ankara escort
Güncel Yazılar

Modern ve Postmodern Dönemlere Genel Bakış

Klasik anlamıyla modernizm, 19. yüzyılda kültür, sanat ve bilimde gerçekleşen değişimleri ifade etmektedir. Modernizmin temel dinamiklerine/olgularına geçmeden önce kelimenin kökenini incelemekte yarar var. Modernizm, Latince modernus sözcüğünden türemiştir. Her ne kadar modernizmin doğuşu 19.yüzyıla ve modernizmin doğuşunu hazırlayan sebepler 15.yüzyıla kadar indirgenebilse de kelimenin kökeni modernus ilk olarak 5.yüzyılda kullanılmıştır.5.yüzyılda Antik Yunan Siteleri’nde kullanılan kelime o günkü anlamıyla puta tapma karşısında yükselen Hıristiyanlık gerçeğini nitelemektedir. Kelime paganizm yani dinsizliği reddetmek ve Hıristiyan toplulukları işaret etmek için kullanılmıştır.

Modernizmin oluşumunda önemli etkenlerden biri olan Rönesans dönemi düşünürleri bu kavramdan yola çıkarak, Modern ve Antik Toplum ve Devlet ayrımı yaparak kelimeyi genelleştirmişlerdir. Genelleştirme neticesinde ortaya Batı toplumu ve Batı toplumlarının dışındakiler yani barbar/ilkel toplum çıkmıştır. Dolayısıyla 16.yüzyıldan günümüze değin modernizm olarak kullanılan kavramın artık Batı toplumlarının sahip olduğu nitelikleri açıklamak için kullanıldığı görülmektedir. Modernizm kelimesi Hegel’in tanımlamasıyla yaşanılan an, şimdiki zaman anlamlarını içerse de yukarıda da belirttiğimiz gibi modernizmin tarihi yeni değildir; 5.yüzyıla kadar uzanmaktadır. Günümüzde modernin kelime anlamı çağcıl, çağdaş, yenidir. Modernizm ise çağdaşlık, yenilikçilik demektir. Modern, radikal/köklü bir değişimin sonucu ortaya çıkandır.[1] Modern kavramının içeriği her dönem için eskiden yeniye geçişi ifade etmektedir. Tarihsel çizgi içinde Ortaçağ’dan sonra gelen çağlar modern olarak nitelendirilmektedir. Bu çağların modern olarak nitelendirilmesinde ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak bahsedileceği gibi insanların Ortaçağ ‘daki dinsel etkiden kurtulup kendini merkeze alması, çevreden merkez konumuna geçmesi, bilimin, bilimsel düşüncenin, pozitivizmin tüm alanlarına egemen olmasıdır. Yukarıda sayılan faktörler modernizmin temelini oluşturmaktadır. Buradan ulaşılabilecek sonuç sekülerizm ve pozitivizmin modernizmin temel olguları olduğudur.

Modernizm, bir kavram olarak belli bir semantiği ifade etmektedir.[2] Bu semantiğin içinde pozitivizm ve sekülerizmin dışında evrensellik, akılcılık, mantık, bilimsellik, algoritmik, sistematik düşünme, naturalizm, sembolizm, kübizm, ekspresyonizm, fütürizm, sürrealizm, yapısalcılık gibi kavramaları/olguları bulmak mümkündür. Modernite, kapitalist dönüşüm, aydınlanma aynı anlamı ifade edecek biçimde birbirleri ile özdeş olarak kullanılabilmektedir.[3] Gencay Şaylan’ın yaptığı bu tespite dayanarak kapitalist dönüşümün, ekonomik vurguladığını ve yaşam biçimini değiştirdiğini; Aydınlanmanın, toplumsal dönüşümün düşünce biçimini yansıttığını; modernitenin ise bahsedilen dönüşümden bugüne kadar gelinen tarihsel dönemi, bu tarihsel dönem içinde ortaya çıkan tutum ve düşünceleri ifade etmektedir. Bu bilgiler ışığı altında modernizmi derinlemesine incelemeden önce onu oluşturan belli başlı yapı taşlarına bakalım. Bunlar;

1-Dinselliğin yerine bilimin geçmesi

2-Yaşama, ekonominin egemen olması

3-Kentlerin ön plana çıkması

4-Oligarşi ve Monarşilerin yıkılıp siyasal sistemlerin demokratikleşmesi

5-Yeni türde toplumsal kimliklerin toplumsal bütünleşme de belirleyici olması

Bütün bu sayılanlar çerçevesinde Rönesans, Reformasyon, Aydınlanma, Burjuvazi’nin Doğuşu ve Kapitalist Dönüşüm, Sanayi Devrimi modernleşme süreci içinde modernizmi ortaya çıkaran yönlendirici olgular olmuştur.

Rönesans ve Reform

Kelime anlamı olarak Rönesans “yeniden doğuş ” demektir. Rönesans’tan kastedilen klasik bağlamda yeniçağın başlaması ile birlikte Avrupa’da özellikle İtalya’da edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanlarında görülen yeniliklerdir. Rönesans’ın doğuşu 15. ve 16. yüzyıllara tekabül etse de aslında bu süreç 12. ve 13. yüzyılda başlamıştır.[4] Ancak aynı süreçte yaşanan gelişmeler siyasal yapılanmayı ve iktidar ilişkilerini değiştirmemiş, egemen sınıflar konum ve varlıklarını sürdürmüşlerdir.[5]

Rönesans’ı oluşturan nedenler kâğıt ve matbaanın bulunuşu ile okum-yazmanın gelişmesi buna dayalı olarak bilgi ve kültürün artması; Coğrafi Keşifler sonucu güzel sanatlara olan merakın artışı ve zengin sınıfın oluşması sayılabilir. Rönesans ile hümanizm denilen kavram oluşmuştur. Hümanistler başka bir deyişle insan sevgisine öncelik verenler yeni eserler oluşturmuşlardır. Hümanistlere örnek olarak Dante, Petrark, Bokoçiyus, Makyavel, Gişardan verilebilir. Rönesans her Avrupa ülkesinde farklı şekilde gelişme göstermiştir. Fransa’da Rönesans’a krallar öncülük etmişlerdir. Almanya’da Rönesans Hümanizm ile başlamıştır. Martin Luther, Erasmus, Calvin dinsel konular üzerine yoğunlaşmışlardır. İngiltere’de Shakspeare; İspanya’da Cervantes ünlü eserler yazmışlardır.

Rönesans hareketleri ile moderniteyi ilişkilendiren nokta skolastik olarak nitelendirilen kilisenin dar görüşünün yıkılması onun yerine bilimsel düşüncenin, pozitivizmin geçmesidir. Dinin, din adamlarının ve kilisenin halk üzerindeki otoritesinin sarsılmasıdır. Bu iki gelişmeden birincisi pozitivizmi ikincisi ise sekülerizmi oluşturmuştur. Pozitivizmin oluşması teknikteki gelişmeleri hızlandırmıştır. Sanatta görülen değişme aydın sınıf ve halk sınıfını oluşturmuştur. Burjuva sınıfı ilerleyen yüzyıllarda tüm dünyayı hegemonyasına alacak olan kapitalizmi oluşturacaktır. Rönesans ve akabinde gerçekleşen Reform hareketleri Ortaçağ toplumunun sahip olduğu dini yapı ve feodal ekonomi ile egemenlik ilişkileri, yerini bireyi merkeze koyan ve dini toplumdan, devletten sıyıran yeni bir yapılanmaya bırakmıştır. Luther’in ve Calvin’nin öncülüğünü yaptığı Reform hareketleri Kutsal Kitabın sil baştan ele alınması için halkı kışkırtmaya/uyandırmaya yöneliktir. Aslında bu hareketlerin temelinde kilise otoritesine karşı bir başkaldırı vardır. Luther’in ve reformistlerin amacı İncil’i anlamayı kilisenin tekelinden çıkarıp bizzat bireye bırakmaktı. Bu sebepler doğrultusunda gelişen Reform Hareketleri Protestanlığın doğuşuna zemin hazırlamıştır. Rönesans ve Reform hareketleri sonrasında sosyal, ekonomik, siyasal bağlamda Avrupa kıtası büyük değişimler yaşamıştır.

Aydınlanma Çağı

Rönesans ve Reform hareketlerinin devamı niteliğinde Aydınlanma Çağı yaşanmıştır. Aydınlanma 17. ve 18. yüzyılda var olan totaliterliğe, kastçı-feodal düzene, baskıcı dünya düzenine karşı yeni olgunlaşmakta olan burjuvazinin yönettiği bir özgürleşim hareketidir. Aydınlanma Çağı, insanlık tarihinde akıl ve düşüncenin bireyin en güçlü yetisi olarak birleşmiş bir biçimde, dünyanın ve toplumun metafizik ve mistifiye edilmiş anlaşılmasına dayalı geleneksel toplum ve bilgi yapılarının ortadan kaldırılmasını ifade eder.[6] Aydınlanmaya Akıl Çağı’da diyenler vardır. Aydınlanma, insanlığı eleştirilen aklın kullanılması ile mitten, batıl inançtan, gizemli güçlere ve doğa güçlerine tabi olmaktan kurtarmayı amaçlamıştır.[7]

Kaynağı Rönesans ve Reform gibi önceki toplumsal düşünce hareketlerine bağlı olan, temelleri aynı olmakla birlikte Batı Avrupa toplumlarının kendi toplumsal yapıları ve tarihsel koşullarına göre ayrıcalık gösteren Aydınlanma hareketi ile birlikte modernizminde temel söylemleri olan özgürlük, akıl, birey, insan hakları, toplum sözleşmesi, laiklik, demokrasi, eşitlik, bilimsel düşünce gibi kavramlar ön plana çıkmıştır. Böylece Aydınlanma düşüncesi, modernitenin de fikri arka planını oluşturmuştur.

Burjuvazi’nin Doğuşu ve Kapitalizme Geçiş

Modernizmin önemli ayaklarından birisi olan kapitalizm 18.yy itibariyle oluşmuş ve hızla gelişme göstermiştir. Batı’da kapitalizme geçiş dönemini ya da feodaliteden burjuvazi egemenliğine geçişi anlayabilmek için feodal yapının üzerinde durmak gerekir.Feodalite Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile başlayan, Orta Çağ boyunca bilhassa Batı Avrupa’da hakim olan ve 1453 İstanbul’un Fethi ile son bulan toplum düzenidir.Feodal düzenin en belirgin özelliği devlet birliğinin mevcut olmamasıdır.Halk doğrudan doğruya devlete değil toprak sahiplerine bir başka deyişle senyörlere bağımlıdır.Katı sınıf ayrımının olduğu feodal düzende halk tabakalara bölünmüştür.Feodal düzende toprağı serbestçe kullanmak mümkün değildi.Toplumdaki temel çelişkiyi,üretim araçlarına sahip olanlarla onlara hizmette bulunanlar arasındaki ekonomik sömürü meydana getirmektedir.Bu çelişki hukuki eşitsizliği oluşturmuştur.Sınıflar arası geçiş imkansız sayılmaktadır.

Kesin çizgilerle birbirinden ayrılan toplumsal yapıya zamanla bir başka sınıf daha dahil olmuştur. Yeni oluşan sınıf hem feodal düzeni sona erdirmiş hem de bütün dünyayı günümüze değin etkisi altına alacak bir devrimin aktörleri olmuşlardır.

Ortaçağ kentlerinde artan üretim ticaretin gelişmesine sebep olmuştur. Zanaat ve ticaretin gelişmesine paralel olarak kentlerde ortaya çıkan bu sınıf burjuva sınıfıdır. Burjuvalar soyluların yararlandıkları hukuki ayrıcalıklardan yararlanamamaktaydılar. Burjuvalar zamanla üretim tekniğini geliştirmişler nihayetinde toplumun sosyal yapısını değiştirmişlerdir. Sert sınıf ayrımının olduğu toplumsal yapıda ayrımcılığın karşısında olduklarından emekçi sınıfın desteğini sağlamaktaydılar. Fransa’daki soyluların uzlaşı yanlısı olmayan davranışları burjuvaların emekçi-köylü işbirliği yapmasına sebep olmuştur. Burjuva emekçi halk işbirliği ve Fransız aydınlarının fikri alt yapıyı oluşturması ile Fransa’da büyük devrim gerçekleşti. Fransa Kralı XVI. Louis’in “bugün kayda değer hiçbir şey olmadı” sözlerine adeta misilleme niteliğinde sadece o günü etkilemekle kalmayıp günümüze değin etkisini sürdüren Fransız İhtilali 14 Temmuz 1789’da gerçekleşti. Fransız İhtilali birçok değişimi de beraberinde getirdi. En önemli değişiklik ise modernizmin siyasal yapı taşı olan ulus-devletin doğuşudur.

Fransız Devrimi’nin fikri alt yapısını oluşturan felsefi eğilimlerin birçoğu kaynağını Aydınlanma felsefesinden almıştır. Modernizme de ışık tutması bağlamında bu dönemin felsefi yaklaşımlarına değinmek gerekir. Filozoflar Yüzyılı olarak da adlandırılan bu dönemde ilk önce doğa yasaları aydınlığa kavuşturulmuştur. Doğa öteki olmaktan çıkarılmıştır.[8] Tüm alanlarda insanın araştırılması ya da insanın merkezileştirilmesi sağlanmıştır. Fizikçilerin dünya görüşü benimsenmiştir. Özellikle İngiliz bilim adamı Newton’un yerçekimi kanunu keşfi ile bilimsel devrim başlamıştır. Dönemin aydınları/filozofları toplumda var olan zenginliğin üretimini, dağıtımını ve tüketimini araştırarak iktisat biliminin ilk oluşumunu sağlamışlardır. Böylelikle kapitalizmin temelleri atılmış oluyordu. Bu filozoflardan bazılarının bu döneme ilişkin felsefi düşüncelerini şöylece özetlemek mümkündür:

Montesquieu; özgürlüğü sağlamak adına kuvvetler ayrılığının gerekliliğini savunmaktaydı.

J.J.Rousseau; egemenliğin halka ait olduğunu ve bunun hiçbir kimseye devredilemeyeceğinin altını çizmektedir.

Voltaire; laik düşüncenin savunuculuğunu yapmıştır.

Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz düşünürler siyasal demokrasinin temel kurallarını koymuşlardır.

Sanayi Devrimi

Fransız İhtilali’nin baş aktörü olan burjuva sınıfının ticaretten elde ettiği sermayeyi sanayi alanında kullanması ile Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir. Sanayi Devrimi 18.yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlamıştır. Buhar makinesinin icadı ve bunu tamamlayan diğer teknik buluşların öncülük ettiği makineleşme süreci ile kendini göstermiş, bireysel ve küçük ölçekteki üretim yöntemleri terk edilerek, büyük çapta kütlesel üretime geçilmesini sağlamıştır.[9]

Sanayi Devrimi’ni 15.yüzyıl ve 17.yüzyıl arası dönemlerdeki dinsel, bilimsel, siyasal ve felsefi düşünceler hazırlamıştır. Moderniteye geçişi belirleyen dört büyük devrimden biri olan bilimsel devrim sanayinin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bilimsel Devrim ile teknolojide gelişme sağlanmıştır. Yaşam düzeyi yükselmiştir. Yaşam düzeyinin yükselmesine bağlı olarak tüketim malına talep artmıştır. Burjuvazinin gelişmesi ve orta sınıfın zenginleşmesi sürecine paralel olarak kapital birikim oluşmaya başlamıştır. Böylelikle yeni yatırım alanları aranmaya başlanmıştır. Avrupa’da hızla yayılan sömürgecilik hareketleri sonucu Avrupa ülkeleri yeni koloniler oluşturarak sömürgelerden getirdikleri hammaddeleri işlemişler ve tekrardan sömürgelere satmışlardır.

Tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüm uzun bir süreci içermiş, toplumda meydana gelen büyük çatışmalar ve yapısal değişimlerle birlikte 100 yılı aşkın bir dönem içinde sanayi toplumunun yapısı kurumsallaşmış ve yerleşmiştir.[10] Sanayi Devrimi’nin aşamalarını 3 başlık altında toplayabiliriz.

Birinci Sanayi Devrimi 18.yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkmış ve buharı kullanmıştır.[11] Birinci aşama 19.yüzyılın ortalarına kadar devam eden Makineleşme Çağı’dır. Makineleşme Çağı’nın hammaddeleri kömür ve demirdir. Makine kullanımının yaygınlaşması sonucu büyük fabrikalar ortaya çıkmış, Avrupa’da tarım işçilerinin toplumundan fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim gerçekleşmiştir. İkinci Sanayi Devrimi 19.yüzyılın ortalarında Amerika’da ortaya çıkmış ve Taylorizm denilen yürüyen bandı/seri üretimi kullanmıştır.[12] İkinci aşamada temel hammadde ve enerji kaynaklarında değişiklik olmuştur. Kömür ve demire ilaveten çelik, elektrik, petrol, kimyasal maddeler de üretim sürecine girince endüstrileşme günümüzdeki biçimini almıştır. Üçüncü Sanayi Devrimi ise elektroniği kullanarak Bilgi Toplumu’na yönelmiştir.[13] Üçüncü aşamada teknolojik gelişmelerde büyük ilerleme kaydedilmiştir. Özellikle bilgisayar, internet gibi buluşlar endüstriyelleşmeyi önemli ölçüde geliştirmiştir.

Sanayi Devrimi nihayetinde toplumsal sınıf yapısında değişimlere sebep olmuş yeni bir işçi sınıfı doğmuştur. Tarım sektöründen sanayi sektörüne doğru gerçekleşen kayma neticesinde kentlerde sınıf artışı olmuştur. Sanayileşmenin getirdiği hammadde ihtiyacı ve mallara Pazar bulma çabası hızla sanayileşen devletleri yoğunlaşmış emperyalist politikalar izlemeye itmiştir. Emperyalist politikalar uluslar arası rekabeti hızlandırmış ve iki büyük dünya savaşına sebep olmuştur. Kısaca Sanayi Devrimi, insanla doğa arasında aracı konumda bulunan teknik yapının gittikçe özerklik kazanmasıdır.Başka bir deyişle aletten makineye geçiştir.

Modernizm

Öncelikle modern/modernite/modernleşme/modernizm ayrımını yapmak gerekir. Modern, bir sıfat olarak o döneme özgün nitelikleri anlatır. Modernite, tarihsel süreç içinde bir dönemi ifade eder. Modernleşme, dinamik bir süreci, o süreç içindeki aşamanın oluşumunu ifade eder. Modernizm ise söylemin ideolojik boyutuna işaret eder.

Bu ayrımının ardından moderniteye geçişi belirleyen dört devrim olduğunu söyleyebiliriz. Bu devrimler Bilimsel, Siyasal, Kültürel ve Endüstriyeldir. Bilimsel Devrim daha öncede bahsedildiği gibi Newton ile başlamıştır. Newton, yerçekimi kanunu keşfederek iki dünya arasındaki kopuşu belirlemiştir. Bilimsel Devrim dört devrim arasında ana devrimdir. Bütün diğer devrimler onu takip ederek gerçekleşmiştir. İkinci olarak Siyasal Devrim’den bahsedilir. Siyasal Devrim’de kopuş modern demokrasinin önce İngiltere ve Amerika’da ardından da Fransa’da belirmesiyle gerçekleşmiştir. Bu devrimler ile gelen yenilik demokrasinin diğer yönetim biçimlerini ortadan kaldırarak tek ve meşru, rasyonel devlet biçimi haline gelmesidir. Artık iktidarın kaynağı eskiden olduğu gibi Tanrı’dan değil halktan gelmektedir. Ve demokratik olan yönetim aynı zamanda akılcı/ussalda olmalıdır. Üçüncü olarak Kültürel Devrim gerçekleşmiştir. Kültürel Devrim’de evvela düşüncenin laikleşmesini ve her alanda tüm ölçütlerin rasyonelleşmesini öngörmekteydi. Din toplumun temelinde yer alamazdı. Son olarak da Endüstriyel/Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir. Sanayi Devrimi ile basit aletlerden makinelere geçilmiştir. Modernleşmenin safhaları da sanayi devrimi’nin aşamalarında yaşanmıştır.

Yukarıda bahsedilen Avrupa’daki teknolojik gelişim, ekonomik kalkınma gibi gelişmeler toplumları kurumsal ve kültürel değişim sürecine sokmuştur. Bu değişim süreci Avrupa ile sınırlı kalmayıp tüm dünyayı etkisi altına almış ve adına modernleşme denilmiştir. Modernite din, felsefe, ahlak, hukuk, tarih, ekonomi, sanat, siyaset gibi alanların her birinin eleştrisi ile başlamıştır. Modernizm olarak adlandırılan Batı’ya ait modernlik ideolojisi kul ve Tanrı fikrinin yerine başka bir şey koymuştur. Tanrı/Din toplum hayatından çıkarılmıştır. Bilim ve bilgilenme Tanrısal bir süreç olmaktan çıkarılmış, akıl temelli insan özelliği olma konumuna gelmiştir. Öncelikli olarak seküler bir toplum düzeni oluşturulmaya çalışılmıştır. Durağan bir yapıdan dinamik bir yapıya geçişte aşılması gereken en önemli engeli din olarak görmüşlerdir. Dinin toplum hayatında çıkartılması ile modernizmin temel söylemi olan ilerleme hızla gerçekleşmeye başlamıştır. Ortaçağ’da topluma hakim, bilirkişi papazken artık onun yerini bilim adamı almıştır. Bilim adamı, papazlar gibi ön yargılara sahip değildir ve dogmatikliğe saplanmaz.

İkinci olarak geleneksel tarımsal üretim ve küçük çaplı el sanatlarına dayalı yapıdan sanayileşmiş, kentleşmiş, okur yazar oranının arttığı, kitle iletişim ve ulaşım araçlarının geliştiği dinamik bir yapıya geçilmiştir. Modernizmin temel olgularından olan pozitivizmin ana varsayımı doğru bilginin gerçeği yansıttığı ve bu gerçeğinde evrensel geçerliliğinin olması gerektiğidir. Yani modernzimde bilginin kişiden kişiye, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişmediğidir. Bilgi evrensel ve nesneldir. Böylelikle Modern felsefe Descartes ile başlayıp uzun uzadıya anlattığımız Aydınlanma Çağı’ndan geçerek Kant’a ve oradan da mantıkçı pozitivizme gelen düşünce zinciridir.

Bir aydınlanma projesi olarak tanımlanan modernizm projesinde nesnel ve evrensel bilim düşüncesi buna bağlı olarak evrensel ahlak ve hukukun olabilirliği temel parametrelerdir.[14]

Postmodernizm
Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda modern dönemin yapısına uymayan yeni oluşumların ortaya çıktığını görmekteyiz. Modernizmin sunduğu kalkınma/ilerleme/gelişme, barış, insan hakları, eşitlik, özgürlük gibi idealler söylem olmaktan öteye geçememiştir. Böylelikle modern yaşam ve düşünce sorgulanmaya başlamıştır. Batı öncülüğünde modernizme dayalı kurulan dünya düzeninde insanlar iddia edildiği/vaad edildiği gibi daha huzurlu, barış içinde, insan haklarının teminat altına alındığı bir şekilde yaşayamamışlardır. Sanayileşme ve teknolojik gelişmenin ekolojik dengede oluşturduğu tahribat insanların geleceğini tehdit eder hale gelmiştir. Siyaset, sanat ve bilimin sadece egemen sınıf lehine işliyor olması dünya toplumlarında kıpırdanmalara yol açmıştır. Bu noktada postmodernizm doğmaya başlamıştır. Postmodernizm son 15-20 yıldır düşünce dünyasında tartışılır bir yaklaşım olmuştur.

Modernizme tepki olarak ortaya çıkıp 1950 lerin sonlarından itibaren kendinden söz ettirmeye başlayan postmodernizm 1980’lerin başlarında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. İlk kez postmodern kavramını 1933 yılında Arnold Toynbee Bir Tarih İncelemesi kitabında kullanmıştır.[15] Arnold Toynbeee’ye göre I.Dünya Savaşı ile modern dönem sona ermiş ve bundan sonraki dönem postmodern dönem olmuştur. Postmodern söylem bugünkü çerçevesi içinde öncelikle Amerika’da ortaya çıkmıştır. Tarihsel olarak bakıldığında postmodernizm askeri ve iktisadi Amerikan hakimiyeti akımının üst yapısal ifadesi ya da Avrupa merkezciliğinin sonu olarak doğmuştur.[16]

Postmodernizmin en çok tartışılan yönü kavramın tanımlanması aşamasıdır. İngilizce’de post bir ön ektir ve sonra anlamına gelmektedir. Bu bağlamda postmodern, modern sonrası veya ötesi anlamına karşılık gelmektedir. Postmoderniteye dair 2 ayrı yaklaşım vardır. Birinci yaklaşımı benimseyenler postmoderniteyi moderniteye karşı geliştirilmiş bir eleştiri olarak kabul ederler.[17] İkinci yaklaşımı benimseyenler ise postmoderniteyi moderniteden türemiş ve modernitenin bir sonucu olarak değerlendirirler. Şüpheciler ve Olumlayıcılar olarak ikiye ayrılan postmodernist düşünürlerden olumlayıcılar modernizme karşıt olsalar da her düşüncesine olumsuz bakmazlar. Şüpheciler ise modernizmin en ufak ayrıntısına dahi karşı çıkarlar.[18]

Postmodernistlere göre Aydınlanma Çağı bilime, akla duyduğu sonsuz güven ile birlikte bilimin ve aklın insanların her türlü sorununu çözeceğini varsaymış ama birçok gelişmeye rağmen hatta bu gelişmeler sebebi ile savaş, açlık, yoksulluk, kargaşa, çatışma gibi sorunlar giderilememiştir. Bu durum toplumların bilime, akla güvensizliğini oluşturmuştur. Postmodernistler akılcılığı eleştirirken özellikle Hiroşima’ya atıfta bulunurlar ve insanları iyiye götürmek yerine kaosa/çatışmaya ve acıya/kötüye götürdüğünün altını çizmektedirler. Teknolojinin gelişmesi iki büyük dünya savaşını, soykırımı, kitlesel ölümleri, nükleer tehdidi de beraberinde getirmiştir. Bu gelişmeler Batı kültür ve uygarlığına karşı güvensizlik oluşturmuştur. Ayrıca quantum fiziğinin getirdiği belirsizlik kuramı, Einstein’in ortaya attığı Relativite kuramı ile dünyanın bir sistemler karmaşasından oluştuğu ve tüm dünyanın durmadan genişlediği tezinin ortaya atılması, evrensel değişmezliğe olan inancı yıkmıştır.Bu bilgiler ışığında postmodernizm evrenin bir kaos olduğunu ve bu kaosa bir anlam verilemeyeceğini ve de hiçbir formülle açıklanamayacağını iddia eder.[19]

Postmodernistlere göre modernizm ile dünya yaşanılamayacak bir hale gelmiştir. Aydınlanma Çağı’ndan beri insanlar bilim alanında baş döndürücü gelişmeler sağlamışlardır. Ancak Aydınlanma’nın vaad ettiği yeryüzü cenneti bilime dayalı olarak teknolojinin gelişmesi ile yeryüzü cehennemine dönüşmüştür. Postmodernizm özü itibariyle modernizmin vaad ettiği olumlu her şeyin yerini bulamaması sonucu doğmuştur. Postmodernizm toplumsal, kültürel, eknomomik, siyasal, ideolojik tarih içinde modernizmin ilkelerinin ve uğraş alanlarının artık işleyemediği ama yerlerine tam anlamı ile yeni bir değerler sistemini de koyamadığı bir geçiş döneminin zirvesidir. Postmodernizm tartışmaları modernist sanat biçimlerinden koptuğu iddia edilen mimari, edebiyat, resim alanlarında yeni Postmodern kültür biçimlerinin işaretleri olarak başlamıştır.

Postmodernizm tartışmaları 3 farklı yaklaşımdan kaynaklanır. Birincisi; içinde gelecek kestirimleri de olan yeni durum ya da aşama saptamalarıdır. Amaç geçmişteki ve şu andaki farklılıkları ortaya koymak ve bu farklılıklar ışığında gelecekle ilgili kestirimler/saptamalar yapmaktır. Bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri Marksizm’dir. Marksizm bugünü değerlendirdiği gibi tarihi de kavramak ve açıklamak eğilimi iddiasındadır. Tarihi ve yaşanılan anı açıklığa kavuşturduktan sonra gelecekle ilgili de açıklamalar yapmak eğilimindedir. Postmodernistlerde böyle bir açıklamayı teknolojik gelişmeye bağlı olarak yapmaktadırlar. Birinci yaklaşımda teknoloji ve teknolojik gelişme süreci toplumu ve toplumun geleceğini belirleyen ana değişkendir. İkincisi; kültür ve özellikle sanatsal estetik sorunlarıdır. Modern dönemin sanat estetiğinin artık değişmesi kanaati yaygınlaşmıştır. Üçüncüsü; bilime ve bilgiye dayalı yaklaşımların radikal bir kritiği ya da epistemolojinin sorgulanmasıdır. Epistemolojiyi sorgularken Aydınlanma Çağı’na atıfta bulunur. Aydınlanma yeryüzü cenneti vaad etmiştir. Bir yanda dinselliği toplum hayatından çıkartıp atarken diğer yandan dini bir kavram olan cenneti seküleştirerek insanlığa vaad etmektedir.

Postmodern sanatta anlam inkar edilir. Postmodern sanatçı gerçek hayat ile sanatın bağlarını koparmak düşüncesindedir. Postmodernizm, mimaride geçmişe saygı ile saygısızlığı bir arada bulundurmaktadır. Çoğulculuk esastır. Süsleme ve ayrıntı öne çıkmıştır. Postmodern anlayışta iktisadi hayat üretimden çok tüketime, faydadan çok tasarıma dayanmaktadır. Siyasi bağlamda postmodernizm otoriteye bağlılığın ve saygının azalmasını böylece ferdin kendini ifade etmesinin önemini vurgular. Devlet küçültülmelidir.

Hatırlanacağı gibi bireyselliği temel alan modernizm esasında çeşitliliği ve farklılığı da beraberinde getirmesi gerekmesine rağmen tek tipçiliğe doğru bir eğilim içine girmiştir. Enis Batur sanat alanında bu duruma bir örnek olarak müzikte barok çağın yaşandığı dönemde tüm sanatçıların barokun kalıplarına uygun müzik bestelediklerini hatta zamanla bu durumun ülke ve sınırları dahi aştığını belirtmektedirler. Modern çağlarda her alan kurumsallaştırılmıştır. Ortaçağ’da dinin hegemonyası altında olan insanlar artık modern çağın kurumlarının hegemonyası altına girmişlerdir. Daniel Bell’e göre; modernist kültür gündelik yaşamın değerlerine hastalık bulaştırmıştır. Bu hastalık da yukarıda değinildiği gibi bireyler ve kurumlar arasında çözülemez karşılıklı bağımlılıkların oluştuğu tek biçimleştirici düzenin oluşmasıdır. İşte postmodernistler bu noktada tekçiliğe başkaldırmışlardır.

Sonuç itibariyle postmodernizm modernizme bir karşıtlık olarak ortaya çıkmıç olsa da modernizme herhangi bir alternatif sunamamaktadır. Dolayısıyla postmodern toplumsal teoriler üretilememiştir. Postmodernizmin en büyük eksikliği bu yöndedir. Buna rağmen postmodernizm özellikle batı dünyasında etkisini artırmakta ve büyük tartışmalara neden olmaktadır.

Yazar: F. Şura Bahsi

Dipnotlar
[1] Jeanniere Abel,Modernite Nedir?, Küçük Mehmet,Modernizm versus Postmodernizm,Vadi Yayınları, Ankara, 2000

[2] Aslan,Seyfettin-Yılmaz,Abdullah, Cumhuriyet Üniversitesi İ.İ.B.F Dergisi,Cilt:2,Sayı 2

[3] Gencay Şaylan, Postmodernizm, İmge Yayınları, İstanbul,2002

[4] Mümtazer Türköne, Siyaset, Lotus Yayınları, Ankara,2003

[5] A.g.e

[6] Ahmet Çiğdem, Akıl ve Toplum Özgürleşimi ,Vadi Yayınları,Ankara,1997

[7] Thomas D.Doccherty,(1995) “Postmodernizm: Bir Giriş ” Postmodernist Burjuva Liberalizmi, (Türkçesi: Yavuz Alagan ,Sarmal Yayınevi,İstanbul)

[8] Abel Jeanniere, “Modernite Nedir?”(Çev: Nilgün Tutal)Mehmet Küçük, Modernizm versus Postmodernizm, Vadi Yayınları, Ankara,2000

[9] Ahmet Emin Dağ, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Anka Yayınları, İstanbul, 2004

[10] C.Can Aktan ve Mehtap Tunç,“Bilgi Toplumu ve Türkiye ”,Yeni Türkiye Dergisi, Ocak-Şubat 1998,s:118-134

[11] Baskın Oran,“1980-1990 Batı Bloku Ekseninde Türkiye -2 ”,Baskın Oran(e.d),Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler,Yorumlar,Cilt II,8.Baskı,İstanbul,İletişim Yayınları,2005

[12] a.g.e

[13] a.g.e

[14] Gencay Şaylan, Çağdaş Düşünce Akımları: Postmodernizm, (Ders Notları) TODAİE Yayınları, Ankara, 1998

[15] Sıtkı Erinç, Postmodernizmin Tanımı, Anadolu Sanal Anadolu Üniversitesi G.S.F. Yayınları, s.2,1994

[16] Jameson, Lyotard, Habermas, Postmodernizm, Hazırlayan: Nemci Zeka,Kıyı Yayınları,….

[17] Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, Ayrıntı Yayınları, Çev: Ersin Kuşdil,İstanbul,2004

[18] Rosenau P.M., Postmodernizm ve Toplum Bilimleri , Çev: T.Birkan, Ark Yayınları,Ankara,1998

[19] Nesrin Kale,Postmodernizm Hermaneutik ve Eğitim, Atatürk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisi, c.28,1997

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Believed People to the Republic

Believed People to the Republic.. Yes I agree with you, it is pretentious title. I …

Tek Yorum

  1. Açıklayıcı güzel bir yazı olmuş. Emeğiniz için teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir