Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Nükleer ve İran

Uluslararası platformda politik ilişkilerde gelişen durumlar, tek taraflı bakış açısıyla yorumlanamayacak kadar grift olmuştur hep. Tek zaviyeden yapılan analizler ve varılan sonuçlar yanıltıcı olmanın ötesinde bu yorumlama çabasını geçersiz kılmıştır. Devletler düzeyinde girilen ilişki boyutu her zaman çıkar eksenli olmakla beraber çok zamanda başat gücü haiz devletin otorite dayatması şeklinde tezahür etmektedir.

Son günlerde dozajı artan nükleer kriz tartışmalarında gelinen nokta hayli ilginçtir ki, ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması yönündeki baskı içeren tutumuna karşılık, ABD Başkanı George W. Bush’un gerçekleştirdiği Asya ziyareti kapsamında bulunduğu Hindistan’da 3 Mart 2006 tarihli bir nükleer işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşma Hindistan’ın ABD’den sivil nükleer teknoloji almasını ve bunun mukabilinde tesislerini uluslar arası denetime açmasını içermekte. Anlaşma Hindistan cenahında kârlı görünmenin yanında Hindistan’ın nükleer politikasında uluslar arası izolasyonu sona erdiriyor ve meşruiyetini artırıyor. Benzer bir anlaşmayı Bush’dan önce Fransız Cumhurbaşkanı Chirac’ın da Yeni Delhi’yi ziyaretinde 20 Şubat’ta imzaladığını hatırlatalım.

ABD’nin İran’a nükleer faaliyetlerini önlemek adına baskı uygularken, Hindistan’a gösterdiği nükleer hoşgörü ve işbirliği konuya hakim çevrelerce Çin’e karşı Hindistan’la denge kurma çabası olarak yorumlandı. Hindistan bu durumdan şikayetçi görünmezken ABD ve İran arasındaki nükleer kriz her geçen gün artmaya devam ediyor. Şunu da burada hatırlatmakta fayda var; İran, 1968’de kurulup 1970’te yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması(NPT-Nuclear Non-Proliferation Treaty)’nı imzalayan 187 ülkeden biridir. Ama ne gariptir ki İsrail, Hindistan ve Pakistan bu anlaşmaya imza koymayan devletlerin başında gelmektedir. Buna ilave İran’ın bugün nükleer silah teknolojisine sahip olmadığı aleni bilinmekte ve buna keza Pakistan ve Hindistan’ın nükleer silaha sahip olduğunu gerçekleştirdiği nükleer denemelerden tüm dünya bilmekte.

İnsanın hemen sorası geliyor: Bu çifte standart niye? Aslında bu sorunun cevabı çok zor olmasa gerek. Yönümüzü ve dikkatimizi ABD’nin Ortadoğu politikasına çevirmek bizi cevaba götürecektir. Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini tesis ve temin etmek üzerine temellenen ABD’nin Ortadoğu politikası, Ortadoğu’daki halkların demokratikleştirilmesi teranesiyle maskelenen, lakin hakikatte perde arkasındaki hedefin enerji kaynaklarına ulaşmak, elde etmek ve kontrolünü sağlamak olarak özetleyebiliriz. Irak’taki demokratikleşme ve özgürleşmeyi bütün dünya ekranlarından izledi(!) Irak ABD’nin Ortadoğu projeksiyonunda bir merhaleydi. Sıra diğerlerine geldi.

NPT gibi uluslar arası geçerliliği bulunan UAEK(Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu)’e de en başından üye olan İran’ın nükleer programı 1970’lere kadar gitmekte. İlginç olanın ise Avrupa ve ABD’nin desteğiyle İran’da Şah Rıza Pehlevi döneminde 20 tane nükleer santralin inşası başlatılmıştır. İran’da gerçekleşen İslam Devrimi’nden sonra bu destek Rusya ve Çin tarafından verilmeye başladı.

Bu izahlardan Türkiye-İran ilişkilerine uzandığımızda, Türkiye yakın komşusu İran’ın nükleer faaliyetlerinden endişe duymalı mıdır sorusu kapımızı çalıyor. Şuanda geçerli Türkiye-İran sınırlarının tarihi(1639 Kasr-ı Şirin) bile ABD’nin tarihinden(1774) ve Alman Birliğinin sağlanmasından(1871) daha eskidir(Ahmet DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, 434). Dikkate alınması gereken husus Türk-İran ilişkileri Ortadoğu dengelerinin en temel belirleyici faktörlerinden biridir. Bu esas hatırda tutularak hassas dengeler üzerine kurulu, kaygan bir zemine sahip olan Ortadoğu üzerinde, Türkiye dış politika yapımcılarının son derece teenni ve itidalli olmaları gerekmektedir. Çok hızlı yaşanan dış politika gelişmelerinde yapılan hataların telafisi ya zor ya da muhal olacaktır.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret