Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Üyeliği

Bilindiği gibi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliği’ne tam üyelik için 3 Temmuz 1990’da başvuruda bulunmuş; AB Bakanlar Konseyi de bu başvuruyu 17 Eylül 1990’da değerlendirmek üzere göz önüne almıştı. Türkiye’nin, o zamanlar, AB’nin bu kararı karşısında tepkisi oldukça ılımlı kalmıştı, çünkü Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin zarar görmesini istememiş ve ödüncü davranmıştı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, GKRY’nin başvurusuna, GKRY’nin Kıbrıs Türk toplumunu temsil etmediği ve bu nedenle de her iki toplum adına böyle bir başvuruda bulunmaya yetkili olmadığı gerekçesiyle itiraz etmişti.

Ayrıca 1960 tarihli Garanti Antlaşması’nın 1. maddesi uyarınca Kıbrıs’ın bütününün ya da bir bölümünün, başka herhangi bir devletle siyasal ya da ekonomik bir birliğe girmesi yasaklanmıştı.

21 Kasım 1995’te GKRY ile AB Konseyi arasında Mali ve Teknik İşbirliği Protokolü imzalanmış; Mart 1998’de de AB, uluslararası alanda tanınmış olan ”Kıbrıs Cumhuriyeti” hükümeti ile katılım görüşmelerini başlatmıştı.

1999’daki AB Helsinki Doruğu’nda, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle olan uyuşmazlıklarını çözüme kavuşturmadan da Kıbrıs’ın AB’ye tam üye olabileceği yolunda bir açıklama yapılmıştı. İşte AB’nin bu tutumu, Kıbrıs sorununun çözümünü olanaksız kılmıştır. Bu durumda, Kıbrıslı Rumlar, AB üyeliğine, kendi çözüm yollarını Kıbrıs Türk toplumuna siyasal, ekonomik ve hatta askeri baskı kullanarak kabul ettirebilecekleri bir araç gözüyle bakmaya başlamıştır. Kıbrıslı Rumlar, ”hükümet” statülerini sürdürdükleri ve Kıbrıslı Türkleri ekonomik ambargo altında bunalttıkları sürece, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmaya yanaşmayacaktır.

AB, GKRY’yi ”Kıbrıs hükümeti” olarak tanımakta ve Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların böyle bir statüye sahip olmaya hiçbir hakkının olmadığı yolundaki görüşlerini ve savlarını tartışmayı bile yadsımaktadır.

AB, Kıbrıslı Türklere ”Kıbrıs hükümeti” delegasyonuna katılmasını önermektedir. Oysa Kıbrıslı Türkler, hiçbir yasallığı olmayan bir hükümetin yetkisi altına girmeyi ve 1960 tarihli Kıbrıs Anayasası’na ve Garanti Antlaşması’na aykırı olarak, katılım görüşmelerinde yer almayı kesinlikle reddetmektedir.

Öte yandan, Avrupa Adalet Divanı da KKTC’den meyve ve sebze ithalatını önleyen bir karar alarak, Kıbrıslı Rumlara büyük ölçüde yardım etmiştir.

Eğer AB ve uluslararası topluluk Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasını istiyorsa, Ada’daki iki halkı eşit olarak tanıyacak ve ancak her iki halkın birlikte onaylaması durumunda Kıbrıs’ın AB üyeliğinin söz konusu olabileceğini kabul edecektir. Kıbrıs, hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların vatanıdır ve birinin onayı alınmadan, öbürünün Kıbrıs’ı AB’ye üye yapmaya hiçbir hakkı yoktur.

Kıbrıslı Türklerin görüşüne göre önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmalı ve ancak ondan sonra, Ada’nın AB üyeliğine katılım süreci gerçekleştirilmelidir.

Kıbrıslı Rumlar AB üyeliğine kabul edilirse, GKRY’nin, Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmesi büyük bir olasılıktır. GKRY’nin üyeliği, Türkiye’nin AB’ye başvurusunun sonu olmuş olacak ve bu da Avrupa’nın, Türkiye gibi çok büyük stratejik ve ticari öneme sahip bir ülkeyle olan ilişkilerine zarar verecektir. Türkiye’nin AB üyeliği uğruna, Kıbrıslı Türkleri ”arkasından vurabileceği” olasılığı ise hiç akıllara getirilmemelidir.

Kıbrıs’ın AB’ye bölünmüş bir devlet olarak katılmasının gerçekleşmesi ise hem Ada’da bir buhran durumunun ortaya çıkmasına yol açacak hem de Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumlu ilişkilere bir darbe indirerek, Doğu Akdeniz’in güvenliğinin zarara uğramasına neden olabilecektir. Ayrıca bu durumda, Türkiye-AB ilişkileri de yara alacaktır.

Bugüne değin AB hükümetlerinin çoğu, Kıbrıs sorununa gerekli ilgiyi göstermemiş ve sorunun çözümünü Birleşmiş Milletler’e bırakmıştır. AB’nin, Danimarka’nın dönem başkanlığı altında, sorunun çözüme kavuşturulmasında çok daha etkin bir rol oynamasını beklemekteyiz!

Türkiye’nin işbirliği olmaksızın, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması söz konusu olamaz. Türkiye’nin, Kıbrıs’ın AB üyeliğinin gerçekleşebilmesi sürecindeki ”vazgeçilmez” leri ise Kıbrıs Türk halkının uzun vadeli güvenliğini sağlayacak güvenceler ile Kıbrıs Türk toplumuna azınlık statüsünün verilmeyeceği bir çözümün benimsenmesidir.

Kıbrıs’ta, Türk ve Rum toplumlarının barış, güvenlik, eşitlik ve işbirliği içinde yaşayabilecekleri bir ortamın yaratılması, uluslararası topluluğa düşen önemli bir görevdir.

Hüner TUNCER Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi

Kaynak: ab.kemalist.org/modules.php?name=News&file=article&sid=53

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret