ankara escort
Güncel Yazılar

Irak’ın Dünü Bugünü

Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle bugün ABD’nin Irak’a yaptığı müdahalenin üçüncü yılı. Irak’la girdiği savaşın üçüncü yılında geriye dönülüp bakıldığında görülen manzaranın hiçte iç açıcı ve kabul edilebilir olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Irak’ın işgalinin gerçekleşmesinden bugüne gelindiğinde ABD politikaları, başta bu müdahalenin mimarları ve işgale destek verenler tarafından eleştiriliyor.

Harabeye dönen Irak’ta Bush yönetiminin ne kadar yanlış ve saplantılı politika yürüttüğünü itiraf edenler arasında, “şer ekseni”, “terörle savaş”, “önleyici vuruş” gibi ABD’nin askeri politikalarını savunan ve hatta bu askeri stratejilerin mimarlarından sayılan Francis Fukuyama dikkat çeken bir isim. Bush hükümeti Irak’a saldırmakla bu ülkeyi Afkanistan’a çevirdi yorumunu getiren stratejist bilim adamı, soğuk savaş sonrası yazdığı “tarihin sonu” teziyle de uluslararası ilişkilerle ilgilenen hafızalarda yer edinmiş biri. Daha ufukta ne 11 Eylül ne de Afganistan ve Irak müdahalesi yokken 1997’de deklare edilen Yeni Amerikan Projesi’nde (New American Century Project) de imzası bulunan Fukuyama, nasıl ki ABD’nin Irak işgalindeki yanlışını itiraf ettiyse, liberalizmin soğuk savaş sonrasında kayıtsız şartsız kazandığını savunan tarihin sonu tezinde de yanılgıya düştüğünü ve dolayısıyla tarihin sonunun gelmediğini itiraf etmiştir. Bununla birlikte Bush yönetiminin muhazafakar politikasının iflas ettiğini de ilan etmiştir. Kanaatimce sayın Fukuyama, bu sefer doğru bir tespitte bulunma ferasetini göstermiştir.

Bugün Irak siyasi birliğin sağlanması ve demokrasinin tesis edilmesi yönündeki sa’y ve çabalara rağmen parçalanmaktadır. Bunun sebebini Amerikan yönetimlerinde üst düzey görev yapmış Amerikalı bir yazar ve düşünce adamı olan Joseph S. Nye Jr’ın “Amerikan Gücünün Paradoksu” adlı çalışmasında yaptığı öz eleştiride buluyoruz: ABD, başka ülkelerin iç çatışmalarını çözecek ve Amerikalıları yurtlarında tehdit eden uluslar arası faaliyetleri gözlemleyip denetleyecek hem uluslar arası düzlemde hem de yurt içinde gerekli hazırlıklardan yoksundur”. (s.49) Çalışmasında Nye, dünyanın tek süper gücü neden tek başına davranamaz sorusunun cevabını aramakta. Vardığı sonuç: “Amerika başka bir ülkenin meydan okuyamayacağı kadar büyük bir güçtür. Ancak küresel terorizm ve nükleer silahların artması gibi sonuçları çözecek kadar değil. Amerikanın diğer ulusların yardımına ve saygısına ihtiyacı vardır.” Basımı 2003 Temmuz tarihinin taşıyan kitapta bu konuyu ve sorunu açıklar nitelikte doğru saptamalar yer almaktadır.

16 Nisan 2004’te Bush ve Blair’in ortak deklaresinde: “Irak özgür olacak, bağımsız olacak, barış içinde bir ulus olacak. Korku ve tehditlere boyun eğmeyeceğiz” açıklamaları yer almıştı. Bugüne gelindiğinde aradan geçen üç yılın sonunda Irak’taki gerçek durumu Uluslararası Af Örgütü şöyle açıklıyordu.” Irak hükümeti vatandaşlarının en temel güvenliğini sağlamak bir yana, kendi insanlarını kadın ve erkek ayırmadan işkenceden geçirdi. Zaman farklı bu iki açıklama bize gösteriyor ki, bir ülkenin diğer ülkenin siyasi işleyişine askeri müdahalesi, bu her ne kadar demokrasi götürmek, politik özgürlük vermek adına yapılsa da, doğru değil. Bugün Irak halkı Saddam rejimiyle bile kıyaslanamayacak kadar zor günler geçiriyor. Sivil kaybın yüzbini geçtiği rapor ediliyor. Günlük petrol üretiminin yarıdan fazlası düştü. Harabeye dönen ülkede imar çalışması yok ve devam eden bir çatışma var. Müdahaleden bu yana geçen üç yılın sonunda gelinen nokta doğrusu hazin.

Dünya polisimiz ABD Irak’taki demokrasi ve özgürlük problemlerini çözdükten sonra (!) sıra Orta Doğu’nun problemli ferdi İran’a geldi. Güncelliğini yitirmeyen bu konu son zamanlarda daha bir hararetlendi. Iran’ın nükleer programının nükleer silah üretmek olduğunu iddia eden ve Tahranın BM konseyine gönderilmesi için yoğun mesai yapan Washington, Çin’e karşı dengeleyici unsur olarak gördüğü Hindistan ile geçtiğimiz hafta nükleer işbirliği yapmasının ardından Rusya’da bu ülke ile nükleer işbirliğini artırma kararı aldı. Buna karşılık Çin İran üzerindeki enerji çıkarlarını feda etmeyeceğini açıkça belirtti. Bu sıcak gelişmeler, diplomatik ataklar İran üzerinden Orta Doğu ekseninde ciddi neticeler verecektir.

Uluslararası toplumun ortak düşüncesi, ABD’nin diplomatik süreci işletmesindeki gayenin, askeri yaptırımlara yol açmak isteği şeklindedir. Diğer yandan Irak’ın işgali ile başlayan ve tüm dünyada yayılma gösteren Anti-Amerikancılık, İran’a müdahale etmenin ve askeri yöntemler kullanmanın kolay olmayacağına işaret etmekte.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Rusya’nın Ortadoğu Politikası

Rusya Tarihsel geçmişi çok eski olan dünyanın en geniş topraklarına sahip olan ve dünyada komünizmin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir