Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Kıbrıs’ın Güncel Jeopolitiği Bağlamında Fransa-GKRY Askeri İşbirliği Anlaşmasının Boyutları

Uluslararası ilişkilerde artan “güç” rekabeti ile birlikte, stratejik açıdan önem arz eden mihverler üzerinde de mücadele hızlanmıştır. Bu mücadelenin etkisinde Kıbrıs Adası’nın coğrafi konumunun stratejik açıdan yüksek derecede önem kazandığı görülmektedir. Tarih boyunca, genellikle çevresindeki anakıtalara sahip olan devletlerin Kıbrıs’a hakim oldukları görülür. Ortadoğu’da yaşanan ve gelecekte beklenen gelişmeler de göz önünde bulundurulduğunda, Kıbrıs Adası’nın önümüzdeki günlerde de uluslararası kamuoyunun gündeminde sıcaklığını koruyacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Geride Bıraktığımız Yıl (2006) İçinde Kıbrıs’ta Yaşanan Gelişmeler
Kıbrıs Adası, jeopolitik önemi sebebi neticesinde, 2006 yılı içerisinde de uluslararası aktörlerin nüfuz ve çıkar mücadelesine sahne olan bir coğrafya olarak karşımıza çıkmıştır. Özellikle, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinde çözülmesi gereken bir sorun, bir şart, olarak uluslararası kamuoyunda güncelliğini sürekli korumuştur. Bu durum, uluslararası politikaya yön veren ülkelerin bu soruna dahil olmasına ve Türkiye ile bir şekilde ilişkiye girmelerine neden olmuştur. Bu sebeple, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda; Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve adada bulunan iki toplum olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında, gerek BM, gerekse de AB içinde birtakım müzakereler aracılığı ile planlar geliştirilmiştir. Ülkelerin Kıbrıs sorununa dahil olmak istemelerindeki esas; adaya hakim olunması durumunda adanın jeopolitiğinin beraberinde getireceği imkan ve kolaylıklardan yararlanmaktır.

Adanın önemi, 2006 yaz aylarında yaşanan ve bir ayı aşkın bir süre içerisinde devam eden, Lübnan’daki İsrail-Hizbullah çatışmasında somut bir şekilde anlaşılmıştır. Öyle ki; yaşanan bu çatışma esnasında, bölge dışı ülkeler de dahil, ülkeler bu coğrafyada bulunan vatandaşlarını kriz bölgesinden kurtarıp güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır. Bunu yaparken de Kıbrıs Adası önemli bir geçiş üssü olarak kullanılmıştır. Ayrıca yaşanan savaş sonrasında bölgede güvenliği sağlamak için Lübnan’a gönderilen BM Barış Gücü askerlerinin ikmalinde ve bu bölgenin güvenliğini sağlayabilmek için gerekli istihbaratın sağlanabilmesi konularında da ada yüksek derecede önem arz etmiştir.

Kıbrıs Adası’nın sahip olduğu stratejik ve jeopolitik önem, 13 Temmuz 2006 tarihinde Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattının açılması ve Doğu Akdeniz’in bir enerji merkezi haline gelmesi ile birlikte daha da artmıştır.

KKTC’ni ve dolayısı ile Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bir gelişme de, Eylül ayı başlarında Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan hükümet krizi olmuştur. O dönemde iktidarı paylaşan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinde yaşanan kriz ile mecliste 16 sandalyeyle temsil edilen Ulusal Birlik Partisi’nden (UBP) 3, 7 sandalyeyle temsil edilen Demokrat Parti’den 1 milletvekili istifa kararı almıştır. Yaşanan bu istifalar neticesinde Cumhuriyetçi Türk Partisi, Demokrat Parti ile koalisyona devam etmeme kararı almış ve hükümet dağılmıştır. Ayrılan milletvekilleri Özgürlük ve Reform Partisi (ÖP) adında yeni bir parti kurmuşlar ve CTP ile birlikte, 26 Eylül 2006 tarihinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın onaylamasından sonra, Kuzey Kıbrıs’ta 21. Hükümeti kurmuşlardır. [1] Bilindiği üzere DP’nin başında Serdar Denktaş bulunmaktadır. Yaşanan bu kriz ile KKTC’nde 30 yılı aşkın bir süreye damgasını vuran Denktaş adı ilk defa yönetim kademelerinden silinmiş oldu. Bu kriz, her ne kadar KKTC’nin iç politikası olarak görünse de, hem iç politikanın dış politikadan bağımsız düşünülemeyeceği, hem de “Denktaş” isminin yönetim kademelerinden silinmesinin beraberinde getireceği siyasi değişiklikler sebebi ile Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir dış mesele olarak görülebilir.

En son olarak Türkiye-AB müzakerelerinin 8 konuda askıya alınmasına neden olan Kıbrıs, bu gelişmeler ışığında önümüzdeki dönemde de uluslararası kamuoyunda önemini korumaya devam edecektir.

Bu çalışmada, ileriye dönük gelişmelere de sebep olacak Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs’ın gelecekteki statüsü ve Fransa’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde askeri üs elde etmesi isteği ile Güney Kıbrıs ile bir anlaşma yapmasına değinilecek ve bu konularda geleceğe dönük öngörüler yapılmaya çalışılacaktır.

Fransa-GKRY Anlaşmasının Boyutları
2006 yılı Temmuz ayının son haftasında, GKRY’ni ziyaret eden Fransa Savunma Bakanı Michele Alliot-Marie’nın yaptığı görüşmeler çerçevesinde Fransa’nın Papadopulos yönetimi ile Rum kesiminde bulunan Baf‘taki Andreas Papandreu üssünün kullanımı da dahil, geniş askeri işbirliğini öngören bir anlaşma imzalayacağı açıklanmıştır. Bu anlaşmanın temeli, geçen yıl Kasım ayında, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un Fransa’yı ziyaretinde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile yaptığı görüşmede gündeme gelmiştir. İki tarafın savunma ve dışişleri bakanları, Fransa Savunma Bakanı’nın Güney Kıbrıs’ı ziyaretinden bir hafta sonra bir araya gelip, konuyu yeniden değerlendirdiler . [2]

Kıbrıslı Rumlar, bugüne kadar bu tür bir anlaşmayı sadece Yunanistan ile yapmıştı. İki ülke arasında imzalanacak bu anlaşma; askeri tesisler, teknik destek ve Rum Ulusal Muhafızlarının Fransa’da eğitilmesi gibi alanları kapsamasının yanısıra, anlaşmanın en önemli unsuru olarak Baf Hava Üssünün Fransa’nın kullanımına açılması oluşturmaktadır. Ortak tatbikatları da içerebileceği belirtilen anlaşmanın nihai ayrıntılarının sonbaharda iki ülkenin Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları arasında sonuçlandırılacağı belirtilmiştir [3] . Fransa, halen Rum Kesimi’ndeki İngiliz üsleri ile işbirliği yapıyor. Ancak bu işbirliğinin söz konusu anlaşmanın yapılması ile sona ereceği ifade ediliyor.

Güney Kıbrıs’ın Fransa ile olan ilişkilerinde yeni bir sayfa açacak ve iki ülke arasında askeri alanda var olan işbirliğini yeni bir sisteme bağlayacak olan anlaşma şu hususları içermektedir:

1. Baf’taki Andreas Papandreu Hava Üssü’nden Fransız savaş uçaklarına kolaylık sağlanacak. (Anlaşma henüz imzalanmadan Baf Hava Üssü, Fransızlar tarafından, son Lübnan krizinde kullanılmıştır.)

2. GKRY, deniz limanı ve deniz üslerinde Doğu Akdeniz’de seyreden Fransız savaş gemilerine kolaylıklar sağlayacak.

3. Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) subaylarının, Fransa’nın askeri okullarında eğitimlerini sürdürmesi. (Bu işbirliği halen uygulamadadır. Çünkü RMMO’nun sahip olduğu silahlarının çoğu Fransız kaynaklıdır.)

4. Fransız yetkililerin Kıbrıs konusunda seminere katılmak ve Rum Savunma Bakanlığı ile askeri işbirliğinde bulunmak için Güney Kıbrıs’ı ziyaret etmesi. [4]

Bu anlaşmaya karşı bir tepki olarak Türkiye, Paris’e sözlü nota vererek görüşmelerin sona erdirilmesi ve herhangi bir anlaşma imzalanmamasını istemiştir. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise, Ankara’yı rahatlatmaya dönük açıklamalar yapmaya çalışmış ise de, Rumlarla askeri işbirliğinden vazgeçeceğine dair bir işaret verilmemiştir. Fransa, daha sonra sessizliğini bozarak, GKRY ile mevcut askeri işbirliğinin kağıt üzerine döküleceği mesajını vermiş ve diğer AB üyesi ülkelerle yapılan anlaşmaların bir benzerinin Rumlarla yapılacağını bildirmiştir.

Fransa ile GKRY’nin yakınlaşmaları, 1 Ekim 2006 tarihinde Güney Kıbrıs’ın Uluslararası Fransızca Konuşan Ülkeler Örgütü Francophonie’ye üye olduğunu duyurması ile birlikte daha da önem kazanmıştır. Francophonie’nin Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılan on birinci Zirve toplantısına katılan Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Uluslararası Francophonie Örgütü’nün dil, kültür ve siyasi düzeydeki faaliyetlerini destekleyeceklerini taahüt etmiştir. [5]

Fransa ve GKRY arasında gerçekleşecek muhtemel bir anlaşma neticesinde Fransa’nın Kıbrıs’ın güneyinde var olması, Kıbrıs Adası’nın Akdeniz havzasındaki jeopolitik önemi göz önüne alındığında, yüksek derecede önem arz edeceğini görmek gerekmektedir.

Kıbrıs Adası’nın Siyasi Coğrafyası 
Bilindiği üzere Kıbrıs Adası, Türkiye’nin güney kıyılarına 70 km . mesafede bulunmaktadır. İsrail’e 264 km ., Mısır’a 435 km ., Suriye’ye 117 km . ve Lübnan’a da 170 km . uzaklıktadır. Kıbrıs adası, Akdeniz’in üçüncü büyük, Doğu Akdeniz’in ise en büyük adasıdır.

Ada; Kazakistan, Hazar Bölgesi, Azerbaycan, Türkmenistan, İran ve Irak petrollerine yakınlığı, bu enerji merkezlerinin kontrolü ve ulaşımı, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının açılması ile birlikte önemi artan İskenderun Körfezi’nin kontrolü (Ceyhan’dan Batı’ya ulaştırılacak petrolün salt taşımacılık gelirinin yılda 15 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor) ve aynı zamanda Orta Doğu, Akdeniz, Kuzey Afrika ve suyolları ile Avrupa’ya bir sıçrama tahtası olması açısından oldukça önemlidir. Ada, Akdeniz’den Süveyş Kanalı vasıtası ile geçen Hint ve Pasifik okyanuslarına uzanan deniz yollarını kontrol eder. Hava gücünü her istikamete yönlendirmesi bakımından stratejik önemi vardır. Elektronik bir istihbarat üssü niteliği taşıyan ada, bütün Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerini izleyebilme özelliğine sahiptir. Kıbrıs’ta hâkim olan güç, bütün etkinlik alanını bu bölgelere yayabilecektir. Kıbrıs Adası’na, coğrafi konumu ve sağladığı bu kolaylıklar nedeni ile “Batmayan uçak gemisi” yakıştırması yapılmaktadır. [6]

Fransa’nın son dönemde uluslararası politikada ön plana çıktığını ve buna bağlı olarak da dış politikasında önemli açılımlar yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu açılımlar neticesinde Kıbrıs Adası’ndaki Fransız varlığı’nın Fransa’ya sağlayacağı imkan ve kolaylıkları görmemiz gerekmektedir. Fransa’nın elde edebileceği kazanımları sıralamak gerekir ise;

1. Bilindiği üzere Fransa, enerji konusunda dışa bağımlı bir Avrupa ülkesi konumundadır. Baf üssünün Kıbrıs Adası’nın güneybatısında bulunması, Fransa’ya Kuzey Afrika, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı aracılığı ile Arap Yarımadası ve Basra Körfezi üzerinde etki sahibi olmasına araç olabilir. Uluslararası enerji kaynaklarının Orta Asya, Hazar, Kuzey Afrika (dolayısı ile Akdeniz havzası) Ortadoğu’da bulunmasından dolayı uluslararası güç rekabetinin doğuya doğru kaydığı bir dönemde Fransa’nın bu bölgelerdeki etkisinin artması neticesinde petrol ve doğalgaz gibi enerji ihtiyacı konusunda rahatlamasına neden olabilir.

2. Fransa’nın ABD ile ilişkisindeki mesafe, De Gaulle döneminden itibaren bilinmektedir. Öyle ki; Fransa’nın NATO’nun askeri kanadında olmaması ve AB içinde NATO’dan bağımsız olarak Almanya ile birlikte ortak bir “Avrupa Ordusu” kurma çabaları, Fransa’nın dış politikasında hareket serbestisini arttırmaya yönelik açılımlar olarak görülebilir. Böylece Fransa, kuvvetlerini kendi çıkarları amacında serbest bir şekilde kullanılabilecektir. Güney Kıbrıs’ta etkili olacak bir Fransa, bu bölgede var olan uluslararası aktörlerin bu ülke üzerindeki etkisini de azaltmasını sağlayacaktır.

3. Bilindiği üzere yaz aylarında Lübnan’da yaşanan İsrail-Hizbullah savaşından sonra bölgedeki güvenliği tesis edip korumak üzere, bölgeye BM Barış Gücü askerleri konuşlandırılmıştır. Bir yıl boyunca Fransa’nın komutanlığını yapacağı askeri birliğin ikmali konusunda Kıbrıs Adası, bu bölgedeki güçler için, yüksek derecede önem arz etmektedir.

4. Sürekli olarak sıcak gelişmelerin yaşandığı Ortadoğu bölgesinde meydana gelecek yeni gelişmelere Fransa’nın müdahalede bulunması ve başta kendisininki olmak üzere bölgenin güvenliğini sağlaması amacı ile Fransız istihbarat gücünün artacağı da söylenebilir.

5. Gelecekte ABD ve İran arasında bir kriz/savaş olasılığının yüksek olduğu bir ortamda, Fransa’nın İran’ı güneybatısından Lübnan’daki varlığı ile kuşattığını ve bu varlığın da hem ikmali, hem de güvenliği konusunda Kıbrıs Adası ön plana çıkacaktır. ABD-İran gerginliğinde bu kriz ve/veya savaşa, Fransa, Kıbrıs’taki varlığı aracılığı ile, doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunabilir.

Bu anlaşma ile GKRY’nin de bazı kazanımlar elde ettiği söylenebilir. Bunlar;

1. Rum Yönetimi, AB içerisindeki görüşleri için Fransa’dan destek görecektir. Bu destek BM Güvenlik Konseyi kararları için de geçerli olacaktır.

2. GKRY’nin “Fransızca Konuşan Uluslar Örgüt”ün (Commonwealth’in karşıtı) üyeliğine alınması, eski sömürge devleti olarak Fransız dilini kullanan birçok İslam ülkesinde Rumlara avantaj sağlayacaktır.

3. Güney Kıbrıs, bu anlaşma ile birlikte, Fransız silah ve parça piyasasına istikrarlı bir şekilde girmiş olacaktır. Bu durumun Rum ekonomisi ve askeri gücünde meydana getireceği gelişmeyi görmek gerekmektedir.

4. Bu anlaşmayla Güney Kıbrıs, AB Ordusuyla tam işbirliğine girmeyi ve bu orduya dahil edilmeyi daha kolay talep edebilir. Bu şekilde de NATO’ya girememesinden dolayı jeopolitik konumu nedeniyle kayıplarını kapatabilir.

5. Kıbrıs sorununa nihai bir çözüm bulunması durumunda, Fransızların mevcudiyeti, “askersizleştirme” başlığında müzakere masasına İngiliz Üsleri’nin de konması ana hedefiyle Rum tarafının elinde bir müzakere kartı oluşturabilir.

6. Ankara-Paris hattında yeni bir kriz yaratarak; Ermeni tasarısı ve AB nedeniyle zaten soğuk rüzgârların estiği Türk-Fransız ilişkilerinin daha da gerilemesine neden olacaktır.

Görüldüğü üzere Fransa ve GKRY arasındaki bu anlaşma, her iki taraf bakımından da önemli kazançlar doğurmaktadır. Fakat madalyonun bir de öteki yüzü bulunmaktadır. Bu anlaşmanın, bölgede bulunan diğer uluslararası aktörlerin çıkarları ile çatışması oranında da anlaşmanın olumsuz yanlarından bahsetmek mümkündür.

Bu anlaşmanın, Kıbrıs’ın güneyinde iki üssü bulunan İngiltere’yi ve ABD’yi rahatsız edeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. ABD ve İngiltere, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya koymaya çalıştıkları bir bölgede, Fransa gibi rekabetçi bir ülkeyi bölgede istemeyecektir. Ayrıca bu anlaşma ile birlikte, Kıbrıs, daha da askerleştirilmiş bir bölgeye dönüşür ve tüm bölge için tarafsız ve güvenli bir ekonomik bölge olduğunu yaymaya çalışan “Kıbrıs’ın” imajını zedeler. Bu durum da Kıbrıs Adası’nı terör örgütlerinin faaliyet alanı ve/veya hedefi haline getirebilir ve adayı terörün kıskacında bırakabilir.

Bu anlaşma dolayısı ile Fransa ve güneyde bulunan Rumların, bölgede bulunan diğer devletler ile ilişkilerine zarar verecektir. Anlaşmanın uluslararası hukuka uygun olmadığından da bahsetmek mümkündür. 1959-1960 Londra ve Zürih Anlaşmaları, adada sadece garantör devletlerin askeri varlığına müsaade etmektedir. Garantör bir devlet sayılmayan Fransa’nın bu adada askeri üs elde etmek istemesi ve bu yönde bir anlaşmaya gitmesi, bu yönüyle hukuka aykırıdır. Anlaşma, bu yönü ile birlikte, İngiltere ve ABD’nin yanısıra Türkiye’yi de rahatsız etmektedir.

Kıbrıs Adası’nda yaşanan ve yaşanacak olan gelişmeler, adanın jeopolitiğinin beraberinde getireceği imkan ve kolaylıkların yanısıra, Türkiye’nin ve adada yaşayan 200 binden fazla Türk’ün güvenliği bakımından da hayati öneme sahiptir. Adadaki Türk varlığı, Anadolu topraklarının güneyde denizden ve havadan kuşatılabilme ihtimali ve Yunan Megali İdea’sının engellenebilmesi bakımından, korunmalıdır. Kıbrıs Adası Türkiye’nin hemen yanı başında, Akdeniz ve uluslararası sulara çıkış yolu üzerindedir. Türkiye’nin, Akdeniz ve Orta Doğu’daki siyasi ve iktisadi varlığının korunmasında ve Afrika ülkeleri de dahil bu coğrafyadaki ülkeler ile ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi, 2010 yılında tam olarak devreye girmesi planlanan Güney Doğu Anadolu (GAP) projesinin iktisadi ve ticari potansiyelini güvence altına alınması, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının açılması ile birlikte stratejik önemi artan İskenderun limanının korunması için, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Türk varlığı yaşamsal öneme sahiptir.

Ada üzerinden Türk-Yunan dengesinin sağlanması da diplomatik ilişkiler açısından öneme sahiptir. 1993 yılında “Ortak Savunma Doktrini” adı altında Yunanistan ve GKRY, Atina’da ortak bir bildiri yayınlamışlardır. Yayınlanan bu doktrine göre; Yunanistan ve GKRY askeri güçlerini Ege ve Doğu Akdeniz’de bütünleştirmişlerdir. Bu hareket, askeri açıdan tek bir komuta altında, tek bir ordu gibi hareket etmek amacını taşımaktadır. Bu doktrin çerçevesinde GKRY, Yunanistan’a hava ve deniz üsleri vermiştir, Yunanistan asker ve silah olarak adada varlığını arttırmıştır, ortak askeri tatbikatlar ve manevralar yapılmaya başlanmıştır ve Yunanistan Rumlara silah ve mühimmat tedarikini yoğunlaştırmıştır. Böylece Türkiye ile ihtimal dışı sayılamayacak herhangi bir kriz ve/veya harp durumunda Türkiye’ye karşı ortak harekatın hukuksal zemini de oluşturulmuştur. Türkiye, böyle bir durumda batısından ve güneyinden kuşatma altında kalacak ve Türk donanması ve ordusu ülkesini müdafaa edemeyecek duruma gelebilecektir. Adadaki Türk varlığının sona ermesi ile birlikte Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını hedef alan ideallerin önündeki en büyük engel kalkmış olacağından Türkiye, Kıbrıs Adası’ndaki gelişmelerin dışında duramaz.

Türkiye, ülkesel olarak, bulunduğu coğrafya dolayısı ile uluslararası politikada dengeleri belirleyebilecek/değiştirebilecek stratejik bir öneme sahiptir. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği bir alanın tam ortasında yer lan Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum itibarı ile Ortadoğu’yu, Ege’yi, Balkanlar’ı, Kafkasya’yı, Karadeniz’i, Basra Körfezini ve Doğu Akdeniz’i kontrol edebilmektedir. Bu imkanlar, Türkiye’ye sadece güvenliği bakımından değil, aynı zamanda iktisadi ve siyasi açıdan da önemli bir anlam yüklemektedir. Böylece Türkiye, bir Asya, Karadeniz, Kafkasya, Avrupa, Ortadoğu, Balkan, Akdeniz ülkesi sayılabilmektedir. [7]

Daha önce de belirtildiği üzere Türkiye, Akdeniz’e kıyısı olması, Akdeniz’in egemenlik kapılarından biri olan İstanbul ve Çanakkale Boğazları’na sahip olması ve Kıbrıs Adası’nda KKTC’deki Türk varlığı sebebi ile aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi sayılabilmektedir. Fakat Türkiye’nin bu bölgede izlemesi gereken siyasetin esaslarını belirtmeden önce, iç politika konusunda bazı tespitlerde bulunmak yerinde olacaktır. İç politika, dış politikadan veya dış politikada iç politikadan bağımsız olarak düşünülemez. Güçlü ve etkili bir dış politika izleyebilmek için öncelikle içeride güçlü olmak gerekmektedir. İçeride tam birlik ve bütünlüğün sağlanamaması, ülkenin zaman, enerji ve kaynak tüketiminin bu yönde harcanmasına neden olacaktır. Böylelikle ülkenin, gerçek gücü iç sorunlara dönük olarak kullanılacak ve uluslararası ilişkilere gerektiği kadar kuvvet ayrılamayacaktır. Ancak iç politikadaki birliğin dış politika ve ülke çıkarları yolunda birleşerek ortaya çıkacak sinerji ile birlikte dış politikada etkili olunabilir.

Coğrafi konumunun Türkiye’ye sağladığı cazibenin bir de diğer yüzü bulunmaktadır. Var olan bu jeopolitik değer, bu coğrafyanın hedef alınmasını da beraberinde getirecektir. Eğer Anadolu coğrafyası ve Boğazları elinde bulunduran devlet güçsüz olur ise kendi güvenliğini sağlayamaz, ülke ve ulus bütünlüğü tehlikeye girerek yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Türkiye, bulunduğu coğrafyada varlığını korumak, sürdürmek ve ulusal çıkarlarını elde ederek hedeflerine ulaşabilmek için, jeopolitiğinin beraberinde getirdiği imkan ve kolaylıklar neticesinde çok yönlü ve etken bir dış politika belirleyip izlemelidir. Kıbrıs Adası’nda bulunan Türk varlığı, Doğu Akdeniz’deki uluslararası rekabette Türkiye açısından önemli bir yer teşkil etmektedir.

Kıbrıs meselesi, genellikle Türkiye-AB ilişkilerinde öne çıkmaktadır. Türkiye’nin AB’ye tam üye olabilmesinin koşullarından biri olarak Kıbrıs meselesinin çözümü önüne getirilmektedir. Halbuki sorun, GKRY’nin Kıbrıs Adası’nı temsilen 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye tam üye yapılması ile çözüm sürecinden uzaklaşmıştır. Bu üyelik, aynı zamanda hukuka aykırı bir üyeliktir. Bilindiği gibi 1959-1960 Anlaşmaları, adada garantör devletler olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin dahil olmadığı bir örgüt içerisine Kıbrıs Adası’nın da dahil olamayacağını öngörüyordu. Buna göre, Türkiye’nin içinde olmadığı AB’ye GKRY’nin adanın tamamını temsilen üye yapılması tamamen hukuka aykırılık teşkil etmektedir. AB’nin hukuka aykırı olarak bu girişiminin arkasındaki nedenleri görmemiz gerekmektedir. Avrupa, adanın jeopolitiği ile sahip olduğu önemin farkındadır. Bu yüzden Kıbrıs Adası’nın tamamını içine alarak bu adayı AB toprağı kabul etmekte ve adanın sağlayacağı imkan ve kolaylıklardan yararlanmak istemektedir. Böylece adada halen mevcut olan Türk varlığı işgalci durumuna düşmekte ve Türkiye’nin bu coğrafyada var olmasının önüne geçilmek istenmektedir.

Türkiye’nin yanısıra, adada iki askeri üs ile kazanımları olan İngiltere’nin (ve ABD’nin) de, bu durumdan rahatsız olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle “Büyük Ortadoğu Projesi” bağlamında İngiltere’nin ve ABD’nin Kıbrıs Adası’nın imkan ve kolaylıklarından vazgeçmeyecekleri söylenebilir. GKRY’nin fiili olarak bütün adayı temsil etmesi Türkiye, İngiltere ve ABD için sonun başlangıcı olarak görülebilir. Bu sebeplerden ötürü Annan Belgeleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın bütünü adına AB’ye alınma kararının verileceği Aralık 2002’deki Kopenhag zirvesinden hemen önce ortaya çıkmıştır. [8]

Fransa’nın bölgede etkili olma çabaları sebebi ile de, İngiltere’nin ve ABD’nin Kıbrıs meselesinin geleceğinde rol oynamaları muhtemeldir. Böylelikle önümüzdeki günlerde bu iki ülkenin, ada üzerinde artan rekabet bağlamında KKTC’ne ziyaretlerde bulunmaları, üstü kapalı olarak KKTC’ni tanıyabileceklerini ima etmeleri veya KKTC Cumhurbaşkanı’nı ve/veya Başbakanı’nı resmi davetler ile kabul etmeleri beklenebilir.

Sonuç
Türkiye’nin Kıbrıs Adası üzerindeki varlığından ve haklarından vazgeçmesi düşünülemez. Bu varlığın devam edebilmesi için Türkiye, KKTC’ni tanıtmak, yaşatmak ve yüceltmek durumundadır. Bu sebepler dolayısı ile adadaki Türk varlığını yok sayan ülkeler ile olan ilişkilerin tekrar gözden geçirileceği vurgusunun yapılması gerekmektedir. Özellikle AB ile olan mevcut ilişkiler bağlamında adadaki Türk varlığının yok sayıldığı bir mecranın ortaya çıktığı söylenebilir. Türkiye, bu durum karşısında AB ile olan ilişkilerini değiştirerek, Birliğe tam üyelik hedefinin olmadığını, bunun yerine “imtiyazlı ortaklık” gibi özel bir statü içinde ilişkilerin devam edeceğini belirtip, bu ilişkinin sınırlarını da belirleyebilir. Bu sınırlar çerçevesinde KKTC’nin tanınması da konulabilir. Böylece Kıbrıs meselesi Türkiye’nin önünde bir şart olmaktan çıkacak ve Türkiye dış ilişkilerinde daha bağımsız hale gelebilecektir. AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı göz önüne alındığı zaman, Kıbrıs meselesinde geri adım atması beklenebilir.

Ayrıca Türkiye, KKTC ile birlikte yeni ve güçlü ikili ilişkiler kurup geliştirebilir. Bu gelişim ile birlikte bir “Doğu Akdeniz Birliği” kurarak, KKTC’nin de muhatap olarak kabul edilmesine araç oluşturabilir. Bu birliğe, Bakü-Ceyhan petrol boru hattı neticesinde Akdeniz ile daha yakın ilişki içine giren ve Ercan havaalanına doğrudan uçak seferleri düzenlemiş olan Azerbaycan da dahil edilebilir. Azerbaycan’ın bugün ve gelecek için artan jeopolitik önemi de göz önünde bulundurulduğu zaman, oluşacak birliğin daha da ciddiye alınmasını beraberinde getirecektir. Bu birliğin içine, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ve önemli bir Ortadoğu ülkesi olan Suriye’nin de dahil edilmesi düşünülebilir. Suriye’nin varlığı, hem bölge ülkesi olmasının beraberinde getireceği savunma ve güvenliğin sağlanması, hem de bu birliğin sadece bir Türk birliği yolunda olmasının diğer uluslararası aktörler üzerinde oluşabilecek endişe ve tepkinin aşağıya çekilmesine neden olacaktır.

Türkiye’nin, KKTC’nin tanınması yolunda kendi inisiyatifi, çıkarları ve gayeleri dahilinde bir “Kıbrıs Çalışma Grubu” oluşturarak çalışmalar yapması ve bu mesele üzerinde bir rapor yayınlaması da dış ilişkilerinde Türkiye’nin elini kuvvetlendirecek bir gelişme ve açılım olarak görülebilir. Bu çalışmalar neticesinde uluslararası aktörlerin niyetlerinin ve hamlelerinin önceden istihbar edilebilmesinin yanı sıra, bu aktörlerin Türkiye’nin raporu ile meşgul olmasına ve enerjilerinin bu yönde harcanarak Türkiye’nin zaman ve prestij kazanmasına neden olabilir.

Bilindiği üzere Kıbrıs’ta geçmişte yaşanan karanlık yıllarda Kıbrıslı Türkler’in maruz kaldığı baskılar neticesinde 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı ile adada güvenliği sağlayan Türk kuvvetleri ve varlığı bugün Türkiye’nin ada üzerinde hak sahibi olmasını sağlamaktadır. Fakat bu çıkarmadan sonra Kıbrıs Türklerinin sadece güvenlikleri sağlanmış ve adada yaşayan soydaşlarımız gerektiği gibi bilinçlendirilip, aydınlatılıp yönlendirilmemiştir. Bunun neticesinde bugün Türkiye’ye tepki duyan Kıbrıs Türklerinden bazı çevreler AB ve Avrupa vatandaşlığı önünde Türkiye’yi ve Türk askerini görmektedirler. Türkiye, Kıbrıs Türk Halkını aydınlatmalı ve bilinçlendirmelidir. KKTC, Kıbrıs Türk Halkının ve Türkiye’nin tam bir fikir birlikteliği halinde adadaki Türk varlığı kesinleşecektir. Böyle bir ortamda Kıbrıs Türk Halkı’nın “self-determinasyon” bağlamında KKTC’nin bağımsızlığının tanınması ve/veya Türkiye’ye katılması isteği ile ilgili bir referandum düzenlenebilir. Türkiye de, KKTC’yi kendi sınırlarına dahil edebileceğini örtülü biçimde dile getirmesi düşünülebilir. Bu referandum sonucunda Türkiye’nin dış ilişkilerinde elinde bulunduracağı önemli bir koz olacaktır. Böylece adadaki Türk varlık ve hakimiyetinin kuvvetlenmesi ve Türk Devleti’nin ve Milleti’nin gaye ve çıkarlarına hizmet edebileceği düşünülebilir.

—————
Polat KIZILDAĞ, Yardımcı Araştırmacı, POLSAR Balkanlar-Kıbrıs Masası.

[1] http://www.haberx.com/n/283617/kktcde-hukumet-protokolu-tamamlandi.htm
[2] http://www.haberx.com/n/271693/the-washington-times-fransa-guney.htm
[3] http://www.arcaajans.com/arca. vasp?yer= haber&sec _id= 7289
[4] http://www.kibrisgazetesi.com/index.php/cat/3/Pagename/Guney Kibris
[5] http://www.haberx.com/n/286085/rumlar-fransizca-konusan-ulkeler-orgutune.htm
[6] Polat Kızıldağ; Türk Dış Politikası Bağlamında Kıbrıs Meselesinin Güncel Anlamı Üzerine , www.jeopolsar.comcilt:3, sayı:7, Eylül/2006
[7] Bu çalışmanın esası gereği Türkiye’nin jeopolitiğinin ayrıntılarına yer verilmeyecektir. Bunun için şu kaynaklara bakılabilir: Osman Metin Öztürk, Dış Politikada Kriz Yönetimi , Ankara, 2004; Suat İlhan, Avrupa Birliği’ne Neden Hayır? (Jeopolitik Yaklaşım) , İstanbul, 2000; Ümit Özdağ, Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri Jeopolitik İnceleme, ASAM Ankara, 2003; SAREM, Sayı:3, Ankara, 2004; Gamze Güngörmüş Kona, Uluslararası Çatışma Alanları ve Türkiye’nin Güvenliği , İstanbul, 2005
[8] Bu çalışmada Annan Belgelerinin içeriğine değinilmeyecektir. Ayrıntılar için şu kaynaklara bakılabilir: Osman Metin Öztürk, Dış Politikada Kriz Yönetimi, Ankara, 2004; Osman Metin Öztürk, Kıbrıs: Annan Belgeleri (I.,II.,III.) Üzerine Değerlendirmeler, Ankara

Kaynak: jeopolsar.com/7.htm

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Chechen Wars

When Chechnya left the Soviet Union in 1991 to declare independence, its prospects were just …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret