istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink İran Dış Politikasında Tehdit Algıları ve Dinamikler | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

İran Dış Politikasında Tehdit Algıları ve Dinamikler

Köklü devlet geleneği ve güçlü yapısı ile İran, bölgede her zaman hesaba katılması gereken başlıca aktörlerden biri olmuştur. İran dış politikasını anlamak için, dış politikasına yön veren tehdit algılarını ve büyük ölçüde 1979 İran Devrimi ile ortaya çıkan dinamikleri anlamak iyi bir başlangıç olabilir.

Theda Skocpol’un ifadesiyle İran devrimi; Fransa, Çin ve Rus devrimleri gibi toplumsal bir devrimdir. Skocpol, İran devriminin Humeyni’nin liderliğinde birleşen toplum kitlelerinin talebiyle ortaya çıktığını, sadece kurumların değiştiği siyasi devrimlerden farklı olduğunu ileri sürmektedir. (1) İran’da, toplum tabanının desteğiyle gerçekleşen devrim sonrası rejim inşası Humeyni önderliğinde gerçekleşmiştir. Devrimin ilk döneminde Ayetullah Humeyni’nin öğretileri doğrultusunda hareket eden İran’daki yeni iktidar Ortadoğu’da rejim ihracı hedefine odaklanmıştır. İran, devrim ihracı söylemine başvurmasa da Ahmedinejad iktidarıyla birlikte Humeyni dönemindeki politikalara tekrar yönelmiştir. Bu analizin amacı; bugünkü İran karar mercilerine etki eden tehdit ve dinamikleri değerlendirerek Tahran’ın dış politika tercihlerini incelemektir. Analizde, tehdit ve dinamikler bağlamında, İran’ın Şii jeopolitiği siyaseti, nükleer enerji programı ve bu süreçlerin Türkiye-İran ilişkilerine etkileri değerlendirilmiştir.

1979 Devrimi’nden bu yana İran dış politikasını büyük ölçüde bölgesel ve küresel ölçekteki tehdit algıları ve Şiilik dinamiği belirlemektedir.

Tehdit Algıları

İran’ın tehdit algıladığı merkezler ABD, İsrail ve bölgedeki bazı Arap devletler olarak sıralanabilir. İran’ın nükleer silah sahibi Pakistan’dan da tehdit algıladığı iddia edilse de, iki ülke arasındaki ilişkilerde dayanışma, işbirliği, tarihi ve kültürel yakınlığın hâkim olduğu belirtilmelidir.

ABD ve İran arasında 1979 yılında kesilen ilişkiler bugüne kadar yeniden tesis edilmemiştir. İki ülke birbirinden tehdit algılamaktadır. ABD İran’ı 1984’ten bu yana terörizme destek veren ülkeler kategorisinde değerlendirmektedir. Bush iktidarı İran’ı Şer Ekseni’ne dâhil etmiştir. Washington, İsrail lobisinin tesiri ve yönlendirmesiyle İran’ın nükleer enerji programını, savunma ve taarruz kabiliyetlerini teyakkuzla takip etmekte, İran’a karşı NATO kapsamında bir füze kalkanı ihdas etmektedir. İsrail topraklarına aynı nitelikte kalkanlar konuşlandırarak bu ülkenin İran’a karşı güvenliğini sağlayan ABD, Ortadoğu stratejisini de büyük ölçüde İsrail’in menfaatleri doğrultusunda belirlemektedir. ABD’nin mevcut savunma kabiliyetleri göz önünde bulundurulduğunda, İran’dan algılanan tehdidin büyük ölçüde İsrail lobisinin eseri olduğu ifade edilebilir. Tahran’da ise ABD’nin gerek Irak ve Afganistan işgalleri gerekse Körfez’deki askeri varlığından dolayı İran’ın çevrelendiği algısı hâkimdir. PJAK (Partiya Jiyane Azade Kurdistan-Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) ve Cundullah terör örgütleri ABD’nin dolaylı desteği ile kurulmuş ve takviye edilmiştir. ABD’nin, İran’daki mevcut iktidarı zayıflatmak ve nükleer enerji programı ile ilgili istihbarat temin etmek amacıyla Halkın Mücahitleri Örgütü’yle de bağlantı kurduğu bilinmektedir. (2)

İsrail ve İran arasında karşılıklı tehdit algısı söz konusudur. İran, 1979 devriminden bu yana İsrail karşıtlığı üzerine bir Ortadoğu siyaseti izlemekte, Tel Aviv’e karşı Hizbullah ve Hamas’ı desteklemektedir. İsrail de bölgesel hegemonya hedefi doğrultusunda hareket etmekte, kendisine meydan okuyan bu ülkeyi zayıflatmak adına her vasıtayı değerlendirmektedir. İsrail bu kapsamda PJAK ve Cundullah’ı desteklemiş, Wikileaks belgelerindeki verilere göre Tahran’a karşı ayaklanması için İranlı Kürtleri kışkırtma projeleri üzerinde durmuştur. Tel Aviv, İran’ın nükleer enerji programını engellemeye dönük çok düzeyli diplomatik girişimlerden İranlı mühendislere suikastlara ve İran’ın nükleer reaktörlerde kullandığı yazılımları hedef alan siber saldırılara kadar pek çok yönteme başvurmuştur. İsrail’in İran’a karşı hava harekâtı düzenlemek için ise hazırlık yaptığı, Irak’taki ABD üslerini ve ABD’ye ait savaş uçaklarını kullanarak İran’ın içlerine kadar uzanabilecek bir taarruza yönelik tatbikat gerçekleştirdiği bilinmektedir. Tel-Aviv, İran’ın nükleer enerji programının atom bombası üretmeye yönelik yürütüldüğünü ileri sürerek uluslararası toplumu bu ülkeye müeyyide uygulamaya ikna etmiştir. Silahlı kuvvetlerinin envanterinde yüzlerce nükleer savaş başlığı bulunan İsrail, bölgedeki nükleer silah tekelinin devamı için son derece realist bir dış politika izlemektedir. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda İsrail’e saldırması ise neredeyse ihtimal dışıdır. İsrail, Almanya’dan (kısmen hibe olarak) tedarik ettiği Dolphin sınıfı denizaltılara nükleer başlıklı füzeler yerleştirerek ikinci vuruş kabiliyeti edinmiş durumdadır. Olası bir nükleer savaşta ikinci vuruş kabiliyetini elinde bulunduran aktörlere karşı nükleer silah kullanmak ise karşılıklı kesin imhaya (mutually assured destruction) yol açabileceğinden akılcı değildir.

İran ile bazı Körfez ülkeleri arasında da karşılıklı tehdit algısı vardır. Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan bu zümreye dâhil edilebilir. İran’ın körfezdeki nüfuzunu dizginlemek için 1981’de kurulan Körfez İşbirliği Konseyi özellikle nükleer enerji programı kapsamında Tahran’a karşı ortak tutum geliştirmektedir. Konsey, 24 Mart 2011 tarihinde düzenlenen “Körfez İşbirliği Konseyi’nin Geleceği” konulu konferansta  “Birleşik Körfez Ordusu” niteliğinde ortak bir ordunun tesisini değerlendirmiştir. Son yıllarda ABD; Körfezdeki askeri varlığını artırmış, İran’a karşı Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni Patriot füze sistemleri ile tahkim etmiştir. Fransa, 2009’da İran’a karşı Birleşik Arap Emirlikleri’nin güvenliğini sağlama gerekçesiyle Abu Dabi’de bir deniz üssü açmıştır. Suudi Arabistan, yüksek bütçeli savaş uçağı tedariki ve modernizasyon projelerine hız vermiş, İran’ın nükleer programının durdurulması için ABD’den “acil çözüm” talep etmiştir. Wikileaks belgelerine göre Suudi Arabistan; İsrail’in İran’a geçekleştireceği olası bir taarruzda hava sahasını açmayı kabul etmiş, İsrail uçaklarının harekât süresince yakıt ikmali yapabileceği bir pist inşa edebileceğini bildirmiştir. Körfez ülkelerinin İran’ın nükleer enerji programı ve Ahmedinejad iktidarı ile nükseden tehdit algısı, Tahran’ın bölge ülkelerindeki Şii nüfusu tesir altına alma hedefiyle açıklanabilir. Bu algının güçlenmesine İsrail kaynaklı propagandanın ve radikal düzeyde Şii karşıtlığı yürüten Vehhabi çizgisinin de yol açtığı ifade edilebilir. Bahreyn’deki gelişmeler kapsamında Körfez ülkeleri ve İran’ın geliştirdiği tutum ve harekât tarzı, bu karşıtlığı göstermesi açısından kayda değer bir örnek teşkil etmiştir.

Dinamikler: Şiilik ve İran Devrimi

İran, 16. yüzyılda Türk Safevi Hanedanı (1501-1622) tarafından Şiileştirilmiştir. Böylece Safaviler günümüze kadar süregelen Şiiliğe dayalı İran devletinin temelini atmışlardır. (3) Hz. Peygamber’den sonra Hz. Ali’nin ilk halife olmasını ve onun soyundan gelenlerin bu vazifeyi devam ettirmelerini gerekli görenlerin bağlandığı siyasi bir akım olan Şiilik ortaya çıkmıştır. (4) İran İslam Devrimi’nin en özgün tarafı, bu devrimin dini bir önder tarafından gerçekleştirilmesi, üstelik devrime ideolojik kaynaklık eden Şii siyasi düşüncenin evrim geçirerek tarihtekinden farklı bir konuma ulaşmasıdır. (5)

1979 Devrimini kültürel, ekonomik ve siyasi birçok etmen hazırlamıştır. Nihayetinde Şah ülkeyi terk etmiş, Ayetullah Humeyni sürgünden dönmüş ve İran’da İslam Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Aslında bundan sonraki gelişmeler ve değişiklikler bugünkü İran’ı anlamada daha faydalı olabilir. İran artık ABD ve İsrail karşıtlığını devrim söylemlerine taşımış ve Müslüman olsun olmasın tüm “ezilenlerin” yanında olacağı bir dış politik üslupla ortaya çıkmıştır. Devrim, ülke içindeki muhalif kesimlerin bastırılması, sürgün edilmesi ve safdışı bırakılması gibi bir dizi eylemle kendini sağlama almaya çalışmıştır. “Ne doğu, ne batı” diyen Humeyni; eylemleri ve söylemleri ile ezen tarafta olduğunu belirttiği Sünni Arap yönetimlerine de karşı bir duruş geliştirmiştir. Devrimi izleyen ilk yılın ardından Eylül 1980’de Irak’la başlayan ve 8 yıl süren savaş hem devrimin yerleşmesini kolaylaştırmış, hem de ülkeyi içeride bir arada tutmaya yardımcı olmuştur.

Devrim sonrası İran’da İslam Cumhuriyeti ilan edilmiş ve “Velayet-i Fakih” anlayışı doğrultusunda bir yapı bina edilmiştir. 1960’larda Humeyni’nin, Şah tarafından sürgüne gönderildiği Irak-Necef’te yaptığı çalışmalarda olgunlaştırdığı Velayet-i Fakih kavramının açıklanması, İran’ın mevcut yönetim yapısının anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu inanışın özü; iktidarı elinde tutmak konusunda mutlak hak ve yetkiye sahip olan imamın yokluğunda İslam toplumlarının yönetilmesi ve hükümetlerin kurulması görevinin müçtehitlere bırakılmasıdır. Âlimler peygamberlerin varisleridir ve miras dini alanı kapsadığı kadar siyasi alanı da kapsamaktadır. Humeyni’ye göre İslami hükümet temsili hükümetten çok farklıdır; çünkü ikincisinde güçler ayrılığı ilkesi vardır. Velayet-i Fakih anlayışına uygun olarak teşkilatlanmış bir İslam devletinde ise dini ve dünyevi bir ayrıma gitmek mümkün değildir. (6) Onikinci imamın yokluğunda devleti uygun olduğu şekilde yönetebilecek tek makam Veliy-i Fakih, yani “Rehber”dir. Bu bağlamda ilk rehber Humeyni olmuş, 1989 yılında vefat edene kadar bu görevi sürdürmüştür. Sonrasında ise Humeyni’ye yakınlığıyla bilinen, devrim sırasında ve sonrasında birçok görev almış olan Ayetullah Ali Hamaney rehber olmuştur. Hamaney, hala görevini sürdürmektedir.

Devrimin ilk zamanından itibaren İran, devrimini ihraç etmeye çalışmıştır. İran Anayasasının 154. maddesi ile resmiyet kazanan devrim ihracı politikası, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan “Bağlantı ve Lojistik Destek Merkezi” (İrşad-ı İslam) ile Ortadoğu’daki Hizbullah’ı desteklenmek suretiyle hayata geçirilmeye çalışılmıştır. İran, bu bağlamda, Müslüman ülkelerdeki büyükelçiliklerini kullanarak çeşitli resmi ve gayri resmi politikalar yürütmüştür. 1990’lı yılların ortalarında ise İran’ın rejim ihracı politikalarının hızının azaldığı görülmektedir. (7) İran dış politikası, Humeyni’nin ölümünden sonra 1990’lı yıllarda Rafsancani döneminde kısmen ve Hatemi döneminde diyalog söylemiyle daha ılımlı bir sürece girmiştir. Bu süreçte Tahran’ın Batı ile ilişkilerini normalleştirmeye çalıştığı gözlemlenmiştir. Ancak 2005 sonrasında Ahmedinejad’ın iktidara gelişi ve nükleer enerji programı ile birlikte İran Şii jeopolitiği politikasına yeniden öncelik vermiş ve Batı ile ilişkiler tekrar gergin bir döneme girmiştir. Bu süreçte nükleer enerji programından ötürü İsrail’in ve Batılı ülkelerdeki etkili İsrail lobilerinin telkini ile İran’a yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır.

İran’ın Dış Politika Tercihleri

İran, devrim sonrası süreçte algıladığı tehditlere karşı ve sahip olduğu Şiilik dinamiği ile belirli tercihlere yönelmiştir. İran, rejimin muhafaza edilebilmesi için uzun vadede nükleer silah teknolojisini elinde bulunduran ülkeler ligine yükselmeyi hedeflemekte, Ortadoğu’daki Şii coğrafya üzerinde nüfuzunu artırmayı amaçlamaktadır.

Nükleer Enerji Programı

İran ilk nükleer enerji programını ABD’nin desteğiyle 1957’de başlatmıştır. 1979 devriminden sonra durdurulan nükleer program, Irak ile olan savaşın ardından savunulmuş, Rafsancani ve Hatemi dönemlerinde alt yapısı hazırlanarak, Ahmedinejad döneminde hız kazanmıştır. İran tartışmalı nükleer programı nedeni ile bugün başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin çoğu ile ihtilaf içindedir. İran, bu programının barışçıl olduğunu iddia etse de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporları ışığında İran’ın asıl hedefinin nükleer silah imal etmek olduğu kanaati yaygındır. İran’ın nükleer silah teknolojisi ısrarı; dengelerin hızlı değişebildiği bir coğrafyada rejimini korumak ve bölgede başat güç olmak hedefiyle açıklanabilir. İsrail’in bölgedeki tek nükleer güç sahibi ülke olarak başına buyruk hareket etmesi de diğer bir önemli etken gibi görünmektedir. İran, savunmasız kalmamak için her ülkenin hakkı olanı yaptığını ve kararlılıkla buna devam edeceğini defalarca ifade etmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 2006, 2007, 2008, 2010 yıllarında toplam beş karar ile İran’a yaptırımlar uygulanmasını kabul etmiştir.

Şii Jeopolitiği Siyaseti

Ortadoğu’da Şii nüfusun bulunduğu birçok devlet bulunmaktadır. Irak’ın çoğunluğunu Şii nüfus oluşturmakta, Körfez ülkelerinde Şii nüfus bulunmaktadır. Suriye’de nüfusun %12’si, Irak’da % 60-65’i, Azerbaycan’da %75-85’i, Katar: %20’si, Pakistan’da %20’si, Afganistan’da %19’u, Suudi Arabistan’da %5-10’u, Kuveyt’de %30’u, Yemen’de %35’i ve Bahreyn’de ise % 70’i Şii’dir. İran’ın hem açıktan hem de gizlice bölgedeki Şii nüfus üzerinde etki kurmaya çalıştığı bilinmektedir. İran, Irak’la savaş yaptığı dönemde bölgedeki Şiileri etkilemeye çalışmıştır. Yine 1980 yılından itibaren Lübnan’daki Şii hareketlere (Emel ve Hizbullah’ın kuruluşunda) destek sağlamak amacıyla devrim muhafızlarını (İnkılab-ı Pasdaran) göndermiştir. İran dışişleri bakanları bu tür hareketlere verdikleri maddi ve manevi desteği teyit etmişlerdir.(8) Son yıllarda yine Irak’ta yönetimin Şiilerin eline geçmesinden sonra, İran’ın bu ülkedeki ağırlığı önemli ölçüde artmıştır. İran, son aylarda Suriye’de yönetimin değişmesini isteyen muhaliflere karşı Şam yönetimini desteklemektedir.

2004 yılında Ürdün Kralı Abdullah tarafından ilk kez ortaya atılan “Şii Hilali” kavramı ile Ortadoğu’daki Sünni Arap ülkelerinin Şii Hilali tarafından kuşatıldığı iddia edilmiştir. Şii Hilali kavramı ile İran, Irak’ta yönetimde güçlenen Şiiler, Suriye’de yönetimde bulunan Şii-Nusayriler ve Lübnan Şiileri kastedilmektedir. İran’da ise gerek Hamaney, gerekse Ahmedinejad bu söyleme karşı çıkarak, bu tür söylemlerin Batı ürünü olduğunu ve İslam’ı bölmek için üretildiğini öne sürmektedir. İran’ın tamamen Şii Hilali’nin tesisi istikametinde hareket ettiği söylenemese de, özellikle Suriye’deki Esad iktidarına İran’ın, Iraklı Şiilerin ve Hizbullah’ın birlikte destek vermesi konuyu tekrar gündeme taşımıştır. İran, diğer Arap ülkelerindeki halk hareketlerine olumlu yaklaşırken, Suriye’deki ayaklanma karşısında Nusayri Esad iktidarını desteklemeyi tercih etmiştir. İran dış politikasının Şiilik ekseninde keskinleşmesi İslam coğrafyasının Sünni-Şii hatlara bölünmesine neden olabilir.(9) Nitekim İran’ın bu şekilde hareket etmesi Oded Yinon’un İsrail için geliştirdiği Ortadoğu’yu mezhep ve etnik temelde bölme stratejisine (10) hizmet edecektir.

Türkiye-İran İlişkileri

Türkiye-İran ilişkileri 2000’li yıllarda belirgin bir gelişme kaydetmiştir. İki ülke arasındaki ticaret önemli ölçüde artmış, Türkiye İran’dan doğal gaz ithal etmeye başlamıştır. Türkiye-İran arasındaki ticaret hacmi 2000 yılında 1 milyar dolar düzeyindeyken 2008’de 10,2 milyar düzeyine yükselmiştir. Son yıllarda İran’da yatırım yapan Türk işadamlarının sayısında ciddi bir artış gözlenmiş, Türkiye’yi ziyaret eden İranlı turist sayısı oldukça yükselmiştir. Özellikle Irak işgali sonrası Türkiye ve İran’ın ortak menfaat paydası büyümüş, terörle mücadelede birlikte hareket etme imkânı ortaya çıkmıştır. Türkiye-İran arasında 1990’lı yıllardaki rekabet-yoğun ilişkilerin yerini 2000’li yıllarda işbirliğini ön planda tutan yaklaşımlar almıştır. Yakın gelecekte ise iki ülke arasındaki ilişkilerin niteliğini büyük ölçüde İran’ın nükleer enerji programı ve Şii jeopolitiği siyasetinin belirleyeceği ifade edilebilir. Bu dinamikler Türkiye-İran münasebetlerini yeniden rekabet havasına sokabilecek gelişmelere neden olabilir. Dolayısıyla tarafların ikili ilişkilerin terfi ettiği seviyeyi muhafaza etmek için müspet söylemler ve yapıcı adımlar geliştirmesi ortak menfaatlerin gereğidir.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) 1979 yılından beri taraf olan Türkiye, Ortadoğu’da nükleer silahlanmaya karşıdır. Ankara, ABD’nin talebiyle 2003’te başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik Girişimi’ni (PSI) desteklemiş, Nükleer Terörizmle Mücadele Girişimi’ne (2006) iştirak etmiştir. Türkiye taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşmeler uyarınca Avrupa Birliği standartlarında etkili bir ihracat denetim rejimi uygulamaktadır. Türkiye son olarak Nükleer Yayılmanın Önlenmesi ve Silahsızlanma Girişimi’ne (NPDI) dâhil olarak, girişime üye ülkelerin dışişleri bakanları arasında düzenlenen toplantıların dördüncüsüne ev sahipliği yapma kararı almıştır. 2012 yılının ilk çeyreğinde İstanbul’da düzenlenecek dördüncü toplantıda Türkiye’nin katkıları ile Ortadoğu’da nükleer silahlardan arındırılmış bölge oluşturulması hedefi değerlendirilecektir.

Türkiye, İran’ın NPT’ye taraf bütün egemen devletlerin sahip olduğu sivil amaçlı nükleer enerji araştırma, üretme ve kullanma hakkını müdafaa etmektedir. Ancak Türkiye, İsrail’in kitle imha silahlarına karşı çıktığı gibi İran’ın nükleer silah sahibi olmasını da istememektedir. Diğer taraftan İran’ın uluslararası topluluk tarafından tecrit edilmesine karşı çıkan Ankara, bu yöndeki girişimlere karşı Batılı ülkelerden farklı bir tutum geliştirmiştir. Ankara, Tahran girişimini başlatarak nükleer yakıt takası esasına dayalı bir uzlaşma için çaba sarf etmiş, krizin barışçıl çözüme kavuşturulması yönünde hareket etmiştir. 2010 yılı Haziran ayında İran’a ilave yaptırımlar uygulanmasını öngören 1929 numaralı karara ilişkin BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada Türkiye, Brezilya ile birlikte ret oyu kullanmıştır. Türkiye, Lizbon’daki son NATO zirvesinde İran için “düşman ülke” sıfatının kullanılmasını engellemiştir. Radar sisteminin ABD’nin denetiminde değil NATO şemsiyesi altında Ankara’nın da söz sahibi olacak şekilde konuşlandırılmasını sağlamıştır.

Türkiye’de Malatya-Kürecik’e konuşlandırılacak radar sisteminin İran tarafında rahatsızlık doğurduğu bilinmektedir. Ancak şimdiye kadar İran tarafından gelen tepkilerin çoğunlukla düşük düzeyli diplomatlardan gelmiş olması Tahran’ın dikkatli bir üslup kullanmaya çalıştığını göstermektedir. İran’la hâlihazırdaki dostane ilişkilere işaret eden Türkiye, sistemin savunma amaçlı olduğunu belirtmektedir. Malatya’daki sabit radar istasyonunun elde edeceği verilerin İsrail’e aktarılmasının ise Türkiye-İran ilişkilerine olumsuz yansıyacağı zannedilmektedir. NATO’nun İsrail’in de aralarında bulunduğu 7 Akdeniz Diyalogu ülkesi ile imzaladığı “gizli bilgilerin korunması” anlaşması kapsamında Malatya’daki radarlardan elde edilen bilgileri Tel-Aviv’e aktarılacağı tahmin edilmektedir. Malatya’da konuşlu radarların parçası olduğu sistemin İsrail’in talebi doğrultusunda ve İsrail lobisinin ABD dış politikası üzerindeki etkisi ile tesis edildiği bilinmektedir. Bu nedenle İsrail’de aynı nitelikteki savunma sistemlerinden (ARROW önleyici füzeleri) bulunsa da, radar verilerinin İsrail tarafına iletilmesi beklenmektedir. Nitekim NATO Genel Sekreteri Anders F. Rasmussen, İsrail’le veri paylaşımı gerçekleşebileceği iddiasını dolaylı bir şekilde onaylamıştır.

Türkiye-İran ilişkilerini etkileyeceği düşünülen diğer dinamik İran’ın Şii jeopolitiği siyasetidir. İran’ın Şii jeopolitiği siyaseti Tahran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu güçlendirecekse de, bölge genelinde Müslüman nüfuslu ülkeler arasındaki dayanışmayı engelleyebilir. Böyle bir sonuç da İran’ın menfaatlerine zarar vereceği gibi Ortadoğu’da kalıcı barış ve istikrarın tesisini imkânsız kılabilir. İran, özellikle Körfez ülkelerindeki tehdit algısını izale etmeye yönelik güven telkin eden girişimlerde bulunmalıdır. Tahran, hâlihazırda yoğun bir İran-karşıtı propaganda ile yönlendirilen Körfez’deki Arap ülkelerini tatmin edebilecek adımlar atabilir. Bu ülkelerdeki Şii nüfus üzerinde etki kurma teşebbüsünün Ortadoğu’da bölge dışı aktörlerin askeri varlığının artmasına zemin hazırladığı fark edilmelidir. Şii nüfus üzerinde artan İran etkisi uzun vadede ise Şii halkların bulunduğu ülkelerde beşinci kol muamelesine maruz kalmasına sebep olabilir. Diğer taraftan Suudi Arabistan kaynaklı İran-karşıtlığının yumuşaması, gerçekçi olmak gerekirse, Kral’ı akıbetiyle ilgili endişeye sevk edecek söylemlerden uzak durarak sağlanabilir. Suudi Arabistan-İran çekişmesinin iyi komşuluk anlayışına terfi edebilmesi için ise tarafların aklıselimle bölgede bir arada yaşama zaruriyetini göz önünde bulundurarak tutum değişikliğine gitmesi elzemdir.

Tahran’ın Şii jeopolitiği siyasetine yönelmesi ile Türkiye-İran ilişkilerinde belirgin ilk ihtilaf Suriye konusunda ortaya çıkmıştır. Suriye’deki halkın demokratik reform taleplerine Esad iktidarının şiddetle karşılık vermesi ile Türkiye ve İran’ın farklı amaçlar doğrultusunda hareket ettiği bir süreç ortaya çıkmıştır. İran, Nusayri Esad iktidarının devamını sağlamaya yönelik enerji sarf ederken, Türkiye; Esad’ın iktidarı bırakmasının Suriye’nin geleceği açısından faydalı olduğunu beyan etmektedir. Suriye’de siyasi iktidarın yanında askeri-sivil bürokrasinin de tamamen Nusayri nüfusun tasarrufunda bulunması, bu ülkedeki sürecin Libya veya Tunus’taki değişime benzemeyeceğine işaret etmektedir. Esad iktidarı İran desteği sayesinde devrilmeyebilir ve Türkiye-Suriye ilişkilerinde son yıllarda yoğun işbirliğine imkân tanıyan olumlu hava yerini soğuk barışa bırakabilir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi Türkiye-İran ilişkilerinde hassasiyet arz eden bir menfezin açık kalmasına neden olabilir.

Sonuç

Türkiye ve İran, Suriye’deki gelişmeler bağlamında farklı tutumlar benimsemiş olsa da ikili ilişkilerin bu süreçten asgari düzeyde etkilenmesine dikkat etmelidir. Türkiye-İran ilişkilerindeki olumlu havanın devamı Ortadoğu’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi için gereklidir. İki ülke Ortadoğu bölgesinin ötesinde Kafkasya, Orta ve Güney Asya coğrafyasında da birlikte varlık göstermektedir. Taraflar ikili ilişkilerin mevcut düzeyini korumak adına çeşitli yapıcı adımlar atabilir. Türkiye, radar verilerinin İsrail’e bildirilmesini önlemeye dönük irade gösterebilir. İran’ın nükleer enerji programından kaynaklanan krizde Türkiye’nin oynadığı yapıcı role karşılık, Tahran Kıbrıs konusunda KKTC lehine adımlar atabilir. İran, İsrail ordusunun Mavi Marmara gemisine gerçekleştirdiği saldırıya karşı Türkiye’nin başlattığı diplomatik mücadeleye daha belirgin bir destek verebilir. Son haftalardaki iddialar bağlamında ise Türkiye ve İran, PKK terör örgütünün iki ülke arasındaki füze savunma sisteminden kaynaklanan nispi soğukluğu istismar etmesine müsaade etmemelidir.

Yazarlar: Erdem KAYA & Hazar VURAL

Notlar:

(1) Theda Skocpol, Rentier State and Shi’a Islam in the Iranian Revolution, Theory and Society, 11, 3, Mayıs 1982, sf. 265-267.

(2) Seymour M. Hersh, Preparing the Battlefield The Bush Administration steps up its secret moves against Iran, 7 Temmuz 2008, http://www.newyorker.com/reporting/2008/07/07/080707fa_fact_hersh

(3) Ceylan Ali Kemal, “Çığlık Çığlığa İran” Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul, 2009, s:17

(4) Saray Mehmet, Türk-İran İlişkileri, Ankara, 1999 s. 10

(5) Gündoğan Ünal, “İran ve Ortadoğu”, Ankara, 2010,  s.14

(6) Gündoğan, a.g.e.

(7) Ceylan, a.g.e. s:60

(8) Gündoğan, a.g.e. s.197

(9) Şiiler, İran ve Ortadoğu coğrafyasında 150 milyonun üzerindeki nüfusu ile dünyadaki toplam Müslüman nüfusun %12-13’ünü oluşturmaktadır.

(10) Oded Yinon. “A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties”, A Journal of Judaism and Zionism, 14, Kış, 1982, http://cosmos.ucc.ie/cs1064/jabowen/IPSC/articles/article0005345.html

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan