Güncel Yazılar

NATO’nun Geleceği

NATO’nun ilk genel sekreteri Lord Ismay’ın deyişiyle “ Amerikalıları içeride, Rusları dışarıda ve Almanları kontrol altında tutmak üzere kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü” bugün bir varoluş sorunuyla karşı karşıya. Bu sorunun temelinde Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte NATO’nun varoluş nedenlerinden biri olan Sovyet tehlikesinin ortadan kalkması ve NATO üyesi ülkelerin dış güvenlik konusundaki çıkarlarının birbirinden uzaklaşması yatıyor. Böyle bir ortamda kara kuvvetleri bakımından en kapsamlı ve NATO’nun geleneksel Avrupa-Atlantik alanı dışında yürüttüğü ilk operasyon olan Afganistan Operasyonu daha da önem kazanıyor. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer Afganistan’daki NATO operasyonunun önemini 43. Münih Güvenlik Politikaları Konferansı’nda “NATO’nun geleceğinin Afganistan’daki görevini başarıyla yerine getirip getirememesine bağlı olduğu” sözleriyle dile getirmişti. Ancak NATO’nun Afganistan’daki görevi devralmasının üstünden geçen dört yılın ardından istenilen amaçlara ulaştığını söylemek güç. Uzmanlara göre bu durum üye devletlerdeki NATO muhalifi seslerin yükselmesi ve NATO’ya alternatif arayışlara gidilmesiyle sonuçlanabilir.

Afganistan Operasyonu
11 Ağustos 2003’te Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü’nün (ISAF) komutasının NATO’ya geçmesiyle Amerika’nın 11 Eylül saldırılarının ardından başlattığı teröre karşı savaş operasyonlarının ilki olan Afganistan operasyonunda yönetimi NATO devralmıştı. Afganistan’daki öncelikli görev Kabil ve çevresinin güvenliğinin sağlanmasıydı. Ekim 2003’te Birleşmiş Milletler NATO’nun görevinin tüm Afganistan’ı kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verdi. 2004 yılı Ekim ayındaki Kuzey yönünde genişlemenin ardından, Ocak 2005’te ikinci bir genişleme planıyla batıya yönelindi. Temmuz 2006’da Afganistan’ın güney bölgesi de genişlemeye dahil edildi. Taliban’ın halen gücünü koruduğu, Afganistan’ın en problemli bölgesi olan güney bölgesi NATO için çok daha zorlu bir süreci beraberinde getirmişti. Son olarak Ekim 2006’da Amerikan komutasındaki doğu bölgesinin de devralınmasıyla Afganistan’daki operasyonun tamamı NATO’nun kontrolüne girdi. Operasyon NATO’nun kontrolüne girdi girmesine ama NATO’nun bölgede etkin bir kontrol sağladığını söylemek imkânsız. Özellikle bahar ve yaz aylarının gelmesiyle artan Taliban saldırıları, iki Güney Koreli ve bir Alman rehinenin öldürülmesi ve buna ek olarak bir Alman mühendisin halen Taliban’ın elinde rehin tutulması NATO’nun beklenen amaçlara ulaşamadığının bir kanıtı olarak medyada yer alıyor. Bu durumdan en büyük rahatsızlığı işgali başlatan Amerikan hükümeti duyuyor. Bush yönetimi başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupalı müttefiklerini Afganistan’a daha fazla askeri birlik göndermeleri konusunda ikna etmeye çalışsa da, bu çabalar sonuçsuz kalıyor. Bu durum Irak savaşıyla ortaya çıkan, müttefik NATO devletleri arasındaki bölünmeyi biraz daha su yüzüne çıkartıyor.

Avrupa askerini göndermek istemiyor
NATO’nun en güçlü Avrupalı üyelerinden Almanya’da Afganistan’a yeni birliklerin gönderilip gönderilmeyeceği ve halen Afganistan’da görevine devam eden Alman birliklerinin ülkenin daha tehlikeli olan güney bölgesine kaydırılıp kaydırılmayacağı son günlerde tartışma konusu. Alman Sosyal Demokrat Partili (SPD) Dışişleri Bakanı Steinmeier ARD-Televizyonuna verdiği demeçte Afganistan’da güvenliğin sağlanması ve Afgan askerinin Taliban’a karşı kendini ve halkını tek başına koruyabilecek düzeye gelebilmesi için sürdürülen askeri eğitim programlarının genişletilmesi amacıyla Almanya’nın bölgedeki gücünün arttırılmasına karşı olmadığını dile getirdi. Aynı zamanda Alman askerlerinin ülkenin güneyine konuşlandırılmasının da düşünülebileceğini belirtti. Ancak Hristiyan Demokrat Partili (CDU) Savunma Bakanı Jung buna şiddetle karşı çıkıyor. Nitekim Jung Mayıs ayında da 20 Alman askerinin kendi eğittikleri bir Afgan taburuyla güneye konuşlandırılmasını içeren bir öneriyi reddetmişti. Geçtiğimiz günlerde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Christian Schmidt de bir açıklama yaparak, Almanya’nın Afganistan’daki gücünü genişletmesine karşı olduklarını net bir ifadeyle ortaya koydu. Bu durum NATO’nun Almanya’dan beklediği desteği yakın vadede almasının zor olduğunu gösteriyor.

NATO’nun bir diğer önemli Avrupalı üyesi Fransa’da da durum Almanya’dakinden çok farklı değil. Tarihsel olarak Amerika karşıtı siyasi tavrıyla bilinen Fransa’da son seçimlerde Amerikan yanlısı tutumuyla tanınan Sarkozy iktidara gelmişti. Ancak Sarkozy seçim konuşmalarında Afganistan’daki askerlerin geri çekilmesinden yana olduğunu belirtmiş, eski Devlet Başkanı Chirac’ın 200 Fransız askerinin geri çekilmesi yönündeki kararını France-2 kanalında katıldığı bir programda desteklemişti. Sarkozy göreve geldiği Mayıs ayından beri askerlerin çekilmesi için bir tarih vermemekle beraber, konuyla ilgili demeçlerinde Fransız askerlerinin Afganistan’da kalıcı olmadığını vurgulama gereği duyuyor ve yeni birlik gönderme fikrine karşı mesafeli duruyor. Kısacası ABD NATO için aradığı desteği Amerika yanlısı yeni Fransız hükümetinde de bulamayacak gibi gözüküyor.

Neden politik kaygılar?
Almanya ve Fransa’nın NATO’nun taleplerine cevap vermemesinin temelinde politik kaygılar yatıyor. ARD Televizyonu’nun son yaptığı kamuoyu araştırması Almanların yüzde 64’ünün Alman askerlerinin derhal geri çekilmesini istediğini gösteriyor. Nisan ayında yaşanan rehine krizinin ardından Fransa’da da halk asker gönderilmesine tepkili. Nedenler basit: Hem ABD’nin başlattığı bir işgal nedeniyle kendi askerlerinin tehlikeye atılmasını istemiyorlar, hem de verdikleri destek nedeniyle terörizmin hedefi olmaktan korkuyorlar. NATO üyesi diğer Avrupa devletlerine baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Irak Savaşı’na destek veren İspanya’da yaşanan büyük terör saldırısı ve bunun sonucunda Amerika yanlısı hükümetin değişmesi, İngiltere’de Blair’in istifa etmek zorunda kalması, halkların Amerika güdümündeki politikalara tepkisi olarak anlaşılabilir. Yakın zamanda Irak’ta başarıya ulaşamayacağı aşikâr olan ve seçimler öncesi acil olarak bir başarıya ihtiyaç duyan, bu başarının Afganistan’da yakalanabilmesi için Avrupalı müttefiklerine baskı yapan ABD içinse durum farklı. Alman General Egon Ramms’a göre ABD’nin Irak işgali nedeniyle Afganistan’daki gücünü azaltmaması tam tersine arttırması bunun göstergesi. Aynı zamanda bu ülkelerdeki iç karışıklıklar sonucunda güçlenen terörizm en başta ABD’nin güvenliğini tehdit ediyor. Tüm bunlar Avrupa ve ABD’nin Soğuk Savaş zamanında birbiriyle örtüşen çıkarlarının gitgide birbirlerinden uzaklaştığını ve bu durumun, varlığının gerekliliği zaten tartışılan NATO içinde sıkıntıya neden olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Jaap de Hoop Scheffer NATO’nun geleceğini NATO tarihinin en kapsamlı operasyonlarından biri olan Afganistan operasyonunda elde edilecek başarıya bağlamakta haklı gibi görünüyor.

NATO’nun (belirsiz) geleceği
Peki, eğer devlet başkanı Karzai yakın zamanda ülkedeki otoriteyi sağlayamaz, Taliban eylemlerinin artarak devam etmesi önlenemez, Taliban’a karşı yapılan operasyonların neden olduğu sivil ölümler engellenemez, kısaca ülkede güvenlik sağlanamaz ve Afganistan NATO için içinden çıkılamaz bir hal alırsa, gelinecek nokta NATO’nun geleceğini nasıl etkiler? Bu durumun NATO üyesi Avrupa devletlerinin içindeki “NATO’nun zamanını doldurduğu” fikrini savunanların tezlerini güçlendirmesi muhtemeldir. Bu teze göre güçlü bir Avrupa ancak Avrupa’nın çıkarlarına hizmet eden bir güvenlik politikası ve bu politikanın yönlendirdiği bir savunma ve güvenlik topluluğuyla mümkün olabilir; yani Avrupa’nın ABD’nin stratejik çıkarlarının egemen olduğu NATO’dan bağımsız bir Avrupa ordusuna ihtiyacı vardır. Ancak 2005 yılında Fransa ve Hollanda’da halkların yapılan referandumlarda ortak bir Avrupa Anayasası’na karşı çıkmaları ve bunun sonucunda ortak anayasa fikrinin askıya alınması, Avrupa halklarının kendi milli kimliklerini Avrupalı kimliğinin üstünde gördüklerini gösteriyor. Bu durumda tek üniforma giymiş, tek bir savunma bakanına bağlı bir Avrupa ordusu da mümkün olmayacak. Yine de Avrupalı devletlerin, NATO’dan bağımsız bir savunma stratejisine yönelmeleri halinde, ulusal ordular muhafaza edilerek, içinde ABD’nin yer almadığı, Avrupa’nın çıkarlarınca yönetilen ve ortak çıkarlar söz konusu olduğunda ABD ile işbirliği içine giren bir Avrupa ordusu söz konusu olacaktır. Kaldı ki AB’nin en güçlü iki ülkesi Almanya ve Fransa Avrupa ordusu fikrine son derece sıcak bakıyorlar. Almanya Başbakanı Merkel, Mart 2007’de Bild Gazetesi’ne verdiği bir demeçte Avrupa Birliği’nin amaçlarından birinin Avrupa ordusunun kurulması olduğunu belirtmişti. Hükümet Başkanı Verhoftstad ise geçtiğimiz günlerde Die Welt Gazetesi’ne, kurulacak 100.000 askerlik bir Avrupa ordusunun hem Avrupa’nın çıkarlarına hizmet edeceği hem de NATO’yu güçlendireceği açıklamasında bulunmuştu. Afganistan’da yaşanacak bir başarısızlık, Avrupa ordusu fikrinin hayata geçirilmesini çabuklaştırabilir. Kurulması durumunda NATO ile beraber çalışacak olan Avrupa ordusu, her ne kadar Avrupalı politikacılar Avrupa devletlerinin NATO’dan ayrılması ihtimaline değinmeseler de, Avrupa ve Amerika’nın farklılaşan çıkarları ve dış politikalarını göz önüne alan bazı çevrelerde NATO’nun yakın bir gelecekte yok olması ihtimalini gündeme getiriyor. Ancak Avrupa’nın savunma konusunda ortak bir politika oluşturamayacağına, Avrupa ordusu kurulsa dahi, bunun NATO’nun yerini alacak bir örgüte dönüştürülemeyeceğine inananların sayısı da az değil.

Ortak savunma politikası zor gözüküyor
Bilindiği üzere ABD’nin ABD ve Avrupa’yı İran gibi “sakıncalı devletlerden” koruma amaçlı Polonya’da yerden fırlatmalı avcı füzesi ve Çek Cumhuriyeti’nde gelişmiş bir radar sistemi kurma planı Rusya ve ABD arasında krize neden olmuştu. Avrupa’yı yakından ilgilendiren bu güvenlik konusunda AB ülkelerinin de fikir birliği içinde olmadığı görülüyor. Güvenliğini AB’den çok NATO çatısı altında gördüğünü belirtmekten kaçınmayan Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya ve Çek Cumhuriyeti ABD’nin planını desteklerken, Rusya ile ilişkilerin gerginleşmesini istemeyen Fransa ve Almanya olaya daha temkinli yaklaşıyor. Alman Savunma Bakanı Jung Fransız meslektaşı Herve Morin ile yaptığı görüşmede, sorunun NATO içinde çözülmesi gerekliliğini vurgulayıp, Avrupa’nın bu konuda görüş birliğine varmasının öneminden bahsetse de, bu görüş birliği kolay kolay sağlanamayacak gibi görünüyor. AB’nin Doğu Avrupa’yı kapsayan son genişlemesi, birlik içindeki görüş ayrılıklarını çoğaltmış, karar mekanizmalarını yavaşlatmıştı. Bu durum Avrupa’da ortak bir savunma politikası oluşturulmasının güçleştiği şeklinde yorumlanıyor. Buna ek olarak Gayri Safi Milli Hasılalarının yüzde ikisinden fazlasını savunmaya harcamayan AB üyesi ülkelerin gelecekte NATO’nun yerini alacak bağımsız bir savunma sistemine sahip olmalarının büyük bir mali yükü beraberinde getiriyor olması Avrupa’nın kısa ve orta vadede ABD’nin patronluğunu yaptığı NATO’dan kopması ihtimalini zayıflatıyor.

Avrupa ordusu ve NATO
Tüm bunlar göz önüne alındığında, AB’nin en güçlü iki üyesi Almanya ve Fransa’nın can-ı gönülden destekledikleri, Afganistan’daki muhtemel bir başarısızlığın oluşumunu hızlandırması beklenen Avrupa ordusu, NATO için ne anlama geliyor? Elbette Avrupa’nın, NATO’dan kopma potansiyelini beraberinde getiren bir oluşum içinde olması ABD tarafından hoş karşılanmayacaktır. Bunun bilincinde olan AB kurulacak Avrupa ordusunu ABD ile olan ilişkilerinde pazarlık gücünü arttıran bir koz olarak kullanıp, gelecek dönemlerde NATO içinde daha fazla söz hakkına sahip olabilir. AB açısından yakın vadede ortak bir savunma politikası geliştirilmesinin zorluğu ve NATO’ya denk bir örgüt kurulmasının yüksek maliyeti, tek başına giriştiği Irak operasyonunu yüzüne gözüne bulaştıran ve uluslararası kamuoyunda büyük bir prestij kaybı yaşayan ABD açısından ise eylemlerini meşrulaştırma ihtiyacı, AB ve ABD’nin stratejik çıkarları birbirinden uzaklaşsa dahi tarafların birbirlerine halen bağımlı olduklarının göstergesidir. Bu bağlamda kurulacak bir Avrupa ordusu, kısa ve orta vadede NATO’ya alternatif teşkil etmesi mümkün olmayan, sadece AB’nin elini güçlendirecek bir koz olarak algılanabilir ve bu nedenle Avrupa’nın NATO’dan kopması anlamına gelmeyecektir. Ancak uzun vadede uluslararası alanda yaşanacak gelişmelerin ve değişimlerin Avrupa ve ABD’nin stratejik çıkarlarının daha da farklılaşması ve AB’nin güvenlik konusunda birleşerek ortak bir savunma politikası üretmesiyle sonuçlanması durumunda, Avrupa’nın ABD’den bağımsız, NATO’ya alternatif bir oluşum içine girmesi olasılık dışı değildir.

Yazar: Gülru Erkmen

Kaynak: http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1021&sayfa=0

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

NATO, master of the world

Meeting in Washington for the 50th anniversary of the North Atlantic Treaty Organisation, the member …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle