Güncel Yazılar

Jeopolitik II: Jeopolitik Tekrar Sahnede…

Yıl 2014, ikinci dünya savaşını ardından 69 yıl geçti. Ancak jeopolitik meydan okumalar günümüzde tüm dünyada adeta fırtınalar estirmeye devam ediyor. Yani jeopolitik yeniden önem kazandı ve tüm bu yaşananlar çoğunlukla jeopolitik ekseninde açıklanıyor. Rusya’nın Kırım işgali, Çin’in kıyı şeritlerinde Japonya’ya karşı takınmış olduğu saldırgan tutum, İran’ın çeşitli yollar ile Ortadoğu hâkimiyeti sağlamaya çalışması. Bahsedilen tüm bu gelişmeler eski güç oyununda ve uluslararası ilişkilerde geçmişte oldukça üstünde tartışılmış olan jeopolitiği tekrar ön plana taşıdı.

Soğuk savaşından ardından uluslararası ilişkilerdeki söylemlerde büyük ölçüde değişti. ABD ve AB öncülüğünde, uluslararası ilişkiler terminolojisi de büyük bir değişim yaşadı. Eski dünyada, askeri güç ve silahlanma devletlerin aktör olması için başat güçler olarak anılırken, günümüzde, silahsızlanma, hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokrasi, küreselleşme ve yönetişim gibi kavramlar bir devletin uluslararası alandaki yerini tayin eder hale neredeyse geldi. Soğuk savaşın uluslararası ilişkilerde hayat bulmuş hali olan sıfır toplamlı oyun (zero sum game) hesaplamaları artık günümüzde kazan kazan (win win ) stratejisine evrilir durumda.[1] Ancak Ukrayna krizi, uluslararası politikanın yönünü değiştirmekle kalmadı, mevcut uluslararası atmosfer daha heterojen hale geldikçe, dünya düzenindeki bu gelişme çok daha korkutucu bir hal almaya başladı. Peki, yanlış nerede yapıldı? Yanlışı bulmak için tarihin karanlık sayfalarında kaybolmak yerine belki de daha yakın bir zaman dilimine bakmak gerekiyor. Yani Sovyetler Birliği’nin dağılma ve Soğuk Savaşın bitme sürecine.[2]

Batılı güçlerin bu süreç içerisinde yaptıkları yanlışların başında, belki de liberal kapitalist demokrasinin komünizm üzerinde kesin ve yenilemez bir zafer aldığını bahsedilen ülkelerin Soğuk savaş sonrası jeopolitik anlaşmazlıkları bir daha uluslararası alana taşıyamayacakları inancı gelmekteydi. Batılı güçlere göre bu ülkeler öyle büyük bir yenilgi almışlardı ki bir daha güç söylemleri ile hareket edip, altyapısı ile uluslararası kapitalizm, üst yapısı ile insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi nitelikleri kabul etmiş ve benimsemiş olan yenidünya düzenini bozamayacaklardı. Ancak Batılı güçler Soğuk Savaş sonrası dünyayı yanlış okumuşlar ve mevcut duruma oldukça duygusal olarak yaklaşmışlardı.[3] Soğuk savaş sonrası dünya düzenin gizleri yine Soğuk Savaş dünyasının öncesi ve sonrasında yer almaktaydı. Yani bugünün dünyası 1990’lı yılların jeopolitik düzeni üzerine kurulmuştu.[4]

Soğuk savaş sonrası Avrupa, Almanya’nın bütünlüğü, Sovyetlerin dağılması, Warşova paktı ve Baltık ülkelerinin NATO ve AB’ye entegrasyonu bağlamında şekillendirilmişti. Orta doğu’da ise ABD ile işbirliği içerisinde olan Sünni güçlerin hakimiyetine dayanan bir düzen oluşturulmuştu. (Suudi Arabistan, Körfez Ülkerli, Mısır). Asya’ya baktığımızda ise Soğuk savaş sonrası düzen yine ABD’nin kontrol edebilirliğine dayalı bir düzene işaret etmekteydi. Nitekim Japonya, Güney Kore, Endonezya ve diğer Asya ülkeleri ile geliştirilen güvenlik ilişkileri bu durumu açıkça ortaya koymaktaydı.[5]

Yukarıda bahsedilen mevcut tablo günümüz güç ilişkilerini ve gerçeklerini oldukça genel anlamda özetler niteliktedir. Ancak son bir noktayı da aydınlatmak gerekir. Francis Fukuyama tarafından yazılan “Tarihin Sonu” kitabı açık bir söylem ortaya koymuştur. Fukuyama’ya göre Soğuk savaşın sona ermesi aynı zamanda dünya üzerindeki ideolojik savaşında sona ermesi anlamına gelmektedir ve Soğuk savaşın bitmesi ile de insanlığın ideolojik savaşı son bulmuştur. Yani ideolojik savaşın son bulması, jeopolitik savaşın, bir diğer ifade ile çekişmenin de son bulması anlamına gelmektedir. Fukuyama ve tarihin sonu kitabında yazdıklarının jeopolitik ile ne bağlantısı olduğu düşünülebilir, aksine kitabın temel önermeleri jeopolitik ile oldukça sıkı bir ilişkiye sahiptir. Çünkü (kitabı okuyanlar hatırlayacaklardır) kitap oldukça geniş bir şekilde Alman filozof Georg Willhelm Friedrich Hegel’e yer verir ki, tarihin sonu söylemi de ideolojik söylemler çatışmasının jeopolitik sonuçları açısından tarihin sonunu ilan eder. Hegel’in de buna benzer bir örneği bulunmaktadır. Günümüzün Soğuk Savaşı, Hegel’e göre 1806 yılında gerçekleşmiş olan Jena savaşıdır. Hegel’e göre Napoleon Bonaparte tarafından gerçekleştirilen bu savaş, aslında Fransız devriminin bir zaferidir. Napoleon tarafından Avrupa’nın Fransız devrimi öncesi sahip olduğu en donanımlı ve iyi ordu yok edilmiştir. Hegel daha sonra bu düşüncesine şu şekilde nokta koymaktadır; Fransız devrimi sonrası ortaya çıkan ideolojik ilkeler ve ileri teknikler jeopolitik sonuçları belirlemiştir. Yani Hegel’e göre gelecekte Fransız devriminin benimsemiş olduğu ilkeleri kabul eden ve benimseyen ülkeler varlıklarını sürdürüp, uluslararası ilişkilerin bir aktörü kalabilme şansı elde edebileceklerdi. Soğuk Savaş sonrasında da liberal ilkeleri kabul eden ülkeler yollarına devam etmiş, diğerleri ise başarısız olmuşlardır. Uygulanış doğası nedeni ile komünizm, kendisi ile tam aksi ilkeleri benimsemiş olan liberal demokrasi karşısında başarısız olmuştur.[6]

Soğuk savaş sonrasında batılı değerlerin eski uluslararası politik söylemlerin yerine geçmesi ile birlikte dünya üzerinde odak noktası jeopolitikten ekonomik gelişme ve silahsızlanmaya kaymaya başladı. Bu durum ile bağlantılı olarak da Dış politika yapım sürecine ve uluslararası ilişkilerin merkezine ticaret, iklim değişikliği gibi yeni dünya değerleri dâhil oldu.  Dış politika ve uluslararası politikada meydana gelen bu değişimin Batılı güçlerin özellikle de ABD’nin işine geldiği öne sürülebilir. Çünkü ABD artık savunma harcamalarını kısacak, yıllarca dış cephelerde savaşmış olan ABD kötü imajını düzeltme fırsatı bulacaktır. Başkan Clinton tarafından Dış işleri bütçesinde yapılmış olan bütçe kısıntısı ve diğer savunma harcamalarına yönelik olarak gerçekleştirilen giderler bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ancak Bush dönemi ile birlikte ABD Ortadoğu’da büyük bir savaşa girer. 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleşen ve tüm dünyanın şaşkınlıkla izlediği ikiz kulelerin yıkımı, ABD’yi Ortadoğu’da demokrasinin tesisi ile yükümlü kılmıştır? Başkan Obama ise dış politika diğer Başkanlara nazaran terör ile mücadele söylemini benimsemiştir. Başkan Clinton döneminde ABD tarafından gerçekleştirilen her eylem liberal dünya düzenine gönderilen bir atıf gibidir. İran’ın Nüükleer Silahlara erişiminin engellenmesi, İsrail-Filistin sorununun çözülmesine yönelik atılmış adımlar, küresel iklim tartışmalarına gösterilen yoğun ilgi, Pasifik ve Atlantik ilişkilerine gösterilen önem, Rusya ile yapılan silahların kontrol altına alınmasına yönelik antlaşmalar, Müslüman dünyası ile diyalog, AB’ye güven vermeye yönelik olarak atılan adımlar. Başkan Obama ve yönetimi de savunma harcamalarını kısmış, ABD çıkarlarının olduğu bölgelerde ABD askeri varlığını sonlandırmaya çalışmıştır.[7]

Berlin duvarının yıkılması üzerinden geçen 25 yıllık süre içerisinde Ukrayna krizi bir anlamda da ABD Rusya mücadelesinin jeopolitik yansıması olarak ortaya çıkmış durumda. Aynı şekilde Çin ve Japonya arasındaki mücadele de bu şekilde yorumlanabilir. Durum Orta doğuda da aynı şekilde tezahür ediyor. Rusya, Çin ve İran, Soğuk savaş sonrasında getirilmiş olan düzeni açık bir şekilde geri çeviriyorlar. Ancak Rusya, Çin ve İran arasındaki ilişkilerde oldukça karmaşık bir durumda. Rusya Çin’in yani Orta İmparatorluğun yükselişinden oldukça çekinmekle birlikte. Tahran’ın dünya vizyonu Moskova ve Bejing ile çok fazla ortak bir noktaya sahip değil. İran ve Rusya enerjilerini ihraç ediyorlar, ancak Çin enerji açısından net tüketici durumda ve İran ve Rusya enerjide yüksek fiyat politikası tercih ediyorlar. Ayrıca Ortadoğu’daki siyasi istikrarsızlık bölgesel olarak İran ve Rusya’nın elini güçlendirse de Çin açısından durum hiç de iç açıcı değil. Batılı güçler tarafından Soğuk Savaş sonrası dayatılmaya çalışılan düzen, bahsedilen bu güçler tarafından Avrasya’da engellense de, bu güçler arasında da ilişkilerin yoğunlaşması mevcut çıkar çatışmalarının artacağı anlamına gelmekle birlikte, her an bir gerilime de işaret ediyor. ABD’nin Rusya, Çin ve İran’ın nüfuz bölgelerindeki etkilerinin ortadan kaldırılması bu ülkeler açısından düzenin tekrar sağlanacağı anlamına gelmiş olduğuna şüphe yok ancak, bu ülkeler mevcut halleriyle Washington ile yüzleşmekten de çekiniyorlar.[8]

Obama ABD başkanı olarak seçildikten sonra, Rusya, Çin ve İran’da farklı stratejiler doğrultusunda hareket ettiler. Bahsedilen bu üç büyük güç arasında belki de orta olarak sınıflanabilecek tek güç İran. Ancak İran oldukça yeni bir dış politika vizyonu belirledi. İran’ın bu dış politika vizyonuna ilişkin olarak Cenevre süreci ve Nüükleer silahlar konusunda varılan anlaşma büyük bir önem taşımakla birlikte, Ruhani’nin Davos’ta boy göstermesi neredeyse radikal bir değişikliğe işaret ediyor.

Çin’in ABD ve Asya ülkeleri ile oldukça sıkı ilişkileri mevcut. Ancak Japon milliyetçiliğinin yükselişi ve burada çıkacak bir gerilim, dünya açısından oldukça kötü sonuçlara neden olabilir. Bahsedilen bölgede ortaya çıkan gerilimin bir sonraki durağı Ortadoğu daha sonra ise Ukrayna olacağı düşünülebilir. Rusya, Çin’den zayıf ancak İran’dan güçlü. Konumu itibariyle, temel olarak ABD ile Almanya arasında düşmanlık yaratma çabası içerisinde bir strateji kabul etmiş durumda. Belki de Snowden’e Rusya tarafından verilen sığınma hakkı bu açıdan da düşünülebilir. Nitekim, Snowden ve Putin’in katıldığı bir tv programında, Snowden Putin’e ABD gibi kitlesel bir dinleme yapıp yapmadıkları sorusunu yöneltmiş, Putin ise “Elbette bu tür kitlesel ve kontrolsüz dinlemelere izin vermiyoruz. Hiçbir zamanda izin vermeyeceğimizi umuyorum. Aslında ABD’nin sahip olduğu teknik araçlar ve paraya sahip değiliz” diyerek cevap vermişti.[9] Rusyayönetim anlayışını anlamak için belki de Mihail Hodorkovski olayını derinlemesine analiz etmek gerekiyor.[10] Ancak Putin’in büyük Rusya’yı kurmak istediği ve bu bağlamda da oldukça büyük bir Euro-Asya bloğu oluşturmak istediği su götürmez bir gerçek. Eski Sovyet toprakları-ülkeleri de Batılı güçleri içerisine çeken bir kara delik görevi görüyor. Olay ufkunu ise azınlıklar oluşturuyor. Bu durumun örneği aylar öncesinde Kırım’da zaten yaşandı. Yani Putin oldukça zeki manevralar ile batılı güçlerin eski Sovyet topraklarında birbirlerine girmeleri için elinden gelen her şeyi yapıyor ve uyguluyor. Bu durumun bir örneğini de Gürcistan’a yapılan Rus müdahalesi oluşturuyor. NATO genişlemesine karşı Gürcistan büyük bir bedel ödedi, ancak Putin Gürcistan yerine artık Ermenistan’la işbirliğine sıcak bakıyor. Bu nedenle Fukuyama’nın ünlü söylemi, Rus lider açısından pek de önemli değil, Tarih bitmekten öte daha yeni yazılıyor.[11]

2008 krizi ve AB Euro krizi, AB’nin kendi içerisine kapanmasına ve mevcut sorunları bir kenara bir süre boyunca koymasına neden olduğu bir gerçek. Finansal ve ekonomik sorunlar bir de Parlamento seçimleri ile kendi gündemi oldukça yoğun olan AB, dış politika açısından oldukça zayıf bir tutum sergiledi. Bu nedenle yeni dünya düzeni açısından AB’nin üstlenmiş olduğu rol belki de yerine getirilemedi. Bu zayıflığın mutlak sonucu olarak ise, Rusya’nın revizyonist tutumu, Polonya ve Baltık ülkelerine kadar ulaşan AB genişlemesi dışında da demokrasi ve yönetişim gibi yeni söylemleri tamamen imkansız kıldı.

Ortadoğu’ya demokrasinin entegre edilme hayali oldukça büyük bir yara almış durumda. Bush ve Obama yönetimlerinin demokrasiyi Ortadoğu’ya getirme yöntemleri ve söylemleri tüm enerjilerini kaybetmiş halde. Çünkü mevcut durumun şu an ki görünümü tamamen çözülmüş bir devlet sistemleri. (Özellikle Irak, Suriye ve Libya)

İran ile batılı güçler arasında gerçekleşen Cenevre görüşmeleri ve antlaşması aslında İran açısından büyük bir dönüm noktasına işaret ediyor. Ancak Suudilerin ve İsrailli yöneticilerin, İran ile sürdürülen bu görüşmelere temkinli yaklaştıkları açık bir şekilde görülüyor.[12] Bölge açısından diğer bir çarpıcı noktaya da işaret etmekte yarar var. Rusya Suriye açısından tavrını, BM Güvenlik Konseyi’ndeki koltuğunda belli ediyor. Rusya BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’den yana tavır alarak ABD’nin Suriye emellerinin bölge de gerçekleşmesini engelliyor. Ortadoğu bu açıdan Rusya ve ABD için tam bir oyun sahası.

AB’deki kendini yeni dünyaya uyarlamaya çalışıyor. Çoğu tartışma AB’nin yıkılan küllerinden tekrar doğacağı yönünde ki AB’ne ilişkin gelen son ekonomik veriler, krizin aşıldığının göstergesi durumunda. Ancak, Euro krizinin en kötü sonuçlarından kaçınmış olan AB özellikle güvenlik ve diğer politika alanlarına büyük bir önem vermek zorunda.

ABD’de Obama yönetimi geldiğinden beri istenileni bir türlü sergilemiş durumda değil, ekonomik düzelme oldukça yavaş işliyor, ayrıca 2013’e damgasını vuran bir sağlık politikası kabul edilmiş durumda. ABD halkı bu nedenle dünya düzenini sorgular duruma da gelmiş halde. Çünkü Obama’nın siyasi propaganda söylemi olan “Yes We Can” mottosunun ABD halkına çok daha büyük değişiklikleri vaad ettiği bir gerçek. Yani ABD halkı ve elitleri, dünyada ABD varlığının azaltılacağı yönünde bir beklenti içerisinde girmiş ancak bunun tam tersi bir durumla karşı karşıya kalınmış durumda.

Jeopolitik açısından Rusya, Çin gibi ülkelerin intikamcı dış politika tutumları Avrasya üzerinde Soğuk Savaş sonrası entegre edilen sistemin geri püskürtülmesi ile sonuçlandı. Belki hayal edilen düzenin Avrasya’da egemen olması tamamen bir hayal olarak kalacak. ABD ve AB ise mevcut statükonun korunması ve mevcut gerilim azaltılması adına sürekli adım atmaktalar. Ancak şu bir gerçek ki, Rusya ve Çin gibi revizyonist ülkeler açısından Tarih bitmekten öte yeniden yazılıyor.

Mackinder Vs Nicolas Spykman

Kara Hakimiyet Teorisi

Mackinder tarafından yapılan jeopolitik çalışmalar dönem itibari ile ABD’de oldukça ilgi çekmiş ve siyaset bilimcilerin ilgisinin bu alana kaymasına neden olmuştur.  ABD’de Roberts Strauz, Hup Derwert Whittlesey gibi önemli jeopolitik uzmanları yetişmiş, öncül çalışmalar ortaya koymuşlardır. Ancak bahsedilen jeopolitikçilerden farklı olarak ABD Yale Universitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nicholas Spykman ortaya koyduğu Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisi ile diğer jeopolitik uzmanlarına nazaran daha çok öne çıkmıştır.[13]

Mackinder tarafından ortaya konan Kara Hakimiyet Teorisine karşılık olarak Spykman tarafından Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisi geliştirilmiştir. Spykman’a göre, Mackinder tarafından Heartland olarak kabul edilen bölgeye değil de, Heartland’ı çevreleyen bölgeye yani Rimland’ahâkim olanın dünyaya hakim olacağını ortaya koymuştur.

Mackinder tarafından ortaya konan Heartland’tan farklı olarak Rimland çok daha geniş bir alanı kapsar nitelikte gözükmektedir. Rimland olarak belirtilen alan, Balkanlardan Çin’e kadar uzanan bölge olarak Spykman tarafından tanımlanmıştır. Bu bağlamda da ABD’nin jeopolitik çıkarları, Spykman tarafından Avrupa ve Asya’da yer alan kenar kuşaklara kimin hükmettiği bağlamında açıklanmıştır.

“Kim Rimland’ı (Kıyı-Çevre- Denize açılan kenar) kontrol ederse Avrasya’yı kontrol eder ve her kim Avrasya’yı kontrol ederse dünyaya hükmeder.”

spykman-rimland

Şekil-1 N. Spykman Rimland Teorisi[14]

Hemen belirtelim ki Spykman ile Mackinder teorisi arasında sadece bir Rimland – Heartland farkı yoktur. Spykman, Rimland ile şüphesiz olarak bir deniz hâkimiyeti ve deniz kontrolünden de bahsetmiştir. Ancak Spykman tarafından ortaya konan bu teorinin de açık bir şekilde ABD’nin küresel çıkarlarını yansıttığını belirtmek gerekmektedir. Nitekim NATO’nun kurulması, Japonya ve Güney Kore’deki ABD varlığı, Kore ve Vietnam savaşları bu teori ile açıklanabilir nitelikte olup birer örnek teşkil etmektedir.

Spykman’a göre Euro – Avrasya kıyı şeridi ( Deniz Avrupası, Orta Doğu, Hindistan, Güneydoğu Asya, ve Çin) dünyanın kontrol edilmesi için anahtar bölgeleri içerisinde barındırmaktadır. Çünkü bu bölgelerin zengin nüfusu, kaynakları olmakla birlikte iç deniz şeritlerini kullanmaları da oldukça kolaydır.

Ukrayna bulunduğu jeopolitik konum açısından Avrupa ile Asya arasındaki temel stratejik koridorda bulunuyor. Bu nedenle Ukrayna iki taraflı baskı altında, jeopolitik hesaplaşmaları oldukça yoğun bir şekilde de hissediyor. Hungtinton tarafından parçalanmış devlet olarak adlandırılan Ukrayna bir taraftan Avrupa diğer taraftan ise Rusya arasında gelecekteki statüsünü ve kaderini belirleme yarışı veriyor.

Altuğ GÜNAR, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü  Anabilim Dalı doktora öğrencisi.

04 Mayıs 2014

———-

[1]Oyun Teorileri hakkında daha fazla bilgi için bakınız; http://www.irtheory.com/know.htm

[2]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[3]Oran, Baskın, Uluslararası Ortam ve Dinamikler, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II, İstanbul, İleişim Yayınları, 2001, s.10-11.

[4]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[5]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[6]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[7]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[8]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[9] http://turkish.ruvr.ru/news/2014_04_17/Snowden-Putin/

[10]Hodorkovski hakkında yapılmış olan bu belgeseli izlemenizi tavsiye ederim; http://www.imdb.com/title/tt1733525/

[11]”The Return of Geopolitics.” ForeignAffairs. 17 Apr. 2014. Web. 2 May 2014. <http://www.foreignaffairs.com/articles/141211/walter-russell-mead/the-return-of-geopolitics>.

[12] Hatırlanacak olursa İsrail tarafından Ruhani Koyun postlu Kurt’a benzetilmişti. Bakınız; http://www.iha.com.tr/netanyahu-%E2%80%98ruhani-koyun-postuna-burunmus-bir-kurt-videosu-23665

[13]Spykman başlıca eserleri; TheGeography of thePeace, America’sStrategy in World Politics: The United StatesandtheBalance of Power, TheSocialTheory of GeorgSimmel,TheSocial Background of AsiaticNationalism, Methods of ApproachtotheStudy of International Relations, in: Proceedings of theFifth Conference of Teachers of International LawandRelatedSubjects, States’ RightsandtheLeague, GeographyandForeignPolicy, I, GeographyandForeignPolicy, II, Frontiers, Security, and International Organization.

[14] http://www.sikharchives.com/?p=2865

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir