Güncel Yazılar

Kuzey Irak Ekseninde Dış Politikada Sorunlar, Açılımlar ve Fırsatlar

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan itibaren varlığına ve ulusal güvenliğine yönelik çeşitli tehditlerle karşılaşmıştır. Bu tehditler kimi zaman toprak bütünlüğü, karasuları hava sahası gibi egemenlik haklarına yönelik iken kimi zaman ise devletin rejimini, anayasal niteliklerini ve kuruluş felsefesini hedef almıştır. Bu kapsamda Kuzey Irak bölgesindeki devletleşme süreci hem Türkiye’nin toprak bütünlüğüne hem de Türkiye’deki üniter yapıyı ve ulus-devleti tehdit etmektedir.

Kuzey Irak’taki devletleşme sürecinin temeline inmemiz için öncelikle bölgenin tarihsel sürecini iyi analiz etmemiz gerekmektedir. Bu bağlamda 1980-88 Irak-İran Savaşı bölgedeki dengelerin değişmeye başlaması açısından bir dönüm noktasıdır. Kuzey Irak’taki Kürt gruplar ile Bağdat yönetiminin arasındaki görüş ayrılıkları 16 Temmuz 1979 tarihinde Hasan El Bakır’ın yerine Saddam Hüseyin’in gelmesiyle iyice su yüzüne çıkmıştır. İran-Irak Savaşı sebebiyle Bağdat yönetiminin kuvvetlerini güneye kaydırmaya zorlamıştır. Bu durum Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğunu da beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda Kuzey Irak’ta başta Barzani ve Talabani olmak üzere çeşitli Kürt gruplar savaş atmosferinden yararlanarak bölgedeki yönetimi fiilen ele geçirmişlerdir. Gerek Irak’la savaşmakta olan İran, gerekse Arap liderliğini kazanmak için Saddam rejimini kendisine rakip gören Suriye bu süreçte Kuzey Irak’taki Kürt grupları desteklemiştir.(1)İran sınırındaki Halepçe kasabasında Bağdat yönetiminin bölgede kimyasal silah kullanması sonucunda 5000 vatandaş hayatını kaybetmiştir. Böylece Irak Kürtleri ile Bağdat yönetimi yollarını bir daha birleştiremeyecek şekilde ayırmıştır.

Irak-İran Savaşı’ndaki kayıplarını telafi etmek isteyen Saddam yönetimi 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etti. Buna karşılık ABD öncülüğündeki koalisyon kuvvetlerinin Kuveyt’e çıkartma yapması sonucunda Birinci Körfez Savaşı meydana geldi. Toplu katliam korkusuyla Türkiye ve İran sınırlarına yığılan yaklaşık 1.5 milyon Kürt mülteci için BM şemsiyesi altında bir kurtarma hareketi başladı. Bu çerçevede 36. Paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanması, Çekiç Güç adındaki uluslar arası bir askeri gücün bölgeye yerleşmesi devletleşme sürecindeki ilerlemelere zemin hazırladı. Savaştan sonra Irak’a uygulanan ambargolar ve yaşanılan diplomatik krizler neticesinde Şii’leri korumak bahanesiyle 32. Paralelin güneyi de uçuşa yasak bölge ilan edildi. Birinci Körfez Savaşı sonucunda Saddam kuvvetleri Kuveyt’ten çekilmek zorunda kaldı.

Soğuk Savaş sonrası dünya düzeninde bölgesel ve küresel aktörlerin bölgedeki çıkar çatışmaları sonucunda her bir savaş bir diğerine neden-sonuç ilişkisiyle bağlanıyor ve bu durum bölge dinamiklerinin yerine oturmasını engelliyordu. 11 Eylül terör saldırısı sonrası gelişen süreç ve Irak’taki kitle imha silahlarının varlığı iddiaları sonucu ABD öncülüğündeki koalisyon kuvvetleri Irak’ı işgal etmiştir. Bu gelişme sonucunda ABD askerleri Saddam yönetimini devirerek Irak’ta yeni bir siyasi rejim inşa etme sürecine girmiştir. Bu süreç sonucunda 2005 seçimleri sonrasında yürürlüğe giren Irak anayasası ile Irak devlet sisteminin üniter yapıdan federe yapıya geçişi sağlanmış ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne meşruluk kazanmıştır.

Bu güne kadar Bölücü terör örgütünün bölgedeki varlığı sebebiyle bölgeyle ilişkilerde askeri yöntemler ön plana çıkmıştır. Fakat son dönemde uygulanmaya çalışılan ‘komşularla sıfır politikası’ ve bölgedeki konjonktüre uygun olarak diplomatik kanallardan daha fazla yararlanılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile ilişkiler son dönemde pozitif ivme kazanmıştır. Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun 30 Ekim 2009 tarihinde bölgeye yaptığı ziyaret bölge ile ilişkiler açısından oldukça önemlidir. Bu ziyaret sırasında Musul’da Türkiye Konsolosluğu açılması ve Kerkük’te de önümüzdeki günlerde bir Türkiye Konsolosluğu açılacağının belirtilmesi önümüzdeki günlerde ilişkilerin artarak devam edeceğinin en somut göstergesidir.

Bölgeden Ceyhan’a petrol akışı sağlanması hem Türkiye açısından hem de Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi açısından olumlu bir gelişmedir. Bu akışın bölgedeki diğer petrol rezervleriyle bağlanarak genişletilmesi ilişkilere katkı sağlayacaktır. Bu sayede aradaki sorunların çözümüne yönelik uygun bir ortam yaratılabilir.(2)Ayrıca Türkiye’nin elindeki NABUCCO kartı bölge enerji piyasasındaki elini güçlendirecek bir unsurdur. Türkiye bu kartı iyi kullandığı takdirde bölge için önemli bir çekim merkezi haline gelmesi kaçınılmazdır. Ancak bu hususta Bağdat yönetimi ile koordineli çalışmak Türkiye için oldukça önemlidir. Aksi takdirde Türkiye ‘bir komşu ülkesinin iç işlerine karışıyor’ pozisyonuna düşebilir.

Kuzey Irak bölgesi yıllarca otorite boşluğuna maruz kalmış, ambargolardan etkilenmiş, yatırıma aç bir bölgedir. Yöre halkının önemli bir çoğunluğu memurluk, peşmergelik gibi görevler yapıp geçimlerini devlet üzerinden kazanmaktadır. Sanayi, tarım, hayvancılık, ticaret gibi iş kolları bölgede gelişmemiştir. Bu durum bölgenin feodal yapısıyla da birleşince karşımıza komünal toplumları aratmayacak bir tabaka çıkmaktadır. Bunun sonucunda da 6 milyon nüfusa sahip, hafife alınmayacak bir pazarla karşılaşmaktayız. Bu mevcut durum Türkiye için önemli bir fırsat teşkil etmektedir. Bölge ekonomisinin Türkiye’ye bağımlı olarak canlanması ve gelir kaynaklarının çeşitlenmesi, bölgede Türkiye’nin etkinliğini arttıracak önemli bir fırsattır.

Uluslararası kamuoyu açısından Irak işgali siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında istikrarın sağlanması açısından gelinen nokta tatmin edici değildir. Öte yandan Irak Savaşı’nın maliyetinin sürekli artması günümüz global kriziyle beraber değerlendirildiğinde ABD ekonomisi açısından oldukça önemli bir problem yaratmıştır. ABD’nin öncelikli kaygısı siyasi ve ekonomik bir yük olarak gördüğü Irak’taki askeri varlığını hafifleterek Afganistan’a askeri ve ekonomik kaynak ayırmaktır.

İşgalin beşinci yılının sonunda Bush yönetimi ile Irak hükümeti tarafından imzalanan anlaşma ABD’nin 2011 yılına kadar Irak’tan çekilmesini öngörmektedir. ABD Irak’tan çekildikten sonra  bölgedeki iki müttefiki olan Türkiye ve Iraklı Kürtler  arasında çatışma  çıkması  durumunda Washington’da birçok grup bu durumu çekilmenin yanlışlığını kanıtlamak için kullanabilir.(3)Bu durumda ABD, NATO üyesi ülkelerden bölgede istikrarı sağlamak için güç telkininde bulunabilir. Bu süreç içerisinde ABD-Türkiye ilişkileri ivme kazanacaktır. Türkiye’nin ABD’nin çekilmesinden doğacak boşluk nedeniyle ortaya çıkacak sorunların çözümüne katkıda bulunması, Bölgesel Kürt Yönetimi ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmesi, bunun karşılığında da PKK’nın etkisiz hale getirilmesi yeni bir formül olarak gündeme gelebilir.

Yazar: Çağdaş DUMAN

Kaynak: caspianweekly.org

———————————-

(1) Baskın Oran, Türk Dış Politikası Sayfa 131

(2) Irak Bölgesel Kürt ve Parlamento Seçimleri USAK Rapor sayfa 39

(3) ABD’nin Irak’tan Çekilme Süreci ve Bölge Dinamikleri-Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi sayfa 24

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir