Güncel Yazılar

Kontrol Edilebilir Bir Dünya İçin Yeni Avrasya Jeopolitiğine Bakış

I. Jeopolitik Kavramı
Kısa anlamıyla ‘’Dünya Politikası’’ olarak ifade edebileceğimiz jeopolitik, bu adla anılmasa da, milattan önce Eski Yunan’da Heredot ve Platon gibi tarihçilerin, devlet ile o devletin üzerinde yaşadığı arazi arasındaki bağlantıyı inceleme çalışmalarına kadar eski bir geçmişe sahiptir. Birinci dünya savaşı ile birlikte daha hızlı gelişme gösteren jeopolitik bilimi, kurumsallığını 1924’ten itibaren kazanmıştır. Fiziki coğrafyaya veya sahip olunan kuvvete göre çeşitli jeopolitik teoriler geliştirilmiştir. Dünya hakimiyeti amaç edinildiğinde, jeopolitik teorilerin ne kadar önemli olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Dünya hakimiyeti mücadeleleri genellikle jeopolitik teorilerden çok etkilenmiştir. Örneğin, Birinci ve ikinci dünya savaşları bu teorilerin çok etkisinde kalmıştır. Her iki dünya savaşı da, Paris-Berlin-Varşova-Moskova ana hattında devam etmiştir. Bu hat ise Kara Hakimiyet teorisinin yolunu izlemiştir.

Başlıca Jeopolitik teorileri; Kara Hakimiyeti teorisi, Deniz Hakimiyeti teorisi, Hava Hakimiyeti teorisi ve Kenar Kuşak teorisidir. 1918 yılında Mackinder tarafından geliştirilen Kara Hakimiyeti Teorisi Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının bütününü Dünya adası olarak isimlendirmiştir. Doğu’da Sibirya Batı’da Volga, Kuzey’de Buz Denizi ve Güney’de Himalayalar ile sınırlanan alanı ‘’Heartland’’ olarak kabul ederek; daha sonra da Avrupa Rusya’sını tamamen Heartland içerisine dahil etmiştir. Geliştirilen Kara Hakimiyet Teorisi, Heartland’a hakim olanın dünya’ya hakim olacağını savunur. Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisi ise Dünya adasına hakim olabilmek için, merkez bölgesini çevreleyen kuşağa hakim olmak gerektiğini belirtir. Bu dış kuşak, Avrupa, Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Çin, Kore ve Doğu Sibirya’dır. Amiral Mahan tarafından geliştirilen Deniz Hakimiyeti Teorisi, denizlere hakim olmanın dünya hakimiyeti için esas olduğunu ifade eder. Amerikan Hava Kuvvetleri Subaylarının geliştirdiği Hava Hakimiyeti Teorisi ise yukarıda anılan teorilerin gerçekleşmesinin ancak hava hakimiyeti ile mümkün olabileceğini savunmaktadır.

Jeopolitik özünde coğrafi esaslara dayanmaktadır. Bu nedenle jeopolitik teorileri oluştururken sürekli değişebilen unsurlara dayanmamak gerekir. Sahip olunan kara, hava veya deniz gücü ile ekonomik güç olmadan netice almak mümkün değildir. Oysa deniz, hava ve kara coğrafi olarak bir bütündür. Coğrafyanın bir bölümünü kullanmadan genel bir Arz Politikası oluşturmak eksik bir teoriyi ortaya koyar. Kara Hakimiyeti ve Kenar Kuşak teorisi bu bakımdan daha uzun süreli ve reel bir değerlendirme için bize rehberlik etmiştir.

II. Avrasyanın Yeni Jeopolitiği
Anılan bu teorilerin birincil amacı Avrasya’yı kontrol etme çabasına ve buradaki imkanlarla dünya’yı kontrol etme arzusuna giden stratejik yolu tespit etmektedir. Avrasya bir bütün olarak tek bir kuvvet altında var olabilme imkanını yakalayamamıştır. Soğuk Harp dönemi bitimi ile birlikte Sovyet tehdidi ortadan kalkarken, yeni sorunları da beraberinde getirmiştir.Seksenli yılların sonlarından itibaren, Doğu Avrupa’dan başlayarak merkezi Asya’yı içine alan sınırsal değişim süreçleri, klasik anlamda iki kutuplu yapı üzerine oturan Soğuk Harp dönemi jeopolitik kuramlarının da büyük ölçüde değişmesine neden olmuştur.

Coğrafi konum üzerinde bir değişiklik olmamıştır. Akarsular, dağlar veya denizler yerinde durmaktadır. Bu coğrafyaların üzerinde mevcut bulunan siyasi yapıda ise beklenen değişiklikler son derece yavaş seyretmektedir. Ancak, Avrasya’da bulunan dünyanın en büyük enerji kaynakları ve dünya nüfusunun büyük bir bölümü bir başka ifade ile jeoekonomik imkanlar; dünya hakimiyetine giden jeopolitik kuramların esasını hala değiştirmemiştir. Avrasya’ya hakim olabilmek veya kontrol gücünü elinde bulundurmak, dünya hakimiyeti için kaçınılmaz arayıştır. İki kutuplu dünya bu mücadelenin tek bir tarafın hakimiyeti ile hitamını engellemiştir. Fakat bugün için oluşan tek kutuplu veya çok kutuplu ortam, aynı mücadelenin devam edeceğini göstermektedir.

Gelecek elli yılın en büyük ilgi ve etki odağı durumunda bulunacak Avrasya coğrafyası, klasik teorilerin ana hedef açısından devam ettiğini göstermekle birlikte, jeopolitik konfigürasyonların ve kontrol arttırıcı stratejik yolun haritasında bazı değişiklikleri gerektirmiştir. Bu anlamda Atlantik ve Pasifik arasında kalan ve içerisine Kuzey Afrika bölgesini de dahil ederek değerlendireceğimiz coğrafyaya ilişkin, Avrasya özelinde yeni bir jeopolitik etüt gerekli görülmektedir.

Merkez adası olarak, Avrasya jeopolitiğinde meydana gelen değişimler ve bölgenin jeoekonomik ve ekonostratejik değeri üzerindeki şiddetli çekicilik, bölge üzerinde siyasi, askeri ve ekonomik etkiler açısından yeni ilişkileri ortaya çıkarmıştır. Sovyetler Birliği’nin etki alanlarına yönelik sınıflandırmalar açısından Kenar Kuşak üzerinde yer alan ülkelerin yeni dönemle birlikte yoğun ve sancılı bir siyasi atmosferi yaşadıkları görülmektedir.

Hür dünyaya açılan kapılar olarak kenar kuşak ülkelerinin eski ödevlerinin tamamlamalarına rağmen, bazılarının eskiye oranla daha fazla önem kazandıkları ve küresel güçlerin ilgi sahalarına girdikleri gözlenmektedir. Eski Sovyet topraklarındaki büyük ekonomik zenginliklerin dünya pazarlarına ulaşabilmesi ve bölge insanların batılı anlamda demokratik, ekonomik ve teknolojik gereksinimlerinin karşılanması için belirlenen güzergahlardaki ülkeler, genel jeopolitik konumlarına ek olarak yeni bir jeostratejik değer kazanmışlardır.

Avrasya jeopolitiği açısından, alan hakimiyeti ciddi anlamda zayıflamakta olan Rusya’nın merkezi Asya ve Kafkasya üzerindeki askeri stratejik harekat tarzı, aynı zamanda yukarıda ifade ettiğimiz geçiş güzergahları açısından da potansiyel bir tehdit arz etmektedir. Bölgeye yönelik olarak eski Sovyet tehdidinin yerini Rusya yeniden yüklenmiştir. Ancak bu alana yönelik olarak Rusya’nın dışında, gelişmekte olan devasa Çin ve kendini askeri anlamda toparlamaya çalışan İran önemli güçler olarak etkinlik mücadelesinde yerlerini almaya başlamışlardır. Üçüncü dünyacılıktan sıyrılmaya çalışan, ekonomik ve teknolojik gelişimini büyük oranda askeri güçlenme anlamında kullanan Hindistan ise, henüz safını belirleme arifesinde iken Avrasya denklemi içerisinde yer edinmeye başlamıştır.

Daha çok 25 inci ve 60 ncı Meridyenler ile 30 ncu ve 50 nci paraleller arasında kalan alana yönelik ilgi ile birlikte; Avrasya Merkez Adası’nı kontrol eden güney kuşak üzerindeki kapılar ve kuzeyde yer alan diğer çıkış noktaları dikkate alındığında; belirttiğimiz bu alanı baz almak suretiyle, Avrasya jeopolitik konumun iç içe geçen üç çemberden müteşekkil olduğunu görmekteyiz.

1. İç Çember
Bu alanı bir bakıma, milli sınırlar içerisinde kalan, korunum refleksi en üst seviyede olan bir kapalı alan olarak ifade etmek mümkündür. Yer altı ve yer üstü zenginlikler ile diğer imkan ve olanakları barındırdığından bu alan aynı zamanda Milli Ekonomik Alan’dır. İç çember dış müdahalelere karşı en çabuk tepki veren ve içe kapanan bir siyasi modeli her an harekete geçirebilecek alandır. Bu alan milli sınırlar ile çevrili olup, etnik özellikleri ön planda olan, çoğulcu demokratik yapıya geçiş aşamasında, idari strateji açısından iç politika etkili bir yapıya sahiptir. Milli stratejik anlayış ve kavramları, ekonomik açıdan global ekonomi ile bütünleşme isteğinde olmasına rağmen, iç çemberde daha çok ‘’Güvenilir Sınırlar’’ istemiyle kapalı askeri-siyasi kavram ve anlayışı benimsenmiştir. Çoğulcu demokratik bir süreci baz almak kaydı ile iç çemberde yer alan ülkelerin siyasi güçlerinin ve hükümetlerinin güçlendirilmesi istikrar açısından son derece önemlidir. Bu alanda yer alan ülkelerin karşı karşıya kalacakları en büyük tehditler, iç bünyelerine yönelik yapılması muhtemel etnik bazlı kışkırtmalardır.

2. Orta Çember 
Bu çemberi daha çok Avrasya Merkez Alanı olarak tanımlayabiliriz. Bu alan benzer milli politik ve askeri-ekonomik özellikleri taşıyan bir bölgesel alandır (Kafkasya, Hazar Havzası, Körfez Bölgesi gibi). Gerek coğrafi konumları, gerekse siyasi-ekonomik konfigürasyonları nedeniyle tek tek ülke bazında değil de, ikili ya da dar bölgeli ekonomik, siyasi ve askeri birliktelikler yoluyla dünya ile temas kuran veya küresel zincire katılabilen bir alan olarak iç çemberden farklılaşmaktadır. Orta Çember, fiziki sınırları bulunmayan ülkelerin iç çemberde yer alan ülkelerle etkin olarak ilişkilerini geliştirdikleri ve dolaylı ortaklıklar oluşturabildikleri bir alandır. Avrasya Merkez Alanı bölgeye fiziki komşuluğu bulunan Karasal Kuvvetlerin (Çin ve Rusya gibi) doğrudan ve dolaylı müdahalelerini önlemeye yönelik bölgesel sınırlar olarak bir savunma çemberidir. Özellikle Rusya dışında, bu bölgede oluşabilecek bağımsız güvenlik ve ekonomik gruplaşmalar jeopolitik açıdan bir çatışma kaynağı olacaktır. Ancak Merkez alan üzerinde yer alan Kuzey Kafkasya bölgesi doğrudan askeri müdahaleye maruz kaldığından, bölgesel sınırların güvenliği için önleyici girişimlerin yapılması kaçınılmazdır. ‘’Bölgesel Güvenlik Paktı’’ veya ‘’AGIT Etki Alanı’’ gibi çözüm önerileri bu açıdan bir arayıştır. Dünya’da eski iki kutuplu ortamın yaratığı bloklaşmayı yeniden yaşamak yada bir üçüncü Dünya Harbi beklentisi artık güncelliğini yitirmiştir. Ancak bölgesel anlamda, Güçler arasında, arka ve ön bahçelerde kriz yaratma ve istikrarsızlık meydana getirici mücadeleler hızla yoğunlaşmaktadır. Bölge barışına hizmet edecek yeni ve etkin bölgesel ortaklıkların oluşturulması Avrasya özelinde çok daha önemlidir. Oluşacak politik ve güvenlik boşluğun, bölgede etkinleşecek bir terörizm tehdidini ve dolaylı savaş ortamını teşvik edeceği hatırlanmalıdır.

3. Dış Çember 
Dış çember Doğu Akdeniz’den Pasifik’e kadar uzanan, iç ve orta çembere yönelik faaliyet ve mücadelelerin yürütüldüğü bir alan, diğer bir ifade ile ‘’Uluslararası Stratejik İlgi Alanı’’ dır. Doğal zenginliklerin kullanımı, sanayi ve enformasyon transferi, merkez alanına yönelik ticaretin gelişimi ve ilgili ulaştırma (nakliyat) sorunlarının çözümü, ekonomik globalizasyon süreci ile birlikte bu alanda gerçekleştirilecektir. Bu nedenle, bölgede etkili sonuç alabilmek ve sonuçta kazanç ortağı olabilmek için yeni gruplaşmalar ve dengeler söz konusu olmuştur.

Dış çember, üst ucunda Rusya’nın, alt ucunda İsrail’in bulunduğu bir Kuzey-Güney terazisi; doğu ucunda Çin’in ve batı ucunda Rusya ile AB’nin bulunduğu bir Doğu-Batı terazi ile sürekli olarak denge değişikliğine uğrayan bir jeopolitiğe sahiptir. Kuzey-Güney terazisinin dengeleyici unsuru olarak Türkiye; Doğu-Batı terazisinin dengeleyici unsuru olarak ise Türkiye ve İran öne çıkmaktadır. Her iki terazi, Doğu Akdeniz ve Orta Asya coğrafyasındaki gelişmelerden çok çabuk etkilenebilecek bir konumdadır.

Avrasya Merkez Alanı iki koridor arasında sıkışmıştır. Kuzey Orta Hat olarak ifade edebileceğimiz Çin-Kırgızistan-Kazakistan-Rusya üst koridoru, bir stratejik eksen olarak tek parçalılığını korumakta zorlanmaktadır. Pasifik ve Güney Alt Asya’ya deniz açılımı sağlayan Çin, aynı kolaylığı İç Asya açısından bulamamaktadır. Himalayalar, Hindukuş ve Tanrı Dağları ile Güney Batı Asya sınırı doğal olarak çevrilen Çin’in Hazar’a giden yolu, arazi yapısı sebebiyle Kırgızistan ve Kazakistan üzerinden geçmektedir. Bölgedeki petrole olan ihtiyacı nedeniyle (Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattı), Çin’in bölgeye olan ilgisi Rusya ile dolaylı çatışma noktasıdır. Güney Orta Hat olarak ifade edebileceğimiz Türkiye-İran-Pakistan-Hindistan alt koridoru ise homojen bir görüntü için yeni konumlarına uygun yapılanmalar içerisindedir.

Merkezi bir konum olarak Avrasya jeopolitiğinde meydana gelen değişimler ve bölgenin jeoekonomik formasyonundaki şiddetli çekiciliğin, güçlü devletlerin siyasi etki alanlarında yeni ilişkileri ortaya çıkardığını ifade etmiştik. Bu anlamda yeni gruplaşmaların olduğunu belirtirken, bir hususu da hatırlatmak gerekir. Katı bir kamplaşma yerini aynı anda birden fazla grup içerisinde yer almaya bırakmıştır. Dünya ölçeğinden Bölgesel niteliğe indirgenen ortaklıklar bu durumu daha da kolaylaştırmıştır. Genel anlamda küresel olarak yukarıda belirlenen Avrasya dış çemberine yönelik iki eksen oluşmuştur. Bunları Pasifik ve Kuzey-Batı ekseni olarak ifade etmek mümkündür.

Pasifik Ekseni
ABD, fiziki sınır olarak kendisini Pasifik üzerinden Avrasya’ya sınır olma noktasına getirmiştir. Pasifik ekseni Çin sınırlarından başlayıp, Pasifik uzantısı olan Hint Okyanusu’nun Kuzey Kıyılarına kadar devam eden bir alanda tam bir yay çizmiştir. ABD, Çin, Japonya, Hindistan ve Pakistan bu yayın üzerinde, Avrasya Merkez Alanı’nı bu eksen açısından Kuzey-Batı ve Güney-Batı yönünde etkilemektedir. Pasifik Ekseni, hem Avrasya Merkez Alanı hem de Alt Güney Asya açısından Çin-ABD, Çin-Japonya, ABD-Japonya, ABD-Hindistan, Çin-Hindistan, Japonya-Hindistan denklemlerini ortaklık ve rekabet çerçevesinde bu hat üzerinde taşımaktadır. Pasifik ekseni bir bakıma AB’nin bölgedeki ekonomik etkinliğini zorlayıcı bir unsurdur.

Kuzey-Batı Ekseni
Birincil seviyede Rusya’nın, ikincil seviyede Rusya ve AB’nin (daha özelde Almanya’nın) ekonomik ve siyasi etkiselliğini Hazar Havzası ve İç Asya’ya kadar taşıyan bir eksendir. Bu eksen Doğu Avrupa-Ukrayna-Kafkasya güzergahını izleyen bir mihverdir. Bu mihver aynı zamanda Kuzey Orta Hat koridoru yoluyla Çin’e kadar uzanmaktadır. İpek yolunun adeta Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanan şeklini andırmaktadır. Kuzey-Batı Ekseni hem Doğu Avrupa açısından hem de Hazar Havzası açısından Almanya-Rusya, AB-Rusya, Rusya-Çin denklemlerini ortaklık ve rekabet çerçevesinde bu hat üzerinde taşımaktadır. Bu eksen aynı zamanda nispi de olsa ABD’yi de aynı eksende konfigüre etmektedir.

Her iki eksenin denge ve germe noktası ise Doğu Akdeniz ve Yakın Doğudur. Yani diğer ifadeyle Türkiye, İsrail ve İran’ın hassas düzeyde etkin oldukları bir jeopolitik köprüdür. Kuzey Orta Hattın (Rusya –Çin-K.Kore) oluşturduğu tehdide karşılık ABD’nin merkez Avrasya açısından bölgesel bir güvenlik denklemi kurmaya çalıştığı gözlenmektedir. Bir bakıma Kuşatma Stratejisi olarak ifade edebileceğimiz bu denklem 4 unsur üzerinde bina edilmiştir. Türkiye, Hindistan, Endonezya ve Japonya bu unsurları oluşturmaktadırlar. Bu unsurlar aynı zamanda barındırdıkları kültürel güç ve ekonomik olanaklarla da dikkat çekicidirler. Bu denklem içerisinde İran’ı’ konumu, kendi geleceğine ilişkin politikaları ile birlikte değerlendirilecektir. Ancak, İran’ın Çin ve Rusya ile askeri ilişkileri bakımından ABD açısından bir tampon vazifesi görmesi daha muhtemel bir değerlendirmedir.

Yeni düzenleme bir süper güç olsa bile ABD’yi adeta bir Koordinatör özellikli Genel Vali konumuna koymaktadır. ABD’nin kendi iç politikasının geleceği göz önüne alındığında, kendisinin bu duruma zorunlu olacağı gözlenecektir. Bu nedenle yeni bölgesel liderliklere olan ihtiyaç artmaktadır. Avrasya’nın yeni jeopolitik konumu tek başına bir liderliği mümkün kılmamaktadır. Bu nedenle yukarıda anılan eksenler ve yeni gruplaşmalar çerçevesinde Avrasya’yı, dış çemberi göz önüne alarak ve Hazar’ı orijin kabul ederek 4 ana bölgeye ayırabiliriz.

A. Kuzey Avrasya
Kuzey Balkanlar, Karadeniz, Kuzey Kafkasya, Ukrayna ve Rusya’yı içerisine alan bu bölge Hazar Havzası ile Avrupa arasında kalan bir coğrafyadır. Kuzey Avrasya bölgesi Avrupa Birliği ile Rusya’nın etkisi altındadır. Rusya’nın bu bölge üzerinde yürüttüğü doğrudan müdahaleler ile istikrarsızlık yaratma operasyonları Hazar Havzası üzerindeki baskıları arttırmaktadır. Kuzey Kafkasya ve Karadeniz’in güvenliği bu alanın en önemli sorunlarıdır. Kuzey Avrasya’da liderlik yarışı Rusya’nın lehine gelişmekle birlikte, bu bölgenin barışı açısından ABD’nin Rusya’yı bu alanda dengelemesi gerekmektedir. NATO Doğu Avrupa İlişkileri açısından ABD’ nin bölgeye ilişkin etkinliği devam etmektedir.

B. Güney Avrasya
Doğu Akdeniz, Güney Kafkasya ve Yakın Doğu’yu içerisine alan bu bölge Akdeniz ile Hazar Havzası arasında kalan bir coğrafyadır. Türkiye, İsrail ve İran’ın etkisi altında kalan bu bölgede, ABD de zaman zaman doğrudan müdahil olmaktadır. Güney Avrasya’nın liderliği için Türkiye etkin rolünü devam ettirmektedir. Türkiye-İsrail-ABD stratejik ortaklığı bölge genelinde bir güç olarak etkilidir. İran’ın terörizmle ilgili konumunun yanı sıra, Irak’ın Kuzeyi, Güney Kafkasya ve Ermenistan, Orta Doğu Barış Süreci bölgede devam eden sorunlardır.

C. Kuzey Asya
Hazar Havzası’ndan Okyanus kıyılarına kadar uzanan ve Tanrı Dağlarının kuzeyinden geçen bir alanı kapsamaktadır. Çin ve Rusya’nın etkinlik mücadelesi yürüttükleri bu coğrafya doğuya gidecek enerji koridoru açsından son derece önemlidir. Çin güvenlik, ekonomik ve politik işbirliği ortamında bu alandaki etkinliğini arttırmaktadır. Karasal Kuvvetler olarak Rusya ve Çin arasında doğabilecek gerilimin bölge istikrarını etkilemesi riski günceldir.

D. Güney Asya
Körfez’ in doğusundan Alt Güney Asya’ya kadar olan geniş bir coğrafyadır. Afganistan’daki ekstremist dini-grupların yarattığı ve merkezi Avrasya’ya doğru etkiselliğini gösterdiği problemler nedeniyle bir yönüyle İran’ın da dahil olduğu bu alanda, Keşmir sorunu nedeniyle Pakistan-Hindistan, ekstremist dini grupların radikalist tutumları nedeniyle Endonezya belirgin sorun merkezleridir. Güney Asya’nın batısında İran Hindistan, doğusunda Çin-Japonya ve ABD etkin bir kuvvet merkezi konumundadırlar.

Jeopolitik teorilerin salt askeri harekata yönelik önemleri gittikçe azalmaktadır. Gelişen savaş teknolojisiyle birlikte, uzun menzilli füzeler, havada yakıt ikmali yoluyla daha uzun süre mesafe alabilen uçaklar, deniz silahlarındaki gelişmeler artık coğrafi engelleri (su,dağ v.s) rahatlıkla aşmaktadırlar. Ayrıca gelişen uzay teknoloji ile birlikte muharebenin seyri çok değişmektedir. Yeni bir kavram olarak Uzay jeopolitiği hayatımıza girmiştir. Ekonostratejik hedeflere giderken hangi jeopolitik güzergahların izleneceği ve kriz bölgelerine yönelik önleyici veya müdahale edici güvenlik tedbirlerinin alınması jeopolitik açıdan daha öncelik taşıyan konular olarak etkin olacaktır.

III. Avrasya Jeopolitiğinin Jeostratejik Değerlendirmesi
Avrasya’nın değişen jeopolitik konumu ile birlikte iki kutuplu dünya yapısına göre belirlenen güvenlik stratejik anlayışı ile bölgesel jeostratejik önemlilikleri değişmiştir. Avrasya stratejik güvenlik ekolojisi, 1950-1987 arasındaki soğuk harp döneminin sona ermesi ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Daha önceleri bölgesel güvenlik ekolojisine göre yapılan siyasi askeri operasyonlar, 1991’den itibaren global güvenlik ekolojisine tabi olarak, gerek Avro Atlantik stratejisi açısından gerekse Pasifik stratejisi açısından ilgi ve etki alanı olarak değişime uğramaktadır.

Avrasya merkez adasındaki milli sınırlar içerinde yer alan sorunları bir yana bırakırsak, bölgesel krizler ve stratejik riskleri açısından 5 bölge jeostratejik olarak büyük önem ifade etmektedir. Ulusal seviyedeki milli stratejik anlayış ve kavramlardaki değişimin dışındaki özellikle Amerika Birleşik Devletlerinin genel dünya politikasında son on yıldan itibaren görülen değişikliklerin de bu jeostratejik değerlendirmede etkisi önemlidir:

I. Afro-Avrasya Eklemleri
Atlantik’in bir devamı olarak Akdeniz ve alandaki geçiş güzergahları, Avrasya’nın batı çıkışı açısından son derece önemlidir. Karadeniz’den ve Anadolu’nun doğusundan başlayan bir koridor, merkezi Avrasya’yı Akdeniz’e ve Orta Doğu’ya, yine Güney Kafkasya’dan Basra Körfezi’ne kadar taşır. Afro-Avrasya Eklemleri Avrupa ve ABD’ye en çabuk ulaşabilen yolların güzergahı durumundadır. Afro-Avrasya Eklemlerini dört başlık altında toparlamak mümkündür:

a. Kuzey Afrika ve Cebeli Tarık Boğazı
Akdeniz’in Batı’ ya açılan kapısı olarak önemli bir noktada bulunan Cebeli Tarık Boğazı’nın yakın gelecekteki kontrolü bölgesel çatışmaların etkisindedir. Afrika eklemi olan kuzey Afrika ve Cebeli Tarık Boğazı önemli bir kriz alanıdır. Batı Akdeniz ve Cebelitarık Boğazı’nın kontrolünde Güney Avrupa ile ABD arasında bir sessiz ihtilaf mevcuttur. Batı Akdeniz’in kontrolünde Libya’nın takındığı tavır yerini yeni bir sessizliğe bırakmaktadır. Cezayir’in yaşanan anti-ekstremist mücadelesinde yeni bir aşamaya gelmesi Güney Avrupa’nın bölgedeki denklemden çıkartılmaya başladığını göstermektedir. Fas, yeni Kral’ ı ile birlikte Demokratik Monarşi dönemine geçerken diğer bölge ülkelerinde de yeni gelişmeler söz konusu olmaktadır. Kuzey Afrika’da batıdan başlayarak doğuya doğru ekonomik bir gelişim ve paralelinde siyasal transformasyon süreci beklenmelidir. Güvenli bir batı Akdeniz için daha istikrarlı ve uluslararası işbirliğine açık bir Kuzey Afrika anlayışı bölgede hakim olacaktır. Bölgeye yönelik dışarıdan dolaylı siyasi müdahaleler beklenmelidir. Yirminci paralelin güneyinde kalan alanlarda yaşanan açlık, sefalet, ekonomik – siyasi krizler ve bunlara bağlı çatışmalar, Kuzey Afrika’yı ciddi olarak politik etki altına alacaktır. İslami hareketler açısından bölgede yaşanan sorunlar, ülkelerinin siyasal zeminine süratle taşınabilecektir.

b. Kızıldeniz Bölgesi
Afro-Avrasya ekleminin alt ucu olan Kızıldeniz’in, üst noktası konumunda bulunan Süveyş bölgesi için problemler uzun bir süre önce giderilmişti. İsrail ve Mısır arasında varılan dolaylı mutabakat bölgesel krizin yeni bir çatışmaya yol açmasını yakın bir gelecekte önlemiştir. Orta Afrika’dan Kuzey’e doğru yayılma trendinde bulunan radikalist dini faaliyetlerin Mısır’da yeni sorunlara sebebiyet verme ihtimali bulunmaktadır. Kızıldeniz’in kontrolüne yönelik bir adım olarak, 1993’de yapılan Somali operasyonu ve aynı dönemde cereyan eden iki yemen arasındaki savaşın sonrasında oluşturulan ABD – İsrail ve Mısır Ortak güvenlik girişimi etkisini devam ettirmektedir. Suudi Arabistan’da muhalif grupların gelecekteki durumları ve yönetimin izleyeceği strateji yakın zamanda bölgedeki yapının bozulmayacağını göstermektedir.

c. Körfez Bölgesi
Hem Hazar Havzasının alternatif geçiş yolu olarak hem de Basra Körfezindeki petrol nedeniyle en önemli eklemdir. Avrasya ekleminin Hint Okyanusu ve Pasifik’e açılan bir kapısı olarak bu eklem bölgesi önemi yanında sorunlarıyla da güncelliğini korumaktadır. Irak müdahalesi neticesinde 36 ncı paralelin kuzeyinde oluşan siyasi boşluk aynı zamanda bir güvenlik boşluğu olarak öncelikli sorundur. Bölgenin kontrolü amacıyla yürütülen Körfez Harekatı ve akabindeki uygulamalar askeri-ekonomik tedbirler olmaktan öteye kaymaktadır. Irak kuzeyinde yer alan bölgede yeni yapılanmalar arayışı sürdükçe çatışma ihtimalleri de artacaktır. Sınır aşan terörizmin bölgede yol açtığı problemlerin çözümünde örnek bir kararlılık sergileyen Türkiye, İsrail ile başladığı askeri-siyasi işbirliği sonucunda bölgede yeni bir denge unsuru oluşturmuştur. İran, iç politik yapısında koyu siyahtan açık siyaha belki birazda gri renge doğru gelişme ve değişme isteğinde olduğunu göstermiştir. Irak içerisinde Şii unsurlar ile kuzeyde bazı Kürt gruplar üzerinde etkinlik mücadelesi içinde olan İran, iç politikasında yaşadığı gerilimleri dış siyasetine de yakın bir zamanda yansıtacaktır. Özellikle Almanya ve İngiltere ekseninde, Körfez bölgesinde global sürece katılmakta olan bir İran’I görmekteyiz.

d. Doğu Akdeniz
Orta Doğu yeni jeopolitik konumu ile sınır değişiklikleri dahil olmak üzere bir çok yeni siyasi gelişmeyi beraberinde getirmektedir. Halen Orta Doğu’nun merkezi Avrasya açısından güvenli bir çıkış noktası haline getirilebilmesi için çabalar sürdürülmektedir. Bu anlamda Türkiye ve İsrail arasında yürütülen ‘’Doğu Akdeniz Güvenlik Girişimi’’, Suriye ve Lübnan’ın terörist gruplar üzerindeki desteğinin kırılması ve askeri etkinliklerinin nötralize edilmesi çalışmaları, yeni stratejik anlayış ve kavram açısından bölgeye yönelik, harici kriz kırma operasyonlarının bir sonucudur. Güney Doğu Avrupa güvenliğinin de en önemli unsuru olan Doğu Akdeniz, güvenilir hale gelebilme serüvenini Ege Barışı ile başlatmıştır. Bu noktada doğu Akdeniz güvenliğinin merkez bir üssü olan Kıbrıs’ın ise iki taraflı ve iki halklı bir Konfederasyon yönetimine kavuşturulması NATO’nun güney kanadının geleceği açısından da gereklidir. Doğu Akdeniz, ABD – İsrail ve Türkiye ortak güvenlik girişiminin kontrolünde bulunmaktadır. Türkiye ve İsrail Doğu Akdeniz Güvenlik Girişimi’nin temel güçleri olarak işlev göreceklerdir.

II. Balkanlar ve Karadeniz
Rusya’nın Stratejik Güvenlik Konseptinin temel tehdit alanı olarak, Balkanlar ve Karadeniz sorun teşkil edebilecek alanlardır. Karadeniz ortak bir güvenlik faydasına girmeden tek taraflı bir Rusya hakimiyeti çatışma yaratacaktır. Karadeniz güvenlik açısından, Ukrayna ise Almanya başta olmak üzere AB açısından, siyasi ve askeri seviyede kriz alanı konumundadır. Kuzey Balkanlar ve Doğu Avrupa’da Rusya ile Almanya arasında yoğunlaşan dolaylı mücadele Yugoslavya’nın parçalanmasıyla beraber AB’nin güvenlik riski olarak algılanmaya başlamıştır. Türkiye’nin ilgi sahası olan Balkanlarda ve Batı Karadeniz’de AB ile paralel Rusya’ya karşı bir politika izlenmektedir. Karadeniz ile yetinmeyen Rusya’nın, siyasi olarak Akdeniz’e ulaşma istemi güncelliğini korumaktadır. Putin’le beraber etkin yayılma arzusu daha etkin olarak Rusya’nın siyasi ve askeri politikası içerisinde yer alacaktır. Balkanlar’da Makedonya ve Arnavutluk önleyici Dolaylı Tutum merkezi olarak Türkiye’nin Avro-Atlantik eksenindeki ilgisini taşımaya devam edecektir. Karadeniz’de Türkiye’nin öncülüğünde yürütülen Karadeniz Güvenlik İşbirliği çalışmaları bölgede çatışma önleyici ve barış getiren bir sonucu teşvik etmektedir.

III. Kafkasya
Rusya istikrarsızlık yaratma ve doğrudan Askeri Müdahele Stratejisini Kuzey Kafkaslar’da yoğunlaştırmıştır. Rusya’nın askeri ve ekonomik açıdan Güney Kafkaslar’a yönelik tehdidi ciddi şekilde yeni ve uzun soluklu bir kriz alanı yaratmıştır. Bu kriz alanına birinci derece etkileyecek kuvvet, Ukrayna – Kuzey Kafkaslar – Hazar ötesi ticari koridoru bina etmekte olan Almanya ve AGİT’tir. İkinci kuvvet, Güney Kafkaslar üzerinde sınır güvenliği ve kapalı alan stratejisi uygulayan Türkiye’dir. Üçüncü kuvvet ise, siyasal ve ekonomik açıdan Orta Asya güney kuşağında etkinlik mücadelesi veren İran’dır. ABD ve İsrail ise, iç çembere yönelik politik stratejiler uygulamanın yanı sıra, Körfez güvenliğinin dolaylı bir tutumu olarak bölgede ekonostratejik bir müdahil konumundadırlar. Ermenistan’ın tam bağımsız bir konum elde etmesi ve Güney Kafkasya’da barışı tesis edecek işbirliklerinin oluşumu aciliyet gerektirmektedir. Kafkasya’nın Yugoslavyalaşma sürecine girmesi hızla önlenmelidir. Doğu Karadeniz – Hazar ekseni, jeopolitik olarak orta daireden iç daireye geçiş önemi açısından anahtar konumundadır. Bu eksenin alt ucu olan İran ve Ermenistan’ın Rusya ile izleyeceği siyasi ve askeri yakınlaşma politikası bölgenin jeostratejik güvenlik ve savunma alanını doğrudan etkileyecektir.

IV. Güney-Batı Asya ve Hindistan
Pasifik ekseninin batı ucu olarak Hint Okyanusu ve çevrelediği kara alanı, Rusya – İran – Çin – Hindistan karasal kuvvetlerinin yoğun etkisi altında bulunmaktadır. Orta Asya’nın okyanusa açılan noktası olarak bölge aynı zamanda kıyıdan iç kısımlara giriş için de son derece önemlidir. Bölgede temas noktası konumunda bulunan Pakistan, Afganistan ve Bangladeş ile daha içeride fiziki manevra alanı konumunda olan Tacikistan ve Özbekistan, Avrasya Merkez Adasının dinsel özelliklerinin kriz yaratma ve harici krizlere tepki verme pozisyonuna sahip ülkeler olarak dikkat çekmektedir. Afganistan-İran-Tacikistan hattından Hazar Havzasına yönelen radikalist dini grupların bölge güvenliğini ve siyasi dengelerini sarstığı gözlenmektedir.

Afganistan’ın kuzeyi, Özbekistan ve Tacikistan etnisite ve dinsel özellik olarak Türkiye’nin çevre temas sahası içerisinde ve Pasifik ekseninde, ilgi ve etki açısından stratejik bir değer taşımaktadır. Çin ve Hindistan’ın ortak askeri ve siyasi yakınlaşması bölgedeki dengeyi ABD aleyhine bozarken İran lehine güçlendirmektedir. Ancak Afganistan ve Kuzey Hindistan’daki problem alanları stratejik manevralar açısından ABD’ye önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Karasal kuvvetlerin üstünlüğüne rağmen bölgede temel etkileyici ve kontrol edici kabiliyet deniz kuvveti olduğundan, ABD’nin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bu bölgede stratejik ilgiden taktik safhaya geçiş yapacağı beklenmelidir. Bölgede tırmanışa geçen radikalist İslami grupların yarattığı güvenlik tehdidi karşısında; Çin ve Rusya’nın yüklenmeye çalıştığı önleyici faaliyetler, bölgenin güvenlik geleceği açısından asıl tehlikenin başlayacağı nokta olacaktır. Gruplar üzerinde etkinliği olan İran ve Pakistan ile Suudi Arabistan’ın tutumlarını bu açıdan değerlendirmeleri daha yaralı olacaktır.

V. Güney Doğu Asya ve Pasifik
Çin, ABD ve Japonya’nın doğu – batı ticaret koridoru ve Malakka Boğazı’nın kontrolü ile Uzak Doğu – Merkezi Avrasya arasındaki ekonomik ilişkinin dolaylı hakimiyetine yönelik siyasi ve ekonomik mücadele, Endonezya’da yeni bir şekil almıştır. Güney Avrasya’ya yönelik ileri stratejik hedeflerin bir sonucu olarak NATO’ya özgü krize müdahale ve kriz yönetimi stratejisi; ABD tarafından tek başına olarak Güney Doğu Asya’da uygulanmaktadır. Bu usul, aynı zamanda Pasifik’teki ABD Askeri koruyuculuğunu tekid ederken, bir yandan da Çin’in bu alandaki muhtemel askeri gelişim ve isteklerine karşı caydırıcı mesaj niteliği taşımaktadır. Fakat Avrasya jeopolitiği açısından, Endonezya ve Adalar kriz stratejisinin asıl önemi dinsel özellik taşıyan çatışma süreçlerinin daha iç bölgelerde nasıl bir şekil alacağıdır. Bölgenin ticari ve ekonomik anlamda taşıdığı özellikler nedeniyle Japonya ve Avrupa Birliği etkin faaliyetlerini sürdürmektedirler. Avrupa ve Amerika ekonomisi açısından bu bölgede cereyan eden siyasi ekonomik krizler ve değişiklikler büyük önem taşımaktadır.

Kaynak: Http://www.turksae.com /face/index.php?text_id=102 TURKSAE

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

Nationalism in Russia After Crimean Crisis

Becoming an arena of serious struggle for influence between great powers, Ukraine has been main …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir