istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Kudüs Notları 3 | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Kudüs Notları III (Sükut ve Aydınlanma)

Nihayet Harem içerisindeyiz. Güneş adeta yere inmiş ve Kubbet-üs Sahra üzerinden tüm göz alıcılıyla şavkıyor. Çini mavisinin altın sarısıyla ahenkli ve göz kamaştıran uyumu, kanaatimce başka bir mimaride hiç bu kadar güzel durmamıştır. Büyüye tutulmuş gibi gözlerinizi alamıyorsunuz. Günün her vaktinde farklı bir güzellik sunuyor, seyrine dalmış müptelalarına. Kesinlikle gelinip görünmeli, zira kelimeler anlatmaya kifayet etmiyor. Çektiğiniz onca sıkıntı ve zahmete, insanı cezbeden bu manzarayı görmek inanın değer.

Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın Harem içindeki yerleşimini tarif etmek için, İstanbul’daki Sultan Ahmed Camii ile Ayasofya Camii’nin birbirine nazar eden pozisyonunu misallersek yerinde olur ve iki mimari yapının konumu daha iyi anlaşılır.

Birbirinden güç alan bu iki ezeli aşık, sanki el ele tutuşmuş dünyaya ışık tutuyorlar. Altın kubbesiyle ışıl ışıl parlayan Kubbet-üs Sahra, bana Cemil Meriç’in “ışık doğudan gelir” mecazi sözünün müşahhaslaşmış görünümünü anımsatıyor. Doğudan bir aydınlık gelecekse kaynağı burası olsa gerek diye düşünüyorum.

Beşeriyetin başladığı bu topraklar aynı zamanda bittiği yer olacak. İslam inancına göre de tekrar dirilme ve hesap verme yine bu kutsal topraklarda zuhur edecek. Kıyamet Vadi’si üzerine kurulacak sırat. Bu sebepledir ki, vadinin her iki tarafı mezarlarla dolu. Harem yamaçları Müslüman, Zeytindağı’nın yamaçları da Yahudi mezarlarıyla dolmuş vaziyette. Görüldüğü gibi kıyamet sonrası dirilişin bu coğrafyada olacağına inanan sadece Müslümanlar değil.

Kudüs, üç semavi dinin sahne aldığı mistik bir tiyatrodur. Bu durumu Atay çok veciz sözlerle ifadelendirmiştir:“Medine, dini masallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur.”[1] Lakin bu tiyatroda her zaman teolojik hoşgörü sahnelenmez. Bazen şiddet ve gerilim o kadar had safhada olur ki, kan dökülür. “Her millet kendi yerini süpürür, yıkar ve taşı üstüne yalnız o milletin ayağı basar. Birinin süpürges ötekisinin taşına dokundu mu cinayet olur.”[2] Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz haftalarda daha yeni, Kıyamet Kilisesi’nde Ermeni ve Rum Katolik din adamları ve cemaatleri birbirlerine girdi. Bu sık yaşanan bir gerginlik durumu. Paylaşılamayan kutsallar kavga ve kaosa sebebiyet verebiliyor.

Kudüs’ün İsrail için önemi çok büyük. İsrail’in buradan, özellikle de camilerin bulunduğu tapınak tepesinden vazgeçmesini beklemek kesinlikle safdillik olur. En kutsalın kutsalı olarak niteledikleri Süleyman Mabedi’nin bulunduğu Harem-i Şerif, kontrol dışı bırakılamayacak kadar stratejik bir bölge. İsrail’in varlık sebebi dersek de abartmış olmayız. Bu önem anlaşılırsa İsrail’in Filistin’e karşı uyguladığı şiddetin nedenleri kavranabilir.

Tel-Aviv bilindiği gibi İsrail’in başkenti. Dolayısıyla devlet erkinin ve hiyerarşisinin yapılanması gereken şehir Tel-Aviv olması gerekirken, bugün Başbakanlık ve Bakanlıklar, aynı zamanda devletin Merkez Bankası Kudüs’tedir. İsrail resmiyette Kudüs’ü başkent olarak gösteremese de uygulamada Kudüs başkentmiş gibi hareket ediyor. Hatta Amerika’da bu amacını desteklemek istermişçesine elçiliğini Kudüs’te açmıştır. Birleşmiş Milletler kararına göre Kudüs özerk bir bölge olduğu için her iki milletin de başkenti olamıyor. Ama İsrail ısrarla Kudüs başkentiymiş gibi davranabiliyor ve Kudüs’ü Filistin’e bırakmaya da hiç niyeti yok görünüyor. Buna rağmen iki kesimin de Kudüs’e tam olarak hakim olduğundan söz etmek zor.

Bugün İsrail’e baktığınızda uluslararası düzlemde sınırlar yok, yerleşimler var. İsrail halkı kendi lüks gettolarını kurmuş ve kurmaya devam ediyor. Her şey karmakarışık ve müphem. Sınırlarını belirleyemeyen bir ulus er ya da geç akla, iz’ana ve vicdana aykırı önlemler uygulamaya başlayacağı sürpriz olmasa gerek. Mevcut belirsizlik hali korku unsurunu da besliyor. İsrail bugün kendini korkuyla çevreleyerek hezeyanını büyütmekte. Aslında bir taraftan bakınca bu korku İsrail’i ayakta tutan güçlü bir harç vazifesi görmekte. Küçük olmasına karşın İsrail toplumu bünyesinde büyük gerilimler barındırıyor. Şayet İsrail toplumunu birleştiren Filistin korkusu olmasaydı, çoktan dağılırdı.

İsrail’de İsrail vatandaşı olarak yaşamak gerçekten zor. On dokuz yaşına giren her İsrailli, kadın-erkek, askerlik yapmakla mükellef. Tam iki sene. Bitmedi, ayrıca askerlik bittikten sonra belli bir yaşa kadar senenin bir ayı yine askerlik yapmaları gerekiyor. Fakat dindar Yahudiler askerlik vazifesinden müstesna tutulmuş. Bu kesim çocuk başına devletten yardım da alıyor. Bu ayrıcalıklı durum İsrail toplumu arasında haliyle huzursuzluk yaratıyor. Çünkü İsrail’in korku kapanı sokaklarında askerlik yapmak son derce stresli ve tehlikeli. Daha çocuk denecek yaşta gençlerin ellerinde ağır silahlarla her an tetikte devriye gezmeleri, onları nasıl bir psikolojik cendereye sokuyor tahmin etmek zor değil.

Son zamanlarda yirmi binin üzerinde Yahudi’nin İsrail vatandaşlığından çıkarak İsrail’i terk ettiği söyleniyor. Bıçak sırtında bir yaşam, ne kadar dava yüklü de olsa bazen insanın takat sınırlarını zorlayabiliyor. Bu her iki halk için de geçerli. Nefret ve düşmanlık içinde iki halkın gerilim hattında güvenle ve huzurla yaşaması muhaldir. İsrailli bir avukat olan Lea Tsemel’in sözleri şayan-ı dikkattir: “Filistin halkı nefret nedir bilmezdi, bunu onlara biz öğrettik. Çok iyi öğretmenleriz doğrusu!”

Filistinliler gibi tüm dünya, İsrail halkının derin travmasını ve hâlâ kurtulamadığı Holokost korkusunu anlamakta zorluk çekiyor. Deedat’ın dediği gibi “Yahudi amcaoğullarımız kendilerini onaylamayan herkese utanç verici ‘anti semitik/Sâmi düşmanı’ ünvanını bağışlamakta çok cömertler.”[3] İsrail, çocukluk döneminde travma geçirmiş hasta misali şizofren sapkınlıklar sergiliyor, nevrotik saldırganlıklar gösteriyor. Geçmiş korkularından kurtulamayan İsrail, obsesif davranışlarla tarihi kavgayı bir yandan derinleştiriyor diğer yandan çözümsüzleştiriyor.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

01 Aralık 2008


[1] Falih Rıfkı ATAY, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2004, s.66.
[2] a.g.e., s.67.
[3] Ahmet Deedat, Araplar ve İsrail, Çev.Süleyman Gündüz, İnkılab Yayınevi, İstanbul, 1991, s.18.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan