Güncel Yazılar
escort bayan escort beylikdüzü bayan bursa escort escort istanbul bayan samsun escort bayanlar istanbul escort bayan marmaris escort kayseri escort bursa escort mersin pozcu escort bursa escort ataşehir escort bayan escort bayan

Jeopolitik Merkez ve Kara Hakimiyeti Teorisi Mackinder’ın Dünyası

Coğrafyayı işin içine katmaksızın bir uluslararası ilişkiler biliminden söz etmek mümkün olamaz. Dünya tarihinde coğrafya faktörü en temel faktördür; çünkü sabittir. Nüfus çoğalıp azalmıştır, doğal kaynaklar keşfedilip tüketilmiştir, siyasi sistemler sık sık değişmiştir, imparatorluklar ve devletler yükselmiş ve çökmüştür, teknolojiler gerilemiş ve ilerlemiştir, ama kıtaların, adaların, denizlerin ve okyanusların mevkii en azından bilinen tarih boyunca değişmemiştir. Büyük milletlerin tehlikeye düçar oldukları durumlarda coğrafya ilmini ihmal etmeleri bu yüzdendir.

Coğrafya ile dünya tarihi arasındaki mühim ilişkiyi, büyük İngiliz coğrafyacısı Halford John Mackinder’dan daha iyi anlamış hiç kimse yoktur. 1861 yılında İngiltere’nin Gainsborough kentinde doğan Mackinder 1880’de Oxford’a girmeden önce Gainsborough Grammar School’a ve Epsom College’a devam etmişti. W. H. Parker’a göre, Mackinder “doğa olaylarına karşı güçlü bir tecessüs,… seyahat ve keşif tarihi sevgisi, uluslararası konulara ilgi, ve harita yapma tutkusu” içinde bir çocuktu.[1]

Mackinder Oxford’da, coğrafyayı İngiltere’de bağımsız bir bilim dalı olarak tesis etme ça-basındaki iki anahtar figür olan Michael Sadler ve Henry Nottidge Mosely’nin etkisi altına girdi. 1886’da doğal bilimler ve ekonomi tarihi okutmanı oldu, aynı yıl Kraliyet Coğrafya Derneği’ne katıldı. Mackinder’ın biyografisini yazan Brian W. Blouet’a göre Kraliyet Coğrafya Derneği üyeleri “dünya meselelerine ilgi duyan kişiler, ordu ve donanma subayları, işadamları, akademisyenler, öğretmenler, diplomatlar ve sömürge yöneticileri”nden müteşekkildi. [2] Ertesi yıl (1887), Mackinder “İngiliz coğrafyacılığının gelişimi tarihinde klasik bir belge” olarak adlandırılan ilk büyük çalışması “Coğrafya’nın Kapsamı ve Metodları”nı (“On the Scope and Methods of Geography”) yazdı. [3]Bu bildiride Mackinder, “rasyonel” siyasi coğrafyanın fiziki coğrafya üzerine inşa edildiğini ve fiziki coğrafyayı izlediğini savunuyordu. “Her yerde,” diyordu, “siyasi meseleler fiziki araştırmanın sonuçlarına bağlıdır.” Siyasi coğrafyanın işlevi “insan ile çevresi arasındaki etkileşimin izini takip etmektir.” Sözkonusu çevreyi Mackinder “dünya yüzeyinin biçimlenişi”, “iklim ve ısı şartları, ve doğal kaynakların mevcudiyeti veya yokluğu”nu içerecek biçimde tarif eder. [4]

“Coğrafya’nın Kapsamı ve Metodları”nda dile getirdiği görüşlerinden dördü, Mackinder’ın sonraki jeopolitik yazılarını anlayabilmek için anahtar durumundadır.

İlki, Mackinder coğrafyacının amacının “bugünü yorumlamak için geçmişe bakmak” olduğunu vurgulamıştır.

İkincisi, insanın coğrafi keşiflerinin sona ermek üzere olduğunu, “harita üzerinde çok az boşluk kaldığını” kaydetmiştir.

Üçüncüsü, Mackinder, “kara kurtları ve deniz kurtları” diye iki tür siyasi fatih tarif etmiştir.

Ve dördüncüsü, teknolojik gelişmenin “modern devletlerin büyüklüğünü” mümkün kıldığını kabul etmiştir. [5]

Mackinder daha sonra bu dört görüşün temelleri üzerinde ünlü küresel teorisini inşa etmiştir. Haziran 1887’de, Oxford’da coğrafya doçenti olan Mackinder, Avrupa tarihinde coğrafyanın etkileri konusunda dersler vermeye başladı. 1892’de Pennsylvania, Swarthmore, Drexel, Harvard, Princeton ve Johns Hopkins üniversitelerinde ders vermek üzere Birleşik Devletler’e gitti. Aynı yıl Oxford’daki Reading College’a okul müdürü olarak atandı ve onbir yıl boyunca bu görevde kaldı. 1893-1894 yıllarında, Avrupa ve Asya tarihinde coğrafyanın ilişkisi üzerine on bölümlük bir seri ders verdi. Beş yıl sonra Oxford’da Coğrafya Okulu’nun kuruluşuna katkıda bulundu ve bir keşif seferine katılarak Afrika’nın en yüksek ikinci zirvesi olan Kenya dağına tırmandı. [6] 1902’de Mackinder ilk büyük eseri Britain and the British Seas (Britanya ve Denizleri)’i yazdı. Esas itibarıyla, kendi sözleriyle, İngiltere’nin “fiziki özelliklerinin ve şartlarının resmini sunmak”la alakadar olmakla birlikte, kitabın “Britanya’nın Konumu”, “Stratejik Coğrafya” ve “Emperyal Britanya” bölümleri Mackinder’ın sonraki jeopolitik eserlerinin habercisi olan küresel konularla ilgili kavrayışlarını içermekteydi. Kitapta Britanya’yı “Avrupa”lı, ama henüz Avrupa olmayan” ve “büyük kıtanın kıyıları boyunca” uzanan bir ülke diye tanımlamıştı. İngiltere’nin dünya üzerindeki üstünlüğü “deniz hakimiyeti”ne dayanır, diye yazmaktaydı, çünkü okyanusların birliği modern küresel dünyada deniz gücünün hakim değerinin altını çizen fiziki hadisedir. “Gelişmekte olan yeni bir güç dengesi” olduğunu düşünen Mackinder, “beş büyük dünya devleti, Britanya, Fransa, Almanya, Rusya ve Amerika”yı buna dahil ediyordu. Britanya’nın üstün dünya gücü olma konumunun, “yarı kıtaların kaynakları üzerinde yerleşmiş bulunan büyük kara güçlerinin mevcudiyeti (yani Rusya ve Birleşik Devletler)” şeklinde somutlaşan “fiziki coğrafyanın değişmez gerçekleri” yüzünden tehlike altında olduğu görüşünü savunuyordu. [7]

İngiliz hakimiyetine ve dünyanın özgürlüğüne yönelik tehdit Mackinder’ın 25 Ocak 1904’te Kraliyet coğrafya Derneği’ne sunduğu gözüpek ve kışkırtıcı denemesi “Tarihin Coğrafi Mihveri”nin (“The Geographical Pivot of History”) asıl konusuydu. Bu ufuk açıcı çalışmaya, (kendisinin “Colomb çağı” dediği) “coğrafi keşiflerin” son safhasının bitmek üzere olduğunu kaydederek başlar. “400 yıl içinde,” diye yazar, “dünya haritasının genel çizgileri yaklaşık bir kesinlikle tamamlanmıştır.” Dahası, fatihlerden sonra, misyonerler, madenciler, çiftçiler ve mühendisler “seyyahların ayak izlerini öylesine yakından takip ettiler ki” dünya ilk defa bir “kapalı sistem” haline geldi. Bunun anlamı, diye yazıyordu Mackinder, “sosyal güçlerin her patlaması, meçhul uzay ve barbarik kaos çemberinde dağılıp gitse de, dünyanın uzak köşelerinden yankı bulacak ve dünyanın politik ve ekonomik organizması içindeki zayıf unsurlar neticede tahrip olacaktır.” Milletler, başka türlü söylemek gerekirse, artık dünyanın uzak köşelerinde zuhur eden büyük olayları görmezden gelemeyecekler.

Mackinder’ın “mihver” bildirisini yazmasındaki belirgin amaçlar, “coğrafi ve tarihi genellemeler arasında bir korelasyon” tesis etmek, “dünya tarihindeki coğrafi illiyetlerin belirli yanlarını gösterecek bir formül” ortaya koymak ve “bugünkü uluslararası siyasette rekabet halinde bulunan kimi güçleri değerlendirmektir.”

Mackinder, Avrupa ve Asya’yı tek bir büyük kıta olarak tasvir ediyordu: “Avrasya.” Avrasya’yı “kuzeyi buz kuşağı, geri kalanı su kuşağı, yirmibir milyon milkare büyüklüğünde fasılasız bir toprak parçası…” diye tarif ediyordu. “Yaklaşık dokuz milyon milkare büyüklüğündeki Avrasya’nın merkezi ve kuzeyi, … okyanuslara ulaşan bir su yoluna sahip olmamakla birlikte,… süvari güçlerinin hareketliliği için çok müsaittir…” “Bu merkez bölgenin doğusuna ve batısına doğru” diye açıklamasını sürdürüyordu, “geniş bir hilal boyunca uzanan ve okçular için erişilebilir durumda olan sınır bölgeler vardır.”

Mackinder, beşinci ve onaltıncı yüzyıllar arasında, “iç hilal”de (Avrupa, Ortadoğu, Güneybatı Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Kore ve Japonya) yerleşmiş bulunan devletleri ve toplulukları fethetmeye veya yıldırmaya yönelen “göçebe kavimlerin” (Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Magyars, Hazarlar, Peçenekler, Kumanlar, Moğollar ve Kalmuklar) Orta Asya’dan çıktığına dikkat çekmiştir. Mamafih, onbeşinci yüzyılın sonlarından itibaren “Kolomb kuşağının büyük denizcileri” Orta Asya’yı kuşatmak için denizgücünü kullanmaya başlamışlardı. Deniz gücünün yükselişinin bariz siyasi etkilerini Mackinder, “Avrupa ile Asya arasındaki ilişkilerin tersine döndürülmesi…” olarak tanımlıyordu. “Orta çağlarda Avrupa, güneyinde aşılamaz bir çöl, batısında meçhul bir okyanus, kuzeyinde ve kuzeydoğusunda buzlarla ve ormanlarla kaplı boş bir arazi arasında hapsolmuş ve doğusunda ve güneydoğusunda atlı grupların üstün hareketliliğinin sürekli tehditi altında bulunmasına rağmen”, Mackinder, “Avrupa’nın, ulaşabildiği kıyı ve deniz memleketlerinden üç kat daha fazla büyüyerek ve varlığını tehdit edegelen Avrasya’daki kara-güçlerini kuşatarak dünya coğrafyası üzerinde birden bire zuhur ettiği” biçiminde bir izahata girişir.

Mackinder, pek dikkate alınmayan bir gerçeğe, Avrupa denizler üzerinde yayılmasını sürdürürken Doğu Avrupa ve Orta Asya’da yerleşmiş Rusya’nın, büyük beşerî ve tabiî kaynakları ihtiva eden geniş bir alanı organize ederek güneye ve doğuya genişlediğine inanıyordu. Bu geniş alan çok yakında “demiryolu şebekesiyle kaplanacak”, bu suretle kara gücünün hareket imkanı ve stratejik etki alanı muazzam ölçüde büyüyecekti. Bu coğrafî-tarihî arkaplandan yola çıkan Mackinder Avrasya’nın kuzey-merkez çekirdeğini dünya politikasının “mihver bölgesi” veya “mihver devleti” olarak tanımlıyordu. Mihver bölgenin hemen bitişiğindeki Almanya, Avusturya, Türkiye, Hindistan ve Çin’i, bir “iç hilal”e; Britanya, Güney Afrika, Avustralya, Birleşik Devletler, Kanada ve Japonya’yı ise bir “dış hilal”e yerleştirmişti. Bu yüzden, “güç dengesinin, mihver devletin Avrasya’nın kenar ülkeleri üzerine yayılmasıyla sonuçlanacak şekilde, mihver devlet lehine bozulmasının, ona geniş kıtanın bir donanma inşası için gerekli kaynaklarını kullanma imkanı vereceği ve neticede dünyaya egemen hale gelebileceğinin aşikar olduğu” uyarısında bulunuyordu.

Mackinder, ya bir Rus-Alman ittifakının, ya da (Rusya topraklarını ele geçiren) bir Çin-Japon imparatorluğunun dünya hakimiyeti yarışına girebileceğini iddia ediyordu. Her iki durumda da “okyanus cephesi” “büyük kıtanın kaynaklarına” eklenmelidir, bu suretle hem denizde hem de karada üstünlüğü olan bir büyük güç meydana getirmek için gereken jeopolitik şartlar oluşturulmuş olacaktır. “Bir coğrafyacı olarak konuştum,” diyordu Mackinder tebliğinin sonlarına doğru. Fakat dünyanın mevcut durumunu değerlendirirken coğrafi determinizmi özellikle görmezden geliyordu: “Her hangi bir zaman diliminde mevcut olan siyasi güç dengesi… bir yanıyla hem ekonomik hem de stratejik anlamda coğrafyanın ürünüdür, diğer yanıyla ise, rekabet halindeki toplumların hısımlarının sayısının, yiğitliğinin, donanımının ve organizasyonunun.” [8] Mackinder’ın “mihver” tebliği, Kraliyet Coğrafya üyelerinden birinin “henüz işgal edilmemiş olan bazı yerler için esef etmesine” yol açtı. Maalesef, W.H. Parker’ın dikkat çektiği gibi, “İngilizce konuşulan dünyada Mackinder’ın tebliği… otuzbeş yıl boyunca unutulmuşluğa terkedildi.” İngiliz ve Amerikalıların Mackinder “Mihver” bildirisindeki ve 1919 tarihli şaheseri Democratic Ideals and Reality’deki (Demokratik İdealler ve Gerçek) bilgeliğin ve basiretin kıymetini anlamaya başlamaları ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında mümkün oldu. Mihver bildirisini Kraliyet Coğrafya Derneği’ne sunmasından birkaç hafta önce Mackinder London School of Economics’e müdür olarak atanmıştı. Bu makamda 1908 yılına kadar kalacaktı. 1910’da, 1922’ye kadar hizmet vereceği Avam Kamarası’na seçildi. 1919’da Rusya’da bir iç savaş ortalığı kırıp geçirirken, Dışişleri Bakanı Lord Curzon Mackinder’ı Güney Rusya’ya İngiliz Yüksek Komiseri olarak atadı. Bu görevinde İngiliz-destekli anti-Bolşevik ittifak fikrini geliştirdi çünkü Bolşevikler Rusya üzerindeki kontrollerini pekiştirirlerse “böylesi bir silahın dünya için bir tehlike halini alacak şekilde patlama riskinin bulunduğundan” korkuyordu. “Bugün” diye uyarıyordu, “dünyayı demokrasiler için emniyetsiz bir yer haline getirecek işlerin devleti olan Rusya’dan kaynaklanan bir tehdit var.” [9] Dönemin İngiliz politikacıları arasında yalnızca Winston Churchill Mackinder’ın anti-Bolşevik stratejisine yüksek sesle destek verdi.

Mackinder London School of Economics’teki müdürlüğü ve parlamento görevi sırasında coğrafya ve dünya meseleleri üzerine düşünüp yazmayı sürdürdü. Aşağıdaki kitap ve makaleler bu dönemin ürünleridir: “Man-Power as a Measure of National and Imperial Strength” (1905), Our Own Islands: An Elementary Study in Geography (1906), “On Thinking Imperially” (1907), “The Geographical Environment of Great Britain” (1908), The Rhine: Its Valley and History (1908), “Geographical Conditions Affecting the British Empire” (1909), “The Geographical Conditions of the Defence of the United Kingdom” (1909), “The New Map” (1915), “Some Geographical Aspects of International Reconstruction” (1917), “This Unprecedented War” (1917), and “The New Map of Europe” (1918). Birinci Dünya Savaşından kısa bir süre sonra, Mackinder uluslararası siyaset üzerine bir coğrafyacı tarafından yazılmış en önemli kitap denebilecek olan Demokratik İdealler ve Gerçek [10] isimli eserini kaleme aldı. Burada Büyük Savaş’tan çıkan dersleri de konuya dahil ederek 1904 tarihli “mihver” tebliğini büyük ölçüde genişletmişti. Kitabın önsözünde “Mihver” tebliğinde altını çizdiği görüşlerin geçerliliğini sürdürdüğüne dikkat çekerek “savaş benim daha önceki nokta-i nazarımı değiştirmedi, sağlamlaştırdı” görüşünü ileri sürüyordu. İzleyen yaklaşık 200 sayfada Mackinder zamanın sınamasından geçmiş bulunan tarihi ve coğrafi analizlerin ustalıklı bir sentezini sunuyordu.

Kitabın başlarında, Mackinder, tarih ve küresel siyaset araştırmaları açısından coğrafyanın büyük öneminin altını çiziyordu. “Tarihin büyük savaşları” diyordu, “doğrudan ya da dolaylı olarak milletlerin eşitsiz gelişmelerinin sonucudur, ve bu eşitsiz gelişme… büyük ölçüde… yer küresi sathındaki verimliliğin ve stratejik fırsatların dengesiz dağılımının sonucudur.” “Coğrafyanın gerçekleri” Mackinder’a “karalarla denizlerin ve verimlilik ile doğal yolların öbeklenmesinin imparatorlukların gelişmesine ve neticede tek bir dünya hakiminin ortaya çıkışına katkıda bulunduğu” fikrini ilham ediyordu. Geleceğin dünyasındaki çatışmaları önlemek için “bu coğrafi gerçekleri tanımalı ve etkilerine karşı koymak için adım atmalıyız” tavsiyesinde bulunuyordu. Bu “coğrafi gerçekleri” “küremizin tarihteki hadiseler tarafından sınanmış olan mümtaz hususiyetlerinin nispi önemini” ölçerek açığa çıkarmayı teklif ediyordu. Mackinder “coğrafyanın fiziki gerçeklerinin… yazıya geçirilmiş tarih boyunca… değişmeden aynı kalmasına” rağmen, yerkürenin siyasi anlamda bir “kapalı sistem” haline gelmesinin ancak yirminci yüzyıl başlarında gerçekleştiğine dikkat çekiyordu. “Her şiddetli sarsılış, her afet ya da bolluk” diye yazıyordu, “dünyanın ayrı ayrı köşelerinde bulunanlar tarafından bile hissediliyor… İnsanoğlunun yaptığı her iş bundan sonra aynı şekilde bütün dünya üzerinde yankı bulacak.” Coğrafi terimleri kullanmak gerekirse, Democratic Ideals and Reality’de kaba taslak açıklanan Mackinder’ın dünyası aşağıdaki unsurlardan müteşekkildi: (1) yerkürenin onikide dokuzunu kaplayan bir okyanus; (2) Avrupa, Asya ve Afrika’yı içine alan bir büyük kıta; ve (3) Britanya, Japonya, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avustralya’nın dahil olduğu daha küçük adalar. Mackinder, “Dünya Adası” diye adlandırdığı tek büyük kıtayı altı bölgeye ayırıyordu: Avrupa kıyı bölgesi (Batı ve Orta Avrupa), Muson ya da Asya kıyı bölgesi (Hindistan, Çin, Güneydoğu Asya, Kore ve Doğu Sibirya), Arabistan (Arap yarımadası), Sahra (Kuzey Afrika), Güney Kalpgah (Sahra güneyindeki Afrika), ve, en önemlisi, Kalpgah (1904 tarihli bildirisinde “mihver bölge” diye adlandırdığı Avrasya’nın kuzey-merkez çekirdeği).

Mackinder, Avrasya ve Afrika’dan oluşan “Dünya Adası”nın pozisyonunun yerküre üzerindeki önemini coğrafi-tarihi örneksemelerle gösteriyordu. “Dünya Adası” Kuzey Amerika için, diye açıklıyordu, Dorların işgali altındaki Yunanistan Girit için ne idiyse, Britanya için Roma İmparatorluğu ne idiyse odur, yani, bir ada merkezli deniz gücüne karşı korunaklı bir yarımada üzerinde yerleşmiş kara gücü. Her iki örnekte de, korunaklı bir coğrafya üzerinde yer alan bir kara gücü daha az korunaklı bir coğrafya üzerinde yer alan deniz gücünü mağlup etmiştir. Ama bu yalnızca kara gücünün deniz gücüne üstün olması durumundan ibaret değildi. Muzaffer kara gücü kara yoluyla tehdit edilemez hale gelmeliydi, ve bir ada merkezli deniz gücünü yenmesine yetecek kadar güçlü bir donanma inşa etmesine imkan sağlaması için elverişli kaynaklara sahip olmalıydı. Bu iki şart yerine gelmediği takdirde, Britanya’nın Napolyon Fransa’sını yenilgiye uğratmasının da kanıtladığı gibi, ada gücü üstün duruma geçer, Fransa muazzam kaynakları avucunun içine aldığı bir sırada, doğuda, Britanya deniz gücünü alt etmek için gerekli olan bu kaynaklara hükmetmesine engel olan hatırı sayılır bir kara gücünün (Rusya) tehdidi ile karşı karşıya gelmişti. Aslında, Mackinder’ın gözünde, en uygun coğrafi konum bir ada üzerinde yerleşik olmakla büyük kaynakların bileşkesiydi, ve bu tam olarak “Dünya Adası”nın konumuydu. Stratejistler, diyordu, “bundan böyle Avrupa’yı Asya ve Afrika’dan ayrı düşünmemelidirler. Eski Dünya bir ada gibi olmuştur, yada başka bir söyleyişle, yerküremiz üzerindeki mukayesesi imkansız en büyük coğrafi birim.” İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya Rusya ve Fransa’yı zaptetmişti, “deniz gücünü tarihte görülmüş olan ve doğrusu mümkün olan en geniş alan üzerinde konuşlandırmıştı.” Yine de Almanya savaşı kaybetti, diye uyarıyordu Mackinder, “hâlâ Büyük Kıta’nın büyük bir kısmının bir gün tek bir otorite altında birleşebileceği ve yenilmez bir deniz gücünün burada yerleşebileceği ihtimalini hesaba katmamalı mıyız?” “Bu” diyordu, Mackinder, “dünyanın özgürlüğüne yönelik asıl büyük tehlikedir”.

“Dünya Adası”nın stratejik açıdan en önemli coğrafî özelliği, Mackinder’ın “Kıtanın kuzeyinde ve merkezinde… Sibirya’nın buzlarla kaplı, dümdüz sahillerinden Belucistan ve İran’ın kızgın, sarp kıyılarına kadar uzanan… uçsuz bucaksız büyük bir arazi” diye tanımladığı Kalpgâh’tı. Bu bölgenin büyük nehirleri (Lena, Yenisey, Obi, Volga ve Ural) ya soğuk Kuzey Kutbu’nda Okyanus’a ya da iç denizlere (Hazar ve Aral) dökülüyor, dolayısıyla Kalpgah’ı “deniz yoluyla ulaşılması imkansız” hale getiriyordu. Kalpgah, yüksek seviyede motorize bir kara gücü için çok elverişli şekilde, “Sibirya’dan Avrupa’ya serbest bir geçit” oluşturan dümdüz büyük bir ovayı da kapsıyordu. Mackinder, 1904 tarihli “mihver” bildirisinde olduğu gibi, Democratic Ideals and Reality’de de coğrafyanın stratejik önemini izah için tarihten yararlanır. Beşinci Yüzyıl’da Hunlar’la başlayarak, üst üste dalgalar halinde gelerek Avrupa ve Asya’nın kıyı bölgelerini tehdit eden veya ele geçiren göçebe kavimlerin Kalpgâh’tan çıkıp gelmiş olduklarına dikkat çeker. Bu kavimler, mamafih, Dünya Adası’nın bütününü veya önemli bir kısmını ele geçirmeleri için yeterli insan gücü ve organizasyondan yoksundular (her ne kadar Moğollar buna epeyce yaklaşmış olsalar da). İki modern gelişme -çoğalan nüfus ve gelişen ulaşım araçları (demiryolları ve motorlu araçlar)- kara gücü ile deniz gücü arasındaki dengenin alt üst olması tehlikesini ortaya çıkardı ve Mackinder’ın sözleriyle, “insanoğlunun coğrafya ile ilişkisinde bir devrim” meydana getirdi.

Napoleon’un yenilgisinden Alman İmparatorluğu’nun yükselişine kadar, Ondokuzuncu yüzyıl boyunca, o günden beri “büyük oyun” diye anılagelen jeopolitik mücadele içinde, İngiliz deniz gücü Rus kara gücünü kontrol altına almaya çabaladı. Almanya’nın 1871’den sonra dünya gücü olarak ortaya çıkışı İngiliz devlet adamlarının jeopolitik odağını değiştirdi ve Birinci Dünya Savaşı’nın ortamını hazırladı. Mackinder’a göre, bu savaşın en önemli yanı, stratejik amaçlar açısından, Almanya’nın Doğu Avrupa ve Kalpgah’ı ele geçirmeye yaklaşmasıdır. Schlieffen Planı’nı terkeden Almanya Fransa ve Britanya ile barışı kağıt üzerinde sürdürüyor, bütün enerjisini ve kaynaklarını doğuya yöneltiyordu, dünya “Kalpgâha kumanda eden bir Alman Doğu Avrupasının gölgesi altına girebilirdi”. “İngiliz ve Amerikalı ada halkları”, diye uyarıyordu Mackinder, “çok geç olmadan bu stratejik tehlikeyi anlayamaya bilirler”

Mackinder, “büyük oyun” ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz politikası için tutarlı bir coğrafi temelin farkındaydı. “Biz Rus çarlığına karşıydık,” diyordu, “çünkü Rusya yarım yüzyıldır hem Doğu Avrupa’da hem de Kalpgah’ta baskın ve tehditkar güçtü.” “Biz Alman Kayserliğine karşıydık, çünkü Almanya öncülüğü çarlıktan devralmıştı ve asi slavları ufalayabilirdi, ve Doğu Avrupa ile Kalpgah’a hakim olabilirdi. Bu stratejik anlayış Mackinder’ın Versailles’da Batılı devlet adamlarına yaptığı unutulmaz tavsiyenin temelini oluşturuyordu: “Doğu Avrupa’ya hakim olan Kalpgâh’a hükmeder: Kalpgâh’a hakim olan Dünya Adası’na hükmeder: Dünya Adası’na hakim olan Dünyaya hükmeder.” Savaş sonrasındaki yerleşim ve yeniden yapılanma Democratic Ideals and Reality’nin son bölümünün odak noktasıydı. Mackinder, politikacıların Versailles’da Doğu Avrupa için etkili bir güvenlik sistemi inşa etmek konusundaki başarısızlıklarının, Birinci Dünya Savaşı’nın korkunç acılarının ardından Batılı demokrasilerin “yalnızca süre kazanmış olacakları ve gelecek nesillerin yeniden Kalpgâh’ı muhasara için kuvvet hazırlama ihtiyacı duyacakları” anlamına gelebileceği endişesini taşıyordu. Almanya’nın yenilgisinin Almanların fetih ve hükümranlık arzularını ortadan kaldırdığını savunanlara, Mackinder şu bilgece cevabı veriyordu: “Geleceğin dünya barışını bir milletin zihniyetinin değişmesine emanet eden kişi… iyimser biridir.” Barışın yeni kurulan Milletler Cemiyeti ve onun kabul edilen idealleri tarafından garanti edileceğini savunanları şu kahince sözlerle paylıyordu: “Milletler Cemiyeti’nin yazılı anayasası bile olsa hiçbir kağıt parçası, bugünün şartları altında, Kalpgâh’ın yeniden bir dünya savaşının merkezi olmamasının teminatı olamaz.

 

Mackinder’ın Doğu Avrupa sorununa, “yerküre coğrafyasının sunduğu gerçekler”den çıkardığı çözüm önerisi, “Almanya ile Rusya arasında bir dizi bağımsız devletin” oluşturulmasıydı; bu devletler Adriyatik’ten ve Karadeniz’den Baltık’a kadar uzanan geniş bir tampon teşkil edecekti. “Almanya ile Rusya arasındaki bu bölgesel tampon” diyordu Mackinder, “okyanusa kadar uzanmalı ve “dış milletler” (yani, Britanya ve Birleşik Devletler) tarafından desteklenmelidir. [11] Aksi takdirde, Doğu Avrupa’daki iktidar boşluğu Avrasya hakimiyeti uğruna yeni bir kavgayı tutuşturacak bir kıvılcım vazifesi görebilirdi.

1920’lerde ve 1930’lar boyunca, ne yazık ki, Britanya’da veya Birleşik Devletler’de Mackinder’ın fikirlerinin pek fazla etkisi olmadı. Mamafih, Mackinder’ın küresel yaklaşımının Karl Haushofer ile Münih Jeopolitik Enstitüsü’ndeki arkadaşlarının dikkat ve övgüsünü topladığı Almanya’da aynı şey söz konusu değildi. Oswald Spengler, Friedrich Ratzel ve Rudolf Kjellen’in eserlerinden etkilenmiş olan Alman Jeopolitikçiler, Mackinder’ın teorilerini ve kavramlarını Alman yayılmasını desteklemek üzere uyarlamışlardı. Haushafer 1920’li ve 1930’lu yılarda, Hitler’in akıl hocası Rudolf Hess’e yakındı. Fakat Alman jeopolitikçilerin Führer’in global stratejisini ne ölçüde etkilemiş olduğu açık değildir. Haushofer Mackinder’ı “coğrafyaya dayalı bütün dünya değerlendirmelerinin en büyüğünün müellifi” olarak tanımlıyordu. “The Geographical Pivot of History” kitabını kastederek, “bu jeopolitik şaheserin birkaç sayfasından daha muhteşem bir şeye rastlamadım” diyerek hayretini ifade etmekteydi. Alman jeopolitikçileri. Dünyayı, herbiri bir büyük gücün idaresi altında olan “Pan Bölgelere” ayırıyorlardı. Houshofer, “Avrasya büyük kıta bloğu”nun oluşumunu; yani neticede Britanya İmparatorluğu’nu alt edebilecek olan Almanya, Japonya ve Rusya arasında bir ittifakı savunuyordu. [12]

İki savaş arası dönemde Mackinder şövalye oldu (1920), Parlamento’daki koltuğunu kaybetti (1922), İmparatorluk Gemicilik Komitesi başkanlığında bulundu (1925-1931), kraliçenin danışma kurulu üyesi oldu (1926), ve coğrafya ve ilgili konular üzerine yazmaya ve ders vermeye devam etti. Savaş arası dönemdeki eserlerden bazıları şunlardır: “Geography as a Pivotal Subject in Education” (1921); “The Sub-Continent of India”(1922); The Nations of the Modern World: An Elementary Study in Geography and History After 1914 (1924); and “The Human Habitat”(1931). [13]

Ağustos 1939 tarihli Nazi-Sovyet Paktı, Birinci Dünya Savaşının başlaması ve ardından Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması, Birleşik Devletlerde Mackinder’ın eserlerine dikkatlerin yönelmesine yol açtı. 1941 ve 1942’de Newsweek, Reader’s Digest ve Life dergileri Mackinder ve eserlerinden ehemmiyetle sözeden makaleler yayımladılar. Democratic Ideals and Reality 1942’de tekrar basıldı. Aynı yıl, Foreign Affairs’in editörü Hamilton Fish Armstrong, Mackinder’dan Heartland teorisini güncelleştirecek bir makale yazmasını istedi. “The Round World and the Winning of the Peace” başlığını taşıyan ve 1943 Haziranında yayımlanan bu makale Mackinder’ın global görüşlerinin son karakteristik ifadesi niteliğindeydi.

“Benim Heartland teorim” diye yazıyordu, “… bugün yirmi ya da kırk yıl önce olduğundan çok daha kullanışlı ve geçerlidir.” [14] Heartland’ı coğrafi terimlerle “Kuzey kutbundan merkezdeki bozkırlara” kadar uzanan ve “Baltık Denizi ile Karadeniz arasında kalan geniş berzaha” açılan “Avrasya’nın iç bölgesi ve kuzey bölümü” olarak tarif ediyordu. Heartland kavramı, diyordu, “fiziki coğrafyanın üç ayrı veçhesine” dayanıyor.

· İlki, “yeryüzündeki en geniş ovasal düzlük”
· İkincisi, “bu düzlük boyunca akan, gemilerin yol almasına elverişli [ama] okyanusa erişimi olmayan büyük nehirler”
· Ve üçüncüsü, kara taşımacılığında “yüksek hareket imkanlarının geliştirilmesi için ideal şartları sunan… bir otlak bölge”

Aslında Heartland, diyordu Mackinder, Yenisey Irmağı’nın doğusu dışındaki Sovyetler Birliği topraklarına denk düşer.

Eğer Sovyetler Birliği savaşta Almanya’yı yenseydi, diye düşünüyordu Mackinder, “Dünya üzerindeki en büyük kara gücü sayılması gerekecekti.” “Heartland yeryüzündeki en büyük doğal istihkamdır”, diye açıklıyordu görüşünü, ve “tarihte ilk defa olmak üzere hem nicelik hem de nitelik bakımından yeterli bir insan nüfusu buraya yerleşmiş bulunuyor.”

Mackinder’ın “neredeyse Heartland’a eşit öneme sahip” saydığı ikinci bir coğrafi hususiyet, “İç Okyanus” bölgesiydi. Bu bölge Kanada’nın doğu yakası ve Birleşik devletler, Kuzey Atlantik Havzası ile dört altbölgesi (Akdeniz, Baltık, Kuzey Kutbu, Karaib Denizleri), Britanya ve Fransa’dan oluşuyordu (Mackinder’ın bu makaleyi yazmasından altı yıl sonra kurulan NATO ittifakının harikulade bir tarifi).

Dünya krokisinin güncellemesini tamamladıktan sonra, Mackinder üç ek coğrafi hususiyet daha teşhis etmişti. Bunlardan ilki Sahra Çölü’nden doğuya, Arabistan’a, Tibet’e ve Moğolistan’a, doğu Sibirya’ya, Alaska’ya, kısmen Kanada’ya ve Birleşik Devletler’in batı bölgesine kadar uzanan “bir çöller ve bakir topraklar kuşağı”ydı. İkincisi Kuzey Amerika, Atlantik Okyanusu’nun güneyi ve Afrika’dan oluşmaktaydı. Üçüncüsü ise Çin ve Hindistan’ın “Muson bölgesini” kuşatıyordu. Mackinder bu bölgelerin gelişeceği ve böylece yeryüzünün öbür bölgelerini dengeleyeceği yolundaki ümidini vurguluyordu. “İnsanlarla dengelenmiş bir yerküre” diye yazıyordu, “ve mutlu, çünkü dengeli ve bu yüzden özgür.” [15]

Mackinder, Heartland Rusyasının savaş sonrası dünyada İç Okyanus bölgesi güçleri ile işbirliği yapacağı ve böylece istikbaldeki Alman tecavüzünü önleyeceği ümidini vurguluyordu. Fakat onun kuramlarının ve kavramlarının Sovyetler Birliği ile Birleşik Devletler arasında baş gösteren Soğuk Savaş mücadelesine de uygulanabilir olduğu ortaya çıktı. Amerikalı stratejistler İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Sovyet Rusya’nın çevrelenmesi politikasını formüle etmek ve geliştirmek için Mackinder’ın görüşlerini ödünç almışlardı. [16] Anthony J. Pierce, Democratic Ideals and Reality’nin 1962 baskısına yazdığı önsözde, “Amerika’da ve İngiltere’de 1942’den bu yana yapılan global strateji veya siyasî coğrafya çalışmalarının çoğu bütünüyle veya kısmen Mackinder’ın kuramlarını temel almıştır” iddiasını ortaya atmıştı. [17] Mackinder, tabii ki eleştirilerden nasibini aldı, [18] ama Colin Gray’in vurguladığı gibi, “Mackinder’ın coğrafî çevrede tarihsel olarak değişen iktidar ilişkilerine yönelik yorumları, zamanın sınaması karşısında, eleştirmenler güruhunun kendisine yönelttiği sapan ve oklardan çok daha fazla dayanıklı çıkmış bulunuyor.” [19]

Daha yakın zamanlardaki ve hali hazırdaki siyasi gözlemciler ve stratejistler Mackinder’ın görüşlerinin süregelen etkisinin canlı şahitleridir. 1974 yılında R. E. Walters “Heartland teorisi Batı askeri düşüncesinin ilk öncülü olmaya devam etmektedir” diye yazmıştı. [20] 1975’te Saul B. Cohen “çoğu Batılı stratejistler dünyayı ilk olarak Mackinder’ın tavsif ettiği şekilde görmeye devam ediyorlar” diyordu [21]. Zbigniew Brzezinski’nin Game Plan (1986) ve The Grand Chessboard (1997) kitapları jeopolitik görüşlerini neredeyse tamamen Mackinder’ın kavramlarıyla takdim etmekteydi. 1980’de Robert Nisbet, “Sir Halford Mackinder’ın yaklaşık 60 yıl önce Democratic Ideals and Reality kitabında ortaya koyduğu her jeopolitik fikir bugün itibarıyla doğrulanmış bulunuyor” iddiasını ortaya atmıştı. [22] Strategic Review ve The National Interest gibi etkili yayın organları 1980’lerde ve 1990’larda, Mackinder’ın kuramlarını ve kavramlarını günümüzün küresel sorunlarına uygulayan birçok makaleye yer verdi. [23] 1988’de saygın stratejistlerden Colin Gray, “İngiliz coğrafyacısı Sir Halford Mackinder’ın jeopolitik fikirleri… belli başlı uluslar arası güvenlik konularını anlayabilmek bakımından rakip görüşlerden çok üstün, bir entelektüel mimariyi hazırladı” iddiasında bulunuyordu. [24] 1992’de, Eugene Rostow “Mackinder’ın haritası küresel siyasetin analizinde hâlâ vazgeçilmez bir araç” tespitini yapıyordu. [25] 1994’te, eski Dışişleri Bakanlığı coğrafyacısı George J. Demko “Mackinder’ın coğrafi görüşleri, hâlâ uluslararası siyasi süreçlere ilişkin önemli kavrayışlar sağlıyor” diyordu. [26] Henry Kissinger, Diplomacy (1994) isimli kitabını “Yöneten her kim olursa olsun, Rusya, Halford Mackinder’ın jeopolitik heartland dediği alanın omuzlarında oturur…” uyarısıyla bitiriyordu. [27] Paul Kennedy, Robert Chase, ve Emily Hill 1996 yılında Foreign Affairs dergisinde çıkan soğuk savaş sonrası “eksen devletler” konusuna ilişkin bir makalede Mackinder’ın teorilerine müracaat ediyorlardı. [28] Son olarak ise, 1996’da Ulusal Savunma Üniversitesi Democratic Ideals and Reality’nin yeni baskısını yayımladı.

Yirminci Yüzyıl küresel siyaseti kısmen Mackinder’ın jeopolitik vizyonuna göre şekillendi. Onun kavramlarını izleyerek söylersek, Avrasya’nın hakimiyetini ele geçirme yolunda süregelen mücadele Birinci Dünya Savaşı’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın ve Soğuk Savaş’ın jeopolitik esasıydı. Önce Büyük Britanya, ardından Birleşik Devletler, Avrasya hegemonyasını ele geçirmek isteyen Wilhelm Almanyası, Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği tarafından yürütülen başarılı teşebbüslere karşı koymak üzere büyük koalisyonlar düzenledi. Yirmibirinci yüzyılın Büyük İktidar mücadeleleri de muhtemelen bu modeli tekrarlayacak.

Çin Halk Cumhuriyeti, Mackinder’ın “eksen bölge”si veya Heartland’ının kapılarında konumlanmıştır ve denize ulaşım imkanının yanısıra bu yeni yüzyılda Avrasya’nın hakimiyetini ele geçirmeye kalkışması için gereken beşeri ve tabii kaynaklara hükmetmektedir. Rusya, bu sıralarda maruz bulunduğu sıkıntılara rağmen, halen Hertland’i işgal etmekte ve binlerce nükleer silahın yanısıra geniş ölçüdeki beşeri ve tabii kaynaklara hükmetmektedir. Batılı milletler, Orta ve Doğu Avrupa Almanya’nın öncülüğünde ekonomik birliğe ve belki siyasi birliğe doğru ilerliyorlar. Gelecekte nasıl bir özgül güç dizilişi ortaya çıkarsa çıksın, ABD dış politikası Mackinder’ın Avrasya üzerinde yerleşmiş dünya hegemonu fikri tarafından biçimlendirilmeye devam edecektir.

1944 yılında Amerikan Coğrafya Derneği Mackinder’ı, kendisine 3 Mart 1944’de Londra’daki Amerikan Büyükelçiliği’nde takdim edilen, Charles P. Daley Madalyası ile ödüllendirdi. Büyükelçi John Winant, Mackinder’ın coğrafyayı tam anlamıyla devlet yönetiminin ve stratejinin destekçisi olarak askere alan ilk bilgin olduğuna dikkat çekmişti. Bir yıl sonra Kraliyet Coğrafya Derneği Mackinder’a Patron Madalyasını verdi; derneğin başkanı konuşmasında “siyasi coğrafyacı olarak onun şöhretinin… dünya çapında” olduğuna dikkat çekiyordu. [29] Mackinder 6 Mart 1947’de, 76 yaşında öldü. Elli küsur yıl sonra, yeni bir yüzyılın eşiğinde, devlet adamları ve stratejistler çalışmalarını hâlâ Mackinder’ın dünyasında sürdürüyorlar.

American Diplomacy, winter 2000, vol. 5, No:1

DİPNOTLAR
1. W. H. Parker, Mackinder: Geography as an Aid to Statecraft (Oxford: Clarendon Press, 1982), sh.1-2.

2. Brian W. Blouet, Halford Mackinder: A Biography (College Station,Texas: Texas A&M University Press, 1987), sh. 33

3. Parker, Mackinder, sh.8.

4. Halford J. Mackinder, “On the Scope and Methods of Geography,” in Democratic Ideals and Reality (New York: W. W. Norton & Company,1962), sh. 213, 214, 217.

5. Ibid., sh. 211, 218, 236, 237.

6. Mackinder’ın eğitim ve öğretim hayatıyla ilgili ayrıntılar şu kaynakta bulunabilir: Parker, Mackinder, ve Blouet, Mackinder: A Biography.

7. Halford J. Mackinder, Britain and the British Seas (Westport, Conn.: Greenwood Press, 1969; orijinali 1902’de D. Ashleton and Co. Tarafından basıldı), sh. vii, 12, 350-51, 358.

8. Halford J. Mackinder, “The Geographical Pivot of History,” in Democratic Ideals and Reality, sh. 241-42, 255, 257-58,262-64.

9. Parker, Mackinder, sh. 149, 158, 170.

10. Sir Halford John Mackinder, Democratic Ideals and Reality: A Study in the Politics of Reconstruction (London, Constable and Co. Ltd., 1919).

11. Ibid., sh. 1-2, 4, 28-29, 29-30, 65-66, 62, 70, 73, 74, 150, 139, 154, 155, 114, 182, 158, 165, 160.

12. Hans W. Weigert, Generals and Geographers: The Twilight of Geopolitics (New York, Oxford University Press, 1942), sh. 116, 186.

13. Bkz. Blouet, Mackinder: A Biography, sh. 207-215.

14. Mackinder, “The Round World and the Winning of the Peace,” in Democratic Ideals and Reality, sh. 276.

15. Ibid., sh. 268-69, 272-73, 274-75, 277-78.

16. Bu stratejistler arasında Nicholas Spykman, James Burnham, George Kennan, Edward Mead Earle, General Omar Bradley, ve William C. Bullitt gibi isimler sayılabilir.

17. Mackinder, Democratic Ideals and Reality, sh. xxi.

18. Mackinder eleştirilerinin kusursuz bir özeti için, bkz. Parker, Mackinder, sh. 211-247.

19. Colin S. Gray, The Geopolitics of Super Power (Lexington, Ky: The University Press of Kentucky, 1988) sh. 4.

20. Zikredildiği yer: Parker, Mackinder, sh. 192.

21. Saul B. Cohen, Geography and Politics in a World Divided (New York: Oxford University Press, 1975) sh. 44.

22. Robert Nisbet, History of the Idea of Progress (New York: Basic Books, 1980), sh. 331.

23. Bkz., mesela, Eugene V. Rostow, “Of Summitry and Grand Strategy,” Strategic Review (Fall 1986), sh. 9-20; Francis P. Sempa, “Geopolitics and American Strategy: A Reassessment,” Strategic Review (Spring 1987), sh. 27-38; William C. Bodie, “The American Strategy Schism,” Strategic Review (Spring 1988), sh. 9-15; Mackubin Thomas Owens, “Force Planning in an Era of Uncertainty,” Strategic Review (Spring 1990), sh. 9-22; Henry C. Bartlett ve G. Paul Holman, “Force Planning for the Post-Cold War World: What Can We Learn From Geopolitics,” Strategic Review (Winter 1991), sh. 26-36; Francis P. Sempa, “The Geopolitics of the Post-Cold War World,” Strategic Review (Winter 1992), sh. 9-18; Mackubin Thomas Owens, “Toward a Maritime Grand Strategy: Paradigm for a New Security Environment,” Strategic Review (Spring 1993), sh. 7-19; Francis P. Sempa, “Preventive Containment,” Strategic Review (Summer 1994), sh. 83-85; Colin S. Gray, “NATO: In Trouble at the Crossroads Again,” Strategic Review (Summer 1995), sh. 7-15; Francis P. Sempa, “Central and Eastern Europe,” Strategic Review (Fall 1996), sh. 71-72; Francis P. Sempa, review of The Grand Chessboard in Strategic Review (Spring 1998), sh. 71-74; Colin S. Gray, “Keeping the Soviets Landlocked: Geostrategy for a Maritime America,” The National Interest (Summer 1986), sh. 24-36; Francis P. Sempa, “The Geopolitics Man,” The National Interest (Fall 1992), sh. 96-102.

24. Gray, The Geopolitics of Super Power, sh.4.

25. Eugene V. Rostow, A Breakfast for Bonaparte: U.S. National Security Interests from the Heights of Abraham to the Nuclear Age (Washington, D.C.: National Defense University Press, 1993), sh. 13.

26.George J. Demko ve William B. Wood, haz. Reordering the World: Geopolitical Perspectives on the 21st Century (Boulder, Colo: Westview Press, 1994), sh. 4.

27. Henry Kissinger, Diplomacy (New York: Simon and Schuster, 1994) sh. 814.

28. Paul Kennedy, Robert Chase, and Emily Hill, “Pivotal States and U.S. Strategy,” January/February 1996 Foreign Affairs.

29. Parker, Mackinder, sh. 54, 55.

Türkçesi: İbrahim Kiras
Kaynak: geocities.com/ibrahimkiras/jeopol.html

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Uluslararası İlişkilerde Kaos ve Bağımlılık Teorileri

Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’ne hazırladığım bu dizi yazının önceki makalesinde, Kaos teorisi ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret