Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Küresel Politika Bağlamında AKP ve Gezi Olayları

31 Mayıs’ta başlayan Gezi Parkı eylemleri ve buna karşı hükümetin tutumuyla ilgili üzerinde durulması gereken birkaç ayrıntı üzerinde duracağım. Bu ayrıntılara yönelik de bir takım eleştiriler ve yorumlar getireceğim. Ancak bunlardan önce küresel gelişmelere bir göz atmamız yararlı ve aydınlatıcı olacaktır.

Küresel Gelişmeler ve Arap Baharı

ABD, 11 Eylül saldırılarından bir ay kadar sonra (7 Ekim 2001) Afganistan Savaşını başlatmıştı. Gerekçe olarak terörizmin önleyici vuruşla önceden ortadan kaldırılması, böylece olası tehditlerin eyleme geçmeden durdurulmasıydı. Bu politikasını ABD Başkanı G.W.Bush, “ya bizdensiniz ya onlardan” felsefesinden yola çıkarak, uluslar arası sistemi iki kutba ayrıştırmak suretiyle desteklenmesini istemiştir. Bu çağrı NATO’da karşılığını bulmuş ve Afganistan’a müdahale edilmiştir.

Afganistan Savaşı’nı Irak Savaşı izlemiştir. 20 Mart 2003’te ABD ve İngiltere’nin öncülüğünü yaptığı Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri Irak’a girmiştir. Türkiye’de hükümet çevreleri her ne kadar Irak Savaşı’na doğrudan girmek istemişlerse de TBMM’de buna ilişkin tezkere reddedilmiş, Türkiye ABD’nin yanında savaşa girememiştir. Ancak ABD kuvvetlerine lojistik destek sağlanmıştır. Hava sahasını ve İskenderun Limanını ABD’ye açan Türkiye ayrıca İncirlik Üssü’nün savaşta kullanılmasına ses çıkarmamıştır.

7 Ağustos 2003 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice Washington Post gazetesinde “Transforming The Middle East – Ortadoğu’yu Dönüştürmek.” Başlığıyla bir makale yayımlamıştır. Bu makalenin en ilgi çekici bölümü, Fas’tan başlayarak Basra Körfezi’ni de içine alan bir bölgede sınırların ve rejimlerin değiştirileceğine yönelik öngörüleriydi. Rice’ın öngörüsünden yedi yıl sonra 2010 Kasım ayında Tunus’ta başlayan protestolar kısa zamanda Afrika ve Ortadoğu’ya sıçramıştır. Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Arabistan, Lübnan ve Fas olmak üzere bir çok Arap ülkesinde etkisini gösteren protestolar, bu ülkelerde yönetimleri ciddi şekilde sarsmıştır. Bir çok ülkede iktidar el değiştirmiştir. Libya’da ise bu değişim NATO’nun fiili desteğiyle olmuştur. Bugün Libya, doğu ve batı olmak üzere fiilen ikiye bölünmüş durumdadır. Libya’nın kaderiyle aynı olmak üzere, Sudan’ın da kuzey ve güney olmak üzere “de jure” olarak ikiye ayrıldığını görüyoruz. Her iki ülkede de yer altı kaynaklarının, sınırların belirlenmesinde önemli faktörler arasında yer aldığı medyaya yansımıştır.

Öte yandan halk hareketlerini destekleyen ve iktidarlara baskı yapan ABD ve Batı, iktidarı devralan Mısır hükümetince ABD merkezli sivil toplum örgütlerine yönelik aramaları, suçlamaları ve kapatma girişimlerini demokrasinin ve içişlere karışmamanın bir gereği olarak görmemiştir. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Clinton tarafından, Mısır’da yapılan STK operasyonları tepkiyle karşılanmış ve demokrasiye saldırı olarak yorumlanmıştır. Almanya Dışişleri Bakanlığı, Mısır‘ın başkenti Kahire’deki Konrad Adenauer Vakfı’nda yapılan aramaya aynı şekilde tepki göstermiştir.

Şüphesiz kendi içerisinde çelişmeler gözlense de Arap Baharı’na destek politikaları ABD ve müttefik devletlerin “demokrasi ve özgürlük” söylemleriyle desteklenmiştir. İsterseniz bu söylemlerin samimiyetini bir örnekle sınayalım: Daha fazla özgürlük talebiyle monarşi karşıtlığına dönüşen Bahreyn’deki protestoların, şiddetle bastırılması ve Suudi Arabistan kuvvetlerinin 2011’de Bahreyn’e girmesi karşısında ne Batı’da ne de medyada demokrasi ve özgürlükler yönünde herhangi bir tepki gösterilmemesi ilgi çekicidir. Bu ise ABD ve Batı’da yükselen demokrasi ve özgürlük söylemlerinin ne kadar samimi olduğunun dünya kamuoyunca sorgulanmasına neden olmuştur ve olmaktadır. Bu bağlamda Fransa’nın 2013’ün başında Mali’ye askeri müdahalede bulunması ve bunun ABD tarafından desteklenmesi de bu bağlamda ele alınmalıdır.

Tüm bu gelişmeler ve küresel etki yaratıcı sonuçlar doğuran Arap Baharı adıyla anılan olaylar karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tavrı ne olmuştur?

Afganistan ve Irak’ta ABD yanında yer alan ve 2004’te bizzat RTE tarafından Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbakanlığını üstlendiğini ilan eden Türkiye’de, Arap Baharı başta, kaygıyla izlenmiş ve olaylara temkinle yaklaşılmıştır. Libya’da NATO’nun görev almasının doğru olmayacağının RTE tarafından dile getirilmesi de buna işaret etmektedir. Ancak politika bazında yine Batı içerisinde yer alan Türkiye, bahsi geçen ülkelerde özgürlük talep eden halk kesimlerinin yanında yer almıştır. Bu görüş Mısır ziyaretinde Erdoğan’ın söylemlerince de desteklenmiştir.

Gezi Parkı Eylemleri ve Sorulması Gereken Sorular

Türkiye’de Gezi Parkı’na yapılmak istenen rezidans-AVM projesine yönelik tepki ve protestolarda bulunan bir grubu, polisin orantısız güç kullanarak dağıtmaya çalışılması, gösterilerin yurt çapına yayılmasına neden olan süreci başlatmıştır. Daha sonra gösterilerin, “daha fazla özgürlük ve demokrasi” talebine dönüştüğü görülmüştür. Protestolar, AKP’nin uzun süredir devam eden politikalarına bir tepki niteliğine dönüşmüştür. Bu tepkilerin, PKK açılımı, özelleştirmeler, özel hayat müdahale, ulusal değerlerin tahrip edilmesi gibi nedenlere dayandırıldığı görülmektedir. Uluslararası medyada bu kitle hareketinin Türk Baharı olabileceğine ilişkin göndermeler yapılmışsa da ABD ve AB, protesto gösterilerinin Arap Baharı ile ilişkilendirilemeyeceğini sıkça dile getirmişlerdir. Bu bağlamda ABD büyükelçisi Ricciardone, hükümetin yanındayız mesajı vermiştir.

Yukarıda sayılan gelişmeler ışığında sorulması gereken bazı sorular vardır ve bu soruların en önemlileri şunlardır:

  • Arap Baharında özgürlük ve demokrasi talep eden halkların yanında olan RTE, Türkiye’de aynı taleplere karşı neden hoşgörüyle yaklaşmamış ve uzlaşıcı tavır sergilememiştir? Protesto eylemlerine karşı orantısız güç kullanılmasına neden müsaade etmiştir?
  • Eğer Arap Baharı bir halk hareketiyse RTE, neden Türkiye’deki kitlesel protesto gösterilerini bir halk hareketi olarak görmemekte ve dış mihraklara işaret etmektedir?
  • Eğer Arap Baharı Rice’ın da öngördüğü gibi, küresel bir operasyon ise RTE bu operasyonu neden desteklemiştir? Türkiye’deki protestolara karşı şiddetli tepkisi, bu küresel operasyonda sıranın kendisine geldiğini düşünmesinden mi kaynaklanmaktadır?
  • Uyguladığı politikalarla ve söylemleriyle Türkiye’nin en demokratik ve en liberal partisi olduğunu ilan eden bir partinin, bu eylemleri siyasi alana kanalize etmek yerine, dışlayıcı söylem ve orantısız güç kullanarak sistem dışına itmesi, demokrasi ve liberal devlet anlayışıyla bağdaşır mı? Bu politikalar, ortaya çıkan sorunun derinleşmesine sebep olmayacak mıdır?

Benimsenen ve uygulanan bu sert ve uzlaşmadan uzak politikalarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uzun vadede kemikleşecek sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmayacak mıdır?

Yavuz YÜCE

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret