istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Küresel Enerji Denkleminde Türkiye | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Küresel Enerji Denkleminde Türkiye

21.yüzyılda enerji politikası devletlerin dış politika hedeflerini belirleyen önemli bir faktör haline gelirken enerji güvenliği, ulusların milli ve ekonomi güvenliği içinde yerini almaya başlamıştır. Enerji politikasının temelini oluşturan enerji güvenliği 1970’li yıllardaki petrol krizleriyle tetiklenmiş, Sovyetler’in parçalanması, Körfez Savaşları ve ardından 11 Eylül olaylarıyla hız kazanmıştır. Öte taraftan hidrokarbon rezervlerinin zamanla tükenecek olması ve bu kaynaklara olan talebin ise her geçen gün hızla artması (özellikle gelişmekte olan Çin ve Hindistan ekonomilerinin global talep üzerindeki baskıları), petrol fiyatlarındaki aşırı dalgalanmalar, doğalgazda OPEC benzeri bir kartelin kurulacak olması yolunda atılan adımlar, küresel ekonomik kriz, arz kesintileri, üretici ve transit ülkelerin bulunduğu coğrafyalarda siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar ve iklim değişikliği gibi etkenler ülkelerin enerji politikalarını saptamalarında son derece aktif rol oynar hale gelmişlerdir. Yine enerjinin bir dış politika aracı olarak kullanılması – Rusya buna güzel bir örnektir –, enerji kaynakları ve bu kaynakların taşındığı bölgeler üzerinde hegemonya kurma ve böylece uluslararası politikada söz sahibi olma isteği büyük güçler arasında enerji rekabetini kızıştıran unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Orta Asya ve Kafkasya’da ortaya çıkan enerji zengini bağımsız devletler büyük güçlerin odağı haline gelmiştir. Bölge Rusya, ABD, AB ve diğer güçlerin nüfuz mücadelesine sahne olmuştur. Hem sahip olduğu zengin enerji kaynakları hem de Orta Asya ve Hazar Havzası ülkelerinin enerji kaynaklarının taşıma güzergahları üzerinde hegemonyasını sürdüren Rusya, Avrasya coğrafyasında yeni bir güç merkezi haline gelmiştir. Rusya kendi kontrolündeki doğalgaz şirketi Gazprom aracılığıyla adeta enerjiyi bir dış politka aracı olarak kullanmaktadır. Öte taraftan dünyanın en yüksek doğalgaz rezervlerine sahip olan bu ülke İran, Katar, Cezayir ve diğer gaz üreticilerini de yanına alarak doğalgazda OPEC benzeri bir kartel kurma çabasındadır. Liderliğini yapacağı bu örgüt sayesinde Rusya global pazarda da söz sahibi olmayı amaçlamaktadır. Her ne kadar kısa vadede böyle bir oluşumu gerçekleştirmek olanaklı görülmese de Rusya’nın attığı adımlarla uzun vadede bir Gaz Karteli oluşturabileceğini kesitirebilmek mümkündür.

Diğer taraftan ABD de hem Basra Körfezine olan petrol bağımlılığını azaltmak hem de Hazar ve Orta Asya’nın enerji kaynakları ve boru hatları üzerinde söz sahibi olmak istemektedir. ABD’nin Azerbaycan ve Gürcistan’la yakınlaşmasının altında bu sebep yatmaktadır. Yüz yılın projesi olarak adlandırılan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı’nı ABD’nin desteklemisi de bu amaca hizmet etmektedir. Türkiye’nin de ortaklarından biri olduğu BTC hattı 2006’dan itibaren Azerbaycan petrollerini Gürcistan ve Türkiye toprakları üzerinden Batı pazarına ulaştırmaktadır.

Özellikle Avrupa Birliği, Soğuk Savaş’ın bitiminden hemen sonra bu bölgede bir çok insiyatif geliştirmeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda girişimine başladığı 1994’te imzalanan ve 98’de yürürlüğe giren Enerji Şartı Antlaşması ile AB, bölge ülkeleriyle enerji işbirliğini geliştirmeyi hedeflemiştir. Bağımsız Devletler Topluluğu’na Teknik Yardım (TACIS-1991); Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA-1993) ve  Hazar petrol ve doğalgazının kendi enerji pazarına taşınması için gerekli teknik ve ekonomik fizibilitelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Doğal Gaz Taşımacılığı Programı (INOGATE-1995) adında çok sayıda program kurmuştur. AB bu geliştirdiği insiyatifler sayesinde Hazar kaynaklarının kendi pazarına daha kolay taşınmasını hedeflemiştir. Enerji arz güvenliğini sağlamak için çeşitliliğe önem veren AB, gerek kendi içinde hidrokarbon rezervlerinin ömürlerinin sınırlı olması gerekse doğalgazda Rusya’ya ve petrolde de Orta Doğu’ya yüksek oranda bağımlı olması kendisini bu bölgenin enerji kaynaklarına yönlendirmiştir.

Orta Doğu coğrafyasında 1990’lı yıllarda nükseden Birinci ve İkinci Körfez Savaşları ve 11 Eylül sonrası ABD’nin Irak’ı işgali bölgeyi içinden çıkılmaz bir istikrarsızlığa sürüklemiştir. Her ne kadar yeni ABD yönetimi 2010’da askerlerini çekeceğini beyan etse de Irak’ın güçlü bir yönetime sahip olması ve ülkede iç kargaşanın durulması zaman alacaktır. Ayrıca bölgede devam eden İsrail-Filistin gerginliği ve İran’ın nükleer programı gibi olayları düşündüğümüzde Hazar kaynaklarına ulaşım ve burada hegemonya mücadelesi vermek büyük güçler için daha cazip hale gelmiştir. Keza ABD’nin 11 Eylül sonrası Orta Doğu’ya girmekle petrol jeopolitiği üzerinde nüfuz geliştirmeye çalışması bu çıkmazlar nedeniyle kısa vadede başarılı görülmese de uzun vadede istediğini alacak gibi görünüyor. Tabii AB de bölgede diplomasi aracılığıyla kendini hissettirmek istiyor. Özellikle KİK (Körfez İşbirliği Konsey) ülkeleriyle geliştirmekte olduğu diyalog sayesinde bölgede söz sahibi olmayı amaçlıyor. Önümüzdeki dönemlerde İran ve Irak’ın enerji kaynaklarını kendi pazarına taşımak isteyen AB bu ülkelerle de işbirliği yollarını araştırıyor. Tabii bu noktada Türkiye’nin desteğiyle bölgede daha kalıcı bir nüfuz sağlayacaktır. Enerji mücadelesinde daha yumuşak güç kullanan AB mevcut haliyle ABD’ye gore çok daha avantajlı durumda görülmektedir. Keza ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’da da kısır döngü yaşaması enerji kaynakları üzerindeki hegemonya mücadelesinde güç kaybetmesine sebep olmuştur.

Büyük güçler arasındaki enerji rekabeti Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’yla sınırlı değil. Kuzey ve Batı Afrika da bundan nasibini alıyor. Zengin enerji kaynaklarına sahip bu bölge özellikle de sıvılaştırılmış doğalgaz da Cezayir ve Nijerya gibi ülkeler önümüzdeki dönemlerde çok daha gündemde olacaklardır. Büyük güçlerin enerji şirketleri burada da etkin rol oynuyorlar. Özellikle de AB Fransa, İspanya ve İtalya gibi güneydeki üyelerinin beslendiği bu bölgeye çeşitli finansal yardım amaçlı örneğin MEDA gibi programlar kurarak bölgeyle enerji işbirliğini geliştirmektedir.

Dolayısıyla, enerji jeopolitiğinin doğurduğu çok kutuplu bu uluslararası sistemde Türkiye’de aktif rol almak istemektedir. Yeni jeopolitik düzende Avrasya, Orta Doğu ve Akdeniz’e yakınlığı, büyüyen enerji pazarı, bölgesinde güvenli ve istikrarlı oluşu ve NATO üyesi bir Türkiye’yi uluslararası ve bölgesel enerji işbirliği alanlarında vaz geçilmez bir aktor haline getirmiştir. Türkiye coğrafi olarak dünyanın zengin hidrokarbon rezervlerine sahip bölgelerle bu kaynakları tüketmek isteyen pazarlar arasında bir kavşak görevi görmektedir. Bu özelliği Türkiye’nin doğusundaki kaynakları batısına taşıyabilecek doğal bir koridor görevi üstlenmesine olanak sağlamaktadır. Türkiye toprakları üzerinden geçen BTC ve Kerkük- Yumurtalık Petrol Boru Hatları ve Şahdeniz (BTE) ve Türkiye–Yunanistan(1) doğalgaz boru hatlarıyla Doğu-Batı koridoru haline gelmiştir.  Ayrıca proje ve yapım aşamasında olan Samsun escort-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı ve Türkiye–Yunanistan–İtalya (Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi’nin ikinci aşaması), Hazar Geçişli Türkmenistan–Türkiye–Avrupa, Irak-Türkiye, Türkmenistan–İran–Türkiye, Mısır–Türkiye ve Türkiye–Bulgaristan–Romanya–Macaristan-Avusturya (Nabucco)(2) gibi doğalgaz boru hatları faaliyete geçtiğinde Türkiye doğunun kaynaklarını batıya özellikle de Avrupa pazarına taşıyabilecek önemli bir transit ülke konumuna gelecektir. Bunlar arasında Nabucco Boru Hattı Türkiye’nin enerji politikası hedefine hizmet edecek proje niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin bölgesinde önemli bir enerji üssü olma hedefiyle örtüşen bu projenin gerçekleşmesi için Türkiye önemli bir çaba sarfetmektedir.

Bölgesinde güvenli ve istikrarlı bir ülke olan Türkiye aynı zamanda Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya’da istikrar sağlanmasında da önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye, bu bölgelerin enerji kaynaklarını batının pazarlarına taşıyarak eknomik refahlarının yükselmesine dolayısıyla ekonomik ve siyasi istikrara kavuşmalarına katkı sağlamaktadır. Türkiye enerji zengini bu ülkelerle tarihi, kültürel ve ekonomik bağları güçlü olan bir ülkedir. Ayrıca BTC ve BTE boru hatları araclığıyla Azerbaycan ve Gürcistan’la geliştirdiği güçlü ekonomik, politik ve askeri bağlarla ve Türkmenistan ve Kazakistan’la yakın ve dostça ilişkileri sayesinde sadece kendisinin değil AB’nin de enerjide izlediği dış politikasına katkı sağlayacaktır.

Enerji arz güvenliğinde çeşitlilik ve yedeklilik ilkesi açısından gerek AB ve gerekse ABD tedarikçi sayısını arttırmak istiyor, bölgesinde güvenli ve istikrarlı bir ülke olan Türkiye bunun için iyi bir alternatiftir. BTC’de olduğu gibi bugün Nabucco’yu da ABD’nin desteklemesi bunun bir kanıtıdır, özellikle de AB’nin Rusya’ya ve transit ülke olarak da Ukrayna’ya olan bağımlılığını azaltacak olması ve Rusya’nın tekel yapısını kıracağından bu proje önemlidir. AB ile enerji politikası uyuşan Türkiye’nin bölgede enerji merkezi olma hedefi diğer taraftan da AB’nin tedarikçi ve taşıma güzergahlarının sayısını artırma isteği her iki tarafı enerji işbirliklerinde yakınlaştıran temel unsur olmuştur. Türkiye’nin mevcut ve tamamlanması öngörülen proje aşamasındaki boru hatları ve elektrik iletim şebekeleriyle doğalgaz ve elektrik sektörlerinde AB’nin enerji iç pazarının tam anlamıyla entegrasyonun sağlanmasında önemli bir katkı sağlayacaktır. AB enerji tek pazarı için başlangıçta üye ükelerinin gaz ve elektrik şebekelerinin entegrasyonunu amaçlarken günümüzde komşularıyla da entegre olmak istiyor. Türkiye sadece yukarıda bahsi geçen boru hatlarıyla AB’nin entegrasyon hedefine hizmet etmiş olmayacak aynı zamanda toprakları üzerinden geçecek elektrik iletim hatları sayesinde Hazar ve Orta Doğu’dan Balkanlara ve oradan da Avrupa’ya elektrik iletilmesinde de köprü görevi görecektir. Böylece Türkiye yakın gelecekte UCTE (Elektrik İletimi Koordinasyon Birliği) adı verilen AB elektrik ağına elektrik ihraç edebilecek duruma gelecektir.

Geçtiğimiz aylarda Rusya-Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizi – hatırlanacağı gibi bir önceki 2006 Ocak’ta yaşanmıştı – nedeniyle gazı kesilen Avrupa’nın bir çok ülkesi özellikle de Doğu Avrupa soğuk kış mevsiminde zor günler geçirdi. Hatta kimi ülkelerin sanayi üretimine günlerce ara verildi. AB’nin Rusya’dan temin ettiği gazın %80’i Ukrayna toprakları üzerinden geçiyor. Uzun vadede Rusya’dan doğalgaz almaya devam edecek olan AB’nin Ukrayna’ya alternatif aradığı aşikar. Aynı zamanda Rusya da Ukrayna ile yaşadığı bu anlaşmazlık nedeniyle bu ülkeye olan bağımlılığını azaltmak istiyor. Bu nokta da Türkiye Rusya’nın doğalgazını AB pazarına taşıyabilecek bir alternatif olarak düşünülüyor. Özetle, Türkiye AB’nin alternatif kaynak ve güzergah arayışında, Trans-Avrupa Şebekesi (TENs) adı altında enerji tek pazarının tümüyle enterkonneksiyonunun sağlanmasında, kendi enerji sektöründe yaptığı reformlarla AB enerji iç pazarına uyumunda, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya ile sahip olduğu güçlü diyalogu diğer taraftan Afrika açılımı AB’nin bu bölgelerle daha güçlü enerji işbirlikleri gerçekleştirmesine büyük katkı sağlamakla kalmayacak aynı zamanda enerji güvenliğini de kontrol etmesine yardımcı olacaktır. Öte taraftan AB’nin Türkiye’nin enerji sektörüne yaptığı/yapacağı mali ve teknik yardımlar sayesinde Türkiye kendine ait şebekeleri güçlendirebilmekte, enerji sektöründeki reformaları hızlandırabilmekte ve doğalgazda AB’nin dördüncü ana arteri olması hedefine hizmet etmektedir.

Tabii Türkiye’nin bölgesinde güçlü bir aktör olarak büyük güçlerle enerji rekabetinde karlı çıkmasının önünde bazı engeller de yok değil. Bugün Türkiye Nabucco projesi için hazır olduğu halde bu projenin bir türlü inşasına başlanamaması, Gazprom’un Orta Asya ve Hazar devletlerinin enerji yolları üzerindeki hâkimiyeti, bölgedeki Turuncu ve Gül Devrimleri sonrası durum ve Gürcistan-Rusya arasında yaşanan savaş, ABD’nin Irak ve Afganistan çıkmazı –Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattının hiç ya da kısıtlı oranda çalışması, şayet tam kapasite ile çalıştığında Türkiye’nin doğalgaz da olduğu gibi petrolde de bölge için önemi çok daha net anlaşılacaktır – Rusya liderliğinde kurulabilecek olası bir gaz karteli, AB üyelerinin enerji projelerinde farklı düşmesi, özellikle bazı üyelerin Rusya’yla yakınlaşması, AB ile müzakerelerde Kıbrıs meselesi, İsrail’in Hayfa limanını ön plana çıkarması (Ceyhan’ı enerji üssü olarak düşündüğümüzde İsrail’in bu tutumu oldukça manidar), proje aşamasındaki boru hatlarının özellikle de küresel ekonomik kriz nedeniyle inşasının zaman alacağı ve yine benzer diğer enerji projelerinin ve yatırımlarının askıya alınması, sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) gelişen teknoloji sayesinde önümüzdeki dönemlerde boru hatlarıyla rekabet edecek olması, Rusya’nın enerji işbirliğinde Çin’i yanına alması özellikle Şangay İşbirliği Örgütü adı altında her iki gücün yakınlaşması ve son olarak da Türkiye’nin kendi iç ve dış dinamikleri olarak sayabiliriz. Türkiye bu engellerin üstesinden gelebilecek stratejiler geliştirdiği takdirde enerji mücadelesinin meydana getirdiği bu çok kutuplu uluslararası sistemde hem enerji üssü olma hedefine hem de uluslararası bir aktör olma hedefine doğru yakınlaşacaktır.

Notlar:

1- Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi’nin ilk aşaması olan ve Şahdeniz’in doğalgazını Avrupa’ya ulaştıran bu hat Türkiye’nin AB’ye açılan ilk kapısı niteliğini taşıyor. Rusya’nın tekel yapısının kırılmasında önemli bir adım olan bu proje her ne kadar sembolik bir rakamla sevkiyata başlamış olsa da Rusya’yı by-pass ederek Orta Asya ve Hazar kaynaklarını AB’ye ulaştırdığından önem arzetmektedir. Çünkü bu tarihe kadar AB Orta Asya ve Hazar gazını Rusya toprakları üzerinden alabiliyordu.

2- Fizibilite çalışmaları devam eden Projenin 2012’de tamamlanacağı öngörülmektedir. Tam kapasite ile çalıştığında yılda 31 milyar metreküp doğalgazı AB pazarlarına ulaştırabilecektir.

Yazar: Arzu YORKAN, Enerji Uzmanı
PhD, Freie Universitat Berlin, Otto-Suhr Siyaset Bilimi Enstitüsü, (2008 – )
Tez Konusu: Enerji Güvenliği –Doğalgaz ve LNG.
Yazarın bu çalışması daha önce MOSTAR Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Salı, 02 Haziran 2009

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan