ankara escort
Güncel Yazılar

İngilizler’den Amerikalılar’a Tanımlanamayan Kerkük

Kerkük-Musul bölgesi, jeostratejik ve jeoekonomik öneminden dolayı hep tartışma konusu olmuş ve batılı devletler tarafından göz dikilmiş bir bölge haline gelmiştir. Türkiye, 1923 yılında Musul-Kerkük’ü Irak’a bırakmasından Saddam rejiminin devredilmesine kadar ki süre içerisinde Irak Devleti ile ilişkilerinde küçük gerginlikler dışında büyük problemler yaşamamıştır. Türkiye’nin, Kerkük-Musul’da yaşayan Türkmenler konusunu Lozan Antlaşması’ndan yaklaşık 75 yıl sonra tekrar gündeme getirmesi, Türkiye’nin bölgede bulunan 3 milyon Türkmene yönelik tutarlı bir siyasetinin olmadığını düşündürtmektedir. Bu bakış açısıyla, 1991 yılından sonra Irak’ın kuzeyinde gelişen olaylara bakıldığında, Türkiye’nin söz konusu olaylara karşı günlük tepki göstermenin ötesine geçmeyen bir politika uyguladığı görülmektedir. Söz konusu siyaseti daha iyi anlamak için 1991 yılından bu yana Irak’taki gelişmeleri hatırlamakta fayda bulunmaktadır.

Türkiye ve Kuzeydeki Tezgahlar
Birinci ABD-Irak savaşını izleyen günlerde, Irak’ın kuzeyinde Kürt güneyinde de Şii ayaklanması başlamıştır. Mart 1991’de, ABD, Saddam sonrasında Irak’ta Şiilerin egemen olması ve bölgede İran’ın da etkili nüfuza sahip olmasından duyduğu kaygıdan dolayı ayaklanmanın bastırılması için Saddam’a yeşil ışık yakmıştır. Saddam güçleri bu ayaklanmayı acımasız bir şekilde bastırmış ve yüz binlerce Şii İran’a bir o kadar peşmerge de Türkiye’ye sığınmıştır. 20 Nisan 1991 tarihinde, insani yardım amacıyla, Çekiç Güç olarak adlandırılan beş bin kişilik güç bölgede yerleşmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından çıkarılan ve Irak’ın Kuveyt’ten kayıtsız şartsız çekilmesini öngören 687 sayılı kararı, Irak’ın kuzeyinde 36., güneyinde ise 32. paralelin oluşturulması izlemiştir. Fakat ABD, Irak’ın kuzeyindeki 36. paraleli Türkmen kentlerini (Telafer ve Musul) dışta bırakarak Kürt kentlerini (Süleymaniye) içine alacak şekilde bir zikzak çizgi çizmiş ve Türkiye çizilen bu hatta tepki göstermemiştir. ABD tarafından büyük ustalıkla planlanan 36. paralel oluşumuna karşı güneydeki 32. paralel oluşumu tamamen ihmal edilmiştir. Ayrıca, 1991 sonrası uluslararası sistemde yaşanan değişim ve Irak’ın Kuveyt’i işgali ile başlayan bölgesel gelişmeler neticesinde Irak dış müdahalelere maruz kalmış, Iraklı Kürt Partiler de egemenlik hakkını ellerinde tutabilecekleri bir yapının oluşturulmasında uygun bir konjonktür yakalamıştır. Saddam rejiminin köşeye sıkıştırılmasıyla, ABD ile Batılı ülkelerin de büyük destek ve himayesiyle, Irak’ın kuzeyinde Kürt devletinin oluşmasına giden yol hazırlanmıştır. Böylece, 19 Mayıs 1992 tarihinde Kuzey Irak’ta Kürt hükümetini oluşturmak için seçim yapılmış ve 4 Haziran 1992 tarihinde Kürt parlamentosu kurulmuş, ilk toplantıda, parlamento üyeleri sözde Kürdistan halkını ve topraklarını koruyacaklarına dair yemin ederek göreve başlamışlardır. Türkmenler, Kürt Partiler’in sadece Kürdistan vatandaşlarının seçime katılabileceği koşulunu öne sürmeleri karşısında, seçimlere katılmama kararı almıştır. Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt parlamentosunu tanımamakla yetinen Türkiye, bir taraftan Irak toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurgularken diğer taraftan Barzani ve Talabani’yi devlet başkanları niteliğinde görmeyi tercih etmiştir.

Irak Türkmenlerinin Nüfus Sayıları
Türkmenlerin Irak’ın genel nüfusu içerisindeki sayısı çeşitli sebeplerden dolayı Irak yönetimi tarafından gizli tutulmuştur. Başka bir deyişle, devletin asimilasyon politikalarının bir sonucu olarak, Irak Türkmenlerinin nüfusu, hiçbir zaman gerçek ve tarafsız bir sayımla ortaya konmamıştır. Nitekim, bugüne kadar Irak’ta yayımlanan bütün istatistiki çalışmalar, Irak yetkililerinin tutumu gereğince, gerçek dışı rakamlardan meydana gelmiş olup söz konusu çalışmalarda, Irak’ta yaşayan Türkmenler, genel nüfus içinde % 2’lik bir oranla gösterilmiştir.

Dolayısıyla yabancı araştırmacılar yayımladıkları eserlerinde ve özellikle ansiklopedilerinde hep bu yanıltıcı kaynaklara dayanmışlardır. İşin en ilginç yanı Türkmen nüfusu üzerindeki hesapların ustaca yapılmamış olmasıdır. Çünkü gizlenmek istenen şey, gözler önünde bulunan yaşayan canlı bir varlıktır. Bu nedenle Irak Planlama Bakanlığı’nın yayılamış olduğu bilgilerin ışığı altında, yönetimin iddialarını basit bir matematiksel hesapla çürütmek mümkündür.

1981 yılındaki istatistiki tahminlere göre 1.227.215 nüfuslu Musul, 402.067 nüfuslu Selahattin, 567.957 nüfuslu Kerkük, 637.778 nüfuslu Diyala ve 632.252 nüfuslu Erbil gibi Türkmenlerin yaşadığı vilayetlerdeki nüfus toplamı 3.467.269’dur. Aynı tarihli tahminlere göre Irak’ın toplam nüfusu ise 13.669.689 dur.

Irak’ta yayımlanan kaynaklarda Türkmen nüfusun % 2’lik bir oran teşkil ettiği iddia edildiğine göre, bölgede bulunan yaklaşık 3.5 milyon nüfusun sadece 274.000’i Türkmen olmalıdır. Bu da bölgeye göre % 8’lik bir oran demektir. Yani Irak’ın Türkmenlerle meskun vilayetlerinde, her 100 kişiden 8’inin Türkmen olduğu anlamı ortaya çıkmaktadır.

1947 yılından 1987 yılına kadar geçen 40 yıllık süre içindeki sayımlarda, Kerkük nüfusunun Irak’ın toplam nüfusuna olan oranlarının ortalamasını alırsak % 5.19 oranına ulaşırız. Bu da 1987 yılı sayımlarındaki toplam nüfus ile karşılaştırıldığında Kerkük’ün toplam nüfusunun 830.400 olması gerektiğini ortaya koyar. Türkmenlerin nüfusu % 75’lik orana göre hesaplanacak olursa 622.800 rakamı elde edilir. Irak’ın 1981 yılı istatistiklerinde, elde edilen % 4.15’lik orana göre hesaplanırsa 664.000; % 75’lik orana göre ise 498.000 rakamı elde edilir ki, böylece Irak’ın % 2’lik iddiası, bırakın bütün bölgeyi, sadece Kerkük vilayeti örneği ile dahi çürütülmüş olur.

Bu iddiamızı ayrıca bir başka istatistiksel hesapla da desteklemek mümkündür. 1957 Krallık Dönemi’nde yapılan sayımda Irak’ta 500.000 Türkmenin yaşadığı belirlenmiş ve 1959’da yayımlanan sayım sonuçlarında, Türkmenlerin sayısının 567.000 olduğu gösterilmiştir. Daha sonra bu bilgiler derhal gizlenmiştir. Irak’taki yıllık nüfus artış hızı, yapılan hesaplamalara göre %3.5’tir. Buna göre 1997 yılında Irak’ta yaşayan Türkmen sayısı ise 2.5 milyonu aşar ki, bu da Irak’ın iddialarını başka bir yöntemle çürütmektedir.

Ayrıca, 1960’a kadar Kerkük nüfusunun % 95’inin Türkmen olduğu bilinmektedir. Ancak güdülen Araplaştırma politikası nedeniyle 1960 sonrasında binlerce Arap ailesi Kerkük’e yerleştirilmiştir. Nitekim Saddam sonrası da Kürtleştirme siyasetinin uygulanması sonucu çıkarılan Arapların yerlerine binlerce Kürt ailesi yerleştirilmiştir. Dolayısıyla Kerkük’teki ezici Türkmen yoğunluğu, Saddam sonrası dönemde aşındırılmış ve % 95’lik Türkmen nüfusu oranı % 65’e düşürülmüştür.

Dolayısıyla, Irak’ta gelmiş-geçmiş iktidarların tamamı her ne kadar Türkmenlerin nüfusunu gizlemiş ve az göstermiş olsa da; Kerkük, Erbil, Musul vilayetleri, Selahattin ile Diyala’nın ilçe ve köyleri ile Bağdat’ta yaşayan Türkmenlerin nüfusunun toplamı, bize Irak’taki Türkmen nüfusunun en düşük ihtimalle 3 milyona yakın olduğunu ispatlamaktadır.

Türkiye Kürt liderlerini uyarmadan öteye geçmeli!

Türkiye, 1991 yılının başlarından itibaren, Irak’ın kuzeyinde bulunan PKK terör örgütü tehdidini ortadan kaldırmanın yanı sıra bölgedeki otorite boşluğundan kaynaklanan gelişmeleri kontrol altında tutmak için Irak’ın kuzeyindeki varlığını artırmıştır. Fakat, bölgede bir Kürt devletinin kurulmasını isteyen ve kurulacak devletin önündeki en büyük engeli oluşturan Türkiye’nin bölgedeki varlığının ortadan kaldırılması gerektiği kanısına varan ABD yönetimi, Saddam’ı devirme planlarını bölgedeki Türk varlığını yok etme hedefine de hizmet edecek şekilde uygulamaya çalışmıştır. Nitekim, 1996 yılında, Saddam’ın devrilmesinin Irak muhalefeti tarafından gerçekleştirilmesi yönündeki öneri Amerikan Kongresi’nde görüşülmüş ve onaylanmıştır. Bu doğrultuda, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Irak Ulusal Kongresi, Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi ve Irak Ulusal Mutabakatı tarafından oluşturulan Irak muhalefetine destek sağlanarak Saddam’ın devrilmesi üzerinde anlaşılmıştır. Dolayısıyla, Türkiye’nin yanı sıra Irak Türkmenlerini temsil eden Türkmen Cephesi’nin de dışlandığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, KYB ile KDP’nin katılımıyla 2 Mayıs 2002 tarihinde Washington’da gerçekleşen toplantıda ilk defa Kerkük Kürdistan’ın başkenti olarak açıklanmıştır. Türkiye ise, böyle bir girişimin savaş nedeni olduğunu belirtmiştir. 2002 yılının Eylül ayında ise, KDP’nin KYB ile anlaşması sonucu açıklanan sözde Kürdistan anayasasında, Telafer ve Sincar bölgesinin bir Kürt kenti, dahası, sözde Kürdistan Devletinin bir parçası olduğu açıkça ifade edilmiştir. 3 Mart 2003 tarihinde de KYB ve KDP silahlı peşmergelerini birleştirme kararı almıştır. Aynı zamanda peşmergelerin Erbil’de düzenlediği yürüyüşte, Türk bayrağı yakılmış ve “Irak’ın kuzeyinde Türk askerlerine hayır ABD askerlerine evet” yazılı pankartlar açılmıştır.

Irak’ta istikrarın sağlanmasındaki en önemli etken hiç şüphesiz Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Ülkenin toprak bütünlüğünün korunması da, Irak’ta azınlığı çoğunluğa egemen kılan ve Irak’ı etnik bir parçalanmaya sürükleyebilecek olan geçici anayasanın iptal edilmesiyle sağlanacaktır. Ayrıca, Kerkük’ün doğal kaynaklarından, sadece tek bir kesimin değil, tüm Iraklıların yararlanmasını sağlamak gerekmektedir. Nitekim, ABD tarafından atanan Irak Cumhurbaşkanı yapmış olduğu son açıklamasında, Irak’ı üçe bölme senaryolarının olduğunu ve bunun da sadece Irak’ı değil tüm bölgeyi kapsayan bir kaos anlamına geldiğini ifade etmiştir. Ayrıca, 5 Ekim 2004 tarihinde Irak’ı ziyaret eden İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’un, Bağdat’ta bulunan Irak Geçici Hükümeti’nden önce Erbil ve Süleymeniye’de ikamet eden Barzani ve Talabani ile görüşmesi, Irak’ın bölünmesi senaryosuna ABD’den sonra İngilizlerin de büyük destek verdiğinin düşünülmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin sadece Kürt liderlerini uyarmakla kalmaması, Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde demokratik bir yönetimin oluşturmasında ciddi girişimlerde bulunması gerekmektedir. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, sağlıklı bir nüfus sayımının yapılması ve şaibesiz bir seçimin zamanında gerçekleşmesinde etkili bir rol üstlenmelidir.

TUSAM

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=76&sayfa=24

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir