Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Kudüs Notları I (Arayış)

Tarih 2 Ekim 1187. Kudüs Hıristiyanların elindeyken gülmeyi kendine yasaklayan, bu kutsal şehir için uykuları kaçan ve yüreği sızlayan büyük komutan Selahaddin Eyyubi, bu tarihte Kudüs’ü fethediyor. Aradan geçen 821 yıl sonra yine aynı tarihte Kudüs’e girmek ve bu cennet şehrini görmek şerefi, bu nacize nasip oldu. Bu yazı(ları)mda geçirdiğim dört gün boyunca gözlerime, gönlüme ve zihnime ilişen noktaları/notları sizinle paylaşmak istiyorum. Umarım faydalı bir aktarım olur.

Uluslararası İlişkiler lisansına sahip biri olarak öncelikle dikkat çekmeliyim ki, Ortadoğu okumalarımızda genel itibariyle; şiddet, vahşet, savaşlar, çözümsüzlükler ve halen devam eden sıcak çatışmalar belirleyici unsur olmuştur. Ortadoğu geneline bakıldığında Arap-İsrail karşıtlığı ve çatışması hususi nitelik taşır. İki dünya savaşı arasında bölgeye yapılan ve Siyonist amaç taşıyan Yahudi göçü bölgedeki istikrarsızlığın temel kaynağıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı hakimiyetinden çıkan bölge, bugün bile huzur ve asayişten yoksundur. 1516 Aralık sonunda Yavuz Sultan Selim’in Yıldırım Savaşları ile Filistin’in Osmanlı topraklarına katıldığı biliniyor. 400 yıl boyunca sakin ve dengeli bir hayat sürülmüştür. Savaştan sonra Ortadoğu sathında Fransız ve İngiltere manda idareleri kurulmuş; Suriye ve Lübnan Fransız yönetimine, Filistin, Irak ve Ürdün İngiliz yönetimine girmiştir.

Yazımız Kudüs ekseninde şekillendiği için Ortadoğu’daki siyasi tarihe Filistin ve İsrail üzerinden bakmanın konunun bütünlüğü açısından önemli olduğunu düşünüyorum. İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde İngiltere bölgeden çekilirken yerini Amerika’ya devretmiştir. İngilizler üzerine düşen görevi en iyi şekilde yaparak bir nevi bayrak teslimini gerçekleştirmişlerdir. 1917 yılı İsrail’in oluşumuna/kuruluşuna giden yolda bir dönüm noktasıdır. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Balfour savaşın devam ettiği bu yılda yayınladığı bir deklarasyonla Filistin’de Yahudilere bir yurt temini için İngiltere’nin açık desteğini tüm dünyaya duyurmuştur. Balfour Deklarasyonu ile Yahudi ikametgahı olarak Filistin toprakları adres olarak gösterilmiştir. Tabiî ki Filistin’in seçilmesinde Yahudilerin dini inançlarıyla yoğurdukları talepleri etkiliydi. Bu kutsal yerler ilk defa istenmiyordu. II. Abdulhamid de hatırlanacağı üzere aynı topraklara yönelik benzer bir taleple karşılaşan Osmanlı Padişahıydı.

İngiltere’nin bölgeden çekilmesi sonrasında 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması, bölgedeki dengeleri ve beklentileri altüst ederken, sırasıyla 1949, 1956, 1967, 1973 savaşlarının yaşanmasında etkin amil olmuştur. Kısaca 20. yüzyıl, Arap-İsrail tarafları arasında gerilimin yaşandığı ve savaşlarla bu anlaşmazlığın beslendiği tarihi asırdır. Üç semavi dinin kesiştiği barış şehri, adeta kuruluşundan günümüze savaş ve gerilimin merkezidir.

Tüm bu savaşlar yaşanırken Birleşmiş Milletler, sorunun çözülmesinden ziyade İsrail’i meşrulaştırmış ve yavaş yavaş Filistin’in yok olmasına göz yummuştur. Bugüne dair de kısaca not düşelim ve bu siyasi tarih girizgahını bitirelim. Çözümsüzlük hali her iki taraf için de kabul görmüş bir durum. Barış her daim ötelenen ve çözüm şiddete dayalı aranan bir olgudur bu topraklarda. İsrail’in ‘güvenlik duvarı’ diye inşa ettiği ve Batı Şeria’daki Filistinlileri izole eden, kilometrelerce uzayan ve şehrin tarihi, mimari dokusunu bıçak gibi kesen beton yığını, bir anlamda Çin’in Hun(Türk)lardan korkarak ördüğü savunma duvarlarından farksız. Bazılarınca ‘utanç duvarı’ olarak nitelenen bu güvenlik hattı, bana göre tamamen korku temeli üzerine inşa edilmiş bir ‘korku duvarı’dır. Sonuç; korkunun ecele faydası yoktur.

***

Yukarda da belirttiğim gibi uluslararası ilişkiler üzerine formasyon sahibi biri olarak, rasyonel çıkarımlar yapmam tarafımdan bekleniyor olabilir, ama söz konusu notlar Filistin-İsrail bölgesine ait olunca duygusal yaklaşımlar göstermem yadırganmasın. Yazdıklarım yerinde görüldükçe haklılığım anlaşılacaktır.

Korku İsrail’in her karesine sinmiş durumda. İsrail’in resmiyetteki başkenti Tel Aviv’de bulunan Ben Gurion* hava limanına indikten sonra yapılan pasaport kontrolü ile başlıyor bu korku hissiyatı. Özellikle gençler üzerinden yürütülüyor bu tedirginlik. Gençler potansiyel bir tehdit unsuru. Şüphe duyulanlar daha ciddi tetkik ediliyor ve sorgulama yapılabiliyor. “Neden geldin İsrail’e?”, “Bir bağlantın var mı burada?”,… Hele de pasaportunuzda İran, Suudi Arabistan gibi İsrail’in mimlediği ülkelerin vizesi varsa bu sorgulama daha da çetrefilleşebilir. Hatta İsrail’e bırakılmama gibi bir sıkıntıyla da karşılaşmanız mümkün. Bu yazılanlardan bu kadar sıkı denetimin gereksizliği okunmasın. Korkularla örülen bölge yaşamında rutinleşen bir güvenlik durumu. Biraz abartılı görünse de elzem.

Hava limanında dikkatimi çeken önemli bir husus da şu oldu: Pasaport görevlileri tarafından, nereyi görmeye geldiğimiz sorulduğunda, Kudüs cevabını anlamazdan gelerek “Kudüs ne?” şeklinde tavır sergilenmesiydi. Aslında Kudüs’ü çok iyi biliyorlar, ama duymak istedikleri ‘Jarusselam’dı. İsrail’in bizim Kudüs diye isimlendirdiğimiz mukaddes şehre, kendilerinin verdikleri isimdi Jarusselam. Diğer bir yazılışla Yeruşalayim. Sulh ve selamet yeri anlamındadır. Gelin görün ki, Ortaylı’ya göre de şehrin üçbin yıllık tarihinde ne sulh vardır ne de selamet.

Sorunsuz geçen takriben iki saatlik bir uçak yolculuğundan sonra, sabahın erken saatlerinde indiğimiz Tel Aviv’den, iki ya da üç saatlik hava limanında bekleyişin ardından, havaalanını terk ederek Kudüs’e doğru ilerliyoruz. Kudüs, hiç kuşkusuz çok ziyaret edilen bir şehirdir. Henüz Türkiye’de yeni yeni başlasa da bu ziyaretler yeterli düzeyde değildir. Bunu, Filistinlilerin bizi görüp Türk olduğumuzu anlamalarıyla gösterdikleri mutluluk ve hayretten okumak mümkün. Sayısız seyahatnameye konu olmuş şehir hakkında, Ortaylı’nın saptamasıyla sadece 19. asırda beş bine yakın seyahatname ve kitap sayılmaktadır. Osmanlı Devleti’nde payitaht İstanbul’dan bile daha çok ziyaret edilen ve tasvir olunan bir şehirdir Kudüs. Ayrıca Osmanlının ilgisini ve duyarlılığını şehrin her köşesinde görebilirsiniz.


David Ben Gurion, 1886-1973 yılları arasında yaşamış, Siyonizm akımının/ideolojisinin kurucusu olarak bilinen Polonya asıllı bir Yahudidir. Aynı zamanda İsrail Devleti’nin ilk başbakanıdır. İsrail onun adını havalimanlarına vererek yaşatmaya çalışıyor. Çok düzenli, güzel ve büyük bir havaalanı olduğunu burada not etmeliyim.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

19 Ekim 2008

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret