kaçak bahis guvenilir bahis siteleri antalya escort bayan antalya escort pendik escort kurtköy escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort
John Travolta ve Küresel Isınma | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

John Travolta ve Küresel Isınma

John Travolta Hollywood’un bilinen en ünlü aktörlerinden biridir. Aynı zamanda profesyonel bir pilot olan Travolta, küresel ısınmaya karşı halkı enerji tasarrufuna çağırınca çevreci kuruluşların cevabı gecikmedi. Samimi olmamakla beraber iki yüzlü olduğunu söyleyen duyarlı çevreciler kanaatimce hiçte haksız değiller. Kişisel kullanımında 5 özel uçak sahibi olan Travolta, çevrecilerin hesaplarına göre atmosfere salınan karbon emisyonlarında, normal bir vatandaş 20 ton bırakırken kendisi 800 tona ulaşmaktadır. Bu rakamlar dikkate alındığında dünyayı en çok kirletenler listesinde yer alan Travolta’nın takdir edilir ki, halkı enerji sarfiyatında daha duyarlı olmaya çağırması gülünç ötesi kendini bilmezlik örneği sergilemektedir.

Bilim adamlarının, iklim değişiminin milyonlarca kişi açısından yıkıcı sonuçlar yaratabileceğine dikkat çektiği ve küresel anlamda ciddi bir sorun haline gelen “küresel ısınma” konusuna giriş paragrafında değindiğim dünyaca bilinen bir aktörün tenakuz içeren durumuna dikkat çekerek başlamak istedim. Sorun o kadar önemli ki, daha yeni Brüksel’de bir araya gelen bilim adamları ve hükümet yetkilileri, küresel ısınma ve iklim değişiminin etkileri konusundaki en kapsamlı raporlarından birisini açıkladı. Rapor, Haziran ayındaki sanayileşmiş ülkeler grubu G8 zirvesinde ele alınmak üzere dünya liderlerine sunulacak.

Raporun taslağında, küresel ısınma nedeniyle bazı bölgelerde yaşam şartlarının çok zorlaşacağına; yüz binlerce kişinin yaşadıkları bölgeleri terketmek zorunda kalabileceğine dikkat çekiliyor. Çölleşme, su sıkıntısı ve aşırı hava olayları gibi sorunlardan en çok Asya ve Afrika ülkelerinin etkilenmesi bekleniyor. Uzmanlar bu bölgelerdeki yoksul halkların değişimlerden olumsuz etkilenmeye daha da açık olduğunun altını çiziyor.

Peki sonuçları bu kadar vahim olan “iklim değişikliği ve küresel ısınma” sorunlarının farkına 21. yüzyılda mı vardık? Hayır. İklim değişikliğinin risklerini anlama konusunda beşeriyet maalesef çok geç kaldı. Tüketilen fosil yakıtların, sera gazı salınımlarının iklimi değiştirdiği ve iklimin değişebilir olduğu ilk olarak 1896 yılında Nobel ödülü sahibi İsveçli S. Arrhenius tarafından öngörülmüş ve rapor edilmiştir, ancak bu rapor günümüzde de olduğu gibi birçok bilim adamınca spekülatif olarak değerlendirilmiştir. 1930’larda Amerikalı amatör bir bilimci olan Callendar tarafından ısrarlı şekilde desteklenen rapor, 50’lerde Amerikalı bilim adamlarınca da benimsenmeye başlamıştır.

Sonuçta 1961 yılında küresel iklim değişikliği ve her yıl artan küresel ısınma kanıtlanmış ve 1967’de 21. yüzyıldaki sıcaklık artışlarının hızlanabileceği öngörüleri yayın olanağı bulmuştur. 1970’lere gelindiğinde henüz bilim dünyasının kesin projeksiyonlara hazır olmadığı, ayrıntılarına girildikçe iklim mekanizmalarının bilinmezlerinin arttığı anlaşılarak bilgisayar ve uydu teknolojilerinden yararlanan güvenilir stratejilerin oluşturulması yoluna gidilmiştir. 1988 yazının kayıtlara en sıcak yaz olarak geçişi konuya olan ilgiyi daha da artırmıştır.

İlk olarak bir Japon araştırıcının saptadığı bazı sera gazlarının ozon tabakasını incelterek canlıları etkilediği ciddiye alınır oldu. 1972’de ‘BM Stokholm İnsan Çevresi Konferansı’ ile çevre duyarlılığının uluslararası örgütlenme ve ulusal etkinliklere yansıması süreci bir dizi uluslararası zirve, hükümetler arası toplantılar ve bilimsel işbirliğine yol açtı. 1988’de Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin kurulması ile başlayan “Rio Zirvesi” ve “Kyoto Protokolü” ile süren, fakat maalesef 2005’te yürürlüğe girecek olan protokolün işlemesi bile iklim değişimini önleyemedi. Çünkü yılda 3.5 milyon ton düzeyinde salınan karbondioksit gazının atmosferdeki ömrü 100, metan gazının ise 40 yıldır.

1997’de imzalanan Kyoto Protokolü’ne göre taraf ülkeler insan kaynaklı CO2 ve öteki sera gazı salınımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin en az %5 altına indireceklerdir. Avrupa Birliği hem üye olarak hem de tek tek üye ülkeler açısından %8’lik azaltma yükümlülüğü almıştır. Protokolde Amerika Birleşik Devletlerinin belirlenmiş salınım azaltma yükümlülüğü %7’dir. Ancak dönemin Amerika Başkan Yardımcısı Al Gore bu yükümlülüğü kabul etmenin mümkün olmadığını ve kendi halkının çıkarları doğrultusunda değiştirmek için elinden geleni yapacağını açıklamıştır.

Daha sonraki süreçte ABD, Buenos Aires’te gerçekleştirilen Taraflar Konferansı’nın (COP-4) sonunda Kyoto Protokolü’nü imzaladığı ancak Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan anahtar ülkeler sera gazı salınımlarını sınırlandırma konusunda herhangi bir yükümlülük almadıkça protokole taraf olmayacağını ilan etmiştir.

Bilindiği gibi ABD’nin dünya siyasi arenasındaki gücü ekonomik üstünlüğünden ileri gelmektedir. Bu gücün önemli bir kısmını da “petrol tekelleri” dediğimiz Amerikan petrol şirketleri oluşturmaktadır. ABD’nin insan kaynaklı sera gazı salınımlarını sınırlandırma sürecinde almış olduğu tutum insan hayatı pahasına da olsa, kendi ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istemediğinin belirgin bir kanıtıdır.

Sonuç olarak taraf ülkelerin anlaşmazlıkları sebebiyle Kyoto Protokolü herhangi bir yaptırım gücü ya da geçerliliği olmayan bir metin olarak kalmıştır. Daha sonraki süreçte, küçük bünyeli çeşitli konferanslar yapılmış ancak daha önce alınan kararlar bir türlü hayata geçirilemediğinden Hollanda’da 35 ülkenin katılımıyla 13-24 Kasım 2000 tarihinde Taraflar Konferansı 6 (COP-6) düzenlenmiştir. La Haye Konferansı olarak bilinen bu toplantının gündemi Kyoto Protokolü’nde alınan kararların hayata geçirilme yolları olmuştur. Bu amaçla konferans başkanlarına bazı görevler ve denetleme yetkileri vermiştir. Ancak tüm bunlara rağmen protokolün işleyişi tam olarak sağlanamamış ve anlaşmazlıklar bir sonraki toplantıya ertelenmiştir. Görüldüğü gibi Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve daha birçok ülkenin katılımı ile gerçekleştirilen tüm bu konferanslar hiçbir somut adıma dönüşememiştir. Bu çözümsüzlüğün nedeni; başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin “ulusal çıkarlarımız” dedikleri ancak esasen ekonomik temelli olan çıkarlarından vazgeçmek istememeleridir. Yayımlanan ve hatta imzalanan hiçbir protokol “insanlığın çıkarları” adına somut önlemler alamamış sadece siyasi arenadaki metin kalabalığına birkaç yaprak daha eklemiştir.

Bu durum açık olarak göstermektedir ki, yazımın başında değindiğim John Trovalto’nun kişisel zevk ve çıkarları ABD’ninkiyle benzeşmekte. Şimdi gelinen noktada ne Travolta’dan ne de ABD’den samimiyet bekleyebiliriz. Kimse ulaştığı/eriştiği refah ve kazanç düzeyinden taviz vermek istemiyor. Küresel tehdit umurlarında bile değil. Bu nedenle yukarıda da bahsedilen konferanslar silsilesinden görüldüğü gibi somut adımlar atıl(a)mamıştır.

Yaşanılır bir dünya arzusu sanırım dileklerde kalmaya devam edecek.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Uluslararası İlişkiler Bölümünü Kazananlara Tavsiyeler

Öncelikle uluslararası ilişkiler bölümünü tercih edip, sonrasında öğrenime hak kazanan herkese başarı ve kolaylıklar diliyorum. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle