chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip düşük hapı antalya escort bayan antalya escort
Ortadoğu Denkleminde Türkiye-Suriye İlişkileri | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Ortadoğu Denkleminde Türkiye-Suriye İlişkileri

Uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti çatısı altında beraber yaşadığımız Suriye ile olan ilişkilerimiz günümüzde hem bölgesel hem de küresel dengeler açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle 11 Eylül saldırılarının ertesinde Suriye’nin Lübnan-Filistin-İsrail üçgeninde izlediği politikalar bu ülkeyi hedef adeta hedef tahtasına oturtmuştur. 2003 yılının mayıs ayında gerçekleşen Irak işgali sonrası işler iyice karmaşık bir hale gelmiştir. Bölgedeki mezhepsel çatışmalar, Arap-İsrail savaşı ve bu olayların reaksiyonu olarak Suriye’nin İran’a yanaşması işin içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olmuştur.2005 yılında meydana gelen Lübnan Devlet Başkanı Refik Hariri’ye gerçekleştirilen suikast sonrası Amerika ülkedeki büyükelçisini çekmiş ve iki ülke arasındaki gerginlik doruk noktasına ulaşmıştır.

Bölgedeki bu çok bilinmeyenli denklem içerisinde yer alan Türkiye-Suriye ilişkileri ise ayrı bir muammadır. Maalesef Türkiye-Suriye ilişkilerinin tarih boyunca iyi bir seviyeye ulaştığını söyleyemeyiz. Soğuk Savaş dönemi boyunca Suriye yönetiminin Sovyetlere yakın durması Ankara’nın bu ülkeye mesafeli yaklaşmasına neden olmuştur. Buna ilave olarak Hatay meselesi, su ve ulusal güvenlik sorunu iki ülke arasındaki ilişkileri sekteye uğratmıştır. Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın 1998 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da saklanması iki ülkeyi adeta savaşın eşiğine getirmiştir.

Türkiye-Suriye ilişkileri güzel bir geçmişe sahip olmamasına rağmen bölgedeki gelişmelere paralel olarak önümüzdeki günlerde farklı bir seyir alacağa benzemektedir. Komşularıyla sıfır problem anlayışıyla yola çıkan Türkiye, Irak’ın ardından Suriye ile de yüksek düzeyde stratejik işbirliği kurulması çabaları devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye ziyareti ve iki ülke dışişleri bakanlarının New York’ta bir araya gelmeleri sonucunda iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir mesafe alınmıştır. İki ülke arasında yapılan antlaşmalar çerçevesinde diplomatik hizmet ve umuma mahsus pasaport hamili Türk ve Suriye vatandaşları 180 gün içinde 90 günü aşmayan seyahatleri için karşılıklı olarak vizeden muaf kılındı. Atılan bu adımın bir bölgesel entegrasyon sürecinde önemli bir rol oynayacağı görülmektedir.

Türkiye-Suriye arasındaki işbirliğinin diplomatik boyutunun yanı sıra askeri boyutu da bulunmaktadır. Genelkurmay’ın resmi internet sitesinde verilen bilgiye göre Türkiye-Suriye Birleşik Doğal Afetler Arama ve Kurtarma(DAK) tatbikatı 5-9 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da icra edilecektir. Tatbikatın amacı doğal afetler arama ve kurtarma unsurları arasında işbirliği geliştirmek, doğal afetler arama ve kurtarma unsurları arasında bilgi ve tecrübe aktarımında bulunmaktır.1998 yılında bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Şam’da bulunmasıyla savaşın eşiğine gelen iki ülkenin günümüzde ortak askeri tatbikat yapması ilişkilerin gelindiği noktayı anlamamız bakımından oldukça önemlidir.

Türkiye-Suriye arasındaki bu yakınlaşma iki ülke arasında meydana gelen geçmiş sorunların çözümü için de önemli bir fırsat teşkil etmektedir. Suriye, gerek coğrafi konumu, gerekse sosyo-ekonomik dinamikleri sebebiyle Türkiye’nin ulusal güvenlik problemi içerisinde stratejik bir konuma sahiptir. Türkiye’nin ulusal güvenlik problemi içerisinde yer alan sosyal, ekonomik ve askeri sorunlar başta Suriye olmak üzere bölge ülkelerini de yakından ilgilendirmektedir. Türkiye’nin ulusal güvenliği için önemli bir yer tutan Terör sorununun bir ayağı da Suriye’dir. Suriye’de yaşamlarını sürdüren Kürt asıllı nüfus yaklaşık 1.8 milyon olup genellikle Suriye-Irak ve Suriye-Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaktadırlar. 1960 yıllarının başındaki Arap milliyetçiliği ile Kürt topluluğu üzerindeki baskılar artmış, yine bu yıllarda yapılan toprak reformu ile topluluğun ekonomik gücü kırılmak istenmiştir. 1962 yılındaki nüfus sayımı yoluyla Türkiye ve Irak’tan yasa dışı yollarla Suriye’ye geçen Kürt nüfus tespit edilmeye çalışılmıştır. Sayımda Kürt topluluğunun vatandaşlık haklarını kazanabilmek için en az 1935 yılından beri Suriye’de yaşadıklarını ispat etme zorunluluğu olduğundan bunu ispatlayamayan Kürtlerin vatandaşlıkları ellerinden alınmıştır.[i] Bunun sonucunda 150.000-200.000 arası Kürt topluluğunun yabancı olarak adlandırılması ciddi sosyolojik yaralara sebep olmuştur. Yabancı olarak adlandırılan Kürt topluluğu ‘Haymatlos’ kavramıyla nitelendirilmektedir. Haymatlos kavramı vatansız anlamına gelmekle beraber bu kavramla nitelendirilenlerin toprak veya ev sahibi olma ve kamu kuruluşlarında çalışma hakları bulunmamaktadır. Ayrıca yaptıkları evliliklerin resmiyeti tanınmamakta, oy verme gibi siyasi hakları ve pasaport verilmediğinden ülkeden ayrılma ya da ülkeye geri dönme gibi imkanları bulunmamaktadır.

Özellikle Hafız Esad döneminde önceki Baas iktidarının başlattığı ‘Arap Kuşağı’ projesini birkaç sene daha devam etmiştir. Bu proje kapsamında 1970’lerin ortalarında Türkiye sınırı boyunca kurulan 40 ‘model köyde’ 7000 Arap aile yerleştirilmiştir.[ii] Suriye’deki iktidarın Kürt topluluğuna uyguladığı bu politikalar sonucu bölücü terör örgütü bu bölgede önemli bir yayılma alanı bulmuştur. Basına yansıyan bilgilere göre bölücü terör örgütünün dağ kadrosunun %25’ini Suriye uyrukluların oluşturduğu iddia edilmektedir. Hatta örgütün sözde askeri kanat sorumlusu olan Bahoz Erdal Suriye uyrukludur. Bu durumdan yararlanan Suriye devleti Fırat Nehrinden kaynaklanan su sorunu, Hatay sorunu ve İsrail-Filistin meselesinde Türkiye’nin tutumu nedeniyle zaman zaman PKK’yı Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanmıştır. Bölücü terör örgütünün Suriye’de Kürt milliyetçiliği yapmaması ve enerjisini daha çok Türkiye’ye karşı kullanması bu ilişkiye zemin hazırlayan bir başka faktör olmuştur. Bölücü terör örgütünün kuruluşundan bu yana Suriye ile ilişkileri ileri düzeydedir. Türkiye’deki 12 Eylül askeri müdahalesi öncesinde Abdullah Öcalan Suriye’de ikamet etmiş ve örgüt çalışmalarını buradan yürütmüştür. Ayrıca örgüt Suriye’nin kontrolünde olan Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nde eğitim kampları kurmuş ve bölgede faaliyet göstermiştir. Son olarak bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın 1998 yılında tüm dünyanın gözü önünde Suriye’nin başkenti Şam’da ikamet etmesi bardağı taşıran son damla olmuştur.

Türkiye’nin bu konularda Şam’a karşı aldığı sert tavır ve Ortadoğu’daki bölgesel gelişmeler Suriye’nin politikalarında değişikliklere sebep olmuştur.2003 yılında Irak’ın işgalinden sonra kuzeydeki Kürt oluşumu iki ülkeyi de son derece rahatsız etmesi Suriye’nin tarihi boyunca uyguladığı politikalardan vazgeçmesine sebep olmuştur. Geçtiğimiz günlerde yaptığı İstanbul ziyareti öncesinde bir grup Türk gazeteciyi sarayında kabul eden Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ‘Dağdaki PKK’lı Suriyelileri biz alırız’ mesajı gönderdi. Son günlerde iki ülke arasındaki yakınlaşma eğer iyi kullanılırsa yukarıda belirttiğimiz işbirliklerine bir yenisi daha eklenebilir ve Türkiye-Suriye arasında bölücü terör örgütüne karşı işbirliği yapılabilir. Bu işbirliğinin işlerliğinin olması için Suriye devletinin temel hak ve özgürlükler konusunda atması gereken adımlar mevcuttur. Aksi takdirde mücadele daima eksik kalır. Özellikle bölgedeki vatansız Kürtlerin statüsü konusunda bir çözüm geliştirilmediği ve bölge insanının sosyo-ekonomik talepleri yerine getirilmediği müddetçe örgüte katılım devam edecektir. Gerek örgüte katılımın engellenmesi, gerekse dağdaki teröristin etkisiz hale getirilmesinde Suriye faktörü çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Bakalım uzun yıllar sorunun bir parçası olan Suriye, bundan sonra çözümün bir parçası olabilecek mi?

Yazar: Çağdaş DUMAN

Bu makale ilk caspianweekly.org’ta yayınlanmıştır.


[i] Gerard Chailand, The Kurdish Tragedy, İngilizce’ye çeviri Philip Black(Londra ve New Jersey Zed Books 1994) s.86

[ii] Nazdar, ‘The Kurds in Syria’, s. 217

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle