Güncel Yazılar
https://www.paykasabozdurmaa.com/
bodrum escort
kuşadası escort
alanya escort

Karadeniz’de Değişen Güç Dengeleri ve Bölgesel Aktörler

1.Avrupa Birliği ve Almanya

Karadeniz Avrupa Birliği (AB)’nin sahillerine sınır olan kapalı bir havzadır. Bu havzanın kıtaların kesişme noktasında bulunması nedeniyle AB ülkeleri ve kıyıdaş ülkeler bakımından iş ve ticaret alanı konumundadır.

AB’nin genel olarak güvenlik politikaları, konjonktürel gelişmelerin ve ABD’nin politikalarının etkisindedir ve ayrıca lider rolündeki üye devletlerin ulusal çıkarlarına göre şekillenmektedir. Bununla birlikte AB, Karadeniz bölgesine yönelik yakın geçmişe kadar bölgesel bir politika geliştirmemiştir.

Avrupa kıtasında savaşları bitirme ve iç güvenliği sağlama amacıyla kurulan AB, zamanla kendi güvenliğini düşünmek ve bu güvenliğe tehdit oluşturabilecek sorunları belirlemek, bu sorunlara karşı önlemler geliştirmek ve hayata geçirmek, tehditlere karşı operasyonel kapasite oluşturmak durumunda kalmıştır. Son dönemlerde Avrupa Birliği’nin çevresindeki bölge ve ülkelerin siyasi ve ekonomik durumlarındaki dengesizlikler ve ABD’nin bu bölgelerdeki mevcudiyetinin mahiyeti, AB’yi bu bölgelerde daha aktif bir güvenlik politikası arayışına yöneltmiştir. Karadeniz Havzası çevresinde bulunan ülkeler; yalnızca siyasi ve ekonomik problemlerin ortaya çıkardığı organize suç, göç, kaçakçılık gibi AB’yi etkileyen sorunlara yol açmamakta, aynı zamanda AB’nin önem atfettiği enerji konusunda bir koridor olmaları hasebiyle enerji güvenliği alanında da problemlere yol açmaktadır.

Bu bağlamda AB, Avrupa Komşuluk Politikası ve Karadeniz Sinerjisi ile Karadeniz Havzası ülkelerine yönelik siyasi ve ekonomik alanda destek ve işbirliği politikaları geliştirmiştir. AB’nin bu politikalarının başarısı, bölgedeki güç ve etki denklemlerinde önemli aktörler olan Rusya ve Türkiye’den bağımsız düşünülemez. AB’nin Türkiye ile ilişkisinin belirsizliği ve Rusya’nın arka bahçesi saydığı Karadeniz Havzası’nda AB’ye ancak kendi çıkarları çerçevesinde hareket yeri bırakması, AB’nin bölgedeki güvenlik politikalarının başarısını etkileyecektir. AB’nin Karadeniz güvenlik politikası ancak Türkiye ve Rusya ekseninde AB’nin etkisini arttırması ile mümkün olacaktır.

AB, Karadeniz Havzası ülkeleri ile ilişkilerini liberal bir bakış açısı içerisinde kendisi ile sınırdaş ülkeleri Avrupalılaştırmak yani AB’nin Ukrayna dahil batı Karadeniz kıyılarına kadar uzatmak ve kendine yönelecek Karadeniz kaynaklı tehditleri azaltmak amacıyla yürütmektedir. Özellikle AB’nin lokomotif gücü konumundaki Almanya, Karadeniz Havzası’na kendi enerji güvenliği bağlamında önem atfetmektedir.

2004-2007 genişlemelerinden itibaren AB Karadeniz kıyısına ulaşarak 2007 yılında AB’ye üye olan Romanya ve Bulgaristan ile AB Karadeniz’e komşu olmuştur. AB vizyonunu bölgeye yaymak için CFSP, ENP, BSS ve EaP gibi bir takım dış politika araçlarını devreye sokmuştur. Bir taraftan içine kapanık bölgesel aktörler tarafından AB kararlı bir aktör olarak görülmemesine karşın Karadeniz ülkelerinin çoğu AB’nin bölgeye dahil olmasını ve bölgenin refahı, kalkınması, güvenliği ve işbirliği için AB yolunu en uygulanabilir alternatif olarak görmektedirler.

2.Türkiye

Türkiye’nin bir bölgesel güç olarak hem güvenlik hem de enerji konusunda çıkarlarını savunmak için aktif bir politika izlemesinin zorunlu olduğu bölge, aynı zamanda Türkiye’ye uluslararası alanda sesini duyurma ve global politikaları da etkileyebilecek bir bölgesel güç olduğunu gösterme fırsatı sunmaktadır. Türkiye’nin hem kendi çıkarlarını hem de stratejik bakımdan işbirliği içerisinde olduğu ülkelerin çıkarlarını koruyup uyumlaştırması Karadeniz’e verdiği önemi sürdürüp yeni stratejiler ortaya koymasına bağlıdır. Bunu yapabilen bir Türkiye hem bölgesinde hem de global alanda daha etkili olacaktır. Özellikle Kafkasya’daki dondurulmuş çatışmaların çözümü ve bu noktada Türkiye’nin işbirliği içerisinde olduğu ülkelerle birlikte hareket etmesi politik alanda güç kazandıracaktır. Bunun kadar önemli diğer bir husus da Karadeniz’de ülkeler arasında ticareti ve kültürel bağları geliştirmektir. Türkiye’nin bu konuda da yeni stratejileri olması gerekmektedir.

Türkiye ve Rusya Federasyonu Karadeniz’de üçüncü ülkelerin etkin olmasını, enerji kaynaklarını Karadeniz yerine ana karası üzerinden borularla taşıyarak boğazlardaki petrol tankeri sayısı azaltmak ve enerji terminali olmak istemektedir.

Karadeniz’in bir güvenlik sorunu olmasında, küresel aktörlerin önemli etkisinin olduğu da bir gerçektir. Bu konuda en göze çarpan ülke ABD’dir. Polonya, Romanya ve Bulgaristan ekseninde askeri bir hat kurmakta olan ABD, Ortadoğu’ya yönelik amaçlarını gerçekleştirmede bu coğrafyadaki limanlardan yararlanmaktadır. Karadeniz kıyısında, Köstence’de (Romanya) ve Burgaz’da (Bulgaristan) üsler kurması, bunun en önemli göstergesidir. ABD, Batı için endişe kaynağı olan uyuşturucu, silah, insan kaçakçılığı, yasadışı göç, terörizm ve olası nükleer yayılma gibi tehditlerin kapsamlı biçimde, ancak Karadeniz bölgesinin de NATO’ya dahil edilmesiyle ele alınabileceğine inanmaktadır. Bu nedenle, Karadeniz’de, Türkiye’nin önderliğinde oluşturulan BLACKSEAFOR örneğinde olduğu gibi “Karadeniz’de güvenliğin Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerle sağlanması anlayışı”, başta ABD olmak üzere, bölgeye kıyısı olmayan ülkeleri dışarıda bırakması nedeniyle eleştirilmektedir.

Bu kapsamda KEİ işbirliği planlarının desteklenmesi, Bölgede Rusya ile işbirliği arttırılması, Karadeniz’in güç rekabetine sahne olacak bölge olmasının önüne geçilmesi için reaktif bir tutum sergilenmesi, Rusya ile Batı devletleri arasında oluşabilecek güç rekabetinde tarafsız bir yaklaşım izlenilmesi, 2008 Gürcü – Rus savaşında olduğu gibi orta yol politikası sergilenmesi, ülkeler arası gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, Karadeniz bölgesinde etkinliğin arttırılması için uluslararası organizasyonlarla işbirliği (BSEC, NATO, BLACKSEAFOR vb.), TRESEKA projesinin desteklenmesinin yanında Karadeniz’de inisiyatif sahibi olabilmek maksadıyla oluşabilecek krizlerde arabuluculuk edilmelidir.

3.Rusya Federasyonu

RF’nin tehdit algıladığı en önemli bölge Karadeniz olmuştur. SSCB’nin dağılmasıyla Karadeniz’e kıyıdaş (Ukrayna, Gürcistan) ve kıyıdaş olmayıp bölge içine dahil (Ermenistan, Azerbaycan ve Moldova) yeni devletler ortaya çıkmıştır. RF açısından bakıldığında bölgede güvenliği tehdit eden unsurlar söz konusudur. Burada RF’nin bölgesel çıkarları vardır. Her şeyden önce tarihsel anlamda, Grek-Bizans geleneğine dayalı Rus Ortodoks kültürü bölgeyi önemli kılmaktadır. İkincisi, bölge RF açısından doğal güvenlik çizgisidir ve burada azınlık sorunları (çatışmaları) daha çöküşle birlikte baş göstermiştir. Belki de en önemlisi, RF SSCB dönemindeki kıyısının 2/3’ünü (20 limanından 17’sini ve bu arada donanma üslerini) kaybetmiştir. SSCB dağıldığında dış ticaretinin yarısına yakınını Boğazlar üzerinden yapıyor olması bölgenin öneminin başka bir göstergesidir.

Hal böyleyken, Romanya ve Bulgaristan’ın da NATO’ya üyelikleriyle RF’nin Karadeniz’deki tek “ortak”ı Türkiye haline gelmiştir. Zira, Bulgaristan ve Romanya ABD ve NATO’nun Karadeniz’e girmesini destekleyen politikalar izlemektedir. NATO ve AB üyelikleri peşinden koşarak yüzünü Batı’ya çeviren Ukrayna benzer politikalar izlemektedir. Gürcistan ise, RF ile en yoğun sorun yaşayan devlettir. 2002 yazında Pankisi bunalımıyla su yüzüne çıkan anlaşmazlıklar silsilesi derinleşerek sürmektedir. RF o dönemden başlayarak Gürcistan’ı Çeçen teröristlere yardım etmekle suçlamış, dönem dönem Gürcistan topraklarını bombalamaktan çekinmemiştir. Gürcistan ise ülke bütünlüğünün önündeki iki büyük engel olan Abhazya ve Güney Osetya sorunlarında doğrudan RF’nin parmağını aramıştır. Kasım 2003’te Şevardnadze’nin yerine gelen Saakaşvili yönetimi sırasında anlaşmazlık noktaları kangrene dönüşmüş, 2006 sonunda RF Gürcistan’a enerji satışını durdurarak ekonomik ambargo uygulamaya başlamış, diplomatik ilişkilerini de kesmiştir. Gürcistan, Ağustos 2008’de “merkezi yönetimin tesisi” amacıyla Güney Osetya’ya müdahale edince, RF Abhazya ve Güney Osetya’da yaşayanların kendi pasaportunu taşımalarını gerekçe göstererek askeri yanıt vermiştir. Ertesinde Abhazya ile Güney Osetya bağımsızlıklarını ilan etmişler ve RF de bu iki devleti tanıma kararı almıştır. RF’nin bu sert tutumu ve ardından aldığı tanıma kararı, Kosova’nın tanınmasına verilen bir yanıt olarak da değerlendirilebilir.

Tarihi sürece bakıldığında ise 18. yüzyılda Rus Çariçesi Katerina tarafından fethedilen, 1954 yılında ise Sovyet lider Kruşçev tarafından Ukrayna’ya verilen Kırım Özerk Cumhuriyeti Rusya için hem tarihsel miras anlamında, hem de ulusal güvenliği açısından büyük değer taşıyor. Rusya’nın Karadeniz’de ki donanması Kırım’ın Sivastopol Limanı’nda demirli olması, Moskova yönetimini Kırım’ın iç işlerine karışmada daha cüretkar kılıyor. Son olarak Ukrayna’daki olayların getirdiği noktada, Devlet Başkanı Putin öncelikle savaş tatbikatlarını başlatmış sonrasında ise Kırım’a askeri birliklerini göndermiş nihayetinde kendi usulünce bir ilhak gerçekleştirilmiştir. Elbette bu durum başta Ukrayna olmak üzere Batı dünyası tarafından endişeyle karşılandı. Rus askeri birliklerinin Kırım’daki tüm harekat ve kilit noktaların kontrolünü ele geçirmesine meşru zemin olarak Putin, bunun bölgedeki Rus vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya yönelik olduğuna işaret etti. Kuşkusuz olayların bu kadar basit sebebe indirgeyip olağanlaştırmaya çalıştırmak anlamsız olacaktır. Çünkü Rusya bölgedeki kendi vatandaşlarından çok kendi ulusal güvenliğini koruma altına almak için askeri birliklerini bölgede konuşlandırmaktadır.

RF’nun genel Karadeniz politikalarını; boğazların kontrol edilmesine öncelik vereceği(hiç değilse diğer devletlere kapalı tutulmasının RF’nun tarihsel bir dış politika önceliği olmaya devam edeceği), Karadeniz’de kendini dışlayan yeni arayış ve oluşumları tehdit olarak göreceği, Karadeniz Havzasına yönelik “Kontrollü İstikrarsızlık” politikasına gelecek dönemde de devam edeceği, sahip olduğu petrol ve gaz sayesinde siyasi ve ekonomik gücü elinde bulunduracağı ve bu sayede bölgesel ve küresel bir güç olmaya devam edeceği görülmektedir.

RF’in Karadeniz politikaları iddialı, reelpolitik tabanlı, jeoekonomik ve jeopolitiktir. RF’nin Karadeniz’de Türkiye ile beraber lider rol oynaması hususu ABD ve AB’den daha büyük olasılık taşımaktadır. RF stratejik olarak kendi çıkarlarına uygun şekilde bölge siyasetine yön vermek istemektedir. Bu kapsam RF Karadeniz’i kendi kontrolünde, tutarak Akdeniz’e kolayca çıkabilmeyi hedeflemektedir. Diğer taraftan Karadeniz Donanmasını da bir an önce modernize etmek istemesi önümüzdeki dönemde bölgenin biraz daha ısınacağına işaret olabilir. RF genel anlamda Karadeniz’de var olan statünün devam etmesini istemektedir.

RF’nin kendine tehdit gördüğü durumlar; ABD gemilerine boğazlardan geçiş izni, ABD’nin Romanya ve Bulgaristan’daki üsleri, NATO’nun bölgede etkin olmasıdır. Bu kapsamda; son dönemlerde ABD, AB ve NATO tehlikesine karşı TR’yi müttefik gördüğü söylenebilir.

4.NATO

Avrupa-Atlantik stratejisinin önemli bir aracı olan, “Yeni Dünya Düzeninin Değerleri”ni temsil eden ve bu değerleri Karadeniz’e doğru genişleten NATO, Karadeniz Havzası ülkelerinin batı siyasal ve ekonomik sistemiyle bütünleşmesini amaçlamaktadır. NATO, Karadeniz Havzası ülkelerinin üyeliklerini sağlayarak, Karadeniz’de NATO’nun askeri güç kapasitesini artırmayı hedeflemektedir.

1990’lı yıllardan itibaren Karadeniz’de yeni bir güvenlik stratejisi belirleyen NATO, eski Sovyet Cumhuriyetleri ile işbirliğini geliştirmeye başlamıştır. 1994’te kurulan Barış İçin Ortaklık Projesi, bu ülkelerin üyelikleri için demokratik değerlere saygı, pazar ekonomisi, komşu devletlerle sorunların çözümü, sivil-asker ilişkileri ve NATO’nun askeri kapasitesine katkıda bulunabilmeyi önemli şartlar olarak açıklamıştır. Böylece, Karadeniz Havzası ülkelerinin batı siyasal ve ekonomik sistemiyle bütünleşmesini amaçlamaktadır.

Türkiye’den sonra Bulgaristan ve Romanya ile Karadeniz kıyılarına yerleşen NATO, ‘açık kapı’ politikası ile bölgedeki diğer devletlerin ilgisini ve üyelik ümidini toplamaktadır. ABD, Karadeniz’deki güvenlik işbirliğine fiilen katılmak ve bu işbirliğini NATO şemsiyesi altına sokmak istemektedir. Böylece Karadeniz’de konuşlanma stratejisini hayata geçirmek maksadıyla Avrupa’da bulunan üslerini Kafkaslar ve Orta Asya’ya kaydırmak istemektedir.

Rusya’nın Mart 2014’de Kırım’ı istila ederek ilhak etmesi, soğuk savaşın sonundan itibaren ilk defa tamamen bir toprak parçasını gasp etmesi, Avrupa’nın ana gücü olan NATO’yu görmezlikten gelmesi, NATO ile daha önce yapılan ittifak ilişkilerinin sonlanmasına ve aralarında krizin başlamasına sebep olmuştur. Stratejik partner olan Rusya düşmanca saldırıda bulunmuştur. NATO, Rusya tehdidi tekrar gözden geçirerek nasıl yanıt vereceğini düşünmektedir. Ayrıca mağdur olan Ukrayna’ya yapılan bu durumun bir NATO ülkesine yapılmış gibi kabul etmektedir.  Rusya ise, NATO’nun saldırgan bir şekilde cevap vermeyeceğini düşünmektedir.

NATO, Rusya tarafından yapılan tehdidin üstesinden gelebilmek için yeni stratejiler geliştirmelidir. Bu kapsamda tüm savaş hali durumlarını, askeri kapasitelerini ve silahlanma programlarını yeniden gözden geçirmelidir. Kapasite olarak büyük ölçekli tatbikatlar yapabilecek bir güce ve her seviyede karar alabilecek sorumlulara ihtiyaç vardır. NATO inandırıcılığı yüksek, harekatı yürütmeye muktedir kuvvetlerin istenilen zamanda doğu Avrupa’da savaş düzenini almasını sağlamalıdır.

NATO 20 yıldır terörizm veya başarısız devletler üzerine odaklanmıştır. Afganistan krizi devam ederken Ukrayna krizi çıkmıştır. İki kriz ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Belki de Ukrayna krizine daha da önem vererek ileride Doğu Avrupa’nın tekrardan Rusya’ya karşı savunma için ittifak kuracaktır. NATO’nun önderleri Rusya’nın saldırasına karşı cevap vermemezlik gibi bir durumun olmadığını dile getirmişlerdir. Hatta üye devletler savunma harcamalarının gayri safi yurt içi hasılasının %2 ‘si olması gerektiğini ve yenilenmesi için birbirlerine söz verdiler.  NATO’nun Rusya’nın saldırganlığına karşı meydan okuması gerektiği ve bunu yaparken kendi itibarını tekrar sağlaması ve eski otoritesini geri kazanması gerektiği görülmektedir.

5.Çin Halk Cumhuriyeti

Çin, Karadeniz Havzası’na kendi enerji güvenliği ve enerji çeşitliliği bağlamında önem atfetmektedir. Çin’in artan enerji ihtiyacı paralelinde, öncelikli ulusal çıkarlarından olan enerji güvenliğinin sağlanması için enerji kaynaklarına sahip ve transit ülkelerin bulunduğu hedef bölgelerden birisi de Karadeniz Havzasıdır. Rusya’ya uygulanan ambargoyu kendi lehine avantaja çevirerek bir enerji anlaşması gerçekleştirmesi bir örnek olabilir.

Gerek NATO gibi uluslar-üstü kurumlar, gerek de ABD, AB gibi ekonomik ve politik çıkarları bölgede yoğunlaşan Batı’ya karşı bir güç oluşturmak amacıyla Çin, 1996 yılında Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına öncülük etmiştir. Ayrıca Çin küresel güç olmak için yalnız ekonomik gücün yetmeyeceği, askeri gücünde olması gerektiğini bilmektedir. Bunu özellikle nükleer alanda ve savunma harcamalarındaki artışla görebiliyoruz.

Çin, Trans Asya demiryolu projesi ile ticaret ulaşım yolları vasıtasıyla yüklerini Kafkasya ve Avrupa’ya taşınmasını sağlayacak. TRACECA koridorunun bir kolu da Kars-Tiflis-Bakü (BTK) demiryolu projesidir. Bu projeye ilgi duyan Pekin, Rus topraklarını by-pass ederek mallarını Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırmayı planlamaktadır. Zira projenin hayata geçirilmesiyle birlikte Çin’den kalkacak bir tren kesintiye uğramadan Avrupa’nın kalbine kadar gidebilecek. Böylelikle Kafkasya ve Orta Asya’nın yanı sıra Doğu Asya, Güneydoğu Asya ve Güney Asya’yı da içerecek şekilde tüm Avrasya kıtasını bir ağ gibi kapsayacak olan Trans Asya büyük bir ilgi görmesi bu yöndeki beklentilerin oldukça yaygınlaştığını da göstermektedir. Büyük İpek Yolu’nun tekrar canlanması maksadıyla; Çin, Kafkasya ülkeleri ile Kafkasya İstikrar Paktı’nın oluşturulmasını sağlayabilir.

6.Amerika Birleşik Devletleri

ABD Atlantik ve Avrupa’da güvenlik kaynağı olmayı sürdürmek istemektedir. Kendisine rakip olma ihtimali olan süper güçlerden Rusya’ya karşı önleyici tedbirler alma gayretindedir. Bu kapsamda Karadeniz hem ABD’nin hem de RF’in yumuşak karnı durumundadır. ABD, NATO üyesi ve dolayısı ile müttefiği olan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan vasıtası ile Karadeniz’de söz sahibi olma gayretindedir.

Karadeniz ABD’nin çevreleme politikaları kapsamında Balkanlar, Rusya, Kafkaslar, Ön Asya hatta Batı Asya için son derece stratejik öneme haizdir. Bu bölgeden enerji ve ulaştırma başta olmak üzere pek çok alanda dünyanın yönlendirilmesi kapsamında faydasının olduğu çok açıktır.

ABD, dünyanın bu yeni enerji koridorunu kendi denetimi dışında kalmasını istememektedir. ABD yaşamsal çıkar alanı gördüğü Karadeniz’de kendisine karşı oluşturulabilecek potansiyel bir işbirliğin önüne geçmek istemektedir.

Amerikan perspektifine göre NATO şu an olduğu gibi gelecekte de, Karadeniz coğrafyasını da içeren Avrupa-Atlantik coğrafyasının temel ve üstün nitelikli güvenlik kaynağı olmaya devam edecektir. Amerikan yaklaşımı, bölgeye doğrudan müdahale yerine müttefikler ve dost ülkeler aracılığıyla ve bu ülkelerin rahat hareket edebilecekleri çerçeveler dâhilinde güvenlik hususunda işbirliği ve eşgüdümü güçlendirme esasında harekete dayanmaktadır. ABD Karadeniz’de fiziki olarak varlığını tesis etmek peşinde olduğu söylemek zordur. Ancak ABD bölgede müttefikleri ve dost ülkeler aracılığıyla güvenlik ve işbirliğini güçlendirmeyi ve kalıcı kılmayı kendi ödevi bilmektedir.

Bu anlamda 2025 yılından itibaren Asya Bloğunun toplam üretimi Atlantik bloğunu geçeceği tahmin edilmektedir. Bu yeni bir siyasal sistem örgütlenmesi ve mimarisini icap eder. Asya bloğundan siyasi askeri ve ekonomik olarak baktığınızda en önemli güç Çin olarak belirmektedir. ABD Çin’in yükselişini engellemek için ucuz, sürekli ve güvenli enerjiye erişimini kontrol altına almak istemektedir. Afrika operasyonlarıyla Çin’in bu yönelimi engellenmiştir. Yegâne alternatif Orta Asya Hazar Havzasıdır. Bu alan kontrol edilirse Çin’in alternatif olma özelliği seçenek dışı kalacaktır. Keza AB üzerindeki ABD velayeti süreklilik kazanacak, Rusya ise Uralların doğusundaki nüfusunun azlığı sebebiyle sınırlandırılabilecektir. En azından stratejik tahayyülü bunu öngörmektedir. Bölgeye yönelik halihazırdaki Amerikan politikası Berlin Duvarı yıkıldığından beri ülkenin Avrupa’ya karşı sürdürdüğü yaklaşımdan farklı değildir.

Fikret KORKMAZ

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

https://www.paykasabozdurmaa.com/