Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

İran’da Türkiye’yi Bekleyen Tehlike

Washington’ın İran’a dostça duygular beslemediği herkesin malumu. ABD 11 Eylül’den sonra her düzeyde İran’ı tehdit etti. Silahlı müdahalenin her an olabileceğini söyledi, rejimi değiştirmesi için İranlılara ayaklanma çağrısında bulundu vs. Bizzat ülkenin Başkan’ı, Dışişleri ve Savunma Bakanları açıktan İran’ı hedef gösterdi, ‘şer üçgeni’nin parçası ilan etti. Tüm bu uyarılara ve tehditlere rağmen ABD’nin İran’ı vurması olasılığı bir çok uzmanca hafife alındı. En önemli gerekçe olarak da Irak’taki başarısızlık gösterildi. Bush’un Irak’ta ‘ikinci Vietnam’ı yaşadığı ve İran’a saldırmaya cesaret edemeyeceği iddia edildi. Oysa ki ne Irak’taki Amerikan varlığı sadece Bush’un politikalarıdır, ne de Irak başarısızlığı İran’da bir operasyonu engelleyebilir. Çünkü ABD’nin Irak ve İran’ı da içine alan Ortadoğu politikaları 2. Dünya Savaşı sonrasında herhangi bir sapma göstermemiştir. Üsluptaki değişikliklere rağmen Bush’un Irak, İran ve Suriye politikaları Carter’dan Clinton’a kadar hiçbir başkanın temel hedefleriyle çelişmemiştir. Üslupta bazı aşırılıklar olsa da ABD’nin öncelikli bölge politikası askeri üsler ile bölgeye yerleşmektir. Tüm dünyada 700’den fazla bilinen askeri üssü bulunan ABD için Basra Körfezi en hayati bölgelerden biri olmuştur ve Körfez Savaşı’ndan önce bölgede ABD’nin üs kuramadığı sadece iki ülke vardı: Irak ve İran. Bunlardan Irak’ın nasıl düştüğü aslında İran için de ipuçları veriyor.

ABD daha çok küçük ve savunması çok zayıflatılmış ülkelere karşı askeri operasyonlar düzenlemekte, hedef ülkenin savunmasını ve ekonomisini çökertmeden ona saldırmamaktadır. Honduras’tan, Irak’a kadar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki tüm örnekler bunun açık örnekleriyle doludur. Vietnam bir iş kazası sayılabilir. Bu nedenle İran’a ani bir saldırı ve işgal beklemek doğru değildir. Ancak ABD’nin böyle bir yola gitmeyecek olması İran’a saldırmayacağı anlamına da gelmiyor. Aslında İran, İran-Irak Savaşı’ndan bu yana kontrollü bir saldırı altında. Savaşta Saddam Hüseyin’i destekleyen, ona istihbarattan silaha kadar her türlü stratejik desteği sağlayan ABD bu sayede İran’ın da savunmasını ve ekonomisini zayıflattı. Eğer İran, Irak ile savaşa girmemiş olsa idi karşımızda ekonomisi ve ordusu ile baş edilmesi güç bir dev haline gelecekti. Benzeri bir süreç Irak’ta da yaşandı. Önce İran ile yıpranan Irak, borç batağına saplandı ve Körfez Savaşı’nda öncelikle hava gücü bitirildi. 1990’lar boyunca Baba Bush ve Clinton yönetimleri Irak’ı sürekli olarak havadan bombaladılar. Ambargo Irak’ın ekonomisi kadar savunmasını da bitirdi. Hava gücü tamamen kaybolurken tanklar ve diğer zırhlı silahlar yedek parça sıkıntısı nedeniyle hareket edemez bir hale geldi. Böylece Irak, 2003’deki savaşa neredeyse tüfekler ve birkaç ağır silah ile girdi. ‘Salam taktiği’ de denebilecek bu strateji rakibini bir hamlede yutmama ilkesine dayanmaktadır. Bu kadar yıpratmaya rağmen Irak’ın, Amerika için neden olduğu sorunlara dikkate alınacak olur ise Washington’ın şu ana kadar sürekli olarak uyguladığı bu yöntemden İran’da vazgeçeceği düşünülemez.

Bu çerçevede önümüzdeki günlerde İran’ı yıpratma operasyonları devam edecektir ve bu operasyonlar yer yer sıcak çatışmaya da dönebilir. Hava saldırısı, bazı tesislerin vurulması, Körfez’deki İran ekonomik çıkarlarının zarar görmesi ve olası bir ambargo Amerika’nın listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Özellikle uluslar arası toplumun tamamının destekleyeceği bir ambargo İran’a ölümcül darbeler vuracaktır. Şu anda bir çok pazardan mal alabilmesine rağmen İran’ın hava savunması ve diğer alanlarda Batı ile stratejik ticaret yapamaması ciddi zaaflara yol açmaktadır. Yakın dönemde birincisinde içi gazeteci, ikincisinde ise generallerle dolu iki İran uçağının düşmesi dikkat çekicidir. Yine iç ayaklanmalar ve terör saldırıları da yakın dönemde beklenmesi gereken gelişmelerdir. ABD uzun süredir İran’daki silahlı muhalifleri desteklemektedir. Irak’ın kuzeyindeki Kürt ayrılıkçılığı en büyük etkilerinden birini İran’ın Kürt bölgeleri üzerinde göstermektedir ve ABD bu süreci desteklemektedir. PKK da bu süreçte İranlı Kürt gruplar gibi rol alma arzusundadır. İran Kürtleri de Barzani gibi ABD politikaları sayesinde kolay bir zafer istemektedirler. İran’ın, Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar heterojen bir ülke olduğu, yüzlerce etnik grubun ve bir çok farklı dini inanışın olduğu düşünülecek olur ise İran’da çıkabilecek karışıklıklar kimseyi şaşırtmayacaktır.

ABD’nin İran’daki Seçenekleri

Daha önce de söylediğimiz gibi ABD’nin İran Operasyonu başlayalı çok oluyor ve yakın dönemde silahlı çatışma veya diplomatik yöntemlerle devam edecek. Ne zamana kadar? İran, ABD’nin ‘küresel haklarına’ itaat edene, en azından meydan okumasını sona erdirene kadar. ABD’nin İran’ı yıpratma operasyonunu sürdürürken doğrudan son darbeyi vurmada 3 ayrı seçeneği bulunuyor:

1. İsrail-İran Çatışması: ABD bölgesel çatışmalarda hiçbir zaman İsrail’i kullanmadı. Ona tehdit oluşturan ülkeleri bizzat kendisi devre dışı bıraktı. Irak ve Lübnan bunun açık örnekleri. Çünkü 1970’li yıllarda netleştiği üzere ABD’nin bölgedeki en önemli dış politika öncelikleri arasında bizzat ABD başkanları İsrail’in güvenliğini de sayıyor. Buna rağmen Osirak Operasyonu’nda (Irak) olduğu gibi İsrail uçakları İran’ın nükleer ve uzay tesislerini vurabilir. Ancak böyle bir operasyon  Irak’a karşı 1981’de düzenlenen ve Irak’ın nükleer tesisi Osirak’ı vurmaya benzememektedir. Osirak’a göre, hem askeri hem de siyasi açıdan daha risklidir. her şeyden önce vurulacak tesis sayısı çok fazladır ve İran savunma sistemi hala diridir. Daha da önemlisi böyle bir operasyonun İsrail’e bölgede siyasi fatura getireceği açıktır.

2. Doğrudan ABD Müdahalesi: Irak Savaşı’na benzer topyekün bir işgalle bitecek bir savaşı kısa dönemde İran’da beklememek gerekir. Bunun yerine Körfez’den, Hint Okyanusu’ndan ve Akdeniz’den hava-füze saldırıları ve kontrollü askeri çatışmalar olasıdır. ABD İran savunma sistemini zayıflatmadan doğrudan büyük operasyonlardan kaçınacaktır.

3. İran’ın Komşu Ülkeler İle Savaşması: ABD ne zaman bir düşmanla karşılaşsa o düşmanın düşmanı ortaya çıkar ve savaş farklı bir şekle döner. 1979 İran Devrimi’nden sonra ABD’nin en büyük ihtiyacı İran’ı oyalayacak ve zayıflatacak bir savaştı ve Irak bu görevi üstlendi. İran-Irak Savaşı’ndan sonra aşırı güçlenen Irak’ı zayıflatmak için yeni bir savaş gerekiyordu, Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal ederek tüm dünya koalisyonunu karşısında buldu. Washington’dan bakınca İran için de en iyi seçenek İran’ın bir komşusu ile savaşmasıdır. Ancak bugünkü tabloda İran’ın savaşabileceği komşular içinde Irak, Hindistan, Tükmenistan, Azerbaycan ve Ermenistan çeşitli nedenlerden dolayı bu işlevi üstelenebilecek konumda değillerdir. Mevcut tabloda en uygun aday olarak Türkiye durmaktadır. İran-Irak Savaşı benzeri bir savaşı Türkiye ile İran arasında kimse beklemese de, Türkiye ve İran’ı daha farklı formatlarda ve çapta silahlı çatışmalarda karşı karşıya getirmek olasıdır. İran’ın Azerbaycan ile olan sorunları, İran’ın silahlanması, İran’ın radikal İslamcılığı, Kürt sorunu ve diğer gerekçeler rahatlıkla iki ülkeyi karşı karşıya getirebilecek potansiyele sahiptir. İran’daki mevcut yönetim de bunu kolaylaştırmaktadır. NATO üyesi Türkiye ile tüm dünyanın şüphe ile yaklaştığı İran’ın mücadelesinde İran’ı her açıdan zayıflatabilecek çok sayıda gerekçe ve yöntem ortaya çıkacaktır.

İran’ın Hesap Hataları

İran’ın başına Ahmedinejad’ın gelmesine belki de en çok ABD Yönetimi sevinmiştir. Çünkü Ahmedinejad belki de İkinci Humeyni olma arzusuyla öylesine duygusal-tepkisel açıklamalar yapmaktadır ki, İran’ı dünya kamuoyunda ABD’nin istediği köşeye çekmek çok da zor olmamaktadır. Ahmedinejad’ın nükleer programda ısrar etmesi, ABD ve İsrail’i tehdit etmesi dünya tarafından anlayışla karşılanabilirdi belki. Nihayetinde İran bunu yıllardır yapıyordu. Hatta İsrail’de rejimin değiştirilmesini, hatta yok edilmesini istemesi dahi bardağı taşıran son damla olmazdı. Çünkü İsrail ve ABD de İran’daki rejimin silahla veya barış yoluyla ortadan kaldırılmasından bahsetmiyor muydu? Ancak Holokost’un (Yahudi Soykırımı) olmadığını söylemek, saldırı oklarını Almanya ve Avusturya gibi Avrupa ülkelerine göndermek bardağı taşıran en son damlalar oldu. En çok ihtiyaç duyduğu anda İran, Avrupa’yı kaybetti. İsrail’in Avrupa’ya taşınması gibi fantezilerini tüm dünya ile paylaşma çılgınlığının ardından Rusya ve Çin’in de BM Güvenlik Konseyi uyarısına katılma kararları geldi. İran’ın hesaplamadaki hatası Yahudi Soykırımı’nın olmadığını söylemek ve Avrupa’ya ırkçılığını saldırgan bir dille hatırlatmak oldu. Tahran rejimi Avrupa ve ABD’nin birlik olduğu hiçbir olayda Çin ve Rusya’nın muhalefete edemeyeceğini anlayamadı. Çünkü hem Rusya hem de Çin ekonomik açıdan Batı sermayesi ile hayati bağlara sahiptir. İran’ın bir diğer hesap hatası ise Almanya’da Angela Merkel’in işbaşına gelişidir. Amerikan Başkanı George W. Bush ile bir çok noktada aynı düşünen Merkel Batı dünyasını bir ‘aile’ olarak görmektedir ve İran’ın Batı dünyasını birleştiren açıklamalarına en az Bush kadar tepki göstermektedir. Merkel Almanyası’na göre İran Batı’yı tehdit etmektedir ve bu tehditler ile nasıl mücadele edileceğine Avrupa ve Amerika birlikte karar vereceklerdir. ABD’ye yaklaşan Almanya’nın Rusya ve Çin üzerinde de etkisi olmaktadır. Nitekim Angela Merkel son olarak Rus lider Putin’i İran’a baskı yapmak için ABD ve Avrupa Birliği’ne katılmaya çağırmıştır. ABD’nin olası İran operasyonlarında Merkezl’in, eski Başbakan Schröder’e nazaran daha istekli davranacağı açıktır. Almanya’nın ABD’ye kaydığı bir ortamda tek başına kalan Fransa’nın sert muhalefet yapması ise zordur. Zaten Ahmedinejad’lı bir İran’ı savunmak da hiçbir ülke için kolay olmayacaktır. Denebilir ki İran’ın güvenliğini asıl tehdit eden rejimi ve nükleer silahları değil, yeni başkanı Ahmedinejad’dır.

Türkiye: Yeni Bir Kabus?

Körfez ve Irak savaşlarında en çok zorlanan ülke Türkiye olmuştu. Bir komşusu ateş altındayken, müttefikleri de o komşuyu işgal ediyordu. Hiçbir ülke için kolay olmayan bu karar alma sürecini Ankara bir kez daha yaşayabilir. Üstelik bu kez her şey daha zor olacak. Hatta Türkiye’nin bizzat ateş hattına inmesi de kendisinden beklenebilir. Batı2da İran’a karşı yakınlaşma arttıkça, İran’ın tehditkar açıklamaları sürdükçe Türkiye’nin komşusunu savunması gittikçe güçleşmektedir. En kötüsü ise İran ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi olacaktır. Çünkü böyle bir yüzleşme ABD’yi bir çok yükten kurtarmaktadır. Türkiye’nin AB üyeliğini Almanya ve Avrupa için açık bir tehlike olarak gören Merkel için ise Türkiye’nin AB umutlarını İran sınırında söndürmek üzücü olmasa gerektir. Elbette şimdiden Almanya’nın böyle bir komplo içinde olduğunu söylemek istemiyoruz. Söylemek istediğimiz Türkiye ile İran’ın arası gerginleştikçe Türkiye’yi Tahran’a karşı cesaretlendirecek çok sayıda ülke olduğunu söylüyoruz.

Nitekim son günlerde artan ABD, İsrail ve İngiltere’den Türkiye’ye artan resmi ziyaretlerde Türkiye sürekli olarak İran’a karşı’ kışkırtılıyor’. Güvenlik lobisi de İsrail’in savunma programlarının Türkiye’yi de tehdit ettiğini sürekli olarak pompalıyor. En son gelen haberlere göre Türkiye, İran’a karşı Amerikan Patriot, Amerikan-İsrail ortak yapımı Arrow-2 ve Rus yapımı S-300 füzeleri üzerinde duruyor. Milyarlarca dolarlık bu hava savunma sistemi elbette kredi ile alınacak. Uğur Ergan’ın haberine göre (Hürriyet, 15 Ocak 2006) Hava Kuvvetleri Komutanlığı gerekli yazıyı Hazine’ye gönderdi bile. Diğer bir deyişle ABD-İran gerilimi tırmadıkça üzerimizdeki faiz yükü de tırmanacak…

Aman dikkat… Çevremizde yeni alevler yükselmek üzere… Kimse elini ateşe sokmak istemiyor. Bir yandan alevleri körüklüyorlar, diğer taraftan maşalar arıyorlar.

29 Ocak 2006

Yazar: Sedat LAÇİNER

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret