istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Nicolas Sarkozy: 'Küçük Prens'in Türkiye İmtihanı | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Nicolas Sarkozy: ‘Küçük Prens’in Türkiye İmtihanı

Avrupa’nın en küçük devletlerinden Andorra’nın iki prensinden biri olan Sarkozy, köken itibariyle bir “Frank” olmamasına rağmen 2007’den beri “Frankların Ülkesi” Francia’yı yönetiyor.

Siyaset bilimindeki anlamıyla tam bir “Politik Hayvan” refleksiyle hareket eden ve Ermeni oylarına yönelen Prens Sarkozy’nin asıl stratejik hedefi, Türkiye’yi AB ile müzakere masasından kaldırmak.

İspanya ile Fransa’yı birbirinden ayıran Pirene Dağları’nın eteklerinde 468 kilometrekarelik yüzölçümü ve 85.000 kişilik nüfusuyla Avrupa’nın en küçük devletlerinden biri olan Andorra yer alır. Frank Kralı Charlemange’ın 9. yüzyılda İspanya’daki Müslümanlara karşı yürüttüğü seferlerde yararlık gösterdiği için özel bir fermanla Frankların himayesi altına alınan Andorra Prensliği, 1278’den beri Fransa ile Urgel Piskoposluğu tarafından birlikte yönetiliyor. 1993’te Birleşmiş Milletler üyesi de olan bu küçük prensliğin iki prensinden biri Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy.

Köken itibariyle bir “Frank” olmamasına rağmen 2007’den beri “Frankların Ülkesi” Francia’yı yöneten Prens Sarkozy, Jacques Chirac’ın cumhurbaşkanlığı sırasında getirildiği içişleri bakanlığı görevinden başlayarak genelde Müslümanlara özelde ise Kuzey Afrikalılara ve Türklere karşı tavrıyla tüm Fransız ırkçılarının derin sempatisini kazanmayı başardı. İlk turunda %31 oy aldığı 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, Fransa’da 19. yüzyıla uzanan derin kökleri bulunan faşistlerin verdiği oylar sayesinde oylarını %53’e çıkartan Sarkozy, Fransa Cumhurbaşkanlığı ve Andorra Prensliği koltuklarına oturmayı başarmıştı.

Haçlı Seferinin Ortağı

Siyasette kalıcı olabilmek için güçlü Fransız solu karşısında her zaman aşırı sağın oylarına muhtaç olduğunun bilinciyle iktidarının ilk günlerinden itibaren onların gönlünü hoş tutacak, en azından tepkilerini çekmeyecek, söylem ve davranışlarda bulunmayı sürdüren Küçük Prens Sarkozy ABD Başkanı George Bush’un başlattığı “Haçlı Seferi”nin Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden oluverdi.

Sarkozy Bush’un görevini Obama’ya devrettiği 2008’den sonra da, Doğu Berlinli Protestan bir papazın kızı olarak dünyaya gelen ve Türklere karşı tutumunda hiç de kendisinden aşağı kalır bir yanı bulunmayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’le omuz omuza “yabancılara” karşı “Avrupalılık Kimliğini” ve “Avrupa Değerlerini” cansiperane savunmayı sürdürdü. Merkel “uyum politikası” adı altında Almanya’daki Türkleri asimile etmeyi gündeme taşırken, Sarkozy 1905 tarihli laiklik yasasını hatırlatarak dini simgelerin kamusal alanlarda kullanımının yasaklanmasını sağladı. Fransa’da okullarda başörtüsü takılmasının, Müslüman kadınların sokakta peçeyle dolaşmasının hatta camilerde ezan okunmasının yasaklanması için başlatılan siyasi kampanyanın liderliğini yapan Sarkozy, “laik Fransa”da kilise çanlarının çalmasına neden izin verildiğini sorgulamaya ise hiç ihtiyaç hissetmedi.

Politik Hayvan!

Sarkozy’nin Fransa’daki Müslümanları doğrudan hedef alan politikasından son derece memnun kalan ırkçı Ulusal Cephe partisinin lideri Marine Le Pen Müslüman karşıtlığını Müslüman düşmanlığı mertebesine çıkararak, 2010’da yaptığı bir açıklamada Cuma ve Bayram günleri camilerin içine sığmadıkları için sokaklara taşarak namaz kılan Müslüman cemaati İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal eden Nazi ordusuna benzetmekte beis görmedi. Halbuki Nazi benzeri işler yaparak Fransa’yı tüm yabancılardan arındırmayı hedefleyen bizzat Le Pen’in kendisiydi. Le Pen’in açıkça yaptığı bu düşmanlığı, kendi iktidarı döneminde çok sayıda “yabancı”, istihbarat servisinin bilgisi dâhilinde Neo-Naziler tarafından öldürülür veya yaralanırken gözlerini yummayı tercih eden Merkel daha üstü kapalı biçimde yapıyordu.

Tüm Avrupa’da yükselen ırkçılığın ve Müslüman düşmanlığının siyasi semeresini toplayabilmek adına yapabileceği ne varsa yapmaktan çekinmeyen Sarkozy 2012 Mayısında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, siyaset bilimindeki anlamıyla tam bir “Politik Hayvan” refleksiyle hareket etmeye başladı. Mart 2011’de Libya’ya tek başına saldırı başlatırken Fransız kamuoyuna verdiği mesaj “daha fazla göçmenin bu ülkeye gelmesine izin vermeyeceğiz” şeklindeydi. Fransa’da çok kültürlülüğün iflas ettiğini söyleyerek, bir kez daha seçilirse Fransız kültürünün ülkedeki herkese dayatılacağının işaretlerini vermeye başlayan Sarkozy, baştan beri karşı çıktığı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin asla gerçekleşmeyeceğini de sık sık tekrar etti. Sosyalist Parti’nin, cumhurbaşkanı adayı Dominique Strauss-Khan’ın karıştığı skandal sebebiyle yaşadığı krizi çabuk atlatması ve Ulusal Cephe’nin de oylarını gözle görülür biçimde artırmaya başlaması, Sarkozy’nin alacağı oyları tek tek hesaplamaya başlamasına yol açtı.

Asıl Hedefi Türkiye

Bu çerçevede Fransa’daki en organize lobiye sahip Ermenilerin oyunu topyekûn almaya yönelen Sarkozy, önce Ermenistan’a resmi bir ziyarette bulundu. Ardından da daha önce birkaç defa gündeme gelen soykırım iddialarını inkâra ceza vermeyi öngören yasa tasarısını bir kez daha yasama organına taşıdı. Fransa Millet Meclisi’nde kabul edilen tasarı dün Senato’da da oylandı. Böylece Sarkozy Fransa Ermenilerine güçlü bir mesaj vermiş oldu.

Taktik olarak şimdilik Ermeni oylarına yönelen Küçük Prens Sarkozy’nin asıl stratejik hedefi Türkiye’yi AB ile müzakere masasından kaldırmak. Bugüne kadar önüne çıkartılan tüm engellere rağmen gayet soğukkanlı biçimde “fişi çeken taraf biz olmayacağız” diyerek müzakere sürecini devam ettirmeye çalışan Türkiye, “soykırım inkârının” tüm AB üyelerinde suç kabul edilmesine yönelik bir kampanya başlarsa aynı soğukkanlılığını ne kadar koruyabilir? 2015 yaklaşırken böyle bir kampanyanın başlaması Ankara için sürpriz olmamalı. Diğer yandan Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki artan etkisi, bu bölgeyi kendi tarihsel nüfuz alanı olarak gören Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığına ivme kazandıran bir diğer faktör.

Bir Gün Yalnız Kalacak

Baba tarafından 1628’de Osmanlılara karşı savaştığı için Kutsal Roma İmparatoru (Habsburglar) tarafından asalet unvanıyla ödüllendirilen bir Macar Katolik aileye, ana tarafından ise Selanikli Yahudi bir aileye mensup olan Nicholas Sarkozy, “Frankların Ülkesi”ne bir kez daha cumhurbaşkanı olabilmek için Türkiye’yle mücadelesine her alanda devam edecek. Türkiye’nin düşmanlığını değil, dostluğunu kazanmanın Fransa’nın yararına olduğunu göz ardı ederek ülkesinin ekonomik ve ticari çıkarlarını siyasi hırsına kurban etmeyi sürdürecek.

Fransız yazar Antoine de Saint Exupery’in masal kahramanı “Küçük Prens”in, yaşadığı gezegeni istila etmesinden korktuğu Baobab ağaçlarının fidanlarını her sabah sökmeye çalışması gibi Sarkozy de, Müslümanların Fransa’da artmasını engellemek için tedbirler almaya devam edecek. Korkarım Sarkozy’nin siyasetteki her fazla günü, Fransa’yı tek kültürün dayatıldığı, düşünce özgürlüğünün hiçe sayıldığı, sokaklardan kıyafetleri yüzünden insanların toplandığı, ırkçıların kendilerinden olmayanların “kökünü kazımaya” çalıştıkları bir manzaraya daha da yaklaştıracak. Günü gelip de siyaset sahnesinden düştüğünde Sarkozy’yi Fransa’da hiç kimse “yeni De Gaulle” olarak hatırlamayacak. Ama Andorralılar, kurtarıcıları Charlemange’nın Müslüman yayılması karşısındaki mücadelesini 21. yüzyılda büyük bir hevesle sürdüren Küçük Prenslerini herhalde bağırlarına basmaya devam edecekler.

Yazar: Çağrı Erhan

Bu yazı ilk olarak 24 Ocak 2012 tarihinde Türkiye Gazetesi’nde Diplomatik Muhakeme köşesinde yayınlanmıştır.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Düşmanımın Düşmanı Dostumdur: Çin – Rusya İlişkileri ve ABD

Çin – Rusya yakınlaşması 1990’lı yılların ikinci yarısında olgunlaşarak, iki büyük ülke arasında “stratejik ortaklık” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan