Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Ortadoğu Devrimleri Sürecinde Avrupa Birliği

2010 yılı sonunda patlak veren Ortadoğu İsyanları, 1950 yılından beri ortak dış politika oluşturmaya çalışan Avrupa için önemli bir sınav niteliği taşımaktadır. Daha önce “Akdeniz İçin Birlik” ve “Komşuluk Politikası” gibi kurumsal hamlelerle bölgede etkinliğini tesis etmeye çalışan Avrupa Birliği, ayaklanmalara hazırlıksız yakalanmıştır. Etkinliği ve tutarlılığı hala tartışılan “Ortak Dış ve Güvenlik Politikası” ile birlik, Tunus ve Mısır’daki hareketlerde hem yanlış pozisyon almış hem de pasif kalmıştır. İlk etapta takınılan rejim yanlısı tutumlar hem birliğin hem de üye ülkelerin adı geçen ülkelerdeki imajlarını zedelemiştir. Libya’da ise önceki tecrübelerin de etkisiyle en baştan itibaren muhalefet yanında tavır alınmıştır. Ancak askeri müdahale sürecinde Fransa ve İngiltere’nin operasyon yanlısı, Almanya ve İtalya’nın çekimser tutumları Avrupa’nın tek seslilikten uzak politikalarını trajik bir şekilde gözler önüne sermiştir. Ayaklanmaların son durağı olan Suriye’de kriz yaklaşık 2 buçuk yıldır devam etmektedir. Doğal kaynaklar bakımından fakir olması ve iç savaşa dönüşen çatışmalarda Esad rejiminin aşırı güç kullanması AB ve üye ülkelerini en başından itibaren muhalefet yanında pozisyon almaya itmiştir. Uluslararası konjonktürden dolayı askeri müdahale seçeneği uzak görünmektedir. Özellikle İngiltere,Fransa ve Almanya, krizde aktif rol oynamaktadırlar. Avrupa Birliği ise yapıcı bir tavır ortaya koyamamaktadır. Bahreyn, Yemen, Fas, Ürdün, Umman, Cezayir, Kuveyt ve Lübnan’daki isyanlarda Avrupa Birliği, ekonomik ve stratejik çıkarları nedeniyle sessiz kalmayı tercih etmiştir. Sonuç olarak bu süreçte ne Avrupa Birliği dış politikasındaki ikili yapıda bir değişiklik meydana gelmiş, ne de isyanların yaşandığı ülkelerden istenilen fayda sağlanabilmiştir.

Giriş

Ortadoğu, Avrupa için her zaman önemli bir bölge olmuştur. Siyasi, ekonomik ve stratejik çıkarlar, tarihsel bağlar, güvenlik bu durumun başlıca sebepleridir. Bugün Avrupa Birliği olarak anılan ulusüstü yapılanma, etkinliği ve tutarlılığı halen tartışılan dış politikasıyla bölgede varlığını tesis etmeye çalışmaktadır. En önemli unsuru güvenlik olarak gören örgüt ve üye ülkeleri, bölgede radikal İslami hareketlerin yükselişi, terörizm, ve yasadışı göç gibi ögeleri tehdit kabul etmektedir.[1] İkinci olarak Ortadoğu’nun enerji kaynaklarına bağımlı olan Avrupa ülkeleri, bu kaynakların ulaşımında sıkıntı yaratabilecek istikrarsızlıkları da tehlikeli bulmaktadır. Son olarak ise İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci güçlerin Ortadoğu’yla olan özel ilişkileri, AB’nin bölgeye ilgisini artırmaktadır.

AB, 1950’de Pleven Planı ile başlayan ortak dış politika oluşturma çabalarında 1993’teki Maastricht Anlaşması’yla önemli yol katetmiş, 2007’deki Lizbon Anlaşması’yla kurumsallaşma yolunda büyük bir adım atarak “Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”(ODGP)’nı meydana getirmiştir.[2] ODGP ile amaçlanan uluslar arası sorunlarda aktif rol oynama, global politikada etkili-tek sesli bir küresel aktör olma gibi hedeflerinden hala çok uzaktadır.[3] Üye ülkelerin egemenliklerini paylaşmak istememeleri, farklı hatta çelişen çıkarlar, fikir ayrılıkları bu durumun en önemli sebeplerindendir. Günümüzde AB “yumuşak güç kullanmayı tercih eden küresel çapta bir aktör” olarak zikredilmektedir.[4] Chris Patten ise AB Dış Politikasını “birçok sıfat ama çok az fiille ifade edilen politika” olarak betimlemektedir.[5]

17 Aralık 2010’da Tunus’ta sokak satıcısı Bouazizi’nin kendini ateşe vermesiyle başlayan Arap Ayaklanmalarına AB hazırlıksız yakalanmıştır.[6] Yaklaşık 10 ülkeye sıçrayan isyanlarda AB’ye üye ülkeler aktif politika izleseler de AB örgütsel düzeyde pasif kalmıştır. Değerler birliği olduğunu her fırsatta vurgulayan AB, bu süreçte yeri geldiğinde üye ülkelerin de baskısıyla realist bir politika takip etmiş, çıkar odaklı stratejiler izlemiştir.[7]

Çalışmada öncelikle Arap Baharı öncesi AB’nin Ortadoğu politikası değerlendirilecektir. Ardından Tunus, Mısır, Libya ve Suriye krizlerinde AB’nin rolü üzerinde durulacaktır. AB politikalarına yön verme kabiliyetinde olan İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ulusal politikalarına da ülkeler ele alınırken kısaca değinilecektir. Diğer ülkelerdeki isyanlar nispeten daha küçük çaplı veya bölgesel-küresel önemi daha az olduğundan son bölümde ele alınacaktır.

Devrimler Öncesi Avrupa Birliği’nin Ortadoğu Politikası

Avrupa Birliği’nin Ortadoğu politikasının anahtar sözcükleri “istikrar” ve “demokrasi”dir. İkisinin de etkin şekilde sağlanması halinde birliğin en önemli faktör olarak gördüğü güvenliğin sağlanması kolaylaşacaktır. Birliğin küresel bir aktör olarak Dünya’da oynayacağı rol için 7 ilkenin üzerinde durulabilir.[8]

İyilik için güç (AB’nin Dünya’yı daha özgür, daha barışçı, daha adil, daha müreffeh, daha güvenli ve daha

istikrarlı; yani herkes için daha yaşanılır kılma sorumluluğuna vurgu yapar.)

Uluslararası barış, güvenlik ve istikrar için güç (AB’nin kendi bünyesinde oluşturduğu ortak barış, güvenlik ve

istikrar alanını dünyanın geri kalanına yayma amacına vurgu yapar.)

Değer ve normların destekleyicisi (Değer ve normlar topluluğu olan AB’nin diğer ülke ve bölgelerde de

bunları destekleyeceğine vurgu yapar.)

Kalkınma yardımı sağlayıcısı (Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde tüm dünyada fakirliğin ortadan

kaldırılması için işbirliğine vurgu yapar.)

Etkin çok taraflılığın destekleyicisi (Uluslararası örgüt ve anlaşmaların etkin hale getirilmesi vurgulanır.)

Birleşmiş Milletlerin Ortağı (AB kendini 1945 sonrası uluslararası sistemin kurumsal yapısı olan BM’nin

ortağı olarak tanımlar.)

Kilit Dünya aktörleri ile etkin ortaklıklar inşa eden güç (Dünya’nın tüm sorunları ortak sorunlarımızdır

diyerek bunların tek taraflı çabalarla değil çok taraflı işbirliği ile çözüleceğine inanır.)

Daha önceki Yugoslavya ve Körfez Krizleri’nde pasif kalan Avrupa Birliği, bu ilkeler bağlamında 1995’te Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının daha kurumsal ve nitelikli bir yapıya kavuşması için bölgeye yönelik “Barselona Süreci”ni başlatmıştır. 2008 Paris Zirvesi’nde adı “Akdeniz için Birlik” olarak değişen sürece 27 AB üyesi ile Türkiye, İsrail, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Arnavutluk, Monako, Karadağ, Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Moritanya, Fas, Filistin, Suriye ve Tunus katılmıştır.(Suriye, 2011’de çekildi.)[9] Avrupa ülkelerinin

1960’larda kolonyal bağlarından kopmaları ve artık Ortadoğu’daki eski sömürgelerine birtakım politikalar dikte etmek yerine bunlarla yapıcı bir diyaloğa girmeye karar vermeleri sürecin en önemli itici gücü olmuştur.[10] Temel hedef ise Akdeniz’in 2 yakası arasındaki yakınlaşmayı sağlamaktır.[11] Süreç bağlamında 3 temel strateji belirlenmiştir:

Birinci strateji, siyasi ve diplomatik alan olarak geçer. Buna göre Ortadoğu bölgesinde temel evrensel ilkelere göre barış ve istikrar ortamı sağlanacaktır.[12] “Avrupa-Akdeniz Paktı” kurulmasını da içerecek şekilde devletler, siyasi, idari ve hukuki reformları hayata geçirirken birbirleriyle normal ilişkiler kuracaklardır.

İkinci strateji, ekonomik ve mali ortaklıktır. 2010 yılına kadar Akdeniz bölgesinde bir serbest ticaret bölgesi kurulması, gümrük ve kotaların kaldırılması ile ticarette liberalizasyon öngörülmüştür.[13] Reformlar aracılığıyla bölgede sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma sağlanmasına vurgu yapılmıştır.

Üçüncü strateji ise farklı kültür ve medeniyetler arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı anlayışın geliştirilmesidir.[14] Aynı zamanda eğitim, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, yolsuzlukla mücadele gibi unsurlar da bu başlık altında yer almıştır. Sivil toplumun sürece dahil edilmesinin altı çizilmiştir.

Bu stratejilerin uygulanmasında birlik 2 ilkeye vurgu yapmıştır. Koşulluluk ve sosyalleşme. Koşulluluk, reformları başarıyla hayata geçiren ülkelere daha fazla mali ve teknik yardım yapma anlamına gelirken; sosyalleşme, bölge ülkelerindeki elitlerin ve halkın birlik ülkelerindeki yaşamı görerek model olarak benimsemelerini amaçlamaktadır. Stratejilerin hayata geçmesi için AB, İsrail, Ürdün, Fas, Filistin ve Tunus’la ikili anlaşmalar yapmıştır. Akdeniz İçin Birlik sürecinde biri AB diğeri Akdeniz ülkelerinden olmak üzere eşbaşkanlık sistemi oluşturulmuştur. (Bugün Fransa ve Mısır) Teknik nitelikte görev yapmak üzere Barselona’da yerleşik bir sekreterya kurulmuştur. (Genel Sekreter bugün Faslı Youssef Amrani) Ayrıca AİB’nin parlamenter boyutunu oluşturan “Avrupa- Akdeniz Parlamenter Asamblesi”, kültürlerarası diyaloğu güçlendirmek için “Anna Lindh Vakfı”, ortaklığa bölgesel ve yerel boyutun kazandırılması adına “Avrupa-Akdeniz Bölgeler ve Yerel Yönetimler Asamblesi” gibi kuruluşlar tesis edilerek kurumsallaşma yolunda adımlar atılmıştır.[15]

Barselona süreci AB’nin Ortadoğu politikasında kilometre taşı olsa da bölgedeki otoriter rejimlerin reformlara yanaşmamaları, köklü anlaşmazlıklar, Avrupa ülkelerinin bölgedeki imajı ve AB üye ülkelerinin yeri geldiğinde ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri sürecin engelleridir. Örneğin, rejim baskısının yaygın şekilde yaşandığı Mısır, üye ülkelerin baskılarıyla AB yardımlarından en fazla yararlanan ülke olmuştur.[16] Tüm bunların yanında 2010 yılında başlayan “Arap Baharı”, sürecin yaralanmasına ve geri planda kalmasına sebep olmuştur. Ayrıca Avrupa’da etkisini sürdüren ekonomik kriz ile “Akdeniz İçin Birlik”, AB’nin öncelik sıralamasında aşağılara kaymıştır.

11 Eylül 2001’de ABD’ye düzenlenen terör saldırıları Batı’da yeni bir güvenlik anlayışının benimsenmesine yol açtı. Demokrasi ile güvenlik arasında güçlü bir bağ kuran bu yaklaşıma göre Ortadoğu’da demokrasi eksikliği Batı için tehdit oluşturmaktaydı.[17] ABD’de oluşan bu yaklaşım, AB nezdinde de kabul gördü. Birliğin 2003 tarihli Yeni Güvenlik Kavramına göre tehdit unsurları; terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel çatışmalar, başarısız devletler ve örgütlü suçlardır.[18] Yeni güvenlik kavramı “Avrupa Güvenlik Stratejisi” adı altında “Daha iyi bir Dünya’da güvenli Avrupa” sloganıyla Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilmiştir.[19] Bu politika bağlamında Ortadoğu’yu yeniden gözden geçiren birlik, “Avrupa Komşuluk Politikası”(AKP)nı üretmiştir.

Yeni politika, “AB Komşuluk Belgesi” olarak duyurulmuştur. Belgede en dikkat çekici husus demokrasi ve insan hakları vurgusunun belirginleştirilmesidir.[20] Asıl amacı doğuya doğru genişleme neticesinde ortaya çıkacak yeni komşuluk ilişkilerini olumlu bir biçimde yönlendirmek olan bu politika ile Ortadoğu coğrafyasında yer alan bölge ülkeleri demokratikleşme yönünde teşvik edilecektir.[21] Teşvikler kapsamında fakirliğin ortadan kaldırılması, sürdürülebilir ekonomik kalkınma, dünya ekonomisiyle bütünleşme, toplumsal eşitsizliklerin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir.[22] Komşuluk Belgesi, Barselona Sürecinin temel hedeflerini paylaşmakta ve –araçları farklı da olsa- süreci yeniden canlandırmayı amaçlamaktaydı. AKP ile ikili ilişkileri ve bölge ülkeleri arasındaki farklılıkları gözeten bir anlayış benimsenmiştir. Yani Barselona Süreci’nden temel farkı ikili ilişkilere daha fazla önem vermesidir. Ortadoğu’dan İsrail, Ürdün, Fas, Tunus, Filistin, Mısır, Lübnan, Cezayir, Suriye ve Libya’yı kapsamaktadır. AB’nin aday ülke statüsünde olmayan komşularını kapsayan politika doğrultusunda söz konusu ülkelerle önce ortaklık anlaşmaları imzalanmakta daha sonra ise eylem planları hazırlanmaktadır.[23]

Ancak AB’nin Komşuluk Politikasıyla benimsediği söylem uygulamada köklü bir değişim getirmemiştir. Mali yardımlar yetersiz kalmıştır. 2004-2006 arasındaki yardımlar toplam 7 Milyon Avro’dur.[24] Ayrıca demokrasiyi bir değer olarak görmekten ziyade güvenlikçi perspektif içinde araçsallaştıran AB, demokrasiyi terör ve aşırılığı önleyebilecek bir araç olarak görmüştür.[25]

Yukarıda anlatıldığı üzere AB’nin bölgeye yönelik 2 nitelikli ve kurumsal eyleminin başarıya ulaştığını söylemek güçtür. 2001 saldırıları sonrası yeniden güçlenen reel-politik ve güvenlikçi anlayış AB’yi de etkilemiştir. Demokrasi ve insan hakları gibi söylemler yerini ekonomik söylemlere bırakmıştır.[26] Kendi güvenliği için bölgedeki istikrarsızlıkları önlemeye, siyasal İslamın yükselişini engellemeye çalışan birlik, yeri geldiğinde otoriter rejimleri desteklemekten kaçınmamıştır. Bugünkü “Arap Baharı” sürecinin ivme kazanmasında AB’nin bu politikaları da göz ardı edilemez.

Tunus

17 Aralık 2010’da 26 yaşındaki Bouazizi’nin kendini yakmasıyla Tunus’ta başlayan ayaklanma, “Arap Baharı”nın ilk ayağını oluşturur. Avukat olduğu halde sokakta meyve-sebze satarak geçimini sağlamaya çalışan Bouazizi’nin arabasına polis el koyunca belediye önünde kendini yakan gencin hikayesi halk arasında büyük bir infiale neden olmuş ve protestolar çığ gibi büyümüştür.[27] Polisin orantısız güç kullanarak birçok protestocuyu öldürmesi ve sosyal medyanın da etkisiyle ülkenin neredeyse tamamına yayılan isyan sonucu Devlet Başkanı Zeynel Abidin bin Ali 14 Ocak 2011’de ülkeyi terk etmiştir.[28]

Avrupa Birliği’nin, Tunus’ta isyan sürecindeki etkisinde Fransa’nın baskınlığı dikkat çekmektedir. Fransa’dan 1956 yılında bağımsızlığını kazanan Tunus’ta Fransız tekeli bin Ali döneminde de devam etmiştir.[29] Devrim sürecinde göstericilere uygulanan şiddete sessiz kalan Fransa, ülkedeki etkisini devam ettirmek için otoriter rejime destek vermiştir. Yıllık 90 milyon avroluk direkt yatırım ve “İslami tehlike”ye karşı tampon devlet olması, Tunus’un bu ülke nezdindeki değerini artırmaktadır.[30] Fransa’nın Tunus’ta yaşananların bir protestodan öte bir devrim olduğunu anlaması ise zaman almıştır.[31]

Avrupa Birliği, Tunus’un dış ticarette en büyük ortağıdır. Bu sebeple başta statükoyu önceleyen “bekle-gör” politikası izlemiştir. Tunus’un ihracat hacminde AB’nin payı %80, ithalat hacminde ise %75’in üzerindeydi.[32] Bu doğrultuda ilk resmi açıklamayı 10 Ocak’ta yapan AB taraflara itidal çağrısı yapmış, Bin Ali’nin görevi bırakması için ise hiçbir talepte bulunmamıştır.[33] AB’nin Tunus Devrimi’ne açık desteği Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesinden sonra gelmiştir. İstikrar destekçiliğinden demokrasi destekçiliğine evrilen politikalar, AB’nin “demokratik seçimlere gidilmesi” şeklindeki söylemlerine de yansımıştır. Ülkede yaşananlar karşısında ilk şaşkınlığı üzerinden atan AB, Tunus’a imtiyazlı ortaklık statüsü kazandırılması, serbest ticaret anlaşması görüşmelerinin başlaması, sivil toplumun güçlendirilmesi, eğitim projelerinin geliştirilmesi ve göç meselesinde koordinasyon sağlanması gibi ortak çalışmalar için eylem planı hazırlamıştır.[34] Ayrıca devrim sonrası geçiş döneminde ekonomiyi desteklemek amacıyla 142 milyon avro hibe vermiştir.[35]

AB’ye üye ülkelerin durumlarına bakıldığında ise şüphesiz süreçten en zararlı çıkan ülkenin Fransa olduğu görülmektedir. Bin Ali rejimine verdiği destek sonrası oyunu kenardan izlemek zorunda kalan Fransa, ülkedeki etkisini büyük oranda yitirecek gibi görünmektedir. Ayrıca Tunus artık Fransızlardan ekonomik ve siyasi olarak yavaş yavaş kurtulmak istemektedir.[36] Devrim sonrası Sarkozy’nin Irak’taki büyükelçisini Tunus’a herhangi bir onay almadan göndermesine karşılık olayın büyük tepki yaratması da bu konudaki duyarlılığı göstermektedir.

İngiltere, Tunus Devrimi’ni nispeten daha karlı bir şekilde atlatmıştır. Bin Ali ve yakınlarının mal varlıklarının dondurulmasında aktif rol oynamıştır.[37] Bin Ali ile kısıtlı bağları nedeniyle rejimi desteklemekten kaçınan İngiltere, devrim sonrası için başarılı bir hafıza oluşturmuştur.

Almanya da İngiltere gibi Tunus’ta etkinliği fazla olan bir ülke değildi. Bu yüzden Bin Ali’yi desteklemekten kaçınmıştır. Merkel Hükümeti, isyanlar karşısındaki ilk şaşkınlığını üzerinden atar atmaz Tunus devrimini desteklemiştir. Özellikle Fransa’nın eylemleri sonucu dezavantajlı duruma gelmesi Almanya’ya örnek olmuş ve Tunus’taki etkisini artırma fırsatı sunmuştur.[38] Ayrıca devrim sonrası verilen mali ve teknik yardımlar Merkel Hükümeti’nin desteğini somut bir çerçeveye oturtmuştur.

Görüldüğü gibi AB Tunus sürecinde yine tek sesli ve tutarlı bir politika izleyememiştir. Ancak tüm olumsuzluklara ve başarısızlıklara rağmen Yeni Tunus, Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirmenin yollarını arayacaktır. Coğrafi yakınlık, ticari ilişkilerin yoğunluğu ve Avrupa’da yaşayan Tunusluların çokluğu bu durumun en önemli sebeplerindendir.[39]

Mısır

Tunus’ta isyanın başlamasından tam 1 ay sonra 17 Ocak 2011’de Mısır’da işsiz bir işletmeci olan 50 yaşındaki Abdul Monam Hamadah, meclis binası önünde kendini yakmış ve eylemlerin ateşleyicisi olmuştur.[40] Ardından 4 kişinin daha kendini yakması sonrası protestolar başlamış ve büyümüştür. 25 Ocak’ta devlet binalarına yürümeye başlayan göstericiler, polisin ağır müdahalesiyle karşılaşmışlardır. Tahrir Meydanı gösterilerin merkezi olmuştur. Mısır Hükümeti ise eylemlerden Müslüman Kardeşleri sorumlu tutmuştur. Ordunun tarafsız kalması ve olayların kontrolden çıkmasıyla 30 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek, 11 Şubat 2011’de görevini bırakmış ve yönetimi orduya devretmiştir.[41]

Avrupa Birliği, Mısır’la özellikle ekonomi ve enerji alanında sürekli işbirliği içerisinde olmuştur. Komşuluk Politikası’na da dahil olan Mısır, 1995 yılından beri AB’den dış yardım almaktadır. Tüm bunlara rağmen birlik, Tunus’ta olduğu gibi Mısır’da da başarılı bir politika izleyememiştir. 25 Ocak’ta başlayan gösteriler karşısındaki tutumunu 31 Ocak ve 4 Şubat’ta yayınladığı 2 bildiriyle gösteren AB Konseyi, Mısır’daki şiddeti kınamış ancak Mübarek’e çekilme çağrısında bulunmamıştır.[42][43] Protestolar süresince Mübarek’e en açık desteği veren politikacı ise Silvio Berlusconi olmuştur.[44] Bu durumun başlıca sebebi Mısır’ın İtalya pazarındaki %9’luk payı ve %7.7’lik ihracat oranına sahip olmasıdır.(İtalya, Mısır’ın Avrupa ülkeleri içindeki en önemli ticari ortağıdır)[45] 30 yıllık Mübarek iktidarının yalnızca 18 günde son bulması, Avrupa’ya esen değişim rüzgarının engellenemez olduğunu bir kez daha göstermiştir. AB’nin söylemlerinde “demokratikleşme” vurgusu artmıştır. Söylem değişikliği siyasete de yansımış ve birlik, komşuluk politikasını gözden geçirerek 8 Mart 2011’de “Güney Akdeniz ile Demokrasi ve Ortak Zenginlik için İşbirliği Belgesi”ni yayımlamıştır.[46] Belgede demokratik dönüşüm, sivil toplum ortaklığı, sürdürülebilir kalkınma gibi konuların üzerinde durulmuştur.

Mısır’da İngiltere’nin sürece yaklaşımı, Fransa’nın Tunus’taki yaklaşımına benzemektedir. Mısır’daki sömürgeci geçmişi, İngiltere’yi Mübarek rejimine sonuna kadar destek vermeye itmiştir. Tahrir Meydanı’ndaki gösterilerin şiddet yoluyla bastırılmasına sessiz kalan İngiltere sadece 2 tarafı da sağduyuya çağırmakla yetinmiştir.[47] Ayrıca Bin Ali’nin mal varlıklarını hemen donduran İngiltere, Mübarek için aynı şeyi yapmamıştır. Tüm bunlardan sonra devrimin ardından ülkeye ilk ziyareti yapan Cameron, birlikte geldiği silah tüccarları nedeniyle büyük eleştirilere maruz kalmıştır.[48]

Fransa da Mısır’daki gösteriler için ilk etapta İngiltere gibi taraflara sağduyu çağrısı yapmakla yetinmiştir. Mübarek sonrası ise demokratikleşme söylemleriyle devrim sonrası Mısır için kendisine yer edinmeye çalışmıştır.

Almanya için bölgedeki en önemli batı müttefiki olan Mübarek rejiminin halk hareketiyle düşmesi istenilen bir gelişme olmazdı. Bu yüzden Merkel Hükümeti de protestolar sırasında rejimden taraf olmuş ve yumuşak ve kontrollü geçişi desteklemiştir.[49] Bu durum devrim sonrasında Almanya için dezavantaj olsa da bölgede sömürgeci geçmişinin olmaması Almanya’ya artı puan kazandıracaktır.[50]

Libya

Ortadoğu ayaklanmalarının Tunus ve Mısır’dan sonraki durağı Libya olmuştur. Ocak 2011’de başlayan ekonomik nitelikli protestolar kısa sürede tüm ülkeye yayılmıştır.[51] 17 Şubat’ta düzenlenen “Öfke Günü”, Libya’daki rejim karşıtlığını daha da körüklemiş ve değişim rüzgarı kısa sürede iç savaşa dönüşmüştür. Tunus ve Mısır’daki devrimlerin tecrübesiyle Kaddafi rejimi sokak hareketlerine çok sert müdahale etmiştir. Libya’daki aşiret yapısı değişimin Tunus ve Mısır’daki gibi kolay olmamasının en önemli sebeplerindendir. Birleşmiş Milletler, rejimin şiddeti artırması üzerine 1973 Sayılı Kararı ile Libya’ya müdahalenin önünü açmıştır. Söz konusu karar ile “uçuşa yasak bölge” ilan edilmiş ve sivillere yönelik şiddeti engellemek için “gerekli görülen tüm önlemler”in alınacağı belirtilmiş olmasına rağmen karar, -birçok görüşe göre geniş yorumlanarak- Fransa öncülüğündeki NATO operasyonuna dayanak sağlamıştır.[52] NATO’nun başarılı hava operasyonlarıyla 23 Ağustos 2011 günü Trablus’un düşmesiyle Kaddafi rejimi yıkılmıştır.[53]

2010 yılı itibarıyla Libya’nın toplam ithalatının %42’sini AB ülkelerinden yaptığı görülmektedir. Toplam ihracatın ise %77’si AB ülkelerine yapılmaktadır.[54] Ayrıca Libya’daki zengin petrol ve doğalgaz rezervleri Avrupa’nın ülkedeki ilgisini en üst seviyede tutmasını sağlamıştır. Siyasi anlamda ise Libya’nın Avrupa’ya yakınlığı AB’nin dış sınırlarının güvenliği için Libya’ya önem verilmesini gerektirmiştir. Tüm bunlara rağmen Libya’nın “Lockerbie Davası”[55] ve “Nükleer Programı” AB ile ilişkilerin gerginleşmesine yol açmıştır. İlişkilerin gerginliği, 2003 yılında Kaddafi’nin nükleer programında vazgeçtiğini bildirmesiyle kırılmış ve ilişkiler 2011’deki ayaklanmaya kadar iyiye giden bir seyir izlemiştir.

Avrupa Birliği’nin Tunus ve Mısır’daki “bekle-gör” politikası, Libya’da aktif bir pozisyona evrilmiştir.[56] Kaddafi’nin sert müdahalesi karşısında AB, Libya rejimini kınayarak, ekonomik ve askeri yaptırım kararı almıştır.[57] Ardından 11 Mart 2011’de Kaddafi’nin meşruiyetini yitirdiğini açıklayarak[58] Libya Geçici Ulusal Konseyi’ni desteklemiş ve Bingazi’de dış temsilcilik açmıştır.[59] Libya muhalefetine her türlü desteği vererek ülkeye 155 milyon Avroluk insani yardım tahsis etmiştir.[60]

Libya Krizi’nde AB örgütsel olarak Tunus ve Mısır’a nazaran daha aktif bir politika izlese de askeri müdahale sürecinde pasif kalmıştır. 11 Mart 2011’de olağanüstü toplanan AB Konseyi’nde İngiltere ve Fransa askeri müdahaleden yana tutum sergilemiştir.[61] Almanya ise oldukça gönülsüz kalmış hatta karşıt tutum izlemiştir.[62] İtalya da Libya’daki sömürgeci geçmişinden dolayı ülkedeki ekonomik nüfuzu nedeniyle Almanya’nın yanında yer almış, müdahaleye karşı çıkmıştır.(Harekat başladıktan sonra İngiltere ve Fransa’nın komutayı NATO’ya devretmesi halinde destek vereceğini bildirmiştir.)Fransa ve İngiltere, operasyonun AB nezdinde yapılması için ısrar etmiş ancak sonuç alamamıştır. Dolayısıyla AB’nin ODGP kapsamında bir askeri müdahalede bulunmasının önü tıkanmıştır. Birlik sadece kriz yönetimi konsepti kapsamında EUFOR Libya adında sivillerin taşınması ve tahliyesi için bir askeri operasyon düzenleme kararı almış ancak çok da etkili olamamıştır. Tüm stratejisini yumuşak politika araçlarıyla tamamlamıştır. AB Konsey Başkanı Rompuy çaresizliği “Bizler artık dış güçlerin istediği anda istediği yere müdahale edebilecekleri koloni dönemlerinde yaşamıyoruz” sözleriyle ifade etmiştir.[63]

Hava operasyonu Fransa, İngiltere ve ABD öncülüğünde başlamıştır. Gün geçtikçe diğer ülkelerin baskılarının artması üzerine 24 Mart 2011’de NATO’ya devredilmiştir.[64] Fransa ve İngiltere’nin öncü olmalarında şüphesiz Libya’da kısıtlı olan etki alanlarını genişletme arzusu ve Tunus ile Mısır’daki gibi geç kalma korkusu etkili olmuştur. Fransa, Libya hamlesi ile küresel sistemde hala dikkate alınması gereken bir aktör olduğunu göstermeye çalışmış, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da bölgesel liderlik iddiasını canlandırmak istemiştir, seyirci değil oyun kurucu olmayı arzu etmiştir.[65] İngiltere ise bu bağlamda Fransa’nın bölgesel ve küresel ölçekte artırmaya çalıştığı gücünü operasyonda -düşmanına yakın ol mantığıyla- Fransa’yı yalnız bırakmayarak dengelemeye çalışmıştır.[66] İki ülke de hem devrim sürecinde hem de askeri müdahale sürecinde aktif bir politika izlemiştir.

Almanya, Libya krizinde en başından itibaren Kaddafi’nin gitmesi konusunda batılı müttefikleriyle hemfikir olmasına rağmen askeri müdahaleye karşı çıkmıştır.[67] Merkel Hükümeti, ülkesini doğrudan ilgilendirmeyen bir savaşa girmek istememiş hatta İngiltere ve Fransa’yı kızdırma pahasına BMGK karar tasarısına çekimser oy vermiştir. Almanya’nın bu pozisyonu almasında 2004 yılında sonra Libya ile gelişen ekonomik ve siyasi ilişkileri de etkili olmuştur.[68] Almanya petrol talebinin %11’ini Libya’dan karşılamaktaydı.

Libya’nın devrim sonrası AB ile ilişkilerini artırma yönünde adımlar atacağını öngörmek yanlış olmaz. Kaddafi’nin üye olma konusunda isteksiz davrandığı AB kurumlarına (Komşuluk Politikası, Akdeniz Diyaloğu vb.) yakın vadede entegre olacağı tahmin edilmektedir. AB ise Libya’daki muazzam enerji kaynakları nedeniyle politikalarını tekrar gözden geçirecektir.

Suriye

Ortadoğu’daki ayaklanmaların bugüne kadarki son durağı Suriye’dir. İsyan ateşi Mart 2011’de başlamış ve bugüne kadar büyüyerek etkisini artırmıştır. Muhalefetin de örgütlü bir şekilde hareket etmesi sonucu isyan bugüne kadar yaklaşık 100000 kişinin öldüğü bir iç savaşa dönüşmüştür. Tunus, Mısır ve Libya’ya göre çok daha uzun sürmesinin çeşitli sebepleri vardır. Öncelikle Suriye’deki rejim bir azınlık rejimidir. Devlet Başkanı Esad’ın mensubu olduğu Nusayri azınlık, yönetimde oligarşik bir yapı meydana getirmiştir.[69] Ordu, bürokrasi ve Baas Partisi’nin üst kadrolarında Nusayrilerin bulunması Esad’ın iktidarını sağlamlaştırmıştır.[70] Bunun yanında Hafız Esad’ın kurduğu istihbarat ağı rejimin deyim yerindeyse “uçan sinek”ten bile haberinin olmasını sağlamaktadır. O kadar ki, Hafız Esad öldüğünde ülkedeki istihbaratçı sayısı yaklaşık 500.000’di.[71] Ayrıca krizin uluslararası nitelik kazanması da işin başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Soğuk savaş sonrası bölgedeki en önemli kalesini kaybetmek istemeyen Rusya, “Şii Hilali” gibi dış politika hedefleriyle Suriye’ye büyük değer biçen İran ve ekonomik çıkarlarına uygun hareket eden Çin, Beşar Esad rejiminin en önemli destekçileridir. ABD ve AB krizde aynı tarafta yer almalarına rağmen devrim sonrası radikal İslamcı grupların iktidara gelme ihtimali ve Rusya-İran-Çin ittifakı, yapıcı bir politika izlemeyi zorlaştırmaktadır. BM Güvenlik Konseyi de Rusya ve Çin’in vetoları nedeniyle kilitlenmiştir.[72] Yani Suriye bir anlamda hegemonik bir çatışma alanına dönüşmüştür. Askeri müdahalenin bölgesel bir savaşa dönüşme tehlikesi tarafları uzlaşıya itmektedir. Bu konjonktürde krizin uzun süre devam edeceği öngörülmektedir.

Suriye’de yaşananlar AB nezdinde önemli bir tecrübe birikimiyle karşılanmıştır. Başta petrol olmak üzere doğal kaynakların yeterince çekici olmaması ve Esad’ın isyanlara karşı aşırı güç kullanımı belki de ilk kez AB içindeki ortak yaklaşımla eleştirilmiş ve reddedilmiştir.[73] Ancak birliğin tutumu yine etkin olmaktan çok semboliktir. Mart ayında başlayan hareketlere birlik ivedilikle cevap vermiş ve Esad rejimini kınamıştır.[74] Ardından giderek artan yaptırımlarla rejimi ekonomik ve diplomatik olarak zayıflatma yoluna gitmiştir.[75] AB bu kapsamda Suriye’ye silah satışını durdurmuş, Suriye Merkez Bankası’nın AB ülkelerindeki banka hesaplarını dondurmuş, bazı uçuşları yasaklamış, Suriye petrolünü boykot etmiş ve Esad kabinesindeki 9 bakana AB’ye seyahat yasağı getirmiştir.[76] Ağustos ayında ise Esad’ın meşruiyetini yitirdiğini açıklayan AB ülkeleri ülkedeki elçiliklerini kapatmışlardır.[77] Tüm bunlara rağmen AB’nin Suriye’de etkin ve çözüm üretecek bir politika izlemesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Askeri müdahale düşünmeden daha temkinli bir pozisyon almaya özen göstermektedir. Ancak demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, sivil toplum vb. konularda ortaya koyduğu söylemin uzun vadede toplum nezdinde katkısı olacağı söylenebilir.[78]

İngiltere, Suriye’de baştan itibaren Esad’ın gitmesi yönündeki söylemlerini gün geçtikçe artırmıştır. Rejimin şiddeti sona erdirmesi için uygulanacak yaptırımların bir an önce yürürlüğe girmesi için istekli olmuştur. Fransa ile birlikte muhaliflerin silahlandırılması için uluslararası topluma çağrı yapmıştır. Ancak askeri müdahaleye sıcak bakmamaktadır. Devrim sonrası ülkede iyi bir pozisyon elde etmek için İngiltere, krizde aktif olmayı sürdürecektir.

Fransa, Suriye’deki kolonyal geçmişi ve siyasi bağları nedeniyle süreçte aktif rol üstlenmiştir. Sarkozy dönemindeki sert çıkışlar askeri müdahaleyi akıllara getirse de sosyalist Hollande Hükümeti söylemlerinde daha yumuşak bir üsluba sahiptir. Ayrıca 2013 başında Mali’ye askeri müdahalede bulunan Fransa için Rusya-Çin ittifakı da düşünüldüğünde bu seçeneğin devre dışı kaldığı söylenebilir.

AB’nin bir diğer önemli gücü olan Almanya ise süreçte ABD’ye yakın davranmaya çalışmaktadır. Bu durumun nedeni Libya’da geri plana düşmesidir. Bu yüzden ekonomik yaptırımlardan, Esad’a çekil çağrısına, BM kararlarından, elçiliklerin kapatılmasına kadar varan bir dizi kararda ABD, İngiltere ve Fransa’ya yakın durmuştur.[79]

Diğer Ülkeler

Bahreyn’deki ayaklanmalar Mart 2011’de başlamıştır. % 65’i Şii olan Bahreyn’de Sünni yönetimin baskıcı politikaları sonucu ekonomik temelli protestolar, mezhep savaşına dönüşmüştür. İran’ın Şiilere desteği gösterilerin artmasına yol açmıştır. Protestoların tamamen barışçıl olmasına rağmen Suudi Arabistan’ın Körfez İşbirliği Konseyi çatısı altındaki Bahreyn’e askeri müdahalesiyle süreç sona ermiştir. AB’nin körfez ülkeleriyle silah ticareti, birliğin bu ülkede statükoyu önceleyen bir politikayla sessiz kalmasının başlıca nedenidir.

Yemen’de isyan 27 Ocak 2011’de başlamış ve Ali Abdullah Salih’i devirme odaklı olmuştur. Kral’ın ülkeyi terk ederek yönetimi yardımcısına devretmesiyle Yemen durulmuştur. El-Kaide’nin bölgedeki en önemli üssü olan Yemen’deki gelişmeleri AB titizlikle takip etmiş ancak devrim süresince sessizliğini korumuştur.

Ürdün ve Fas’taki ayaklanmalar çok daha küçük çaplı olmuş, iktidarların reform sözleri ve anayasa değişiklikleriyle son bulmuştur.[80] 2 ülkenin stratejik önemleri AB’nin ılımlı politika izlemesine yol açmıştır. Her 2 ülkede yapılan reformları övgüyle karşılayan AB, Ürdün ve Fas’ı mali programlarıyla desteklemeye devam etmiştir.

Cezayir, Umman, Kuveyt, Lübnan ve Filistin’de de küçük çaplı bir takım hareketler olmuştur. Avrupa Birliği, buralarda da sessiz kalmayı tercih etmiştir.

Sonuç

Avrupa Birliği’nin dış politika geçmişine bakıldığında olumsuz bir karneye sahip olduğu görülmektedir. Körfez Krizi ve Balkan Krizleri AB’nin ulus-devletlerin birliği olduğunu ve ortak dış politikada oldukça yetersiz bir durumda olduğunu gözler önüne sermiştir. 2010 yılı sonunda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da patlak veren halk hareketleri tüm uluslararası aktörler gibi AB Dış Politikasını’da derinden etkilemiştir. 2009 yılındaki Lizbon Anlaşması’yla oluşturduğu “Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği” ile dış politikasındaki tutarsızlık ve çok sesliliği aşmaya çalışan AB, devrimlere hazırlıksız yakalanmıştır. Dış politikadaki revizyon sürecinde hareketlenmeye sebep olan gelişmeler, sonuçlar açısından pek de başarılı olmamış, ulusal ve örgütsel olmak üzere ikili yapıda bir değişiklik meydana getirmemiştir. Üyeler arasındaki rekabet ve görüş ayrılıkları daha da belirginleşmiş, ulusal politikalar ön plana çıkmıştır. Fransa ve İngiltere’nin Libya’daki askeri müdahalede öncü olup, Almanya’nın karşı çıkması ve AB’nin örgütsel düzeyde arka planda kalması buna en güzel örnektir. Avro krizi döneminde geri plana düşen ortak dış politikanın tekrar gündeme gelmesi için büyük bir fırsat yakalanmış ancak uygun şekilde değerlendirilememiştir.

AB ve üye ülkeler, süreçte Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleriyle eski hiyerarşik ilişkilerini devam ettirmek istemişlerdir. Tunus ve Mısır’daki ilk tepkiler buna örnek teşkil etmektedir. Ancak devrimlerin ortaya koyduğu halk iradesi bu asimetrik ilişkileri sona erdirerek AB ile eşit ilişki kurmayı arzulamaktadır. Sonuç olarak “Ekonomik bir dev, siyasi bir cüce ve askeri anlamda bir elma kurdu” olarak anılan AB, Ortadoğu’daki ayaklanmalar sürecinde bu algıyı yok edememiştir.

Devrimler sonrası için Avrupa Birliği’nin yeni rejimlerle ilişkilerinin en üst seviyede devam edeceği öngörülebilir. Ekonomik-stratejik-siyasi sebepler Avrupa ve Ortadoğu’yu birbirine yakınlaştırmaktadır. Ancak aynı şeyi AB üyesi ülkeler için öngörmek zordur. Yeni rejimler tarihsel hesaplar ve devrim süreçlerinde takınılan tutumları şüphesiz yeni dış politikalarını oluştururken göz önünde bulunduracaklardır.

Çağlar SÖKER

Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrencisi

 

Dipnotlar

1 Taylan Özgür Kaya, “Avrupa Birliği’nin Ortadoğu Barış Sürecindeki Rolünün Analizi”, Ortadoğu Etütleri, C2, S3, Temmuz 2010, s.80

2 Haydar Efe, “Avrupa Birliği’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C7, S1, 2008, s.67

3 Enver Bozkurt-Mehmet Özcan-Arif Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, Yetkin Yayınları, 6. Baskı, 2012, s.312

4 Birgül Demirtaş Coşkun, “EU’s New Position in the International Order: From Regional to Global Power”, Perceptions, İlkbahar 2006, s.75

5 Chris Patten, “Europe In The World:CFSP & Its Relation To Development”, Overseas Development Instıtute, 2003, s.3.

6 Selcen Kök-Mehmet Tekerek, “Sokak Siyasetinden Sosyal Ağlara Yeni Aktivizm: Arap Baharı Deneyimi”, II. Bölgesel Sorunlar ve Türkiye

Sempozyumu, 2012

7 Müjge Küçükkeleş, “AB’nin Ortadoğu Politikası ve Arap Baharı’na Bakışı”, SETA, 2013, s.25

8 Taylan Özgür Kaya, a.g.e., s.81

9 Akdeniz için Birlik(AİB), (http://www.mfa.gov.tr/avrupa-akdeniz-sureci-_euromed_barcelona-process_-.tr.mfa)

10 Ömer Kurtbağ, “Avrupa-Akdeniz Ortaklığı:Barcelona Süreci”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C3, S1, 2003, s.74

11 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.5

12 Ertan Efegil,Neziha Musaoğlu, “Demokratikleşme Bağlamında Avrupa Birliği’nin Ortadoğu Politikası”, Akademik Ortadoğu Dergisi, C3, S1,

2008, s.169

13 Ömer Kurtbağ, a.g.e., s.83

14 Ertan Efegil-Neziha Musaoğlu, a.g.e., s.169

15 Akdeniz için Birlik(AİB), (http://www.mfa.gov.tr/avrupa-akdeniz-sureci-_euromed_barcelona-process_-.tr.mfa)

16 MüjgeKüçükkeleş, a.g.e., s.6

17 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.7

18 Ertan Efegil-Neziha Musaoğlu, a.g.e., s.168

19 Aslıhan P. Turan, “Avrupa Birliği Güvenlik Aktörü Olmaya Ne Kadar Yakın”, Bilge Strateji, C2, S3, 2010, s.29

20 MüjgeKüçükkeleş, a.g.e., s.7

21 Emine Akçadağ, “Avrupa Komşuluk Politikası”,

(http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1291:avrupa-komuluk-politikas)

22 Ertan Efegil-Neziha Musaoğlu, a.g.e., s.170

23 Cansu Gezer, “AB Komşuluk Politikası”, İzmir Ticaret Odası Yayını, Temmuz 2010, s.1

24 MüjgeKüçükkeleş, a.g.e., s.8

25 MüjgeKüçükkeleş, a.g.e., s.8

26 Ertan Efegil-Neziha Musaoğlu, a.g.e., s.173

27 Muhammed Adil, “Tunus Halk Devrimi ve Sonrası”, ORSAM Raporu, Mart 2011, s.11

28 “Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali’nin partisi fesh edildi”,

[http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110309_tunisia_party_dissolve.shtml]

29 Ufuk Ulutaş-Furkan Torlak, “Devrimden Demokrasiye Tunus’un Seçimi”, SETA Analiz, S.46, 2011, s.16

30 “Tunus:Krizle küçülen AB ticari hacmi aslında avantaj mı?”, [http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1911/ulke-e-bultenleri-iv-tunus-krizlekuculen-

ab-ticari-hacmi-aslinda-bir-avantaj-mi.aspx]

31 Ufuk Ulutaş-Furkan Torlak, a.g.e., s.16

32 “Tunus:Krizle küçülen AB ticari hacmi aslında avantaj mı?”, [http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1911/ulke-e-bultenleri-iv-tunus-krizlekuculen-

ab-ticari-hacmi-aslinda-bir-avantaj-mi.aspx]

33 ‘‘Joint statement by EU High Representative Catherine Ashton and Commissioner Stefan Füle on the situation in Tunisia”, Europa, 10

Ocak 2011

34 “EU-Tunisia Relations State of Play and Next Steps”, 27 Eylül 2011,

35 “Tunus’a AB yardımı” , [http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/tunusa-ab-yardimi-18.12.2012-436841]

36 Muhammed Adil, e.g.e., s.12

37 “EU Freezes assets of allies of Tunisia’s ousted Ben Ali”, [http://www.bbc.co.uk/news/world-africa-12370591]

38 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.20

39 Ufuk Ulutaş-Furkan Torlak, a.g.e., s.18

40 “Tunus’tan Mısır’a: Arap Sokağı, Ordular ve Diktatörler”, BÜSAM, Şubat 2011, s.9

41 “Arap Baharı ve Mısır”, Ak Parti Gençlik Kolları Dış İlişkiler Başkanlığı Yayını, 2011, s.17

42“Council of the European Union, 3065th Council Meeting, Foreign Affairs”, Europa, 31 Ocak 2011

43 “European Council, “Conclusion of the European Council”, 4 Şubat 2011

44 Selin M. Bölme, Müjge Küçükkeleş, Ufuk Ulutaş, Taha Özhan, Nuh Yılmaz, Yılmaz Ensaroğlu, “25 Ocak’tan Yeni Anayasaya: Mısır’da

Dönüşümün Anatomisi”, SETA Analiz

45 “Mısır Arap Cumhuriyeti Temel Bilgi ve Veriler”, T.C Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı”, Mart 2011

46 European Comission, “A Partnership for Democracy and Shared Prosperity with the Southearn Mediterrenean:Joint Communication to

the European Council, the European Parliament, the Council, the European Economic and Social Comittee and the Commitee of the

Regions”, COM 200 Final, Brüksel, 8 Mart 2011

47 “Prime Miniter condemns violence in Egypt”, Foreign and Commonwealth Office”, 2 Şubat 2011

48 Selin M. Bölme, Müjge Küçükkeleş, Ufuk Ulutaş, Taha Özhan, Nuh Yılmaz, Yılmaz Ensaroğlu, a.g.e., s.37

49 “In quotes: Reaction to Egypt protests”, [http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12316019]

50 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.20

51 Eda Kılıç, Erzan Aktar, Yasin Erdoğmuş, Makbule Ertosun, Kübra Akadır, Esra Kaya, Hatem Hasar, “Arap Dünyasında Entropi:Tunus, Mısır,

Libya ve Suriye’de Halk Ayaklanmaları”, TUİÇ Yakındoğu Araştırmaları Merkezi, Rapor No:1, 2012

52 Mehmet Yegin, “BM Kararı Libya’ya barış getirebilecek mi?”, USAK Libya Derlemesi, 2011

53 “Muammer Kaddafi”, [http://tr.wikipedia.org/wiki/Muammer_Kaddafi]

54 “EU-Libya Trade Statics”, [http://trade.ec.europa.eu/doclib/html/113414.htm]

55 “Lockerbie Faciası”, [http://tr.wikipedia.org/wiki/Lockerbie_facias%C4%B1]

56 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.13

57 “Council Decision 2011/137/CFSP of 28 February 2011 concerning restrictive measures in view of the situation in Libya”, Official Journal

of the European Union, 3 Mart 2011

58 “Developments in Libya an overview of the EU’s response”, European Union External Action, 30 Mart 2012

59 “EU High Representative Catherine Ashton opens EU Office in Benghazi”, European Union External Action,

[http://ec.europa.eu/news/external_relations/110310_1_en.htm]

60 “The EU’s response to the “Arab Spring”, Europa, Brüksel, 16 Aralık 2011

61 Öner Akgül, “Libya’da İç Savaşa Müdahale: Avrupa Birliği Devrimin Neresinde?”, Ortadoğu Analiz, C3, S36, Aralık 2011

62 Sally Khalifa Isaac, “Europa and the Arab Revolutions”, KFG, Working Paper No:39, Mayıs 2012

63 Claudia Loutai, “Military intervention in Libya:where is ESDP”, [http://www.nouvelle-europe.eu/en/military-intervention-libya-whereesdp]

64 Öner Akgül, a.g.e., s.57

65 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.19

66 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.17

67 Sally Khalifa Isaac, a.g.e., s.9

68 Selin Bölme, Müjge Küçükkeleş vd., “Batı ve Kaddafi Makasında Libya”, SETA Analiz, 2011, s.36

69 Çağlar Söker, “Arap Baharı Öncesi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Siyasal Sistem ve Rejimi”,

[http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=4292]

70 Akif Emre, “Bir dalgakıran olarak Suriye olayları”, DÜBAM, 2012, s.69

71 Çağlar Söker, “Arap Baharı Öncesi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Siyasal Sistem ve Rejimi”,

72 Nikolay Surkov, “Rusya Ortadoğu’da varlığını hatırlattı”, DÜBAM, 2012, s.47

73 Murat Erdoğan, “Avrupa Birliği’nin Suriye Politikası”, SDE Analiz, 2012, s.17

74 “EU condemns ‘unacceptable” repression in Syria”, Middle East Online, 22 Mart 2012

75 “EU imposes sanctions on Syria’s Assad”, [http://www.reuters.com/article/2011/05/23/us-syria-idUSLDE73N02P20110523

76 Murat Erdoğan, a.g.e., s.17

77 “İngiltere Şam’daki elçiliğini kapattı” [http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/03/01/ingiltere-samdaki-elciligini-kapatti] , “Fransa Suriye

elçiliğini kapattı” [http://www.pressmedya.com/?aType=haber&ArticleID=6986]

78 Murat Erdoğan, a.g.e., s.20

79 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.21

80 Müjge Küçükkeleş, a.g.e., s.18

 

Kaynakça

1- ADİL Muhammed, “Tunus Halk Devrimi ve Sonrası”, ORSAM Raporu, Rapor No. 36, Mart 2011

2- AKGÜL Öner, “Libya’da İç Savaşa Müdahale:Avrupa Devrimin Neresinde?”, Ortadoğu Analiz, Cilt 3, No. 36, Aralık 2011, s.51-59

3- BOZKURT Enver, ÖZCAN Mehmet, KÖKTAŞ Arif, Avrupa Birliği Hukuku, Yetkin Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2012

4- BÖLME M. Selin, KÜÇÜKKELEŞ Müjge, ULUTAŞ Ufuk, ÖZHAN Taha, YILMAZ Nuh, ENSAROĞLU Yılmaz, “25 Ocak’tan Yeni

Anayasaya:Mısır’da Dönüşümün Anatomisi” , SETA Analiz, 2012

5- COŞKUN Birgül Demirtaş, “EU’s New Position in the International Order: From Regional to Global Power”, Perceptions, İlkbahar

2006, s.49-75

6- EFE Haydar, “Avrupa Birliği’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, No. 1,

2008, s.66-78

7- EFEGİL Ertan, MUSAOĞLU Neziha, “Demokratikleşme Bağlamında Avrupa Birliği’nin Ortadoğu Politikası”, Akademik Ortadoğu

Dergisi, Cilt 3, No. 1, 2008, s.38-56

8- EMRE Akif, “Bir Dalgakıran Olarak Suriye Olayları”, DÜBAM, 2012

9- ERDOĞAN Murat, “Avrupa Birliği’nin Suriye Politikası”, SDE Analiz, 2012

10- GEZER Cansu, “AB Komşuluk Politikası”, İzmir Ticaret Odası Yayını, Temmuz 2010

11- ISAAC Khalifa Sally, “Europa And Arab Revolutions”, KFG, Working Paper No:39, 2011

12- KAYA Taylan Öz, “Avrupa Birliği’nin Ortadoğu Barış Sürecindeki Rolünün Analizi”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, No. 3, Temmuz 2010,

s.77-106

13- KESKİN M. Hakan, Doğru Sanılan Yanlışlara Avrupa Birliği, ABGS, 2. Baskı, Ankara, 2010

14- KILIÇ Eda, AKTAR Erzan, ERDOĞMUŞ Yasin, ERTOSUN Makbule, AKADIR Kübra, KAYA Esra, HASAR Hatem, “Arap Dünyasında

Entropi: Tunu, Mısır, Libya ve Suriye’de Halk Ayaklanmaları”, TUİÇ Yakındoğu Araştırmaları Merkezi, Rapor No:1, 2012

15- KÖK Selcen, TEKEREK Mehmet, “Sokak Siyasetinden Sosyal Ağlara Yeni Aktivizm:Arap Baharı Deneyimi”, II. Bölgesel Sorunlar ve

Türkiye Sempozyumu, 2012

16- KURTBAĞ Ömer, “Avrupa-Akdeniz Ortaklığı:Barselona Süreci”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt 3,No. 1, 2003, s.73-92

17- KÜÇÜKKELEŞ Müjge, “AB’nin Ortadoğu Politikası ve Arap Baharı’na Bakışı”, SETA, 2013

18- KÜÇÜKKELEŞ Müjge, BÖLME Selin vd., “Batı ve Kaddafi Makasında Libya”, SETA Analiz, 2011

19- PATTEN Chris, “Europe In The World:CFSP & Its Relation To Development”, Overseas Development Instıtute, 2003

20- SÖKER Çağlar, “Arap Baharı Öncesi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Siyasal Sistem ve Rejimi”,

[http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=4292]

21- SURKOV Nikolay, “Rusya Ortadoğu’da varlığını hatırlattı”, DÜBAM, 2012

22- TURAN P. Aslıhan, “Avrupa Birliği Güvenlik Aktörü Olmaya Ne Kadar Yakın”, Bilge Strateji, Cilt 2, No. 3, 2010, s.29-58

23- ULUTAŞ Ufuk, TORLAK Furkan, “Devrimden Demokrasiye Tunus’un Seçimi”, SETA Analiz, No. 46, 2011

24- YEGİN Mehmet, “BM Kararı Libya’ya barış getirebilecek mi?”, USAK Libya Derlemesi, 2011

25- “Akdeniz için Birlik(AİB)”, (http://www.mfa.gov.tr/avrupa-akdeniz-sureci-_euromed_barcelona-process_-.tr.mfa)

26- “Arap Baharı ve Mısır”, Ak Parti Gençlik Kolları Dış İlişkiler Başkanlığı Yayını, 2011,

27- “Avrupa Komşuluk Politikası”, (http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1291:avrupakomuluk-

politikas)

28- “Council Decision 2011/137/CFSP of 28 February 2011 concerning restrictive measures in view of the situation in Libya”,

Official Journal of the European Union, 3 Mart 2011

29- “Council of the European Union, 3065th Council Meeting, Foreign Affairs”, Europa, 31 Ocak 2011

30- “Developments in Libya an overview of the EU’s response”, European Union External Action, 30 Mart 2012

31- “EU condemns ‘unacceptable” repression in Syria”, Middle East Online, 22 Mart 2012

32- “EU Freezes assets of allies of Tunisia’s ousted Ben Ali”, [http://www.bbc.co.uk/news/world-africa-12370591]

33- “EU High Representative Catherine Ashton opens EU Office in Benghazi”, European Union External Action,

[http://ec.europa.eu/news/external_relations/110310_1_en.htm]

34- “EU imposes sanctions on Syria’s Assad”, [http://www.reuters.com/article/2011/05/23/us-syria-idUSLDE73N02P20110523

35- “EU-Libya Trade Statics”, [http://trade.ec.europa.eu/doclib/html/113414.htm]

36- European Comission, “A Partnership for Democracy and Shared Prosperity with the Southearn Mediterrenean:Joint

Communication to the European Council, the European Parliament, the Council, the European Economic and Social Comittee

and the Commitee of the Regions”, COM 200 Final, Brüksel, 8 Mart 2011

37- “European Council, “Conclusion of the European Council”, 4 Şubat 2011

38- “EU-Tunisia Relations State of Play and Next Steps”, 27 Eylül 2011,

39- “In quotes: Reaction to Egypt protests”, [http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12316019]

40- “İngiltere Şam’daki elçiliğini kapattı” [http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/03/01/ingiltere-samdaki-elciligini-kapatti] ,

“Fransa Suriye elçiliğini kapattı” [http://www.pressmedya.com/?aType=haber&ArticleID=6986]

41- ‘‘Joint statement by EU High Representative Catherine Ashton and Commissioner Stefan Füle on the situation in Tunisia”,

Europa, 10 Ocak 2011

42- “Lockerbie Faciası”, [http://tr.wikipedia.org/wiki/Lockerbie_facias%C4%B1]

43- “Mısır Arap Cumhuriyeti Temel Bilgi ve Veriler”, T.C Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı”, Mart 2011

44- “Military intervention in Libya:where is ESDP”, [http://www.nouvelle-europe.eu/en/military-intervention-libya-where-esdp]

45- “Muammer Kaddafi”, [http://tr.wikipedia.org/wiki/Muammer_Kaddafi]

46- “Prime Miniter condemns violence in Egypt”, Foreign and Commonwealth Office”, 2 Şubat 2011

47- “The EU’s response to the “Arab Spring”, Europa, Brüksel, 16 Aralık 2011

48- “Tunus’tan Mısır’a: Arap Sokağı, Ordular ve Diktatörler”, BÜSAM, Şubat 2011,

49- “Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali’nin partisi fesh edildi”,

[http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110309_tunisia_party_dissolve.shtml]

50- “Tunus:Krizle küçülen AB ticari hacmi aslında avantaj mı?”, [http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1911/ulke-e-bultenleri-iv-tunuskrizle-

kuculen-ab-ticari-hacmi-aslinda-bir-avantaj-mi.aspx]

51- “Tunus’a AB yardımı” , [http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/tunusa-ab-yardimi-18.12.2012-436841]__

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret