istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Kudüs Notları 4 | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Kudüs Notları IV (Vicdan ve Muhasebe)

Kudüs yazı dizimizin bu son bölümünde, Ortadoğu’nun merkezinde devam eden İsrail-Filistin mücadelesine dair sonuç ve çıkarımlar üzerinde durmayı uygun görüyorum. Öyle görülüyor ki, bu coğrafyanın kan dökülen ve dökülmeye de devam edecek olan çözümsüzlük noktası şüphesiz İsrail-Filistin topraklarıdır.

Yahudilerin Filistin’de yurt edinmelerine kapı açan gelişme her ne kadar Balfour deklarasyonu gibi görünse de, bu düşüncenin temelleri daha eskilere gider. Atay bu gerçeği Fransız İhtilaliyle ilişkilendirerek şöyle açıklar: “Fransız İhtilali’nin asar-ı garibesinden(ilginç sonuçlarından) biri dahi budur ki, bu esnada Yahudi ağzından bir beyanname kaleme alınarak tab’ ve neşir ile Kudüs-ü Şerif’te bir Yahudi hükümeti teşkil olunmak üzere her tarafta olan Yahudiler ittifaka davet olunmuştur.”(1) Diaspora Yahudileri her fırsatta Kudüs’e çağırılmaktadır. Bir yandan Yahudiler Kudüs’e göç ederken diğer yandan Müslümanlar Kudüs’ü terke zorlanmıştır. Günümüzde de bu hal devam etmektedir.

İsrail devletinin kuruluşuna kadar giden süreçte de-facto bir devletten söz etmek de mümkün. Atay bu durumu yedek subay olarak askerlik yaptığı Kudüs’te saptama imkanı bulmuş ve Zeytindağı adlı eserinde de not etmiştir.“Filistin’de Siyonistler âdeta gizli bir hükümet yapmışlardı. Bayrakları ve postaları vardı. Mektuplarına kendi pullarını yapıştırırlar, kendi memurlarıyla sevkederlerdi.”(2) Dolayısıyla İsrail’in devlet oluşumu çok önceden tasarlanmış, bilinçli ve planlı bir vakadır. Holokost görmüş bir milletin bu çabası takdir edilir, ama bunu sağlamak için gösterdiği şiddet hiçbir vicdanda ve zihinde onaylanamaz.

İsrail devletinden sonra sıra, vaat edilen(!) topraklarda Büyük İsrail Devleti’ni kurmaya geldi. Bunu gerçekleştirebilmesi için de Süleyman Tapınağı’nın inşa edilmesi gerekmektedir. En temel ve nihai hedef budur: Tüm Yahudileri bu tapınak etrafında toplamak. İsrail yönetimi bu hedef dairesinde her yolu ve yöntemi mubah görmektedir. Bu sebepledir ki, asimetrik güç farkı İsrail lehine bariz ortada olan, iki taraf arasında dehşetli bir kavga yaşanmaktadır. Ortaylı’ya göre kavga, şehrin tarihinin ve karakterinin Yahudilik vurgulanarak çarpıtılması veya tamamen Araplıkla aynileştirilmesi etrafında dönüyor.(3) Artık bu kavgada Hıristiyan cemaatler de taraf tutmaya başladılar. Yani kavga büyüyor ve saflar daha da belirginleşiyor. Nasıl barış karşılıklı sağlanan bir eylem ise kavga da öyledir. Çözümün ve de barışın tek taraflı bir iradeyle tesis edilmesi olası görülmediği ortada.

Hayatta kalma direnci gösteren Filistin halkı, yitirdiği huzura tekrar kavuşmanın özlemini diri tutuyor gönüllerinde. Evleri yıkılıp topraklarından terke zorlansalar da yılmadan, geri adım atmadan ayakta durmaya çalışılıyorlar. Kenizé Mourad işgal altındaki topraklarda, İntifada’dan sonra olmak üzere, 1967’den beri toplam 9 bin evin yerle bir edilmiş(4) olduğunu söylüyor. Evlerin yıkılması, Filistinlileri Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’ün doğusundaki küçük yerleşim yerlerine hapsetmek ve bu dar alanda kontrolü daha iyi sağlamak üzerine kurulu politikanın bir parçası.

Mourad ‘Toprağın Kokusu’ adlı eserinde kavganın merkezine gidiyor ve tarafları tarafsızca dinlemeye çalışıyor. Fakat yaptığı röportajlardan ve yaşadıklarından sonra tarafsızlığını koruyamadığını ve Filistinliler lehine bozduğunu da okuyoruz. Zaten aksi düşünülemez. Bu toprakların insanı dinlendiğinde, adaletin terazisi Filistinlileri gösterecektir. Bir tarafta eli taşlı çocuklar diğer tarafta ağır ve ölümcül silahlarıyla İsrailli askerler. Ölen Filistinlilerin ölüm nedenlerine bakıldığında, istatistiki bakımdan, kahir ekseriyeti kafa ve boyundan isabet alan kurşunlar ile ölmekte. Yani İsrail yaralamak ya da etkisiz bırakmak için değil, doğrudan öldürmek için ateş ediyor. Hem de bu vahşetini onca insan haklarını korumaya çalışan uluslar arası organizasyona ve sivil toplum kuruluşlarına meydan okurcasına yapıyor. Yukarıda zikrettiğim kitap mutlaka okunmalı ve bu topraklardaki zulmün vardığı nokta iyice anlaşılmalı. Barışı kim istiyor kim istemiyor bilinmeli. İsrail toplumunun bireyleri nasıl maniple ediliyor görülmeli. Aksi takdirde, bu coğrafyadaki atmosfer teneffüs edilmeden tarafları tanımak ve barışa katkı sağlamak mümkün olmaz.

Sakin tabiatlı sumudun(sabır/direniş) çocukları mücadeleye devam ettikçe, Batı da İsrail’in zorbalığına, keyfiliğine çanak tutmaya devam edecektir. Bu yalın gerçek Batı tarihi tetkik edildiğinde açıkça görülür. Çünkü tarihin her döneminde Batı’nın İslam ile mücadelesine rastlanır. Bu sebepledir ki, İslam teröründen bahsedilir de bir Yahudi ya da Hıristiyan teröründen söz edilmez. Batılılar için İslam ortak düşmandır. İslam’ın evrensel mesajı bu iki semavi dinin mensuplarını rahatsız etmektedir. Ayrıca İslam dininin hükümleri diğer hak dinlerin hükümlerini, kendinde mündemiç kıldığından geçersiz saymaktadır. Dolayısıyla İslam’ın kabulü demek diğer iki dinin sonu demektir. Korkutan bu gerçek İslam’ın düşman algısını kuvvetlendirmektedir. Batı bu anlamda tanımak yerine yaftalamak eğilimini göstermektedir. Kişi bilmediğinden korkar ve korktuğu içinde vehim üretir, düşman türetir. Batı bu yanılgıdan tez kurtulmalı. Dünya barışı için kanaatimce bu şart.

Barış bu topraklarda temenni edilebilir, ama temenniye bırakılamayacak kadar da ciddiye alınmalıdır. Müslümanım diyen herkesin hassasiyetle yaklaşması gereken bir meseledir. Ne Filistinlilere ne de Araplara hasredilemeyecek kadar da mesuliyeti geniştir. Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır’ın düştüğü hataya bu sefer düşülmemelidir. Arap milliyetçiliğiyle hamasi nutuklar veren Nasır, “Filistin Arapların bir meselesidir ve burayı Yahudilerin elinden kurtaracağım, onları denize dökeceğim” diyerek Filistin’in bir Arap sorunu olarak dar bir çerçevede ele alınmasına neden olmuştur. Şu da görülmüştür ki, savaş özlenen huzuru ve beklenen barışı getirmemiştir. Tersine meselenin halli giderek zorlaşmıştır. Diplomasi ve uluslararası düzeyde hukuki yaptırım kanalları sorunu istenirse çözecektir.

Medeniyetlerin kaynaştığı bu kadim topraklarda kavga ve kargaşadan ırak, semavi dinlerin bir arada, barış içinde yaşadığı günler arzusu ile bu yazı dizisini nihayetlendirmek istiyorum. İnanın daha yazılacak çok şey var, ama bu kadarla kifayet etmeyi bilmeliyim. Zira Mevlana deyişiyle dersek: “Söz hem az hem öz gerektir. Vesselam”

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

25 Aralık 2008


(1) Falih Rıfkı ATAY, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2004, s.71-72.
(2) a.g.e., s.46.
(3) İlber Ortaylı, Eski Dünya Seyahatnamesi, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007, s.44.
(4) KenizéeMourad, Toprağın Kokusu, Filistin ve İsrail’in Sesleri, Çev. M. Nedim Demirtaş, Everest Yayınları, İstanbul, 2004, s.19.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Tek Yorum

  1. Nihayet… uzun zamandır okumayı istediğim Kudüs notlarını okuyabildim. Aklıma Cennetin Krallığı filminin son sahnesi geldi.
    Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü aldığında, ötekiyle (Orlando Bloom-filmdeki adını hatırlamıyorum)konuşmasında şöyle bir diyalog geçer:
    Bloom: “Kudüs’ün değeri nedir?” diye sorar.
    Eyyubi: “hiç bir şey..” der.
    Eyyubi cevabını verdikten sonra biraz yürür sonra geri döner, ellerini açarak şöyle der:”Her şey…”
    hiçbir şey ve her şey arasında gidip gelen Kudüs, Karakoç’un tasviriyle “gökte yapılıp yere indirilen şehir” dediği Kudüs… Dinlerin artık savaşlarla anılır olduğu ve İsrail’in izahı zor hali düşünüldüğünde günümüzün Kudüs’ü sanırım, hiç kimsenin olmalı, böylece herkesin olabilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan