı merkez alan düşünce ve doğa bilimlerine yöneldiler. Doğa bilimler bu alanda başı çekmekteydi, özellikle Newton tarafından ortaya konulan doğa yasaları insanlara yeni kainat ve evren düşüncesi ya da bakış açısı getirdi. Böylelikle de kendi içerisinde bir düzene sahip olan evren anlayışı mekanik düzene oturtularak egemen bir hale geldi. Bu anlayış sadece fizik bilimi ile sınırlı kalmadı politikadan topluma bilimden sanata her alanda rasyonel aklın ve düşüncenin önemini ortaya çıkardı. Fizik ve matematikte görülecek gelişmelerin önünü açan bu ilerleme ile birlikte Newton’un yasalarını kullanarak Adam Smith modern ekonomik düzenin ilk kavramları ve modellemelerini ortaya koydu.

Adam Smith ile başlayan modern ekonominin öyküsü, rasyonelliği ön plana alan bilim dallarında görülen gelişme ile sürekli geliştirildi. Baptise Say, J. Stuart Mill gibi ünlü düşünürler Adam Smith tarafından ortaya konan bu ilkeleri daha da ileri taşıdılar. Ancak zaman içerisinde Newton fiziğinin gelişen teknoloji karşısında dünyayı açıklama da yetersiz kalması, başta bu dönemin fizikçileri olmak üzere bütün düşünürleri mevcut sistemi sorgulamaya yöneltti. Klasik iktisat 1850 yılına kadar ayakta kalmıştı ancak yoğun bir şekilde eleştirilmiş ve çok fazla darbe almıştır.

Dönemin en büyük ve en ünlü fizikçilerinden olan Herman Ludwing Ferdinand von Helmholtz, yeni döneme yön verecek olan fizik atılımını, ısı ışık gibi kavramları açıklamada yetersiz kalan Newton fiziğini revize ederek başka bir kulvara soktu. Ona göre enerji denilen kavram ısı ışık gibi olayları açıklamada kullanılabilirdi. Tam bu noktada kendisi de bir mühendis olan William Stanley Jevons katılmış olduğu Faraday Konferanslarının da etkisi ile fizikte ortaya çıkan bu yeni gelişmeyi, iktisat alanına modelleyerek, yeni ekonomik devrimin yani neo klasik iktisadın temellerini atmış oluyordu.

Klasik İktisat Dönemi

Klasik İktisat Dünyası

Klasik iktisadın ya da modern iktisadın öyküsünün başlangıç tarihi olarak her yönden büyük gelişimlere sahne olan 1776 yılı kabul edilebilir. İnsanların beklenti ve umutlarının yükseldiği gelişen teknoloji ve bilim ile insanın kendini modern dünyanın merkezine koyduğu ve eski ilahi inancı terk ettiği bu dönem, büyülü bir çağa uzanan kapıları sonuna kadar aralamıştır.  Amerika’nın bağımsızlık kazanması, Thomas Jefferson’un hürriyet ve mutluluğu vazgeçilemez kazanımlar olarak ilan etmesi, büyün dünya da insan kavramını ön plana çıkararak özgürlük kavramının anayasal temellerinin atılmasına neden olmuştur.[1]

Bir başka açıdan, klasik iktisat dünyası bir anlamda çok büyük bir anlamda da çok ufaktı. Dünya’ya ilişkin bilgilerin çoğu bilinse dahi deniz ve okyanuslara ait bilgilerin yeterli olmayışı, Avrupa, Asya ve Afrika’ya ilişkin coğrafi bilgilerin net olmaması ya da hiç bilinmemesi 18. yüzyıl dünyasını oldukça küçültmüştür. Ancak bu açılardan küçük olarak kabul edilebilecek klasik iktisat dünyası bazı açılardan da büyüktü. 18. yüzyılın sonlarına doğru çok sayıda haberleşme ve iletişim olanağının ortaya çıkması, demiryolundan önce yollar ve posta hizmetlerinde gerçekleştirilen iyileştirmeler şehirler arasındaki haberleşme ve mesafeyi oldukça kısaltmış, 18. yüzyıl dünyası da bu gelişmeyle ters olarak büyümüştür.[2]

Avrupa ve tüm dünyada gerçekleşmekte olan dönüşüm, klasik iktisat dünyasının ortaya çıkmasını sağlamak açısından oldukça yeterli bir ortam oluşmasını sağlamıştır. Burjuvazi 1789 Fransız ihtilali ile kendi varlığını sürdürebilmek adına oldukça büyük kazanımlar sağlamış, devlet yönetimi bu sınıfın istekleri doğrultusunda şekillenerek ekonominin gelişmesinin önündeki engellerin çoğu kaldırılmıştır.

Sanayinin artan bir hızla gelişmesi bu bağlamda da fabrika ve sanayi kuruluşlarının sayılarında görülen yükselme toplam üretimi oldukça arttırmıştır. Bu bağlamda da sanayileşme de öncü olan ülkelerde zenginlik artmaya başlamış, Burjuvazi kendi çıkarlarını savunmak için yaratmış olduğu ulus devlet içerisinde, yönetim üzerinde oldukça büyük bir etkinlik şansı elde etmiştir.

Klasik iktisat dünyasında zafer kazanmış olan Burjuvaziler karşısında, sesini yükselten bir başka sınıf daha ortaya çıkmıştır. Dönem içerisinde el emeğine duyulan ihtiyacın çok fazla olması ve mevcut el emeğinin çok daha fazla olması, kapital sahiplerine işçilerin ücretlerine yönelik olarak bir baskı kurma olanağı tanımıştır.[3] Kapital sahipleri tarafından işçi ücretleri üstünde kurulan bu baskı, ülkelerin kırsal kesimlerinde çok yoğun değildir. Ancak sanayinin yoğunlaşmış olduğu kentlerde makine ve el emeği arasındaki amansız mücadele ve rekabet, işçi ücretleri üzerinde oldukça olumsuz bir etki yapmış, ücretler sürekli düşüş göstermiş bu durum ile bağıntılı olarak ise hayat standartları oldukça kötü bir hal almıştır.

Bu dönem, sayılan bu nedenlerin dışında dinsel fanatizm, hurafe, iktidara ve aristokrasiye karşı rasyonel akla, bilime bireyciliğe büyük bir inanç beslemiş ve aydınlanmacı karaktere sahip olarak klasik iktisadın gelişmesi için bütün entelektüel zemini hazırlamıştır. Sadece iktisat alanında değil, kendi geçmiş ve geleceğini elinde tutan insanı dünyanın merkezine yerleştiren sekülerleşme ve rasyonalizm akımları insanların düşünce faaliyetlerini oldukça yükseltmiş, bu dönem Avrupa’sı düşünce ve fikirlerin okyanusu haline gelmiştir.

Avrupa’da gerçekleşen bu düşünsel devrim bilim ve teknikte alınan yol, Avrupa’nın daha önce görülmedik bir şekilde gelişmesi yoluyla kendisini göstermiştir. Buhar gücünün bulunması ve  daha sonra girişimci insanlar yolu ile buhar gücünün insan el emeğini taklit edecek şekilde kullanılması, para ve zamandan ayrıca el emeğinden büyük bir şekilde tasarruf edilmesini sağlamış, zengin ve fakir demeden herkesin hayat standartlarında büyük bir yükselme meydana gelmiştir. Aydınlanmanın büyülü ruhu toplumun tüm kesimlerinde ve her alanda kendisinin bir ürünü olan Endüstri devrimi ile göstermeye başlamıştır.

Ancak 18. yüzyılın son dönemi piyasa ekonomisi ve klasik iktisadın temel aldığı liberal söylemin oldukça yoğun bir şekilde eleştirilmesini sağlayacak olan birçok toplumsal olaya neden olmuştur. Dehşet verici ya da korkunç olarak adlandırılabilecek işçi koşulları en belirgin şekilde kendisini İngiltere’de göstermiş, bu dönemin acımasızlığı Charles Dickens’in romanlarında hayat bulmuştur.[4] Oldukça fazla sayıda insan, hayatlarını iş kazalarında kaybetmiş, güvenlik adına hiçbir şey olmadığı gibi insanlar oldukça kötü şartlarda yaşamışlardır.

İşçilerin makineler ile birlikte giriştiği rekabet içerisinde sahip oldukları bu kötü şartlar, dönemin ikinci yarısından itibaren değişmeye başlamış ve örgütlü bir hareket halini almıştır. Örgütlü bir şekilde direnişe geçen proterler, ulus devlet içerisinde kendilerini var etmeyi başarmış olan burjuvazinin artık en büyük düşmanları haline gelmişlerdir.[5] İşçilerin örgütlü bir şekilde burjuvazi karşısında haklarını aramaları bu dönem de sosyalist düşüncenin büyük bir atılım yapmasını sağlamıştır. İşçilerin düşmüş olduğu bu durum kendisini sadece toplumsal olarak değil, bilim, sanat ve edebiyatta da açık bir şekilde göstermiş, klasik iktisat dünyasının temelleri sarsılmaya başlamıştır.

Klasik İktisat Dünyası ve Fizik

Klasik iktisat dünyasındaki Aydınlanmacı ve seküler ortam bilimlerinde birbirleri ile etkileşimli bir biçimde gelişmelerini sağlamış, bir alanda görülen yeni bir buluş sadece o alan ile sınırlı kalmayarak diğer bilimleri de etkilemiş ve şekillendirmiştir. Ancak iktisat ve fizik arasındaki ilişki oldukça ilgi çekicidir. Klasik iktisadın kurucusu Adam Smith tam anlamıyla bir Newton hayranıdır. Modern iktisadın ortaya çıkmasında, iktisat biliminin diğer bilim dalları ile arasındaki ilişki az çok olsa da fizik ve fen bilimleri ile olan etkileşim çok daha yüksektir.[6] Klasik iktisadın zaman içerisinde değişme uğrayarak neo klasik biçime bürünmesi ve günümüze kadar gelen gelişimi, fizikte ortaya çıkan gelişmelere paralel olarak gerçekleşmiş, kavramsal ve matematiksel olarak fizikte ortaya çıkan gelişmeler doğa olaylarını tasvir etmede kullanılarak, iktisatçıların temel referans noktaları olmuştur.

Daha önce de belirtildiği gibi Adam Smith ile başlayan klasik iktisadın öyküsünde Newton’un yeri de ayrıdır. Adam Smith yapmış olduğu çalışmalarında Newton tarafından ortaya konan hareket kanunlarından etkilenmiştir. Ayrıca bu dönem iktisatçıları iktisadi sistemleri, mühendis ve fizikçiler gibi mekanik bir şekilde yorumlama yollarına gitmişler ve bu şekilde teorilerini oluşturmuşlardır. Belki tek bir fark olarak iki bilim birbirinden deney ve gözlem yapma yolları ile ayrılmıştır. Fizikçileri teorilerini deneyler yolu ile sağlama olanağına sahip iken, iktisatçılar gözlemler yolu ile ortaya koydukları teorilerin geçerliliklerini test edebilme olanağına sahip olmuşlardır.[7]

Adam Smith, Newton’un hareket kuramlarından, her etkinin bir tepki ile sonuçlanması ile ilgili olan sonuncu yasasından arz ve talep yasalarını ortaya koyarken oldukça yararlanmıştır. Newton tarafından evrenin işleyiş yasalarının ortaya konulması Adam Smith’i de oldukça etkilemiş ve dünya algısını fizikte ortaya konan bu yasalar üzerinden şekillendirmiştir. Özellikle Smith’teki denge kavramının temelinde Newton fiziği yer almaktadır. İktisadın ilk dönemlerinden görülen bu gelişmeler ve fizik ile arasındaki bağlantı daha sonra kendisi marjinal devrim ya da neo klasik iktisadın ortaya çıkması ile gösterecektir. Klasik iktisadın neo klasik iktisada dönüşmesi ya da bir şekilde evrime uğraması Newton fiziğinin yeni buluşlar yolu ile kendi içerisinde yeniden şekillenmesi ve değişime uğraması ile paralel olmuştur.

Klasik İktisat ve Öncüleri

Özgürlük Kişisel Çıkarlar ve Rekabet Adam Smith

Babasının da adı Adam Smith olan, Adam Smith 1723’te İskoçya’nın kuzeyinde bulunan Edinburg’ta Kirkcaldy doğmuştur. Babası gümrük kontrolörü olarak görev yapan ve ileri de modern iktisadın kurucusu olacak Smith’de bir gümrük komisyonu üyesi olacaktır. 14 yaşında Glasgow üniversitesine giren Smith daha sonra Oxford üniversitesi bursunu kazanarak Oxford’a gitmişti. Mezun olduktan sonra tekrar Glasgow Üniversitesine  dönerek Ahlak Felsefesi profesörü olarak görev yapmaya başladı ve yapmış olduğu ilk yayın ile birlikte akademi çevresinde isminin duyulmasını sağladı.[8]

Özel hayatından öte Smith, yazmış olduğu Milletlerin Zenginliği kitabı ile modern iktisadın kurucu olarak kabul edilmektedir. Ancak Smith’in yaşamış olduğu dönem bu esere ilham vermesi açısından da oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim bu dönemin düşünce ve rasyonel mantık açısından sunmuş olduğu nimetler bu düşünürlerin sürekli etkileşim içerisinde bulunması ve birbirlerini etkilemelerini sağlamıştır. İngiliz bir soylunun çocuğuna özel ders vermek için gittiği İngiltere’de Voltaire, Turgot, Quesnay ile tanışan Smith için Voltaire “Mükemmel bir adam” demiştir. Ardından gelen gelişmeler ile birlikte Smith özel ders vermeyi bırakmış ve tam bu noktada da Milletlerin Zenginliği adlı büyük eserini yazmaya başlamıştır.[9]

Zenginliğin tanımını yaptığı ve refahın temellerini değiştirmiş olduğu eserinde Smith oluşturduğu modelde üç ana eksen üzerinde durmuştur. Serbest piyasa ve zenginliğin nasıl oluşturulacağına dair olan bu üç ilkeden birincisi özgürlüktür. Smith’e göre özgürlük ürünleri emek ve sermayeyi üretme ve değiş tokuş etme hakkıdır. Smith tarafından vurgulanan bir diğer nokta ise kişisel çıkarların önemidir. Buna göre kişi kendi işini takip etmeli aynı zamanda da başkalarının kişisel çıkarlarına da dahil olma hakkına sahip olmalıdır. Smith tarafından son olarak vurgulanan nokta ise rekabet kavramıdır. Rekabet kavramına göre üretilen mal ve hizmetler kapitalist piyasa mekanizması içerisinde mücadeleci bir şekilde rekabet edebilmelidir.[10]

Smith tarafından vurgulanmış olan ve refahın arttırılmasına yönelik olarak öngörülen bu üç önemli nokta, toprak sahipleri, sermaye sahipleri ve işçiler arasında doğal bir dengeye neden olmaktadır. Böylelikle Smith, Milletlerin Zenginliği kitabında ortaya koymuş olduğu ve kişisel çıkar teorisi olarak da bilinen “görünmez el“‘e ulaşmaktadır. Milletlerin Zenginliği kitabında yer alan ve oldukça çarpıcı bir şekilde aktardığı görünmez elin işleyişine ilişkin tespitler büyük önem taşımaktadır.

Akşam yemeğimizi soframızda bulmamız kasap, biracı veya fırıncının cömertliğinden değil, onların kendi menfaatlerine itibarlarından ötürüdür. Biz de onların merhametine değil, öz sevgilerine hitap ederiz. Sermaye ve emek harcayan her birey ne kamu menfaatini destekleme niyetindedir, ne de ona ne kadar destek olduğunu bilir. Niyetinin bir parçası olmayan bir amacı desteklemek için, görünmez bir el tarafından yönlendirilir. Kendi menfaati peşinde koşmakla çoğunlukla toplumun da menfaatine destek olmuş olur.”[11]

Adam Smith kişisel çıkarın rekabet oylu ile toplum içerisinde kontrol edildiğini de belirtmektedir. Smith’e göre kişisel çıkar toplum içerisinde ancak rekabet yolu ile toplumsal bir yardım severliğe dönüşmektedir. Bu nedenle Smith, tekele şiddetle karşı çıkmakta, tekelleri oluşturan büyük sermaye sahiplerinin doymak nedir bilmeyen karakterlerine karşı çıkarak rekabeti önermekteydi. Rekabet daha ucuz ve çok sayıda mal alabilecek parayı yeniden üretmek anlamına geliyordu. Böylelikle de rekabetin hakim olduğu piyasa da istihdam olanakları daha fazla artmakta ve hayat standartları da yükselmekteydi.[12]

Oluşturduğu modelde özgürlüğü temel olarak alan Smith, eli sıkı ancak aynı zamanda da güçlü bir devletten de taraf olarak karşımıza çıkmaktadır. Smith’e göre devletin belli başlı yerine getirmesi gereken amaçlar bulunmaktadır. Bu bağlamda da devlet refahı, barış, düşük vergiler ve iyi işleyen bir hukuk sistemi ile gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olmalıydı.[13]

Sonuç olarak Adam Smith tarafından ortaya konan klasik iktisat modelinde tasarruf etme, toplumsal yardım severliğe dönüşen kişisel çıkar ve çalışma önemli bir yere sahiptir. İkinci olarak ise devletin rolü sınırlandırılmalıdır. Devlet adaleti sağlamak, mülkiyet haklarının korunmasını sağlamak ve ülkeyi savunmakla olmak üzere sınırlı rollere sahip olmalıdır. Üçüncü olarak ise devlet ekonomik sisteme müdahale etmemeli, tam olarak işleyen bir serbestlik oluşturmalıdır. Son olarak ise altın ve gümüş devletin parasının değerinin düşmesini önler ve istikrarlı bir ortam yaratır.

Adam Smith tarafından klasik iktisat alanına yapılan bu katkı gelecek dönemler içerisinde çok sayıda eleştiriye maruz kalmıştır. Ancak temel olarak doğal özgürlük ve rekabetçi bir serbest girişim mekanizmasının oluşturulması ve bu bağlamda da devletin sınırlandırılmasına ilişkin olarak ortaya koyduğu başarı modern iktisat açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Zenginliğe Kötümser Bakış Ricardo ve Maltus

Adam Smith tarafından ortaya konan model şaşırtıcı bir biçimde klasik iktisat dünyasının ruhu ile ters orantılı olarak iki büyük meydan okuma ile karşı karşıya kalmıştır. Bu meydan okumalardan ilki, sekiz çocuğa sahip bir ailenin son ferdi olarak 1766’da Surrey’de doğan Robert Malthus tarafından yapılmıştır.[14] Bir diğer meydan okuma ise gelmiş geçmiş iktisatçılar arasında en zenginlerden biri olan David Ricardo tarafından yapılmıştır.

Genç bir papaz tarafından 1798 yılında Nüfus Üzerine Denemeler adlı bir yayının basılması iktisat alanında büyük bir ses getirmiştir. Maltus tarafından isimsiz olarak basılan bu makale kısaca, dünya üzerinde yer alan ve giderek çoğalan nüfus karşısında, mevcut kaynakların yetersiz kalacağını belirtmiştir. Maltus tarafından bu bağlamda ortaya konan önermeler iktisat alanını oldukça derinden etkilemiş, bu nedenle de demografi ve nüfus alanının öncüsü olarak kabul edilmiştir.  Maltus iktisat içerisinde büyümenin sınırlarından da bahsetmiştir. Ona göre katı nüfus kontrolünün sağlanması bir zorunluluktur. Aynı zaman da yazmış olduğu makale dönem içerisindeki iyi ve umut dolu atmosferi de etkilemiş, çok sayıda düşünür ondan etkilenerek geleceğe yönelik olarak karanlık ve kaderci bir düşünceye sahip olmuştur.[15] Kısacası Maltus öncü olmak üzere, Ricardo ve Maltus, iktisat bilimini tehlikeli bir yola sokarak kaderci görüşün, bir ölçüde iktisat bilimi üzerinde etkiye sahip olmasına neden olmuşlardır.[16] Ancak Maltus aynı zaman çok fazla yanlış da anlaşılmıştır. O dönem iktisatçılarının din adamlarının ve düşünürlerin birçoğu onu “kıyamet tellallığı” yapmak ile suçlamış olsa da, Maltus, hiçbir zaman kesin ve net bir biçimde nüfusun artmamasından yana olmamıştır. Maltus nüfus artışına, geçinme olanaklarını zorladığı noktada yani, sefalet ve toplumsal çöküşe yol açtığı düzeyde karşı çıkmıştır.[17]

Maltus tarafından kaleme alınan Nüfus Üzerine adlı deneme de iki önemli nokta dikkati çekmekteydi. Bunlardan birincisi nüfustaki artışın geometrik bir şekilde yükseldiği bir diğeri ise gıda üretiminin aritmetik olarak arttığıydı. Böyle bir hesaplama karşısında sonuç kaçınılmaz olarak dünya üzerindeki nüfusun için mevcut kaynakların yetersiz kalmasıydı. Ancak Maltus bu noktada çok da haklı görülmemiştir. Maltus’un tezinden yola çıkıldığında, dünya üzerindeki nüfus gerçekten geometrik bir şekilde artmıştır, ancak Maltus tarafından öngörülemeyen tıp teknolojisinin gelişimi ve yükselen yaşam standardı karşısında nüfus hareketleri geometrik bir şekilde artmamış, sürekli yükselmiştir.[18]

Maltus tarafından öngörülen bu teorinin bir başka gözden kaçırdığı nokta doğum oranlarındaki yavaşlama olarak kendisini göstermiştir. Yaşam standardı yükseldikçe kadınlar daha az çocuk sahibi olmaya başlamışlar ve gelişmiş ülkelerde doğum oranı yenileme düzeyinin oldukça altında kalmıştır.[19]

Maltus tarafından öne sürülen bu teorinin bir diğer önemli noktası olan dünya kaynaklarının aritmetik bir biçimde arttığı yönündedir. Maltus tarafından ele alınan bu nokta daha sonra kendisi tarafından geliştirilerek Azalan Verimler Yasasını ortaya koymasını sağlamıştır. Maltus’a yaşayan insanların hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan materyaller, dünya üzerinde bulunan mevcut doğal engeller ve mevcut ekilen topraklar sermaye düzeyinin sürekli olarak yükselmesi ile birlikte üretimde zorunlu bir şekilde oransal azalmaya gidecek ve sınırlandırılacaktır. Sanayi dönemi üretim biçimini yansıtan bir kavram olarak Azalan Verimler Yasası, sabit bir toprak ya da araziye daha çok sermaye ve emek harcanmasının üretim üzerinde aynı şekilde sonuç vermeyeceği, üretimin ya da çıktının gittikçe daha yavaş oranda artacağını belirtmektedir.[20]

Maltus tarafından ortaya konan Azalan Verimler Yasası diğer değişkenlerin sabit oldukları durumlarda geçerlidir. Bu nedenle uzun dönem söz konusu olduğunda sabit olan hiç bir faktör olmadığı için, Maltus tarafından bu nokta gözden kaçırılmıştır.

Zengin ve geniş bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ricardo, iktisatçıları arasında zenginliği ile öne çıkmıştır. Maltus gibi Ricardo da iktisat bilimine çok değerli katkılar sağlamışsa da bilimi bu dönem içerisinde tehlikeli bir yola sürüklemişlerdir. Ancak Ricardo’nun analitik ve soyut modelleme konusundaki üstün yetenekleri kendisinden sonra gelen bütün iktisatçılar üzerinde büyük etkiler bırakmıştır. Ricardo para miktar teorisi ve karşılaştırmalı üstünlük yasasını oluşturarak iktisat bilimine katkıda bulunmuşsa da emek değer kuramı ve geçimlik ücretlerin tunç kanunu gibi kötü alışkanlıklar olarak bilinen modelleri de iktisat bilimine kazandırmıştır.[21]

Ricardo hiç bir eğitim almamasına rağmen para konusunda oldukça yetenekliydi. Onun bu konudaki yeteneği onu para konusunda miktar teorisine sıkı bir şekilde inançlı kılmıştı. Ayrıca Maltus ile birlikte Azalan Verimler Yasasını geliştirmişti. Ricardo tarafından kaleme alınan “Düşük Tahıl Fiyatlarının Hisse Senedi Karları Üzerindeki Etkisi Üzerine Deneme” ile birlikte Ricardo soyut kuramsallaştırmaya adım atarken aynı zamanda da geliştirdiği modelleme ile birlikte, fazla sermaye ve emeğin sabit toprağa uygulansa dahi, çıktılar düşerken ekonomik büyümenin yavaşladığı gerçeğine ulaştı.[22]

Ricardo tarafından iktisada yapılan bir diğer katkı, karşılaştırmalı üstünlük yasasını ortaya koymuş olmasıdır. Ricardo’ya göre serbest ticaret her ülkeye fayda sağlamakta, belli başlı ürünlerde üstünlüğe sahip bir ülke olsa bile, uzmanlaşmanın her iki ülke için kazançlı olduğudur. Ricardo’nun iktisada yapmış olduğu son katkı Tahıl modelidir. Ancak bu model iktisadın gelişmesine ciddi bir engel oluşturmuştur.[23]

İdealler ve John Stuart Mill

John Stuart Mill ve içerisinde yetiştiği yıl tam olarak bir isyan yılıdır. Avrupa’da kitlesel olarak direniş hakimdir ve komünizm dışında Avrupa üzerinde çok sayıda hayalet dolaşmaktadır. Modern iktisadın kurucu olan Smith’in içerisinde bulunduğu yıl Avrupa’da keskin dönüşlerin ve demokratik olarak aranan haklarının yılı olarak gerçekleşmiş, Ricardo ve Maltus ile birlikte Adam Smith tarafından geliştirilen refah modeli oldukça darbe almıştı. Bu durum 1848 yılında daha da kötüleşti. Avrupa’da artık kitlesel olarak halk ayaklanmaları çıkmıştı.[24] Böyle bir ortamda yetişen Mill, Politik İktisadın İlkeleri adlı yapıtıyla yarım yüzyıl boyunca Batı dünyasının ekonomisi üzerinde etken bir şekilde rol aldı.

John StuartMill yaşamış olduğu dönemi tüm karakteristik özellikleri ile yansıtmaktaydı. Serbest girişimi savunmakla birlikte sosyalist olduğunu da ileri sürmekteydi. Ancak şüphesiz ki Mill, büyük bir zekaya sahipti.  Otoriter bir babanın çocuğu olarak tüm eğitimi babası tarafından verildi. Newton’un temel matematik kitabını okuduğunda yaşı sadece onbirdi.[25]

Özel hayatı bir kenara John Stuart Mill, temel olarak üç alana büyük katkılar sağlamıştır. Bu alanlardan ilki özgürcülük ve bireycilik alanıdır. Yayınlamış olduğu Özgürlük Üzerine adlı kitabı ile birlikte, bireyselliği ön plana çıkarmıştır. Mill tarafından yapılan ikinci katkı ise şüphecilik ve özgür düşünme alanında olmuştur. Bu bağlamda da, kadınların toplum içerisinde daha ön planda olmalarından yana tavır koymuş, en üst düzeyde bireyciliğe arka çıkmıştır. Mill’e göre doğal düzen bazı kanunları gerekli kılmaktadır. Bu kanunlarda kişisel çıkar kanunu, serbest rekabet kanunu, nüfus kanunu ve son olarak ise arz ve talep kanunudur.[26]

J. Baptise Say ve Say Yasası

Adam Smith tarafından yazılan Milletlerin Zenginliği kitabının basılmasından dokuz yıl önce dünyaya gelen bir iktisatçı olan Jean Baptiste Say, zor zamanların bir iktisatçısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Amerikan ve Fransız devrimlerine şahit olmuş, Napolyon dönemini yaşamış ve Endüstri Devrimine hızlı bir şekilde yol alan dünyanın başlangıç safhasına yetişebilmiştir. Modern iktisat için büyük bir önem arz eden ve kendisi de bir pamuk imalatçısı olan Baptise Say “girişimci” terimini bulmuş ve iktisada kazandırmıştır. Baptise Say’ın iktisat bilimine kazandırmış olduğu en önemli yenilik piyasalar yasası olarak bilinmektedir.[27]

Baptise Say tarafından iktisada yapılan katkılar oldukça çok sayıdadır. Devletin rolünün sınırlı olması ve piyasaların kendi kendini yönetmesi bağlamında Smith’in sıkı bir takipçisi olan Say, klasik iktisat alanında dört temel yeniliğe imza atmıştır.Baptise Say ilk olarak oluşturulan teorilerin gözlem ve çeşitli testlere tabii tutularak deneye tabii tutulmasına öncülük etmiştir. İkinci olarak emek değer teorisi yerine fayda teorisini öne sürmüştür. Üçüncü olarak ise girişimcinin ekonomi içerisindeki rolüne öne çıkarmıştır. Son olarak da Piyasalar Yasası olarak iktisadi büyüme alanında klasik makro iktisadın temelini atmıştır.[28]

Baptise Say iktisada yapmış olduğu bu katkıların  yanında Piyasalar Yasası ile daha çok anılmaktadır. Say tarafından ortaya konan piyasalar yasası kısaca, “Her arzın kendi talebini yarattığı” şeklinde ifade edilebilir.

Klasik İktisat Dünyasından Neo Klasik İktisat Dünyasına

19. yüzyıl ile birlikte bilimsel yöntemlere duyulan ilginin artmasına, matematik başta olmak üzere fizik ve diğer bilimlerde ortaya çıkan ilişkiler, iktisat içerisinde de marjinal bir dönüşümün gerçekleşmesini sağlamıştır. Ayrıca Adam Smith tarafından geliştirilmiş olan klasik piyasa modeli çoğu yönleri ile ağır yaralar almış ve büyük eleştirilere maruz kalmıştır.

Bilimin insan yaşamın için ne kadar önemli olduğu, sanayi alanında görülen adımlar, yeni keşifleri ardı kesilmeksizin devam etmesi, rasyonel bilimlerdeki gelişmeler, bilim üzerindeki ilgili oldukça canlı tutmuştur. Özellikle Walras ile iktisat içerisinde ruhunu bulan matematik alanında görülen ilerleme ve tümevarımsal düşünce yönteminin kabul edilmesi, doğrudan olarak bu ilerlemenin fizik ve iktisat biliminde kendisini göstermesini kaçınılmaz kılmış, dünyanın değişen rasyonel çehresi klasik düşüncenin karşısına marjinal düşünceyi çıkarmıştır.[29]

Maltus’tan etkilenen Darwin’in 1859 yılında Türlerin Kökeni isimli kitabı ile birlikte, bilimsel açından bambaşka bir çağ başlamıştır. İnsan hayatının bu şekilde yeryüzüne indirilmesi ile birlikte, Hristiyan düşünürlerin büyük bir çoğunluğu, bilimlerinde rasyonel aklı önde tutan çalışmalar yönelmişler ve bilimsel yöntemlere başvurmuşlardır.[30]

Klasik dönem içerisinde egemen olan objektif görüş, iktisada ilişkin olarak her şeyi objektif olarak yorumlamış ve değerlendirmiştir. Ancak 1850’lili yıllardan sonra bu görüş yerine subjektif görüş hakim olacak ve mevcut durumda var olan her şeyin bir özneye, ona gerçeklik kazandıran bir bilince ihtiyacı olduğu ortaya çıkacaktır.

Neo Klasik İktisadı Ortaya Çıkaran Nedenler

Neo Klasik iktisadın temsilcilerinin öncülerinden olan LeonWalras 19. yüzyıl fiziğinin kendi içerisinde revizyona gitmesine paralel olarak genel denge paradigmasını ortaya koymuştur. Daha sonra Walras’a yapılan eleştiriler de Walras tarafından ortaya konan teorinin 19. yüzyıl fiziği ile içten içe bağlı olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Klasik iktisattan Neo Klasik iktisada dönüşüm temel olarak fiziğin kendi içerisinde uğradığı değişim ile mümkün olabilmiştir. Bu nedenle genel olarak iktisada ilişkin kitapların çoğunda başta Stanley Jevons, Leon Walras, Francis Ysidro Edgeworth ve Vilfredo Pareto’nun iktisadı matematiksel bir bilim haline getirdikleri vurgulanmaktadır.

Gerçekten de Neo klasik iktisadın ortaya çıkmasında başı çeken düşünürler, bir fizik iktisatçısı gibi çalışarak klasik iktisadın karşısına neo klasik iktisadın çıkmasını sağlamışlardır. Neo klasik iktisat düşünürleri, neo klasik ya da marjinal devrim için oluşturdukları teorilerde fizik teorilerini karşılarına alarak, klasik iktisattan kaynaklanan yapıları, 19. yüzyıl fiziğinin içerisinde yer alan değişkenler ile değiştirerek ortaya koymuşlardır.

Özellikle 1840 ve 1860 yılları arasında neo klasik iktisat içerisinde ortaya konulan gelişmeler, fiziğin tamamen bir kalıp olarak alındığını belgeler niteliktedir. Bu dönemin ayrıntılarına girildiğinde, Newton fiziğinin ısı ve ışık olaylarını açıklamadı ki yetersizliğinin ortaya çıkmış olduğu görülmektedir. 1847 yılında dönemin en ünlü fizikçisi olarak kabul edilen Herman-Ludwing Ferdinand von Helmholtz, ısı, ışık ve elektrik gibi olayları gerçekleştiren belirsiz ve tanımlanamayan enerjinin bu kavramları açıklanabilir kılacağını öne sürmesi fizik alanında bir katalizör görevi görerek, fizikçilerin bahsedilen bu fiziksel olayları çok geniş bir perspektifte ele almalarına yol açmıştır.[31]

Fizikçilerinde bu dönemdeki en büyük eksiklikleri tam olarak karakterini belirleyememeleri ve herhangi bir şekilde ölçüme ve deneye tabii tutamadıkları enerjiyi deneyler yolu ile kontrol altına alarak açıklanabilir kılamamaları olmuştur. Fizikte bu dönemde ortaya çıkan bu kısır döngü, fizik içerisinde temel olarak kabul edilen bilimsel metodun değişmesi ile sonuçlanmıştır. Fiziğin yada rasyonel bilimlerin temel olarak dayandıkları bu bilimsel method ise bir olgunun teste tabii tutularak, çürütülebilir ya da ispatlanabilir olduğudur. Fizikçiler tarafından enerjinin tanımlanamayan ve şekilsiz karakteri onları enerjinin korunumu kanuna tekrar tekrar başvurmaya zorunlu bırakmıştır. Fizikçilerin bu kanuna başvurmalarında en temel neden belirleyemedikleri bu enerjinin bir şekilde aynı olmaya devam ettiğini temyiz etme gerekliliğinden ortaya çıkmıştır.[32]

Fizikte ortaya konan bu gelişmeler ışığında neo klasik iktisadın yaratıcıları da, çıkış noktası olarak parçacık ya da kütle noktasının, en asgari düzeyde yoluna devam etme ilkesine göre hareket eden parçalara ayrılmış ekonomik aktörlere eşdeğer sayılabileceği varsayımı ile yola çıkmışlardır. Fizikte böyle bir enerjinin varlığının bilincinde olunması ve 19. yüzyılın ortalarında böyle bir bilginin fizik denklemleri içerisine girmesi tüm alanları kaplayan bir itici role sahip olmuştur. Bu bağlamda da neo klasik iktisatçılar, fizikte tanımlanamayan bu enerjinin tüm alanları doldurduğu ilkesinden yola çıkarak, ekonomide mevcut olan bu boşlukların fayda olarak adlandırılan doğru biçimdeki bir enerji yolu ile doldurulabileceğini ortaya koymuşlardır. Bir diğer ifade ile fizikte enerji olarak adlandırılan bu kavram iktisatta ekonomik tatmin, fayda ve mutluluk olarak ifadesini bulmuştur. Ancak bu dönem iktisatçılarının da bildiği gibi bu soyut kavramların iktisat alanında fizikteki kullanıldığı gibi kullanılabilmesinin bir imkanı yoktur.[33]

19. yüzyılın ortaların neo klasik iktisatçılar tarafından ortaya konan bu marjinal devrimde aslında yapılan basit bir şekilde ifade edilebilir. Neo klasik iktisat öncüleri fizik ter bu dönemde kullanılan denklemler içerisinde değişkenleri almışlar ve yerlerine iktisadi değişkenleri koyarak isimlerini değiştirmişlerdir. Nitekim fizikte bu dönemde adına enerji dedikleri kavram, iktisatta fayda (Utility) olarak ifadesini bulmuştur. Ayrıca kinetik enerji ve potansiyel enerji ayrımları da sırası ile fayda maliyeti (expenditure of utility) ve toplam fayda (sum of utility) olarak ortaya konmuştur. İki bilim arasındaki bu ilişki klasik iktisatta Adam Smith tarafından ortaya konulan görünmez elinde günümüze versiyonu olan Genel Denge Teorisinin ortaya çıkmasını sağlamış, klasik iktisadın neo klasik dönüşümü fiziğin öncülüğünde ve bilimde ortaya çıkan değişiklikler ile tamamlanmıştır.[34]

Neo Klasik İktisat

Neo klasik iktisat marjinal değer ve bölüşüm anlayışlarında birleşen düşüncelerin oluşturmuş olduğu tek bir parça olarak görülebilir. Kurucuları ve neo klasik iktisadı katkı sağlayanlar da bu bağlamda üç dönem içerisinde incelenmektedirler. Birinci dönem oldukça marjinalist bir biçimde gelişmiş fizik, matematik formalizasyon, mühendis iktisatçılar  iktisat içerisinde doruk noktasına çıkmıştır. Neo Klasik iktisadın ilk sıçrama noktasını William Stanley Jevons, Carl Menger ve Leon Walras oluşturmaktadır.[35]

Neo klasik iktisatta ikinci sıçrama noktası ise John Bates Clark, Philip H. Wicksteed ve Knut Wicksell tarafından gerçekleştirilmiştir. Marjinalci anlayış iktisat alanına bu dönem içerisinde girmiştir. Neo klasik iktisat içerisinde son kırılma noktasını ise John Hick, HaroldHotelling, OskarLange, Maurice Allais ve Paul Samuelson’un tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu düşünürler tarafından ortaya konan ordinal fayda kavramı ile birlikte neo klasik iktisatta değer teorisinin altı güçlendirilmiştir.[36]

Birinci kuşak marjinalistlerin başında gelen William Stanley Jevons’tur. William Stanley Jevons Politik Ekonomi Teorisi adlı kitabı ile birlikte farklı marjinal fayda kavramını ortaya atmıştır. Marjinal fayda kavramı, Carl Menger ile İktisadın İlkeleri, Leon Walras ile birlikte de Ekonomi PolitiğinUnsurları ve Toplumsal Zenginlik Teorisi ifadesini bulacaktır. Birinci dönem marjinalistler olarak adlandırılan bu grup neo klasik iktisatçılara göre değişim değeri üretim maliyeti ekseninde belirlenmemekte, ancak marjinal faydaya göre ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde klasik iktisatçılar ile tamamen bir kopuş yaşanmıştır.[37]

Klasik iktisatta fayda mevcut bir malın özelliği olarak kabul edilmektedir. Ancak marjinal fayda sübjektif bir değeri ölçmektedir. Bir diğer ifade ile ortaya konacak olursa, bir maldaki ilave bir birimin bir tüketici için olan değeri marjinal fayda ile ölçülmekte, istek tatmin düzeyini göstermektedir.

Marjinal analiz belli bir zaman içerisinde güçlü bir yapı ortaya koymuştur. İkinci kuşak olarak adlandırılan neo iktisatçılar tarafından üretim teorisine, faktör fiyatlarına bir firmanın maliyet ve gelir ilişkilerinemarjinal analizin uygulanması büyük bir yankı uyandırmıştır. İkinci kuşaklar tarafından marjinallik üretim teorisi içerisine eklenmiştir.

Sonuç

Klasik iktisadın temellerini atıp modern ekonominin başlamasına öncülük eden Adam Smith’ten günümüze kadar geçen sürede iktisat ile fizik arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Newton’un hareket yasalarından etkilenip klasik iktisadın ortaya konmasında bu yasalar yol gösterici olmuştur.Termodinamik ve difransiyel hesaplamaların ya da Newton fiziğinin kendi içerisinde revizyona gitmesi ile neo klasik iktisat kavramları ve modellemeleri yapılmıştır. Tarihsel olarak iki bilim arasında devam eden bu ilişki rasyonel bilimlerin değişmesi ile birlikte kendisini ortaya koymuş ve daha ileri gitmiştir. Günümüzde fiziğe hakim olan quantum kavramı ile Keynesyen iktisat arasında çok sayıda bağlantı bulunabilinmektedir. 20. yüzyılda borsa üzerinde modelleme çalışmaları yapan ünlü matematikçi Bachelier, difüzyonun matematiksel teorisini geliştirmiş, bu gelişmeden kısa bir zaman sonra ise, Albert Einstein Brownian hareket teorisini oluşturmuştur.

Bilimler arasındaki bu zarif yardımlaşma ilk belirtilerini Avrupa’nı gelişip büyüdüğü aydınlanma çağı ile vermiştir. Smith’ten sonra gelen iktisatçıların çoğu, Smith tarafından geliştirilen ekonomik modele daha da fazla katkı yapmışlar ve ileri götürmüşlerdir. Ancak zaman içerisinde gelişen teknoloji ve matematiksel ilerleme fizik başta olmak üzere iktisat üzerinde de bazı değişimleri gerekli kılmıştır. Bu bağlamda da meydana gelen bu gelişmeler toplumları baştan yaratarak yeniden örgütlemiş ve yerleşik toplumsal düzenlerin yapılarının değişmesinde en öncü rolü oynamıştır.

Eleştirel düşüncenin gelişmesi, Adam Smith ile ortaya konan ekonomik modelin giderek döneme cevap vermemesi, rasyonel aklın ve teknolojinin oldukça bir şekilde gelişmesi, klasik iktisat için büyük bir kırılma noktası teşkil etmiştir. Ancak bu duruma paralel olarak da Newton tarafından ortaya konan fiziki yasalar artık bu dünyaya cevap veremez bir hale bürünmüştür. Bu durumun doğal bir sonucu olarak fizikte Newton yasalarının revizyonu sağlanmış, yeni dünyanın gereklerine cevap veren fizik yasaları ortaya konmuştur. Klasik iktisat ile neo klasik iktisat arasındaki kırılma noktası da fizikteki bu gelişme olmuştur. Isı, ışık gibi kavramları açıklamaya çalışan fizik düşünürleri enerji olarak tanımladıkları ve ölçemedikleri bu olgu, iktisatta marjinal fayda olarak kendisini göstererek neo klasik iktisadın temellerini atmıştır.

Altuğ GÜNAR, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı doktora öğrencisi.

03 Mayıs 2014

———-

[1] Skousen, Mark, İktisadi Düşünce Tarihi, Adres Yayınları, Eylül, 2011, s.13-14.

[2] Hobsbawm, Eric, Devrim Çağı 1789-1848, Dost Yayınevi, 2008, Ankara, s.15-17.

[3] Feodal dönemde bu durumun tam tersi söz konusudur ve bu nedenle de iş gücü oldukça pahalıdır. İşlenebilir topraklar ile mevcut iş gücünün eşitlenmesi sonrası kapitalistleşmeye giden yol açılacaktır.

[4] Charles Dickens tarafından kaleme alınan OliverTwist’in öyküsü bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ancak genel olarak Dickens’ın romanları bu dönemin acımasızlığı ortaya koyması ve insan üzerinden dönemi değerlendirmesi açısından önem taşımaktadır.

[5] 1831 Lyon Pamuk işçileri Ayaklanması

[6] Skousen, a.g.e, s.17.

[7] Gül, Selçuk, Ekonofizik. Ekonomi ve Fizik İlişkisine Güncel Bir Bakış, Huku ve İktisat Araştırmaları Dergisi, Cilt;4 No;1, 2012, s.36-37.

[8] Skousen, a.g.e, s.26-34.

[9] Skousen, a.g.e, s.34.

[10] Skousen, a.g.e, s.22.

[11] Skousen, a.g.e, s.23.

[12] Smith, Adam, Milletlerin Zenginliği, Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları, 2013, İstanbul, s.xx-xxv.

[13] Skousen, a.g.e, s.35.

[14] Skousen, a.g.e, s.76-77.

[15] Charles Darwin, Evrim Teorisi Maltus’tan etkilenerek ortaya koymuştur.

[16] Maltus tarafından kaleme alınan Nüfus Üzerine Denemeler adlı makalede Jean Jacques Rousseau’nun izlerini görmek mümkündür. Maltus en yakın arkadaşı olan babası ile yaşadığı bir tartışma sonucu makaleyi kaleme almıştır. Rouseau’nun en ünlü sözlerinden olan ” İnsan özgür doğmuştu, oysa şimdi her yerde zincirler içinde” bu dönemde hayal edilen dünya ile realite arasındaki farkı oldukça net bir biçimde ortaya koymuş, Maltus’a İdeal dünya ile realite arasındaki farkı ortaya koymak için iyi bir fırsat vermiştir.

[17] Skousen, a.g.e, s.79.

[18] Skousen, a.g.e, s.82-83.

[19] Skousen, a.g.e, s.83.

[20] Skousen, a.g.e, s.89-91.

[21] Skousen, a.g.e, s.99-101.

[22] Skousen, a.g.e, s.109.

[23] Skousen, a.g.e, s.107-112.

[24] Hobsbawn, a.g.e, s.320-325.

[25] Skousen, a.g.e, s.128-131.

[26] Skousen, a.g.e, s.136-137.

[27] Skousen, a.g.e, s.51.

[28] Skousen, a.g.e, s.53.

[29] Nadeau, Robert, (Lead Author);Surender Kumar (Topic Editor) “Neoclassicaleconomictheory”. In: Encyclopedia of Earth. Eds. Cutler J. Cleveland (Washington, D.C.:Environmental Information Coalition, NationalCouncilforScienceandthe Environment). [First published in the Encyclopedia of Earth August 21, 2008; LastrevisedDate April 5, 2013; Retrieved May 8, 2013 <http://www.eoearth.org/article/Neoclassical_economic_theory>

[30] Skousen, a.g.e, s.77.

[31] Nadeau, Robert, a.g.m, s.1.

[32] Nadeau, Robert, a.g.m, s.1-2.

[33] Nadeau, Robert, a.g.m, s.2-3.

[34] Nadeau, Robert, a.g.m, s.2-3.

[35] Nadeau, Robert, a.g.m, s.2-5.

[36] Nadeau, Robert, a.g.m, s.3-5.

[37] Nadeau, Robert, a.g.m, s.4-5.

Kaynakça

-Skousen, Mark, İktisadi Düşünce Tarihi, Adres Yayınları, Eylül, 2011

-Hobsbawm, Eric, Devrim Çağı 1789-1848, Dost Yayınevi, Ankara, 2008

-Gül, Selçuk, Ekonofizik. Ekonomi ve Fizik İlişkisine Güncel Bir Bakış, Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi, Cilt;4 No;1, 2012

-Smith, Adam, Milletlerin Zenginliği, Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013

-Nadeau, Robert, (Lead Author); Surender Kumar (Topic Editor) “Neoclassicaleconomictheory”. In: Encyclopedia of Earth. Eds. Cutler J. Cleveland (Washington, D.C.:Environmental Information Coalition, National Council for Science and the Environment). [First published in the Encyclopedia of Earth August 21, 2008; Lastrevised Date April 5, 2013; Retrieved May 8, 2013 <http://www.eoearth.org/article/Neoclassical_economic_theory>

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir