Güncel Yazılar

Küreselleşme ve Ulus-Devlet Bağlamında Uluslararası İlişkiler

Küreselleşme ve Ulus-Devlet Bağlamında Uluslararası İlişkiler Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat ÇEMREK* hocamızla, Selçuk Üniversitesi Uiportal temsilcimiz F. Şura BAHSİ’nin gerçekleştirdiği “Küreselleşme ve Ulus-Devlet Bağlamında Uluslararası İlişkiler” konulu röportajı uiportal.net olarak istifadenize sunuyoruz.

Öncelikle ‘küreselleşme’ nosyonunu açmamız gerekirse küreselleşme nedir?

Küreselleşme öncelikle kendimize ve yaşadığımız gezegene dair farkındalığımızın arttığı bir süreçtir. Bu süreç, sosyal bilimler alanında paradigmatik bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Böylece sosyal bilimlere dair her türlü fenomen yeniden şekillenmekte ve yeniden kurgulanmaktadır. Küreselleşme kavramının ilk kullanımını 1960’lı yıllarda işletme bilimine dair akademik dergilerde görüyoruz. Ancak küresel algı ne zaman başlamıştır? diye sorulursa bence medeniyet tarihinin başlaması ile eşit tutmak gerekir. “İnsan” kavramının etimolojik kökeni olan “ünsiyet” beraberinde etkileşimi gerektirdiğinden; küreselleşme ile ancak etkileşim küre düzeyinde pekişmektedir.

“Küre” algımız ne zaman başladı? şeklinde bir soruya cevap olarak yeryüzünün küre olarak tanımlanmasını antik Yunan’da Pythagoreans ve Parmenides’e kadar götürmemiz mümkündür. Diğer yandan, Potelmy’nin evrenin etrafında döndüğü sabit dünya merkezli (geocentric) teorisinin Copernicus tarafından dünyanın güneşin ve kendi etrafında döndüğü (helyocentric) iddiası bir anlamda Coğrafî Keşifler ile pekiştirilmiştir. Coğrafî Keşiflere dair yaptığım vurgu bugünkü ‘küre’ kavramsallaştırmamızı mümkün kıldığı içindir. Bunun öncesinde, insanlar dünyayı küre olarak tasavvur etmedikleri dönemde bile bilinen üç eski kıta olan Asya, Afrika ve Avrupa arasında başta ticaret olmak üzere bir etkileşim söz konusuydu. Bu açıdan, Yunan’dan Tibet’e ve kuzey Afrika’ya egemen olan Büyük İskender’e atıfta bulunmamız gerekir. Aynı şekilde Roma ve Osmanlı imparatorlukları da Akdeniz havzası başta olmak üzere bu üç kıtada hükümran olmuşlardır. Coğrafî Keşiflerle sadece yeryüzünün geri kalanı tespit edilmekle kalınmamış etkileşim de yoğunlaşmıştır. Bu yoğunlaşmada iletişim araçlarının mesajı iletebilme mesafesi ve kullanım frekansını da hesaba katmak gerekir. 1864’te Atlantik’in altından telgraf kablolarının döşenmesi insanların çok uzak mesafelere mesajlarını iletebilmeyi mümkün kıldıkça farkındalığı da arttırmıştır. İletişim araçlarının teknolojiye koşut bir şekilde ucuzlaması da bu yönde kartopu etkisi yaratmıştır.

Küreselleşme tartışmalarını ortaya çıkaran sebepler nelerdir? Uluslararası İlişkiler teorilerinin tarihi gelişimini göz önünde bulundurursak küreselleşmenin uluslararası sisteme etkisi ne olmuştur? Uluslararası İlişkiler disiplinini ortaya çıkaran da küreselleşme midir?

Tartışılan her türlü fenomen, destekleyicileri ve kaşı çıkanları olduğu için tartışılır. Küreselleşmenin bir tartışma meselesi olmasının temelinde, bu süreçten canı yananlarla canlananlar arasındaki her anlamdaki iktidar kavgasını görebiliriz. Eğer siz bir yatırımcı olarak Çin’de aylık 50 $ için insanları çalıştırabileceğinizi biliyorsanız; üretimi en ucuza mal etmek için Çin’e yönelirsiniz. Ancak sizin bu yönelişinizden dolayı ayrıldığınız ülkedeki insanlar işini kaybediyorsa, onlar da küreselleşme karşıtı bir tavır takınacaklardır. Öte yandan, daha fazla kâr elde ettiğiniz için siz de küreselleşme yandaşı bir tavır takınacaksınızdır. Tartışmanın çıktığı nokta burasıdır. Küreselleşme karşıtlarının ya da yandaşlarının temel sorunları paylaşamamaktan kaynaklanmaktadır.

Ulus ve ulus-devlet oluşumlarına baktığımızda modernitenin görüngüleri olduğunu fark ederiz. Öte yandan, ulus-devletin bir siyasî form olarak tüm yeryüzünde yaygın bir kabul görmesi ve yerküremizi şekillendirmesi küreselleşmenin bir sonucu olarak tezahür etmiştir. Dolayısıyla, kaçınılmaz olarak uluslararası ilişkiler de bu anlamda küreselleşmeden doğmuştur. Realist perspektiften baktığımızda, uluslararası ilişkilerde ulus-devlet başat aktör olmasına rağmen küreselleşme ile etkileşimin artması sonucu sahneye başka aktörler de çıkmıştır. Mesela, Hükümetlerarası düzeyde uluslararası örgütler, dünyanın dört bir yanında şubeleri aracılığıyla varlık gösteren Sivil Toplum Kuruluşları hatta küresel terör örgütleri ve küresel mafya daha önce ulus-devlete hamledilen alanlarda ortaya çıkan yapılanmalardır. Bu yapılanmalar, uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirmektedir. Ama, kendi adıma uluslararası ilişkilerin bir disiplin olarak sonu geldiğini söylemek için erken olduğunu düşünüyorum.

Bireyden hareketle modernizm ile küreselleşme arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

Küreselleşme, modernizmin yeryüzüne hakim kılınması olarak da tanımlanmaktadır. Modernizm, bizatihi “birey”i ortaya çıkaran ve insanı bireycileştiren bir yapıdır. Bahsettiğim farkındalığın bir yanı da budur zaten.

İnsanın gelenekle bağı koptukça yalnızlaştığını ve yabancılaştığını düşünen insan komüniteryen yapılarla daha yakınsak bir ilişki içine girmektedir. Ama unutmamak gerekir ki; bu oluşumlar da modern karakterdedir. Çünkü moderniteden beslenmektedirler. Antik gelenekte imparator halkın babası olarak görülmekte ve ona tanrısal sıfatlar yüklenmekteydi. Halbuki modernizm, Tanrı ile bağlarını koparan seküler öğretiler eşliğinde bireyi yeryüzünde yalnızlaştırmış ve çevresine karşı yabancılaştırmıştır. Bu bağlamda, komüniteryen yapılanmaları ölüdoğmuş yapılar olarak görüyorum. Bireyciliğe daha fazla atıf yapan bugünkü küresel algı ise, kaçınılmaz olarak aile, ulus ve ulus-devlet gibi yapıları aşındırmaktadır. Küreselleşme ile insanın farkındalığı arttıkça yaşadığı dünya ve eşya ile arasındaki bağı kaybetmiş olması ise bir paradokstur. Öte yandan, küresel sorunlara dair bilgimiz arttıkça ilgisizliğimizin pekişmesini nasıl açıklayabiliriz?

Küreselleşme ulus-devleti ortadan kaldırıyor mu yoksa farklı bir evrime mi zorluyor?

Küreselleşmeye, daha önce de belirttiğim gibi ilk ivmeyi imparatorluklar sağlamıştır. Ancak bu imparatorluk olmanın gereği olarak ortaya çıkmıştır. Emperyal bir bakış açısı, tüm dünyanın imparatoru olmayı zorunlu kılar. Bu eğilim ise sınırları keskince çizilmiş territoryal anlayışa sahip ulus-devlette yoktur. Ulus-devlet, yeryüzünün artık bir küre olarak tasavvur edildiği zamanda modernizm bir görüngüsü olarak tüm dünyaya yayılması da küreselleşmenin bir sonucudur. Bu yüzden, küreselleşme ile ulus-devlet ortadan kalkmıyor.

Küreselleşme tersine çevrilemeyecek bir süreç midir?

Bu anlamda çok determinist olmak istemem ama eğer sorudan küreselleşme karşıtı bir tavır içinde olmak kastediliyorsa, küreselleşme karşıtı hareketler de küreselleşmenin imkanları kullanılarak gerçekleşiyor. Eğer bu tersine çevrilmeden kastedilen ulus-devletin tahakkümünü arttırması ise ben zaten kendi adıma ulus-devleti küreselleşmenin bir tezahürü olarak okuduğumu ifade etmiştim.

Küreselleşme imkanlarından sadece bireyler, küresel şirketler ve küresel sivil toplum kuruluşları faydalanamıyor ki; ulus-devletler de faydalanıyor. Bu bağlamda, sürecin tersine çevrilebileceğini düşünmüyorum çünkü küreselleşme tersyüz edilmiş bir süreç zaten.

Postmodernizm tartışmalarının küreselleşme ile olan ilişkisini nasıl açıklarsınız?

Postmodernizm, bana göre kabaca kendi mezarını kazan bir konumu vardır. Bütün ideolojilere, dinlere ve teorilere birer “büyük hikaye” (grand narrative) olarak yaklaşan postmodernizm, kendisini de aynı derekeye düşürmektedir. Postmodernizmin en önemli işlevselliği ise, farklı modernite okumalarını mümkün kılan bir bakışaçısıdır. Halbuki, bu da modern olanı güçlendirir. Postmodernizmin diğer aksayan yönleri ise, modernizmin hastalıklarına çare bulmayı bırakın teşhisten bile uzak düşmektedir.

Dahası, moderniteyi ya da modernizmi hangi anlamda tanımlarsanız tanımlayın, bu tornadan geçmemiş formlarla karşılaşacaksınızdır. Bu da postmodernizmi daha ütopik kılmaktadır. Küreselleşme ile bir yandan modernite tüm yeryüzünde hayata hakim olurken, premodern olan formatlar modern bir şekilde paketlenip piyasa sürülmektedir. Bu değişik modernite okumalarını mümkün kıldığı kadar değişik modernliklere de hayat alanı sağlamaktadır.

Soğuk Savaş’ın galibi olarak ortaya çıkan ABD, dış politikasında küreselleşmeden ne ölçüde yararlanmaktadır?

ABD Soğuk Savaş döneminde de küreselleşmeden faydalanmıştır. ABD, kapitalizmin ve liberal demokrasinin tüm dünyaya yayılmasında öncü rolünü üstlenmiştir. Bugün, ABD’nin tek çıkar yol olarak neo-liberal politikaları sunuşunu yegane süper güç olmanın avantajı ile daha ceberrut bir şekilde yaptığını görüyoruz. Küreselleşme, bir anlamda bizatihi melez bir kültür olan Amerikan kültürünün tüm dünyaya pazarlanması ve ulusal kültürlerin melezlenmesi işleminde katalizördür.

Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan entegrasyon hareketleri küreselleşmenin bir boyutu mudur?

Küreselleşmenin değişik görüngüleri ve boyutları vardır. Birincisi, tüm kürede tek bir algının oluşması şeklinde gündeme gelebilir. Buna giden süreçte yerel değerlerin de bir tepki olarak arttığını görüyoruz. Öte yandan, bu yerel tepkiler de küresel pazarda meta değeri kazandıkça pazarlanmaktadır. İkincisi ise bölgesel entegrasyonların çoğalması şeklinde… Bu da, bölgesel entegrasyon hareketlerini küreselleşmenin uzantısı olarak görmeyi gerektirir.

11 Eylül terör saldırıları ile ortaya çıkan küresel terör kavramı küreselleşmenin korkulur hale gelmesinde sizce etkili olmuş mudur?

Terör itibariyle baktığınız zaman bunun yerel ya da küresel olmasına gerek yok. Bu zaten korkutucu bir şeydir. Küreselleşmenin korkutucu yanı terörden ziyade, hayatta kalmak için iş bulabilme kaygılarının artışıdır. 11 Eylül saldırılarından bu yana yaklaşık beş yıl geçti. Bu süre zarfında kaç tane küresel terör vakası sayabilirsiniz? Madrid, Londra ve İstanbul’daki kanlı olaylar. Küresel terör bağlamında, “başka ülkeden birileri gelecek ve beni yurdumda bombalayacaklar” korkusu zayıf bir korkudur ama Çin yada Hindistan’dan dolayı işimi kaybedeceğim korkusunu insanlar daha çok yaşamaktadır. Bu korkuyu sadece emek-yoğun piyasaların çalışanları değil teknoloji-yoğun piyasaların emekçileri de paylaşmaktadır. Yani, Çin karşısında işini kaybetmekten sadece Türkiye’deki tekstil sektörü çalışanları değil Amerika’daki bilgisayar mühendisleri de endişelidir.

Son olarak, küreselleşmeyi merkeze aldığınız bir yazınızda “Küreselleşme, en belirgin şekilde, çok-kültürcü siyasaları benimseme konusunda ulus devleti zorlarken; onu, içinden neşet ettiği imparatorluk formuna doğru -fakat yeni bir üslupla-sürüklemektedir.” diyorsunuz. Bunu açabilir misiniz?

Bu soru konuyu toparlama açısından oldukça güzel olmuş. Daha önce de belirttiğim gibi, küreselleşmeye ivme veren imparatorluk düşüncesidir. Hangi imparatorluk olursa olsun tüm yeryüzünü elinde tutmak eğilimindedir. Bu bağlamda, “Kızıl Elma” özgün bir proje değildir. Roma İmparatorluğu da tüm dünyanın hükümranlığının peşindeydi. Bir sömürge imparatorluğu olan Birleşik Krallık da… Bundan hareketle, ulus-devletler artık yeni imparatorluklara tecelli etmek durumundadır. Bunun en iyi örneği ABD’dir. Formel olarak ulus-devlettir ama bir imparatorluk gibi hareket etmektedir.

Uiportal olarak röportaj talebimizi kabul ederek bizimle bu çok önemli bilgileri ihtiva eden mülakatı gerçekleştirdiğiniz için, Uiportal Selçuk Üniversitesi Öğrenci temsilcisi olarak teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

*Selçuk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslar arası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sayın Murat ÇEMREK, lisans eğitimini ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri üzerine olan post-doc araştırmasını Collegium Budapeşt’te(Macaristan) bitirdi ve sonrasında Selçuk Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü’nde göreve başladı. Halen Selçuk Üniversitesi’nde akademisyenliğe devam etmektedir.

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

Sığınmacı Krizinin Çözümünde Avrupa Birliği Türkiye ile İşbirliği Yapmak İstiyor

Avrupa Birliği Komisyonu ile Türkiye arasında, sığınmacı krizinde Türkiye’nin üstleneceği role ilişkin pazarlıklar sürerken, Alman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir