ankara escort
Güncel Yazılar

Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menakıbnameler

Türk kültürünün İslami dönemde ortaya koyduğu önemli edebi mahsullerden birisi olan evliya menakabelerinin tarihi, sosyolojik, psikolojik ve folklorik açıdan gerekli tahlil ve incelemelere tabi tutmak, tarihe kaynaklık etmek açısından oldukça önemlidir. Ahmet Yaşar Ocak tarafından hazırlanan bu kitap ileride bu tarzda yapılacak araştırmalara bir giriş mahiyeti taşımak ve belli bir ölçüde yol göstermek maksadıyla hazırlanmıştır. Bu sebeple ilk olarak menkabelere vücut veren ve onlara konu olan veli kavramı üzerinde durulmuş, bunun tasavvuf tarihindeki ve Türk tasavvuf anlayışındaki mahiyeti ve genel olarak halk inançlarındaki veli kültü araştırılmaya çalışılmıştır. Daha sonra menkabelerin teşekkülü ve özellikleri, tipleri tahlil edilmiştir. Türk edebiyatında evliya menkabelerinin ortaya çıkışı ve gelişmesi, tarihi bir perspektif içerisinde sunulmaya çalışıldıktan sonra, menkabeleri teşkil eden motiflerin tahliline girişilmiş, menşe’leri araştırılarak tasnifleri yapılmaya gayret edilmiştir.

Hicretin ilk asrından itibaren ortaya çıkmaya başlayan tasavvuf hareketi 11. Yüzyılda tarikatların oluşumu ile İslam aleminde yaygınlaşan bir olgu olmuştur. Veli kavramı ise bu gelişmeye paralellik gösterir. Kulun Allah’a ulaşması ile ilgili büyük manevi mücadele ve kat edilmesi gereken yol meselesi veli kavramına vücut vermiş ve bu yolda başarıya erişen kişi ise veli, yani ‘Allah dostu’ olarak nitelendirilmiştir. Veli olabilmenin ilk ve temel şartı bütün teferruat ve incelikleriyle şeriat kaidelerine uymak ve ondan dışarı çıkmamak hususunda azami titizlik göstermektir. Kişi o mertebeye eriştikten sonra Allah kendisini her türlü fenalıktan korur. Hatta başka Müslümanlarda olmayan bir takım harikulade haller verir ve çeşitli lütuflarda bulunur. İşte keramet adı verilen bu kavram veliliğin alametlerinden sayılmaktadır.

Veliler arasında bir mertebeler silsilesi söz konusudur. Yani veliler bir piramit şeklinde muhtelif derecelere ayrılmışlardır. Bu piramitte en alt tabakadan başlayarak sayıları gittikçe azalmak üzere sırayla Recebiyyun, Müfredun, Asaib, Nukaba, Nüceba, Abdal, Efrad, Evtad, İmaman yer alır ve tepede ise hepsinin başı olan Kutb bulunur. Velilik kavramı ilk zamanlarda Sünni kesim ve ulemalar tarafından tepki ile karşılansa da mutasavvıfların gayretleri sonucu toplum tarafından kabul görmüştür. Türklerin İslamiyet’e girişinden sonra da bu durum Türk mutasavvıflarınca aynen benimsenerek devam ettirilmiştir.

Tanrıya yakın kabul edilen bir şahsiyetin herhangi bir konuda sağ veya ölü iken yardımının dokunacağına inanılması ve bunun temini için ritüel yollara başvurulması veli kültü dediğimiz kavramı oluşturmuştur. Kült konusu velilerin, ait oldukları toplumun içtimai, dini veya ahlaki değerlerinin tamamının yahut bir kısmının temsilcisi olduğu, en azından buna inanıldığı görülür. O toplum söz konusu değer ile veliyi özdeşleştirmiştir. Ancak bu özdeşleştirmeye yarayacak vasıfları taşıyan, yahut bu vasıflar kendisinde olduğu kabul edilen veli kült konusu yapılmaktadır. Böylece o veli o toplum için artık sadece bir insan değil, inandığı değerler bütününün kendisidir. İşte bu safhadan sonra keramet unsuru ortaya çıkar. Daha yaşamakta iken o veli, bu dünyadakinden bambaşka, fevkalade olaylarla süslü bir dünya ile kuşatılır. Veli öldükten sonra, kendisi hayatta iken sahip olduğuna inanılan insanüstü hüviyetinin, güç ve kudretinin devam ettiğine inanılır. Böylece toplumda ona karşı korku ile karışık bir saygı duygusu hakim olmaya başlar. Buna paralel olarak velinin söz konusu ruhani kudretinden bir takım iyilikler cezp edilmesi ve kötülüklerin giderilmesi yoluyla faydalanma arzusu doğar.

Veli adına yapılmış bir türbenin bulunması, söz konusu türbenin bazı dileklerin gerçekleşmesi maksadıyla ziyaret edilmesi, adak ve kurban ritüellerine sahip olması, dua mahiyetinde olarak veli ile ilgili bir takım sözlerin mevcudiyeti velinin kült olduğuna inanmamız için üç temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Türklerdeki veli kültünün temelinin Şamanist dönemde atıldığı söylenebilir. Gelecekten haber veren, felaketleri önleyen, hastaları iyileştiren Türk şamanları Bektaşi menkabelerinde ve kısmen öteki tarikat çevrelerinde yazılmış menkabelerde hayat bulmuşlardır. Burada unutulmaması gereken nokta Türklerin İslamiyet’i Maveraünnehr’e kadar yayılmış Horasan tasavvuf mektebinin aracılığıyla tanımasıdır. Türk veli imajının prototipine Dede Korkut örneğini verebiliriz.

Zamanla Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana gibi bütün Anadolu’da veli olarak şöhret yapmış kişilerin ölümü ile bir takım türbeler ortaya çıkmıştır. Anadolu’nun pek çok yerlerinden gelen değişik tabakalara mensup insanlar buraları ziyaret etmeye başladı. Bu vesileyle yerli halk ile bir bağ kurularak İslamlaşma süreci hız kazanmıştır. Günümüze kadar Anadolu’da velilerin farklı nitelikler gösterdikleri dikkat çekmektedir. Kültlerin mahiyetine göre mahalli ve genel veliler, şahsiyetlerin niteliklerine göre gerçek ve hayali veliler olmak üzere velilik mertebesini sınıflandırmamız mümkündür.

Tasavvuf cereyanı ile ortaya çıkan menkabe kavramı halkın hiçbir zaman kendine ulaşan bir dinin resmi çerçevesi ile yetinmemesinin bir sonucudur. Bu sebeple de daima bir takım insanüstü kuvvetlere ve bunların ortaya koyduğu olağanüstü olaylara inanma meylini olabildiğince korumuş ve bunun sonucu o dinin resmi çerçevesine popüler mahiyette ikinci bir çerçeve eklenmiştir. Türklerin arasında evliya menkabelerinin doğuşu İslamiyet ile gelen tasavvuf etkisiyle olsa da İslam öncesi devirlerden kalma pek çok efsane, destan vs. nin bu teşekküle gerekli zemini hazırladığı bir gerçektir. Türk evliya menkabelerine bugün bildiğimiz şeklini kazandıran ikinci önemli faktör Budizm olmuştur.

Bütün noktalarıyla ele alınırsa evliya menkabelerinin özelliklerini, yazar şöyle sıralamıştır :

  1. Kahramanları gerçek ve mukaddes kişilerdir.
  2. Olayların belli bir yeri ve zamanı vardır.
  3. Sırf eğlenmek, bir eşyanın yahut tabiat olayının izahını yapmak için uydurulmuş değildir. Gerçek olduklarına inanılır.
  4. Yarı mukaddestirler ve bir doğma gibi kendilerini kabul ettirirler.
  5. Konu edindikleri veli hayatta iken de, öldükten sonra da meydana gelebilirler.
  6. Biçim olarak son derece kısa ve sade bir anlatım tarzına sahiptirler.

Genel  olarak herhangi bir tarikata mensup bir velinin menkabelerini ihtiva eden eserlere menakıbname adı verilmektedir. Bu eserlerin yazılışındaki temel gaye, o velinin müritlerinin yetişmesi, tarikatın bütünlüğünün sağlanması ve tarikatın propagandasının yapılmasıdır. Menakıbnamelerin kaynakları ise sözlü, yazılı ve tarihi kalıntılar olmak üzere üç türlüdür. Sözlü kaynaklar velinin hayatında ve ölümünden sonra teşekkül eden menkabeleri ihtiva eder. Yazılı kaynaklar ise velinin yaşadığı sırada yazıya intikal ettirdiği tecrübelerini içermektedir. Üçüncü grubu teşkil eden tarihi kalıntılara gelince, bunlar velinin zamanından kalan türbe, mezar, kitabeler, tekke binaları, velinin kendine ait eser ve eşyalarını kapsamaktadır.

İlk yazılan menakıbnamelerin 11. Yy. civarında yazıldığı söylenmektedir. Kitabu Devhati Uli’s Safa, Firdevsu’l Müşridiyye gibi menakıbnameler ilk yazılanlar arasındadır. Önce pirlere yani tarikat kurucularına müstakil menakıbnameler zamanla tarikat içinde önemli rol oynamış şeyhler halifeler için de kaleme alınmaya başlanmıştır.13. yüzyıldan itibaren Fas’tan Meveraünnehr’e kadar geniş bir manekıbname coğrafyası oluşmuştur. İlk Müslüman Türk devletini kurmuş olan Karahanlılar Türk evliya menakıbnamelerinin bugün bilinen ilk örneğini meydana getirdiler. Türk menakıbname edebiyatının bugün bilinen ilk örneği Tezkire-i Satuk Buğra Han isimli eserdir. Tasavvufi gelenekle beraber Türk destanı edebiyatının menakıbnamelerin doğuşunda etkisi büyük olmuştur.

Anadolu’da yazılmış evliya menakıbnamelerinin ilk örnekleri Anadolu Selçuklu dönemine aittir. Anadolu Selçukluları devri Kadirilik, Rifailik, Kalenderilik, Vefailik gibi dışarıdan gelme pek çok tarikatın yerleşme ve kendini kabul ettirme dönemi olduğu kadar Mevlevilik gibi yepyeni bir tarikatında filizlenmeye başladığı bir devirdir. Anadolu’nun pek çok yerinde açılan tekkeler ve türbeler göz önüne alınırsa bu devrin menkıbeler açısından oldukça zengin olduğu tahmin edilebilir. Menakıb-ı Seyyid Harun-ı Veli, Menakıb-ı Sadruddi-i Konevi bu dönemde yazılmış menakıbnamelere örnek gösterilebilir.

Bilindiği üzere Anadolu Selçuklu Devleti 1277 yılında Moğollar tarafından yıkılmış ve Anadolu coğrafyasında beylikler dönemi başlamıştır. Moğol idaresinin Anadolu içlerindeki baskısı bazı tarikat mensuplarının yeni kurulan beyliklere akın etmesine sebep olmuştur. Hiç şüphesiz bunların bazıları hakkında bir takım menakıbnamelerin yazıldığını tahmin etmek zor değildir. Diğer Anadolu beylikleri gibi Osmanlı Beyliği de cihana uygun sahada bulunması dolayısıyla pek çok tarikat mensubunun akın ettiği bir yer oldu. Şeyh Edebalı, Abdal Musa, Geyikli Baba gibi isimleri bize kadar intikal etmiş şeyhler, kısa zamanda devletin desteğini sağlayarak geniş çevreler edinme imkanı buldular. Devlet onların sosyal yapıdaki yerini gereği gibi kavramış ve akıllıca bir din politikası yürütmüştür. İstanbul’un fethiyle artık bir imparatorluk durumuna gelen Osmanlı Devletinde yeni tarikat çevreleri teşekkül etmiştir. Osmanlıda evliya menakıbnameleri özellikle bu yüzyıldan sonra ciddi bir atılım yapmaya başlamıştır.

15. yüzyıl en önemli tarikatlardan birisi olan Bektaşiliğin yavaş yavaş Kalenderilik’ten ayrılarak teşekkülünü tamamladığı bir devirdir. Bu dönemde yazılan başlıca Bektaşi menakıbnameleri şunlardır: Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli, Vilayetname-i Abdal Musa, Vilayetname-i Seyyid Ali Sultan, Vilayetname-i Otman Baba. Bu menakıbnameler, Bektaşiliğin teşekkülünü tamamladığı ve fiilen Bektaşilik adıyla ortaya çıktığı bir dönemde yazılmış olmalarına rağmen, Hacı Bektaş’ın bizzat kendisi dahil, kahramanlarının hiçbiri bildiğimiz anlamda Bektaşi değildir. Hacı Bektaş’ın bir Vefai şeyhi olması muhakkak olmakla beraber, Kalenderilik’le alakası olması şüphesizdir. Bu yüzyılda dikkat çeken menakıbnamelerden bir kısmı da Halvetilik tarikatı içinde meydana getirilmiştir. Ahi Yusuf Halveti ve Pir Ömer Halveti gibi önemli şeyhler tarafından yayılan Halvetilik, hayli taraftar toplayarak gelişti. Aynı yüzyılın son çeyreğinde Bursa’ya gelip yerleşen ve Yıldırım Beyazid’e damat olmak suretiyle resmen devlet desteğini sağlayan Buharalı Şeyh Emir Sultan vasıtasıyla kuvvetle temsil edildi. Menakıb-ı Emir Sultan ve Menakıb-ı Kemali Ümmi en önemli halveti menakıbnameleridir.

16. yüzyıl ise Osmanlı İmparatorluğu’nda tarikatların en yoğun faaliyet gösterdikleri, sayı bakımından çoğaldıkları, dolayısıyla menakıbname edebiyatının en bol mahsüllerini verdiği dönemdir. Bu yüzyıl ayrıca eski büyük mutasavvıfların Arapça ve Farsça menakıbnamelerinin de Türkçeye çevrildiği bir dönemdir. Halvetilik tarikatı içinde kaleme alınan Menakıb-ı Emir Sultan, Menakıb-ı İbrahim Gülşeni menakıbnameleri bu döneme özgüdür. Bayramilik tarikatı çerçevesinde Menakıb-ı Şeyh Safiyyuddin-i Erdebili ve Menakıb-ı Hacı Bayram-ı Veli eserleri kaleme alınmıştır. Bektaşilik çerçevesinde ise Menakıb-ı Kaygusuz Baba ve Menakıb-ı Piri Baba eserleri göze çarpmaktadır.

17 ve 18. Yüzyılda ise imparatorluğun içinde bulunduğu siyasi, içtimai ve iktisadi buhranlar, halkı mistik hayata daha çok sevk etmekte dolayısıyla tarikatlar çevresinde daha kalabalık kitleler toplanmaktadır. 17. Yüzyılda Halvetilik muhitlerinden iki menakıbname dikkati çekmektedir. Menakıb-ı Şeyh Üftade ve Menakıb-ı Şeyh Şaban-ı Veli. Kadirilik tarikatı içinde meydana getirilmiş zikre değer bir menakıbname ise tarikatın 16. Yüzyılda Anadolu’daki en kudretli ve nüfuzlu temsilcisi ve Eşrefiyye kolunun kurucusu Eşrefoğlu Rumi hatırasına yazılmıştır. Şeyhin hayat ve kerametlerini, kendinden sonraki belli başlı Kadiri şeyhlerinin menkabelerini nakleden bu eser Menakıb-ı Eşrefzade Rumi diye bilinmektedir. Nakşibendiliğe ait olan iki menakıbname bu dönemde söz konusudur. Menakıb-ı Emir Buhari  ve Menakıb-ı Şeyh Mahmud Murad Buhari.

Buraya kadar, Anadolu’da ilk tasavvuf hareketlerinin başladığı 13. Yüzyıldan 18. Yüzyıla gelinceye kadar tasavvuf ve tarikat hareketlerinin gelişimine paralel olarak Türk evliya menakıbnameleri kısaca incelenmeye çalışılmıştır. Hiç şüphesiz Anadolu Selçuklu ve bütün bir Osmanlı döneminde Anadolu ve Rumeli sahalarında çeşitli tarikatlar içinde meydana getirilmiş menakıbnameler sırf bunlardan ibaret değildir. Fakat burada bu eserlerin tarikatların kendi içlerinde ve genel çizgide gösterdikleri gelişme istikametine uygun olarak hangi saflardan geçtikleri ve ne gibi muhteva ve biçim kazandıkları çok genel bir tablo halinde verilmeye çalışılmıştır.

Evliya menakıbnamelerinin tarihe kaynaklık etmek gibi oldukça önemli bir misyonu mevcuttur. Bu açıdan ilk olarak Fuad Köprülü, ‘Anadolu Selçukluları tarihinin yerli kaynakları’ başlıklı makalesinde ortaya koyarak Menakıbu’l Arifin’in tarih kaynağı olmak bakımından değerini göstermiştir. Bununla beraber ‘Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ adlı eseri yazarken Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş menakıbnamelerini örnek bir metod teşkil edecek şekilde kullanmıştır. Bu örneklerde görüldüğü gibi eyliya menakıbnameleri, hayatını anlattıkları velilerin etrafında cereyan eden tarihi olayları ve bu velilerin münasebette bulundukları çeşitli tarihi şahsiyetleri öteki kaynaklarda rastlanılmayacak cinsten bilgilerle anlatırlar. Mesela Elvan Çelebi’nin Menakıbu’l Kudsiyye’si 13. Yüzyılda Anadolu’nun önemli siyasi ve dibi olaylarına karışmış büyük bir şeyh ailesinin yani Baba İlyas-ı Horasani sülalesinin tipik bir menkabevi tarihidir. Bu durumun yanında 1240’taki Babai isyanı konusunda ihtiva ettiği kayıtlarla da olayı derinlemesine incelememize yardımcı olmuştur.

Menakıbnameler, iktisadi ve kültürel hayata tanıklık etme açısından son derece önemlidir. Tarih boyunca çeşitli tabakalar arasındaki münasebetleri, birtakım dini olayları, adet ve gelenekleri mükemmel bir şekilde aktarmaktadırlar. Hacı Bektaşi Veli ve Hacım Sultan’ın menakıbnameleri bu açıdan incelendiğinde oldukça üzerinde durulması gereken eserlerdir. Bu eserler çeşitli etnik gruplar, halkın düşünüş tarzı ve devlet-halk ilişkileri konusunda önemli kayıtlarla dolu olmasına rağmen bu eserlerden maalesef yeteri ölçüde yararlanılamamıştır.

Menakıbnamelerin en önemli işlevlerinden birisi ise Anadolu ve Rumeli’nin İslamlaşmasına ve iskanına ait bilgiler içermesidir. Bu konuda özellikle Bektaşi menakıbnameleri oldukça zengin içeriktedir. Çünkü bu menkabeler Anadolu ve Rumeli’nin İslamlaşma ve iskan faaliyetlerine sahne oldukları zamanlara aittir. Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli gerek Hıristiyan ahali, gerekse Anadolu’yu işgal altında bulunduran Şamanist Moğollar arasındaki İslamlaştırma hareketlerine geniş yer vermiştir. Bütün bu bilgiler arşiv malzemesi ve vekayinamelerdeki kayıtlarla karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirildiği zaman oldukça önemli sonuçlar elde etmek mümkündür. Nitekim bazı Batılı ve yerli tarihçiler bu durumu fark ettikleri için son yıllarda bu tarz çalışmalar ortaya koymaya başlamıştır.

Menakıbnameler belli bir tarikat çevresine ait olduğu ve tarikat şeyhleriyle çevresindekileri konu edindiği için her şeyden evvel tarikatların tarihçesini, fikir ve inanç yapılarını aydınlatmaya yarayacak ilk kaynaklardır. Günümüzde Anadolu’da eski dönemlere ait dini ve tasavvufi olayları onlar sayesinde öğrenmekteyiz. Ayrıca Hacı Bektaş, Hacım Sultani Kaygusuz Abdal, Otman Baba ve birçok kanaat önderinin hayatı konusunda tek kaynak onların menakıbnameleridir diyebiliriz.

Yazar bu eserinde evliya menakıbnamelerinde yer alan motiflere de değinmiştir. Bir şeyi yoktan var etme, çok kısa zamanda uzun mesafeler aşma, ırmak veya deniz üstünde yürüme ve ölü diriltme gibi birtakım unsurlar evliya menkabelerinin motiflerini teşkil etmektedir. Bu motifler değişik kökenlerden gelmektedir. İslamiyetin kabulünden öncesi ve sonrasında toplumun inançlarına göre değişik motifler kullanılmıştır. Yazar bu motifleri şu ana başlıklar altında incelemiştir : Velinin kendi vücudunda cereyan eden keramet motifleri, tabiat varlıkları ve eşya üzerinde cereyan eden keramet motifleri, hayvanlar üzerinde cereyan eden keramet motifleri, Gizli şeyler üzerinde cereyan eden keramet motifleri, insanüstü ve gizli güçler üzerinde cereyan eden keramet motifleri, biyolojik mahiyette keramet motifleri, veliliğini kabul edenlere yönelik keramet motifleri ve veliliğini kabul etmeyenlere yönelik keramet motifleri. Bu motiflere dikkat edildiğinde Türk menakıbnamelerinde bir velinin nasıl fevkalade güçlerle donanmış tabiatüstü bir varlık olarak görüldüğünü anlayabiliriz.

Sonuç olarak yazar bu eserinde Menakıbname ve menkabe türünün tasavvuf tarihinde nasıl ortaya çıktığı, buna paralel olarak Türk menakıbname edebiyatının hangi şartlar altında doğduğu, ne gibi amillerin tesiriyle geliştiği genel çizgileriyle belirtilmiştir. Özellikle Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar zamanında menakıbnamelerin çeşitli tarikatlar içinde onların doğal gelişme çizgileri doğrultusunda nasıl ve ne gibi örnekler ortaya koydukları ve bunların mahiyeti, imkan ölçüsünde gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışılması oldukça zor bir  konu olan menakıbnameler hakkında hazırladığı kitapla Ahmet Yaşar Ocak, tarihimizin en önemli kaynaklarından birisine ışık tutmuş ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalara ön ayak olmuştur.

Hazırlayan: Çağdaş DUMAN

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

İslam’ın Krizi Bernard Lewis Üzerine Eleştirel Bir İnceleme

Bir Ortadoğu tarihçisi olan Bernard Lewis, bu kitabını Kasım 2001’de The New Yorker’da yayımlanmış olan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir