Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletlerinin Etkisi

Otoriter bir rejim altında yaşayan Mısır halkı zincirlerini kırarak başarılması zor olanı başardı. Halk ayaklanmasıyla başlayan sancılı bir 18 günün ardından Mübarek görevini bırakmak durumunda kaldı. Bize de Mısır halkına “Mübarek olsun” demek düşüyor.

Mübarek’in gitmesi ile sonuçlanan bu ayaklanma kuşkusuz gerçek bir halk hareketidir. Mısır halkını tetikleyen unsurların oluşmasında ülke içi sosyal ve ekonomik dinamikler büyük bir rol oynamıştır. Bölge gerçeklerinden kopuk bir bakış açısıyla yaşananların arkasında ABD’yi aramak yerine Mısır halkının bin bir emekle kendi içinden çıkardığı bu harekete hak ettiği değeri vermek gerekmektedir.

Gerçekten de her olayın ardında sadece ABD’nin parmağı olduğunu düşünmek, kolaycılığa kaçmak ve bölge gerçeklerini dikkate almamak olur. Böylesi komplocu bir yaklaşım, geçmişin kompleks ve alışkanlıklarıyla hareket etmek demektir. Kuşkusuz hala dünyanın birçok bölgesinde çıkarları olan ABD, önemli bir süper güçtür. Bu bağlamda, hem dünya siyasetinde hem de Ortadoğu özelinde hafife alınamayacak başat aktörlerden biri olmaya devam etmektedir. Ancak ABD’nin her şeyi eskisi gibi kusursuz(!) bir şekilde kontrol ettiğini iddia etmek de abartılı bir söylem olur. Nitekim Irak, Washington’a olayları yönetme konusunda olağanüstü bir güç atfedenlerin önünde acı bir tecrübe, ders çıkarılması gereken bir örnek olarak durmaktadır. Irak Savaşı’nın miras bıraktığı sorunlar, ABD’nin bilgisiyle ve gücüyle bölgeye tam anlamıyla hâkim olamadığının en önemli göstergesidir.

Bugün Ortadoğu’daki hareketleri önemli kılan, son dönemde iç dinamiklerin bölgede daha belirleyici bir rol oynamaya başladığını gözler önüne sermesidir. Gerçekten de yakın zamana kadar dış aktörlerin esiri olan Ortadoğu’da, olayların olgunlaşmasında ilk defa güçlü biçimde iç dinamikler ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla bölgede iç dinamikleri hesaba katmadan atılacak hiçbir adım sağlıklı olmayacaktır. Nitekim halkın taleplerinin göz ardı edilmesi ile bir yere varılamayacağını anlayan dış aktörler de bunun farkına varmış, halkla uyumlu hareket etme gereği duymuştur. Gelinen noktada, denilebilir ki söz konusu dış güçler Irak’ta gösterilen pervasızlığı Mısır’da tekrarlamaktan kaçınmıştır.

Şöyle bir örnekle bu durumu daha açık ifade etmeye çalışalım: Bugüne kadar koşmasına izin verilmeyen, sürekli dizginleri kontrol edilerek zapt edilen bir at düşünün. Ancak öyle bir an geldi ki dizginlerinden kurtulmak isteyen bu atın (halk hareketinin) önünde durmak imkânsızlaştı. Atın serbest kalmasının önüne geçemeyenler, şimdilerde “mevcut durumdan nasıl kazanç sağlarım” düşüncesiyle atın üstüne binerek onu yönlendirme uğraşı veriyorlar. Başka bir deyişle, durumu kendi lehlerine çevirme peşindeler. Topları dengesini bozmadan elinde çeviren jonglörler misali daha düne kadar cambazlık yapan ABD, gelinen noktada çevirdiği topları kontrol edemez hale gelmiş ve toplar bir bir düşmeye başlamıştır. Ancak bu elbette ki kısa ve orta vadede bütün topların düşeceği anlamına gelmemektedir.

Sosyal Hareketlerin ve Sivil Toplumun Rolü

Her ne kadar halkın mobilize olarak sonuç elde etmesi, sadece Batılı sosyal hareketlere ait bir özellikmiş gibi anlatıla gelse de, son dönemde bunun Batı’ya özgü bir durum olmadığı ortaya çıkmıştır. Zira Ortadoğu’da görülen halk ayaklanmaları, sosyal hareketlerin oluşması için gereken birçok şartın bu bölgede olgunlaştığını göstermektedir. Her şeyden önce içinde yaşadığı siyasi, ekonomik ve sosyal çevreyi iyileştirmek adına geçerli ve sağlam nedenlere sahip insanların mobilize olmasını mümkün kılan gerekli motivasyon sağlanmıştır. Sistem düzeyinde kendilerine fırsatlar sunulduğunda ve gerekli şartlar sağlandığında Arapların da diğer bütün rasyonel milletler gibi kollektif eylemler içine girebildikleri görülmüştür.

Ortadoğu’da halkın sokaklara dökülmesi, şimdiye kadar bölgede sınırlı bir şekilde incelenen sosyal hareketlerin önümüzdeki dönemde daha titiz bir biçimde masaya yatırılacağına işaret etmektedir. Başka bir deyişle, Arap dünyasındaki sosyal hareketlenme, birçok araştırmaya konu olacak, siyaset bilimi literatüründe önemli bir yer tutacak gibi duruyor.

“Ilımlı İslam”

“Her taşın altında ABD var” iddialarının yoğun bir şekilde tartışıldığı bir diğer konu da ılımlı İslam konusudur. Bu noktada ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda bölgeyi şekillendirme planları çerçevesinde ılımlı İslam söylemini araç olarak kullandığına yönelik tartışmalar mevcut. Ilımlı İslam projesinin hayata geçirilmesinin arkasında ABD’nin olduğunu düşünenler, sadece dış faktörlere odaklanan ve kavramların ihtiva ettiği manayı derinlemesine incelemeyen grubun içerisinde yer alıyor.

Böylesi bir önermede bulunmadan evvel, “ılımlı İslam” düşüncesinin ne olduğu üzerinde kafa yormak gerekir. Ilımlı İslam’ın Türkiye’deki İslam anlayışını yansıttığı bir bakıma doğrudur. Ancak, ılımlı İslam iddia edildiği gibi, salt Batı’nın Türkiye üzerinden bölgedeki İslami hareketlere biçtiği bir rol değildir. Bir başka deyişle, ABD tarafından empoze edilen ve son dönemde ortaya çıkmış yapay bir olgu değildir.

“Türk İslam’ı” ya da“Anadolu’da yerleşmiş İslam anlayışı” olarak tabir edilebilecek İslam anlayışı, yüzyıllardır kendi içinde olgunlaşan ve bazı karakteristik özellikleri bünyesinde taşıyarak günümüze kadar süregelmiş bir kültürün parçasıdır. Bu bakımdan özellikle İran’ın ve kimi Arap ülkelerinin İslam anlayışından önemli ölçüde ayrılır.

Her şeyden önce farklı din ve mezheplere saygı duymanın öneminin öne çıkarıldığı Türk İslami anlayışı, kültürel öğelerle yoğrulmuş bir İslami geleneği ifade eder. Farklı kültür ve dinlere hoşgörü, Ahmet Yesevi’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin öğretilerinde sıklıkla dile getirilmiştir. Yunus Emre gibi halktan gelen bir şairin, topluma ve toplumsal düzene bakış açısının İslam dininin temel öğretileriyle ayrılmaz bir bütün olduğunu onun dizelerinden anlamak mümkündür. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanı Gül, Oxford’da “İslam, Demokrasi ve Gelişme” başlıklı konferansına Yunus Emre’ye atıfta bulunarak başlamıştır.

Dolayısıyla Türk insanının benimsediği İslam anlayışı derin tarihsel ve kültürel bir arkaplana sahiptir. Kendi doğal halinde oluşagelmiş bu İslam anlayışı, birileri “ılımlı” olduğunu söylediği için ılımlı olmamıştır. Ancak kendi içinde hâlihazırda ılımlı olmasından dolayı birilerinin dikkatini çekmiş ve bölgeye yönelik politikalarını oluşturmada onlara ilham vermiş olabilir. Zaten fıtri olan budur. İran’ın bu anlamda propogandasını yaptığı hususlar bu fıtri gelişimin zıddıdır. Dolayısıyla uzun vadede yaşama şansı yoktur.

İslam dünyası, artık birikimiyle kendi kavramlarını üretmeye başlamıştır. Geçmiş günlerin alışkanlıkları, korkuları veya önyargılarıyla hareket edenler ise bunu “Batı’nın bir oyunu” olarak niteleme kolaycılığına kaçmaktadır. Batı’nın bölge üzerinde önemli ölçüde etkisi olduğunu düşünmek aslında mantıksal bir kabullenişin ve alışkanlığın ürünüdür. Ancak bu yaklaşım, hem bölgeye dair temel bilgiden yoksun olunduğunun göstergesidir, hem de bugün bölgede üzerinde emelleri olanlara bilinçli ya da bilinçsiz hizmet etmektedir.

Oryantalist bir yaklaşımla Batı’nın bugüne kadar bu coğrafyaya dayattığı temel argümanlara şöyle bir göz atalım:

“İslam ve demokrasi birbiriyle uyuşmaz”
“Ortadoğu otoriter rejimlerin yuvası”
“Arap halkı mutlaka ehlileştirilmeli”

Bütün bunlara rağmen demokrasi talebiyle sokaklara dökülen Müslüman halk ise bugün demokrasi ve İslam’ın bir arada barınabileceğini gözler önüne sermiştir. Bir kere bunu daha öncesinde ispatlamış bir Türkiye bulunmaktadır. Mısır halkı, İslami yaşamdan söz ederken, uhrevi ile dünyevi olanın ayrılmasından, vicdan hürriyetinden, halk iradesinden, yaşam ve mülkiyet hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerden bahsetmektedir. Aslında bunlar Kopenhag kriterlerinde yazan kavramlardan farklı değildir. Doğu halkları, sadece zihinsel bir uyuşukluktan, narkozun uzun süreli etkisinden kurtulmaktadır. Kendi kaderini çizme konusunda irade beyan etmektedir. Bunu gören Batıcılar veya Batı yanlıları da kendi politikalarını gözden geçirmek zorunda kalmıştır.

İslam dünyasında kendi iradesiyle değişim gösterenleri, Batı imalatı “fundamentalist, radikal, siyasal İslamcı” gibi bütün Müslümanları aynı sepete koyan bir tanımlama yerine, Arap coğrafyasının lügatiyle “Müslüman demokrat” diye tabir etmek çok daha uygun olacaktır. En azından gidişat bu yöne doğrudur. Hala Arap dünyasında maceracı gruplar vardır ancak yumuşak bir geçiş süreci uygulanabilirse bu gruplar da daha makul hareket etmeye başlayacaktır.

Olaylar üzerinde derinlemesine düşünüp önemli çıkarımlar, derinliğe sahip analizler yapmak kolay bir iş değildir. ABD’ye rol biçerek olayın karmaşıklığından, olası etkilerinden geçici bir süreliğine sıyrılmak ise yapılacaklar arasında en kolay olanıdır. Bunun “kendini ezik hissetme, kompleksli olma, öğrenilmiş acziyet içinde olma” gibi semptomları vardır. Üstelik her taşın altından ABD’nin çıkacağını düşünmek veya belli güç odaklarını aramak olsa olsa “küçük devlet psikolojisi ile hareket etmek” olabilir. Ancak bugün ne Türkiye’nin ne de rasyonel politikalar izleyen diğer devletlerin ihtiyacı olan bu değildir. Sadece potansiyelini bilen, kabiliyetlerinin farkında olan ve başkasına hak ettiğinin ötesinde bir değer biçmeyen bir devlet, at gözlüklerini bir kenara koyarak geleceği daha geniş bir perspektiften görebilir.

Geçenlerde buna benzer bir mantıkla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bir açıklama yaptı. Dediler ki “Arap sokaklarının arkasında Türkiye var.” Bu öyle bir şey ki, Güney Kıbrıslı Rumlar gök gürlese, üstlerinden Türk jetleri geçti sanacaklar. Bu küçük devlet olma psikolojisinin bir yansımasıdır. Bir de bu tür açıklamalara kasti manipülasyon hedeflerini de eklememiz lazım. Zira bu hareketlerin arkasında Türkiye’nin olduğu tezini işleyerek Türkiye’yi zora sokmak isteyenlerin de olduğunu unutmamak gerekir.

Yazar: O. Bahadır Dinçer

19.02.2011

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

American Politics

How do you approach the disputes about secularism in the United States and evaluate it …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret