ankara escort
Güncel Yazılar

Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları

Avrupa siyaseti 19.y.y la birlikte değişmeye başlamıştır. Değişen yeni siyasetin ağırlık merkezi kıta Avrupa’sının dışına taşmıştır. Ermeni meselesinin gündeme gelmesi ve Avrupa kamuoyunun bu konuya ilgi duyması bu siyasetin bağlamında gelişen bir olay olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Avrupa Devletleri bu siyasetin bir gereği olarak kendi topraklarının dışında da güç noktaları oluşturmak zorunluluğu hissediyorlardı. Bunun için dünyanın değişik bölgelerinde kendilerine bağlı veya kendi çıkarlarına uygun siyasi yapıların oluşması için bir mücadele sürecine girmişlerdir.  Bu mücadele özellikle Osmanlı Devleti ile Avrupa Devletleriyle ilişkilerinde gergin bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Bu mücadelenin içerisinde Osmanlı Devletinin bünyesindeki farklı etnik unsurların önemli etkisi olmuştur. Özellikle Ermeni Sorunu diye bilinen olay Avrupa Devletleri ile Osmanlı Devletinin ilişkilerinde uzun süre problemlerin yaşanmasına neden olmuştur. Konumuz itibarı ile Osmanlı Devletinin Ermeni politikalarından ziyade Avrupa Devletlerinin Ermeni politikalarını ve bunların nedenlerini inceleyeceğiz. Fakat Ermeni Sorununun Avrupa’ya yansımasını ve Avrupa’da otorite olarak kabul edilen, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Ermeni sorununa yaklaşımlarını ve Ermeni politikalarını anlayabilmek için; öncelikle Ermeni Tarihini, Ermeni sorununu hazırlayan faktörleri, sorunun ortaya çıkışını ve Osmanlı Devletinin Ermenilere yaklaşımını Ermenilere yönelik politikaları gibi konuları araştırma konumuza temel oluşturmak için genel olarak açıklanmalıdır. Çalışmanın bir temele oturtulması ve altyapısının oluşturulması için bu konulara ana hatları ile temas etmenin gerekliliği göz önüne alınmalıdır.

Ermeni sorurunu ve bu soruna Avrupa Devletlerinin yaklaşımlarını inceleyeceğimiz konumuzda, Ermenilerin bölgedeki nüfusu ve Tehcir Kanunu gibi çok daha kapsamlı bir araştırma konusu olabilecek konulara değinmeden Avrupa Devletlerinin Ermenilerle olan ilişkileri ve Ermeni politikaları ve Ermenileri kullanmalarını inceleyerek buna yönelik bir araştırma yapmaya çalışacağız.

I. ERMENİLER VE ERMENİ SORUNUN ORTAYA ÇIKIŞI

I.1. Ermeniler

Ermenilerin etnik menşei konusunda değişik teoriler ortaya atılmakla birlikte özellikle Ermeni tarihçiler tarafından savunulan teoriye göre Ermeniler Frigler’e mensup olup Balkan kökenlidirler. Fakat bu teori kabul görmekle birlikte kesin olarak kanıtlanmamış ve bundan başka görüşler de ortaya atılmıştır. Bu görüşten farklı olarak ortaya atılan görüşlerin başlıcaları ve görüşlerin sahipleri aşağıdaki gibidir
Dr. Hanric Pudor “Ermeniler Sami ırkından olup Hıristiyandırlar.”
Avusturyalı L. Sufer “Ermeniler Yahudilerle birlikte Hitit soyundan gelmişlerdir.”
J. Denike “Ermeniler Hindu, Afgan, Asurî ve Türk ırklarının karışımından oluşmuşlardır.”
Robertde Gais “Ermeniler Orta Asya yaylalarından gelen Aryen boyları ile Mezopotamya’dan kuzeye çıkan Sami ırkından olan aşiretlerin karışımıdır.”

Ermeni adı Armania  olarak genellikle coğrafi bir terim olarak kullanılmakla birlikte bir insan topluluğunun adı olarak “Ermeni adına ilk defa M.Ö.521’de Pers Kralı Darius’un Behistun yazıtında Ermenileri Yendim ifadesi ile rastlanmaktadır.”
Ermeniler bu günkü yaşadıkları coğrafyaya ilk geldiklerinde Erivan, Gökçegöl, Nahçivan Rumiye Gölü kuzeyi ve Maku bölgesine yerleştiler. Daha sonraları, bölgeye hakim olan devletlerin iskan politikaları, baskıları, kendi içlerindeki ekonomik sebeplerden dolayı Kafkasya, Doğu Anadolu ve Kilikya bölgelerine yayılmışlardır. Ermeniler bu bölgeye geldikleri tarihlerden başka devletlere bağlı olarak veya yarı bağımsız bir şekilde yaşamışlardır. Ermeniler bölgede ortaya çıkan otorite boşluklarından ve mücadelelerden yararlanarak kısa ömürlü de olsa küçük krallık ve prenslikler kurmayı başarmışlardır. Bunların en önemlileri Bagrat hanedanı tarafından kurulan Ani Krallığı ve Ardzuruni hanedanı tarafından Van Gölü’nün doğusunda kurulan Vaspurakan Krallığı’dır. Fakat bu devletler çok kısa ömürlü olmuş veya başka devletlerin hâkimiyetinde varlıklarını devam ettirmişlerdir. Ermenilere ve Ermenilerin yaşadıkları bölgelere başka devletler hâkim olmuşlardır. Bölgeye ve dolayısı ile Ermenilere hâkim olan devletlerin kronolojik olarak aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
M.Ö.521-333 Persler
M.Ö. 333-215 Makedonya Kalığı
M.Ö.115-64 kısmen bağımsız
M.Ö.64- M.S. 220 Roma ve Persler arasında el değiştiren mücadele alanıdır.
M.S.220-500 Sasani hâkimiyeti
M.S.500-700 Bizans hâkimiyeti
M.S. 700-1000 Arap hâkimiyeti
M.S. 11.y.y.dan itibaren Türklerin mülkü olmuştur.

Ermeni dilinin kökeni kesin olarak bilinmemektedir. Fakat bu dilin Asurîlerin, Partların, İranlıların ve Yunanlıların etkisi altında geliştiğine dair görüşler vardır. Bölgenin birçok farklı devletin siyasi otoritesinin altında ve birçok farklı kültürün etkisinde buluğunduğu göz önüne alınırsa bu görüşler büyük ölçüde bilimselliğe yakındır. Ermeni Dili 6.y.y.dan itibaren edebi bir dil olmaya başlamış, 18y.y.da Avrupa klasiklerinin de Ermenice ye çevrilmesi ile ivme kazanmış ve gelişmiştir.

Dini inanış olarak Ermeniler bölge halkları ile benzerlikler göstermektedirler. Önceleri İranlıların da etkisi ile doğa varlıkları ve doğa olaylarına inanmışlardır. Daha sonra Hıristiyanlığın bölgede yayılmaya başlaması ile birlikte Ermeniler de bu dini benimsemeye başlamışlardır. “Hıristiyanlık kesin olarak 4y.y.da Ermenistan da yayılmıştır, ayrıca devlet dini olarak Hıristiyanlığı ilk kabul eden millet de Ermenilerdir.”  Ermeniler Hıristiyanlığı ilk kabul ettikleri dönemlerde Gregoiren mezhebini benimsemişlerdir. Fakat daha sonraları Avrupalı misyonerlerin faaliyetleri sonucu mezhepsel ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Bu ayrılıkların ortaya nedenleri dinsel olmaktan çok siyasal ve ekonomiktir.  Bu nedenle bu konu ikinci bölümde daha geniş bir şekilde yer alacaktır.

Ermeniler Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarından itibaren Osmanlı topraklarının büyük bir kısmına dağılmış şekilde yaşıyorlardı. Ancak Ermenilerin yaşadıkları hiçbir bölgede çoğunluğu teşkil etmedikleri gerek bu konuda çalışma yapan bilim adamlarının yayınladığı eserlerde gerekse bölgeyle ilgili haber yapan yabancı gazetecilerin ve yabacı devlet görevlilerinin raporlarında özellikle belirtilmektedir. 18y.y. sonlarına kadar Ermenilerin mevcut siyasi otoriteyle ters düşmeleri veya çatışmaları söz konusu olmamıştır. Daha ziyade kendi arlarında mezhepsel nedenlerden dolayı çatışmışlar ve ayrılıklar göstermişlerdir. Fakat 18.y.y sonları ve 19.y.y dan itibaren değişik sebeplerle Ermeniler arasında devlete karşı kıpırdanmalar başlamıştır. Bu tarihlerde sonraki bir asır boyunca Avrupa – Osmanlı ilişkilerine damgasını vuracak ve belirleyici bir faktör olacak olan Ermeni Sorunun temelleri atılmıştır.

I.2. Ermeni Sorunu

Fransız İhtilalinin etkilerinin Avrupa’ya yayılmaya başlaması ile birlikte Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu gibi çok uluslu yapılardan meydana gelen devletlerin içinde kıpırdanmalar başlamıştır. Özellikle Osmanlı Devleti için bu ciddi bir tehlike oluşturmaktaydı. Çünkü Osmanlı Devleti eski gücünü kaybetmiş, Devlet birçok alanda olduğu gibi iç güvenliği ve asayişi sağlama konusunda da zafiyet göstermeye başlamıştır. Bu durumun farkına varan Osmanlı Bünyesindeki halklar, milliyetçilik akımının etkisi ve Avrupa Devletlerinin kışkırtması ve desteği hareketlenmişlerdir. Kendi bünyelerindeki milliyetçi liderlerin öncülüğünde harekete geçen bu halklar kendi ulusal devletlerini kurmak veya en azından devletten alabildikleri kadar imtiyaz alabilmek için örgütlenmeye başlamışlardır. Örgütlemelerini tamamlayan halklar amaçlarına ulaşmak için stratejiler belirlemişler ve faaliyetlerine başlamışlardır. Bu faaliyetlerin ilk aşamaları olan kendi halklarını Avrupa’ya tanıtmak, Avrupa’da kamuoyu oluşturmak ve bu yolla Avrupa otorite devletlerinin desteğini sağlamak için yapılan çalışmalar sonucu, Osmanlı Devletinin bir iç meselesi olan Ermeni Sorunu Avrupa Devletlerinin özellikle Doğu siyasetinin önemli bir gündem maddesi haline gelmiştir. Avrupa, Ermenileri bu şekilde tanımış ve Ermeni Sorunu bu bağlamda ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Osmanlı Devletine karşı kışkırtılmasında ve dolaysı ile Ermeni Sorunun ortaya çıkmasında Avrupa’da eğitim gören ve daha sonra kendi ülkelerine dönen Ermeni gençlerinin büyük etkisi olmuştur. Sorunun yaratılması ne kadar Ermenilerin faaliyetleri ile olmuşsa da bu olayın sağlam temellere oturulması ve geliştirilmesi daha ziyade bölgede çıkarları olan Avrupa Devletlerinin katkıları ile olmuştur. Avrupa’nın siyasetini uzun bir süre işgal eden aynı zamanda gerek Osmanlı Devletini gerekse bölge halkını zor durumlara düşüren bu sorunun değişik iç ve dış faktörleri bulunmaktadır.

I.3. Ermeni Sorununu Hazırlayan Faktörler

Osmanlı Devletinin bünyesinde uzun süredir kendi hallerinde yaşayan Ermenilerin durumlarının bir sorun olarak ortaya çıkmasının birçok değişik nedeni olsa da bunları ana başlıklar halinde sınıflandırabiliriz.

Çok uluslu imparatorluklarda buna benzer sorunların ortaya çıkmasının temel nedenlerinden en önemlisi Fransız İhtilalinin sonucunda Avrupa’da yayılmaya başlayan milliyetçilik akımdır. Özellikle varlıklı Ermenilerin çocukları tahsillerini Avrupa’da yapıyorlardı. Bu gençler, öğrenimleri sırasında Fransız İhtilalinin Avrupa’daki etkilerine ve milliyetçilik hareketinin yayılmasına yakından şahit olmuşlardır. Bu durumdan kendileri de etkilenen bu gençler Ermeni milli bilincini oluşturmak ve bağımsız bir Ermenistan için örgütlenmeye başlamışlardır Bu çalışmaların sonucunda bağımsızlık hareketi için girişilen hareketler Ermeni sorunun ortaya çıkmasının temel nedenlerinden. Böylece Ermeni sorunu veya Ermeni Milli Hareketi diye adlandırılan olayın temelini Fransız İhtilali ve bu ihtilalin sonucu olan Milliyetçilik akımı oluşturuyordu.

Avrupa’daki siyasal ve ekonomik dengelerin değişmesi, ülkelerin kendi toprakları dışında da iktidar ve sömürge mücadelesine girmesi, Ermeni sorunun ortaya çıkmasında ve daha çok gelişmesinde oldukça etkili olmuştur. Çünkü Ermenilerin yaşadığı ve Ermenistan diye tabir edilen bu bölge, bu dönemde Avrupa’da güç dengelerini ellerinde bulunduran İngiltere, Rusya ve Fransa’nın çıkarlarının çatıştığı bir bölge durumundaydı. Bu nedenle bu ülkeler bölgede kendi otoritelerini sağlamak ve bölgeyi denetim altında tutabilmek için Ermenilerle yakın ilişkilere girmişler ve Ermenileri Osmanlı idaresine karşı kışkırtmışlar ve Osmanlı Devleti karşısında Ermenilerin savunuculuğunu yapmışlardır.  Bu çalışmaları onucunda yukarıda bahsettiğimiz Avrupa devletleri Ermeni Sorununu hazırlayan diğer bir faktör olmuşlardır.

Avrupa Devletlerinin çıkar çatışmaları doğrultusunda bölgeye gönderdiği misyonerler aracılığı ile yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri de sorunun ortaya çıkması ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Misyonerlerin özellikle isyanların çıkmasında,  isyanların desteklenmesi ve Ermenilerin haklılığı ile Avrupa’da yürüttükleri propaganda faaliyetleri Ermeni sorunun ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlayan diğer önemli bir faktördür.

Emeni sorunun ortaya çıkmasındaki en öneli faktörlerden biriside şüphesiz Osmanlı Devletinin durumudur. Osmanlı Devleti uluslararası arenadaki saygınlığını ve otoritesini büyük ölçüde kaybetmiş uzun süren ve mağlubiyetlere sonuçlanan savaşlar sonucunda dışarıda olduğu gibi içerdeki saygısını yitirmiştir. Fransız İhtilalinin ve milliyetçilik akımın da etkisi ile hareketlenen Osmanlı Devletinin bünyesindeki halklar devletin zafiyetinden de yararlanarak bağımsızlık hareketlerine başlamışlardır. Osmanlı Devletinin Balkanlar’da başlayan ve Yunanlıların , Bulgarların ve Sırpların  bağımsızlıkları ile sonuçlanan ayaklanmaları önleyememesi bu konuda yetersiz kalması Ermenileri bu konuda cesaretlendirmiş ve benzer hareketlere girişmelerine neden olmuştur. Böylece Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu elverişsiz durumda Ermeni sorunun ortaya çıkmasını ve gelişmesini hızlandırmıştır. Ermeni sorununu araştıran ve doktorasını bu konuda hazırlayan Dr. Hamza Bektaş, Emeni sorununun ortaya çıkış sebeplerini;

a) Yabancı devletlerin teşvik, tahrik ve desteği

b) Ermeni halkında gelişme- ye başlayan milliyetçilik ve bağımsızlık duyguları

c) Osmanlı hükümetinin yönetim hataları

olarak açıklamaktadır.

I.4. Ermeni Sorunun Ortaya Çıkması ve Gelişmesi

Ermeni sorunun ortaya çıkması 19.y.y’ın ortalarına denk gelmekteyse bunun ilk zamanları daha ziyade Ermenilerin milli bilincini kazanması ve küçük çaptaki faaliyetleri ile geçmiştir. Ermeni sorunu Avrupa’ya taşıyan iki önemli siyasi olay Ayestefanos (Yeşilköy) Barış Antlaşması (3 Mart1878) ve Berlin Kongresi sonucu imzalanan Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878). Osmanlı-Rus Savaşı sonucu Ruslar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdir. Rusların Ayestefanos’a yaklaştıkları sırada İstanbul Ermeni Patriği Narses Varjbedyan ve diğer Ermeni liderleri kont İgnatiyef ile görüşerek Sivas, Van, Muş ve Erzurum illerine özerklik verilmesini istediler. İgnatiyef Ermeni sorunun Aystefanos Antlaşması içerisinde yer alacağına dair Ermenilere söz vermiştir. Onun çabaları ile Ermeni Sorunu anlaşma da yer almıştır . Aystefanos Antlaşmasının 16. maddesi Ermeni sorunu ile ilgilidir. Böylece Ermeni sorunu resmiyet kazanmış oluyordu. Berlin Antlaşması ile de Ermeni sorunu tam manası ile Avrupa’nın gündemine taşınmıştır. Bu antlaşmanın 61.maddesi ile de Avrupa Devletleri Ermenilerin koruyuculuğuna ve hamiliğine soyunmuşlardır.  Böylece Emeni sorunu resmen Avrupa’nın gündemine taşınmış ve bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri arsındaki ilişkilerde belirleyici rol oynamıştır. Gerek Avrupa Devletlerinin Osmanlı Devletlerinin içişlerine karışmasında gerekse bu konuda Osmanlı Devletine baskı uygulaması gibi konularda sürekli gündeme gelmiştir. Böylece Ermeni orunu Osmanlı Devletinin içişi olmaktan çıkmış uluslar arası bir boyut kazanmıştır.

Avrupa Devletlerinin de işin içine girmesi ile Ermeni olayı değişik bir boyut kazanmıştır. Bu tarihe kadar propaganda faaliyetleri ve küçük çaptaki olaylarla devam eden sorun bu tarihten itibaren kanlı bir görünüm kazanmıştır. Avrupa Devletlerinin de desteğini alan Ermeniler isyan hareketlerine ve Osmanlı Devletinin düşmanları ile açık iş birliğine başlamışlardır.

II. AVRUPA DEVLETLERİNİN ERMENİ POLİTİKALARI

II.1. Avrupa Devletleri

Avrupa Devletleri tabiri, Avrupa’nın bütününde yer alan devletlerden ziyade Avrupa ve dünya siyasetine yön veren devletleri kapsamaktadır. Bu devletleri İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya olarak sıralayabiliriz. Fakat Avusturya’nın konumuzla ciddi bir bağlantısı olmadığı için bu devleti araştırmamızın dışında bırakabiliriz.

Ermeni Sorununun ortaya çıktığı 19.y.y. da Avrupa Devletlerine baktığımızda; bu devletlerin Avrupa’daki topraklarından daha fazlası kıtanın dışında yer alıyordu. Bu devletlerin sömürgesi durumunda olan bu topraklar devletlerin gerçek gücünü teşkil ediyordu. Çünkü Avrupa sanayisinde işlenen hammaddenin tamamına yakını bu topraklardan temin ediliyordu. Dolayısı ile Avrupa’nın ekonomisini ayakta tutan kıta Avrupa’sından ziyade sömürge topaklarıydı. Durum böyle olunca İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletlerin siyasetleri kendi topraklarının ve hatta kendi kıtalarının dışına taşıyordu. Bu ülkeler sömürgelerini ve sömürgelerine giden yolları güvence altına almak için kendi topraklarının dışında nüfuz bölgeleri oluşturmak birbirleri ile mücadelelere giriyorlardı.

Ermeni sorununun Avrupa’da ilgi bulmasını ve nasıl bir Avrupa meselesi haline geldiğini incelerken Büyük Devletlerin mücadelesini ve çıkarlarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Özellikle bahsettiğimiz üç ülkenin Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı veya Ermenistan diye tabir edilen bölgelerdeki çıkarlarını veya bölgenin bu ülkeler için önemini iyi kavramak gerekmektedir.

II.2. Ermenilerin Avrupa Devletlerinin Dikkatini Çekmesi

Ermeni Sorunu resmi olarak Ayetefanos ve Berlin Antlaşmaları ile Avrupa siyasetine girmiştir. Ancak bu antlaşmaların sonucunda büyük imtiyazlar elde eden Ermeniler yine- de istediklerini almadıkları düşüncesindeydiler. Bu düşüncelerini Berlin Antlaşması sırasında Ermeni temsilcisi olan başpiskopos olan Hırmayan’ın ‘Ermeni delegasyonu, doğuya mücadelesiz ve isyansız hiçbir şeyin kazanılmayacağı hakkında öğrenmiş olduğu dersi de beraberinde götürecektir.’ Ermeni temsilcisinin bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Ermeniler istediklerini elde edebilmek için farklı bir mücadelenin içine girmişlerdir. Emeniler bir taraftan yaşadıkları bölgelerde huzursuzluk yaratarak dünyanın dikkatini buraya çekmeye çalışıyorlar bir taraftan da büyük devletlerin temsilcilerine elçiler göndererek onlardan destek sağlamaya çalışıyorlardı. Bu amaçla Ermeniler, Rus çarına birçok defa mektup yazarak ondan destek talebinde bulunmuşlar hatta Ermenistan bölgesinin Rusya’ya ilhak etmesini istemişlerdir.  Bunun yanı sıra Ermeni liderleri İngiltere elçi ve devlet adamlarına da konuyla ilgili defalarca başvurarak destek ve yardım taleplerinde bulunmuşlardır. Bu destek taleplerinde Osmanlı Devletinin kendilerine baskı uyguladığını ve bölgedeki diğer etnik unsurlar olan Kürtler ve Çerkezleri kendileri aleyhinde kışkırttıklarını  iddia ederek can güvenliklerinin olamadığını ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan bu konun gündemde kalması için bölgede isyanlar ve kargaşalıklar çıkarmışlardı. Ermenilerin bu dikkat çekme faaliyetleri sonucunda Avrupa’da Ermeni yanlısı bir kamuoyu oluşmaya başlamıştır. Oluşan bu kamuoyunun çalışmalarının yanı sıra Avrupa devletlerinin kıta dışına taşan politikaları da Ermeni sorununa yaklaşımlarında belirleyici olmuştur. Böylece Ermeniler isteklerine ulaşmışlar Avrupa’nın dikkatini bölgeye çekmeyi başarmışlardır.

II.3. Rusya ve Ermeni Sorununa Yaklaşımı

Rusya’nın Ermenilerle ilişkisini ve Ermeni soruna yaklaşımı ve Ermeni politikaları diğer ülkelerin yaklaşımlarından ve politikalarından farklılıklar göstermektedir. Bu değişikliğin temelinde Rusya İngiltere mücadelesi ve Rusya’nın kendi bünyesinde bulunan Ermenilerin durumu gibi konular yer almaktadır. Ancak Rusya’nın Ermeni politikalarını anlayabilmek için Rusya’nın kendi milli politikalarını ve hedeflerini ana hatları tespit etmek ve Ermeni Politikasını bu konu çerçevesinde ele almak gerekmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın temel politikası olan Sıcak Denizlere inme siyasetinden başmak kaçınılmazdır.

II.3.1. Rusya’nın Sıcak Denizlere İnme Politikası

Rusya kurulduğunda bir kara devleti görünümündeydi. Fakat sınırları genişledikçe denizlere daha fazla yaklaşmıştı bununla birlikte Rusya denizlere açılmak ve sadece bir kara devleti hüviyetinden kurtulup hem karada hem denizlerde güçlü bir devlet olmak istiyordu. Rus devleti bu yöndeki çalışmalarına başlarken bunun en iyi yolu Güneye doğru inerek Karadeniz vasıtası ile Akdeniz’e oradan da açık denizlere açılmayı hedefliyordu. Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası bu bağlamda başlamıştır. Rusya’da Sıcak Denizlere (daha doğrusu Akdeniz’e) inme politikası I.Petro zamanında başlamış II. Katerina zamanında gelişmiştir.  Bu düşünce ile politikalarını oluşturan Rus Devleti 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Karadeniz sahillerine ulaşmıştır. Yine bu antlaşmada elde ettiği Osmanlı Ülkesindeki Hıristiyanların koruyuculuğu hakkı sayesinde, sıcak denizlere inme düşüncesini gerçekleştirmede Rusya’nın çok işine yaramıştır. Rusya’nın bu siyasetine karşın, Hindistan’ı elinde bulunduran İngiltere Hint yolunun güvenliği açısından Rusya’nın sıcak denizlere inmesini engellemeye çalıyordu. Bunun içindir ki Rusya Asya yolu diye tabir edilen bu bölgede güç dengelerini kendi lehine çevirebilmek için bölgenin Hıristiyan halkı olan Ermenileri nüfuzu altına almak istiyordu. 19.y.y. dan itibaren petrolün bulunmasıyla birlikte Ortadoğu bölgesinin önemi artmış ve  İngilizlerin bölgeye gelmesiyle Rusya ve İngiltere arasındaki mücadele zincirine yeni bir halka eklenmiştir. Rus Ermeni münasebetlerini bu çıkar çatışmalarını bölgedeki güç dengelerini göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.

II.3.2. Rusya’nın Ermeni Politikaları ve Ermenilere Yaklaşımları

Avrupa Devletleri ilk ilgilenen ülke Rusya olmuştur. Bunun nedeni yukarıda bahsettiğimiz sıcak denizlere inme politikasıdır. Bu politika doğrultusunda Ruslar batıda (Balkanlarda) Panslavizm hareketini, doğuda da Ermenileri harekete geçirmiştir. Rusya açısından Ermenilerin ve yaşadıkları bölgenin çok fazla önemi vardı, Rusların Ermenilere verdiği önemin nedenlerini;

a) Sıcak denizlere inmek için Rusların kullanabileceği ikinci güzergâh Ermenilerin yaşadığı topraklardan geçiyordu. Ayrıca Ermeniler, Anadolu’da Erzurum’dan Mersine uzanan bir coğrafyada yaşıyorlardı. Bu bölgede Rusya’nın hamiliğinde kurulacak olan bir Ermeni devleti Rusya’nın sıcak denizlere inmesi anlamına geliyordu.

b) Rusya’nın Doğu cephesinde Osmanlı Devleti ile yaptığı savaşlarda Ermeniler Rusya’ya yardımda bulunuyorlardı. Rusya Ermenileri Osmanlı Devletine karşı her zaman kullanabilirdi.

c) Rusya, İngiltere’nin denetiminde bulunan Hindistan’ı ve Hint Yolunda hâkimiyet kurmak ve İngiltere’ye karşı girişeceği bir mücadelede İngiltere’yi zorlayabilmek için Ermeni topraklarına ihtiyacı vardı

d) Ortadoğu topraklarında petrolün bulunması ve büyük devletlerin dikkatlerini bölgeye çevirmesi Rusya’nın da bölgede yoğunlaşmasına neden olmuştur.

e) Rusya Osmanlı Devleti ile olan mücadelelerinde olduğu gibi İran ile olan mücadelelerinde Ermenilerden yararlanıyordu.
Başlıkları altında toplayabiliriz

Bu faktörler Rusya’nın Ermeni politikasına büyük ölçüde şekil veriyordu. Rusya’nın Ermeni politikalarında bu şartların değişmesine göre değişikliler meydana geliyordu. Bu değişikliğin farklı nedenleri vardır. Ancak Rusya’nın Ermeni politikasını ve Ermenilerle ilgili yaklaşımlarını üç dönem altında toplayabiliriz bunlar;

a) Ermenilerin Bağımsızlığının savunulduğu dönem: Bu dönem Ermeni sorunun ortaya çıkmasından 1890’lı yılların başın kadar geçen dönemdir. Bu dönemde Rusya Ermenilerin ezilen bir halk olduğu, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde çoğunluğu teşkil ettiği ve Ermenilerin bağımsızlığı yönündeki tezleri savunmuştur. Rusya bu dönemde Ermenilere isyan ve ihtilal gibi fikirleri benimsetmiş ve onları Osmanlı Devletine karşı isyan etmeye teşvik etmiş ve isyanları desteklemiştir. Bu konuyla ilgili bir Ermeni tarafından söylenen “…İhtilal ve isyan fikirlerini de Rusya ve Rusya Ermenilerine (Kafkas Ermenileri) borçluyuz”  bu sözler Ermeni olaylarında Rusya’nın etkisinin ne derece önemli olduğunun göstergesidir.

b) Ermenilerin bağımsız olamayacağının savunulduğu dönem: Bu dönem Berlin Antlaşması ile birlikte Rusya’nın Ermenilerin üzerindeki nüfuzunu İngiltere’ye kaptırması ile başlayan dönemdir. Bu dönemde İngiltere’nin Ermeni meselesine yoğunlaşması ve bölgede Rusya’nın güneye inmesini engelleyecek yapıda bağımsız bir Ermenistan kurmak istemesi Rusya’nın çıkarlarına ters düşmüştür. Bunun üzerine Rusya Ermenilerin bu bölgede bağımsız bir devlet kuracak kadar bir nüfus yoğunluğuna sahip olamadığı tezini savunmuştur. Rusya bu dönemde, Bağımsızlık vaatlerinden vazgeçerek Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahat yapılmasının ve Ermenilerin, Kürt ve Çerkezlere karşı korunmasının yeterli olacağı görüşünü savunmuştur. Bu görüş değişikliğinde Osmanlı Topraklarında kurulacak bağımsız bir Ermenistan’ın Rusya’daki Ermenilere örnek oluşturması kaygısı da etkili olmuştur.

c) Ermenilere Bağımsızlığın tekrar vaat edilmeye başlandığı dönem: Bu dönem Rusya’nın İngiltere’yle anlaşmasından ve 1911’de İran’da nüfuz bölgeleri ele geçirmesinden sonra başlayan dönemdir. Özellikle Osmanlı Devletinin Almanya’nın yanında, İngiltere ve Rusya’ya karşı I. Dünya Savaşı’na girmesi ile hız kazanmıştır. Bu dönemde Rusya, Osmanlı Devletini Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulması için sıkıştırmaya başlamıştır. Ayrıca Ermenilere Savaşta yararlılık gösterdikleri takdirde bağımsızlık vaat etti. Bu şekilde Savaş içerisinde Ermenilerden azami şekilde yararlanmayı başardı.

Rusya Ermenilere yaklaşımını yukarıda belirttiğimiz şartlar çerçevesinde belirlemiştir. Görüldüğü gibi Rusya’nın Ermeni politikalarında belirleyici olan Ermenilerin durumundan ziyade Rusya’nın diğer devletlerle olan mücadeleleri olmuştur. Rusya Hükümetleri Ermeni politikalarında bir denge kurmaya ve Ermenileri her zaman ellerin altında tutmaya özen göstermişlerdir. Bunu yaparken zaman zaman Ermenilerin bağımsızlık ateşlerini yakmışlar zaman zaman Ermeni isyancılara destek olmuşlar ve onlara yardımlarda bulunmuşlardır. Bu yardımlar ve destekler sayesinde Ermenilerin isyan edebilecek kadar güçlenmesini sağlamışlardır.

II.3.3. Ermenilere Yönelik Rusya Tahrikleri ve Kışkırtmaları

Rusların Ermenileri kışkırtmalarının ve isyanlarını desteklemelerinin nedenlerini yu- karıda açıklamaya çalıştık. Şimdi daha ziyade bu kışkırtmaların ne zaman başladığı? Ne şekilde devam ettiği? Bunu yaparken kullandığı yöntemler üzerinde açıklama yapmaya çalışacağız.

Rusya’nın Ermenilere yönelik politikalarının temeli sıcak denizlere inme hedefinin doğrultusunda bu hedefle başlamakla birlikte kışkırtmalar ve isyan teşvik gibi çalışmalar daha sonraları 19.y.y.’da başlamıştır. Ruslar, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Doğu Anadolu’da bazı Türk şehirlerini ele geçirmişler ve buradaki Ermeni halkı bağımsızlık amacı ile Osmanlı Devletine karşı kışkırtmaya başlamışlardır.  Böylece ilk sorumuzun cevabına ulaşmış oluyoruz Rusların kışkırtmaları bu tarihte başlamış ve bu tarihten itibaren sürekli artarak devam etmiştir. Özellikle 19.y.y.’ın başlarında Rusya İran Savaşı sonucunda İran’ın mağlup olması sonucunda Erivan ve çevresinin Rusların eline geçmesi ile birlikte Rusya Osmanlı Ermenileri ile daha rahat temas etme fırsatı yakalamıştı. Ruslar bu tarihten itibaren Ermenileri,1804 Rusya-İran,1806 ve1812 Osmanlı Rus, 1825 Rusya-İran ve 1828-29 Osmanlı Rus savaşlarında ‘ Bağımsızlık’ vaatler ile Osmanlı Devletine ve İranlı’lara karşı tahrik edip kullanmışlardır.

Paris Antlaşması’ndan ve Islahat Fermanı’ndan sonra Doğu Anadolu’daki Rus tahrikleri iyice artmaya başlamıştır. Bunun neticesinde 1872’de Van’da Rusların desteği ile ‘Kurtuluş Birliği’ adını taşıyan gizli bir örgüt kurulmuştur.  Yine bu dönemde Rus ajanları ‘Türk Ermenistan’ı adını verdikleri beş vilayette kışkırtma faaliyetlerine hız vermişlerdir.  Bu kışkırtma ve Ermenileri tahrik faaliyetleri bu sürelerde iyice hız kazanmıştır. Bölgedeki Ermeni çeteciler Rus ajanları ve misyonerleri tarafından silahlandırılmışlar ve bu çetecilere askeri eğitim verilmiştir. Ermenileri değişik şekillerde kullanma yoluna giden Ruslar, Ermenileri yalnız kışkırtmakla kalmamış onlardan kendi orduları içersinde birlikler oluşturarak da yararlanmışlardır. Hatta 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu Cephesi’nde Osmanlı Kuvvetlerine karşı çarpışan Rus askeri birliklerine Ermeni asıllı General Boris Milkon’u komutan tayin etmişlerdir.  Böylece Ruslar Ermenileri etkilemek ve onların içinden birisini ordularına kumandan tayin etmekle Ermenilerin güveni sağlamak ve bu General sayesinde Ermenilerden daha fazla yararlanmaktan başka ne amaç gütmüş olabilir? Bunun bundan başka bir amacını aramak akla ve mantığa pek uygun olmasa gerektir.

Konunun başında sorduğumuz kışkırtmaların başlama tarihi bunların ne şekilde devam ettiği ve kullanılan yöntemlerle ilgili soruların cevapları yukarıda örneklenmiştir. Şimdi bunları biraz daha genelleştirelim. Bu kışkırtma faaliyetlerinin başlangıç tarihi aşikârdır. Fakat olayın başladıktan sonra gelişimi değişimler göstermiştir. Ermenilerin fikirlerine destek olmak şeklinde başlayan olay, zamanla onların hamiliğine soyunma, propaganda faaliyetleri, silahlı destek, Ermenileri açıkça kendi hizmetlerinde kullanmak gibi değişimler göstermiştir. Rus Devlet adamları Ermenileri kışkırtmak ve onları kullanmak için değişik yöntemler uygulamışlardır. Bunların başlıcalarını şu şekilde sırayla biliriz;
· Bağımsızlık vaat ederek
· Emeni çetecilerine silahlı eğitim vererek ve onlara gerekli cephaneyi sağlayarak
· Ermeni ileri gelenlerine kendi bünyelerinde hizmet hakkı vererek ve onların yardımı ile bu bölgede propaganda yaparak
· Rusya bünyesinde yaşayan Kafkas Ermenilerini kullanarak Anadolu’da faaliyet gösterecek Ermeni çeteleri oluşturarak,
Bu yollarla Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çalışmaları Rusya’nın temel Ermeni politikasını teşkil etmekteydi. Bahsedildiği gibi Ermenilere bağımsızlık verilmesi fikri gerçek bir yaklaşım olmaktan daha ziyade Rusya’nın Ermenilerle ilgili amaç ve hedeflerini perdelemek için kullandığı bir perdeden ibarettir. Zaten Ermenilere bağımsızlık verilmesi Rusya’nın işine de gelmiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti bünyesindeki Ermenilere bağımsızlık verilmesi, Rusya’nın bünyesindeki Ermenileri hareketlendirebilir ve Bunlar Rusya’ya sorun çıkarabilirlerdi. Bu sebepten dolayı Rusya’nın böyle bir amacı olamazdı. Rusya’nın Osmanlı Ermenileri üzerindeki esas amacı onları bağımsızlıklarına kavuşturmak değil, Bunları kendi hâkimiyeti altına alarak Rusya’ya Akdeniz ve Basra yolunu açmaktır.

II.4. İngiltere ve Ermeni Sorununa Yaklaşımı

II.4.1. İngiltere’nin Doğu Politikası

İngiltere 19.y.y.’da Avrupa siyasetinin en etkin devleti durumundaydı. Bunun yanısıra İngiltere 19.y.y.’daki görünümü ile tam manası ile bir sömürge imparatorluğu konumundadır. İngiltere’nin bu konumu dolayısı ile dünyanın birçok bölgesinde çıkarları vardı ve bunun doğal sonucu olarak da İngiltere bu çıkarlarını göz önünde bulunduracak bir dış siyaset uygulamak zorundaydı. İngiltere’nin doğu siyasetini bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir. Öncelikle İngiltere’nin Doğu siyasetinin ortaya çıkış sürecini ve nedenlerini ana hatları ile tespit etmeye çalışalım. İngiltere Hindistan’ı ve bu bölgedeki bazı yerleri sömürgesi haline getirdikten sonra bunları koruyacak bir Doğu siyaseti uygulamaya başlamıştır. Bu siyaset de zamanla değişikliler göstermiştir. Mesela önceleri Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü savunan İngiltere dış siyaseti 19.y.y.’ın ikinci yarısından itibaren bunu değiştirerek Osmanlı Devletini yıkmak amacını güden bir Doğu politikasını benimsemeye başlamasıdır. Bunun temel nedeni İngiliz hükümetleri önceleri Hindistan yolunun Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğü ile güvence altına alınacağı tezini benimsiyorlardı. Ancak 19.y.y.’dan itibaren Osmanlı Devletinin eninde sonunda yıkılacağını fark eden İngiltere, Osmanlı Devletinin bünyesinden oluşturacağı ve kendi egemenliği altındaki yeni devletlerle Hindistan’ı ve Hindistan Yolunu güvence altına almak istiyordu. İşte İngiltere’nin Doğu siyasetine yön veren temel görüş bu ol-muştur. İngiltere bu siyaseti uygulamak için Doğuda gerçekleştirmek istediği iki temel düşünce vardır. Bunlar;

a) Kendi toprak bütünlüğünü koruyamayan ve bu bölgedeki topraklarını kaybeden Osmanlı Devletinin topraklarının, İngiliz çıkarlarına zarar verecek ve İngiliz Sömürgelerini tehdit edebilecek bir ülkenin eline geçmesini engellemek.

b)  Rusya’nın sıcak denizlere inmesini önlemek önceleri İngiltere bunu Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü koruyarak yapmayı düşünüyordu fakat artık Osmanlı Devletinin sonunun yaklaştığını gördüğü için bu bölgede kendisine
Bağlı ve kendi garantisi altında bir devlet yaratarak bunu sağlama düşüncesi İngiltere’nin Doğu siyasetinin temelini sömürgelerinin güvenliğini sağlamak oluşturuyordu. Petrolün de bulunması ve petrol yataklarının büyük bir kısmının bu bölgede bulunması bu bölgeyi İngiltere için tam anlamı ile vazgeçilmez bir bölge konumuna getirmiştir. İngiltere’nin Doğu siyasetinin bir parçası olan Ermemi politikalarını bu bağlamda inceleyebiliriz.

II.4.2. İngiltere’nin Ermeni Politikaları ve Ermenilere Yaklaşımları

İngiltere’nin Ermeni politikalarının temelinde Rusya ile rekabet ve Rusya’nın Akdeniz’e inmesini engelleme politikası vardır. Berlin Antlaşmasından Sonra Rusya’nın Ermenilere yaklaşmasından rahatsız olan İngiltere harekete geçmiştir. Böylece iki devlet arasında Ermeni rekabeti başlamıştır.

Berlin Antlaşmasının ardından İngiltere Antlaşmanın Ermenilere ilgili maddelerinin sıkı bir takipçisi olmuş ve Osmanlı Devletine vaat edilen ıslahatların yapılması için baskılarda bulunmaya başlamıştır. Ayrıca bölgedeki ıslahatları yakından takip etmek iç- in bölgeye konsoloslar atamıştır. İngiltere bu doğrultuda 1878’in sonbaharında, Sivas’a Albay Wilson, Erzurum’a Binbaşı Trotter, Van’a Yüzbaşı Clayton, Kayseri’ye Yüzbaşı Cooper’i konsolos olarak atamıştı.

Ayrıca bölgede faaliyet gösteren İngiliz misyonerleri vasıtası ile Protestanlık mezhebi Ermenilerin arasında yayılmaya başlamıştır. Bunun devamı olarak 1859’da İngiltere’nin çabaları ile Ermeni Protestan Kilisesi kuruldu.  Bunun ardından İngiliz misyonerleri bölgede kilise ve oklular açmaya başlamışlardır. Açılan bu okul ve kolejlerde yapılan ilk iş Ermeni Tarihi ve Kültürünün işlenmesi olmuştur.  Bu şekilde Ermenilerin milli duygularını harekete geçirmeye çalışmışlar ve Ermeni Protestan cemaati oluşturma çabası içersine girmişlerdir. Böylece İngiltere, Rusya’nın Küçük Kaynarca Antlaşmasında elde ettiği hakka benzere nitelikte bir hak elde ederek, Osmanlı Devletine karşı Ermenileri savunmak için yasal bir dayanak sağlamış olacaktır.

İngiltere’nin Ermenilere yönelik politikalarının temelinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kurma fikri vardır. Fakat Ermenilerin bağımsız bir devlet kurabilecek bir olgunluğa sahip olmadığını ve bu devletin uzun ömürlü olmayacağını düşünüyordu. Bunun çözümü olarak da kurulacak olan devletin İngiliz himayesi altında olması gerektiği tezi savunuluyordu. Böylece İngiltere’nin koruması altında kurulacak olan Ermeni Devletin- in sayesinde Rusya’nın güneye sarkmasını önleyecek bir tampon bölge oluşturulabilir-di.  Ancak bölgedeki durumun farkında olan İngiltere bunun gerçekleştirilmesi için bir plan hazırlamıştır bu plana göre;

a) Doğu Anadolu’ya dışarıdan Ermeni nüfus getirilecek, böylece Bölgedeki Ermeni nüfus arttırılacaktır.
b) Türk nüfusu bölgeden peyderpey uzaklaştırılacaktır.
c) Süryanilerle Ermeniler mezhep ayrılıkları bir tarafa bırakılarak kaynaştırılacak
d) Bölgedeki Kürtler, silah zoru ile hizaya getirilecektir.

Bu faaliyetlerin Osmanlı yönetimi altında reform başlığı altında yapılmasına karar verilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti yıkılınca bölgede Ermeni Devleti kurulması için gerekli Altyapı sağlanış olacaktır. İngiltere Ermeni politikasını bu şekilde özetledikten sonra İngiltere’nin Ermenilere yaklaşımı konusuna göz atacak olursak İngiltere özellikle kurulan Protestan Cemaati vasıtasıyla Ermeniler üzerinde etkili olmaya ve Ermenileri kullanmaya çalışmıştır. İngiltere’nin Ermenilere yaklaşımında öncelikle Ermenilerin milli duygularını canlandırmaya çalışmıştır. Bundan sonraki faaliyetlerinde ise Ermenileri kışkırtmak onları isyanlara teşvik etmek, isyanları ve isyanları desteklemek ve Avrupa’da Ermenilerin lehine kamuoyu oluşturmak gibi çalışmalar içerisine girmiştir.

II.4.3. Ermenilere Yönelik İngiliz Tahrik ve Kışkırtmaları

İngiltere Geliştirdiği Ermeni politikası doğrultusunda Ermenileri bağımsızlık için kışkırtmaya ve isyana teşvik etmeye başlamıştır. İngiltere Hükümetleri bu faaliyetlerine misyonerler arcılığı ile bölgede kurulan kilise, okul ve kolejlerde başlamıştır. Özellikle 1880’de İngiltere’de ‘Türk Düşmanı’ Gladstone’un ve Liberal Parti’nin İktidara gelmesinden sonra İngiltere’nin Ermenileri sahiplenme çabaları iyice arttı.  İngiltere’nin bu yeni başbakanı Ermeniler lehine girdiği diplomatik çalışmalardan yeterli sonucu almayınca ve bu konuda bir ilerleme kaydedemeyince Doğu Anadolu’da bulunan konsoloslar ve misyonerler aracılığı ile Ermenilerin örgütlenmesi ve silahlı mücadele içerisine girmesi için çalışmalara başlanıldı. Bunun sonucunda Doğu Anadolu’da Ermeni şiddet olayları başladı. Bu olaylar İngiliz ajan ve misyonerleri tarafından destekleniyordu. Hatta Ermeni Komitacıları İngiliz konsolosları ile temas halinde idi.  İngiltere Hükümeti Ermenileri tahrik etmekle kalmıyor Ermeni komitacılarına ve isyancılarına sığınma hakkı veriyor Osmanlı Devletinin yakalanan Ermeni çetecileri cezalandırılmasını önlüyordu. Ayrıca İngiltere hükümeti, İngiltere’de Ermeniler lehine mitingler düzenliyordu. Ermeniler için İngiltere’nin Liverpol Şehrinde düzenlenen Başbakan kendiside katılmış ve Ermenileri tahrik eden ifadeler kullanmıştır.  Bu dönemde Doğu Anadolu Bölgesini gezen Amerikalı gazeteci George H.Hepworth’ın yazdıkları İngilizlerin Ermeniler olan yaklaşımlarını anlatmaya yeterli olacaktır. Gazeteciye göre;

“…İngiltere Ermeni eşkıyasına sığınma hakkı vermekle kalmadı, aynı zamanda onları sempati ile karşıladı, korudu, yardım etti, destek sağladı ve Türkler aleyhine tahrik etti. Ermeni çeteleriyle hem iş hem de suç ortaklığı yamaya razı oldu. Çetelere vatansever ve milli kahraman oldukları fikrini telkin etti. Çeteler bu sıfatlardan faydalanarak Ermeni toplumunun üzerinde nüfuz sahibi oldular ve kolay yaşamanın yolunu buldular.”

Yabancı ve tarafsızlığına inanılabilecek bir konumda olan Amerikalı gazetecinin yazdıkları İngiltere’nin Ermeni politikalarını ve Ermenilere olan yaklaşımlarını özetlemektedir ve İngiltere’nin Ermeni politikasının ipuçlarını gayet açık bir şekilde göstermektedir.

İngiltere Uyguladığı Ermeni politikası ile Ermenilerin Rusya’nın nüfuzu altına girmesini önlemiştir. Bunun sonucu olarak da Ermenileri kendini yanında tutarak Rusya’nın Asya siyasetine büyük ölçüde engel olmuştur. Ayrıca Rusya’nın yüzyıllardır süren sıcak denizlere inme politikasına en fazla yaklaştıkları dönmede Rusya’nın elindeki Er- meni kozunu da kendi lehine çevirerek buna mani olmuştur.

Netice olarak İngiltere ve Rusya arsındaki Asya rekabetine ve buna bağlı olan Ermeni politikalarının mücadelesinde İngiltere’nin Ermeni politikası başarıya ulaşmış, Rusya’nın Ermeni politikaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat 1.Dünya Savaşı sırasında bu iki Devletin ortak Ermeni politikaları yürütmeleri ve Ermenileri kışkırtma siyasetlerine birlikte yön veremleri Bu devletlerin Ermeni Politikalarındaki amacın Ermenistan’ın bağımsızlığının değil kendi çıkarlarının etki olduğunun göstergesidir

II.5. Fransa ve Ermeni Sorununa Yaklaşımları

Fransa, İngiltere ile birlikte Avrupa’nın en güçlü devleti konumundaydı. Fransa’nın görüntüsü, genel itibarı İngiltere’nin görüntüsüne benziyordu. Fransa’da bir sömürge imparatorluğu görünümündeydi.

Fransa’nın diğer iki ülkeye göre, Osmanlı Devleti ile ilişkileri çok daha erken bir dönemde başlamıştır. İki ülke arasındaki ilk ilişkiler Osmanlı Devletinin 1535 de Fransa’ya verdiği kapitülasyon başlamıştır. Osmanlı Devletinin yenileşme hareketleri içerisine girdiği 18.y.y.’dan itibaren iyice gelişmiş ve Fransa Osmanlı Devletindeki reform çalışmaları  için model ülke durumuna gelmiştir.  Kapitülasyonlarla birlikte Fransa’ya verilen Osmanlı Devleti bünyesindeki Katoliklerin korunması hakkı Fransa’nın bir doğu politikasının oluşmasında etkili olmuştur. Fransa Osmanlı Devletini toprakları üzerinde çıkarlarını koruma ve genişletme çabasına giriştiğinde kendisine tanınan bu koruyuculuk hakkından oldukça yararlanacaktır.

II.5.1. Fransa’nın Ermeni Politikaları ve Ermenilere Yaklaşımları

Fransa’nın Ermeni Politikası ve Ermenilere yönelik çalışmaları diğer iki devlete göre daha geç bir dönmede başlamıştır. Bunun iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi Ermeni sorunun ortaya çıktığı dönemlerde Fransa Rusya ile ittifak içersindedir (1894 ittifakı). Bu nedenle bu dönemde Fransa kendisi bir Ermeni politikası üretmek yerine daha ziyade Rusya’nın politikalarını desteklemiştir. Bunun ikinci nedeni birinci nedenden çok daha önemlidir. Bu dönemde Fransa Ermeni sorununda, kendi çıkarları için savunulacak bir şey görmüyordu.  Bu nedenlere Fransa, Ermeni Sorunun başladığı tarih ol- an 1890’lı yıllarda bu sorunla ilgilenmemiştir. Ancak, Rusya’nın bu konudaki ağırlığını İngiltere’ye kaptırması ve bölgede İngiliz-Fransızlarının çakışması sonucu Fransa Ermeni sorunu ile aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır.

Fransa’nın aktif Ermeni politikasının diğer ülkelerinkine bakış geç başlamasına rağmen Fransızların Ermenilerle teması ve ilişkileri çok daha erken bir dönemde başlamıştır. Ermenilerle Fransızların ataları olan Franklar Haçlı seferleri sırasında tanışmışlardır.  Bu tanışma döneminde Ermenilerle Frankların ilişkileri olmuştur. Ancak bu ilişkiler konumuz açısından önemli olamadığı için bunlara değinmeyeceğiz. Ayrıca Fransızların Ermenilere yaklaşımında diğer iki ülkenin yaklaşımlarına bakış farklılık götseren diğer bir noktada, İngiltere ve Rusya daha ziyade Doğu Anadolu’daki Ermenilerle ilgilenmişlerdir. Fransa ise daha ziyade Güney bölgesindeki Çukurova ve yöresindeki Ermenilerle ilgilenmişlerdir. Bunun nedeni Fransa’nın bu bölgeye ilgi duymasıdır. Fransa’nın Çukurova bölgesine ilgi duyması bu sorunun ortaya çıkmasından çok daha eski tarihlere rastlamaktadır. Fransızların, Çukurova Ermenilerin tarih ve kültürleriyle yakın ilgisi, XVI. yüzyılın sonları ile XVII. Yüzyılın başlarında olmuştur. Çukurova ve civarının genel tarihi ile ilgili Fransız araştırıcılarının tespitlerinin 1604’e yayınlanması,  bölgeye ilgilerinin çok eskiye dayandığı hakkında ışık tutmaktadır. Bu tarihlerden başlayarak Fransa’nın bölgeyle ilgilenmeleri ve bu bölge hakkında araştırmalar yapmaları giderek artmıştır. Fransa’da Çukurova bölgesi ile birçok araştırma ve eser yayınlanmıştır.

Fransa’nın Çukurova’ya ve dolayısı ile bölge Ermenilerine duyduğu ilgi Amerika’da iç savaşın çıkması ile artmıştır. Çünkü Fransa dokuma sanayisi için gereken pamuk hammaddesini buradan ithal ediyordu. Bu savaşın çıkması ile birlikte Fransa kendine yeni kaynaklar aramak zorunda kalmıştır. Bu yeni kaynak arayışı içinde Çukurova Fransa’nın dikkatini çekmiştir. Pamuk ihtiyacını buradan karşılamayı düşünen Fransa bu dönemde bölgeye yatırımlar yapmaya başlamıştır. Ancak Savaşın 1865’te sona ermesi ile birlikte Fransızların bölgeye olan ilgisi yeniden azalmıştır. Bu dönemde Fransa’nın Ermenilere yaklaşımı iki aşamalı olmuştur. Bunlardan birincisi kültürel boyutludur. Bu yaklaşım çerçevesinde Fransız bilim adamları Ermenilerle ilgili birçok araştırmalar yapmışlardır. Yapılan bu araştırmalar çerçevesinde Ermenilerin tarihi, sosyal ve ekonomik yaşantıları incelenmiştir. İkinci aşamadaki yaklaşım ise daha ziyade dinsel niteliklidir. Bunun çerçevesinde Fransızlar Ermenilerin Katolikleşmesi için uğraşmışlardır. Fransızlar bunu gerçekleştirmek için Katolik olan Ermenilerin Fransız vatandaşı olarak kabul edileceğini ve dolayısı ile Kapitülasyonlardan yararlanabileceğini bildirmiştir. Bunun sonucunda Katoliklik Ermenilerin arasında yayılmış ve Katolik bir Ermeni cemaati oluşmuştur. Fransız’ların Ermeniler yaklaşımı ve ermeni politikaları 20.y.y.’ın başlarına kadar bu şekilde devam etmiştir. Bu tarihlerden itibaren Fransızların Ermeni politikasında değişiklikler meydana gelmiş ve Fransa’da Ermenileri tahrik etme ve bağımsızlık vaat ederek onları kullanma politikasına başlamıştır. Fransızlar bu politika değişikliği ile Ermenileri Çukurova bölgesinde ticari amaçları doğrultusunda kullanmayı amaçlamışlardır.

II.5.2. Ermenilere Yönelik Fransız Tahrikleri ve Kışkırtmaları

Fransa’nın 20.y.y.’ın başlarından itibaren Osmanlı Devletinin güney topraklarında nüfuzunu arttırması, I.Dünya Savaşında Osmanlı devletine karşı İngiltere ve Rusya ile birlikte savaşa girmesi sonucu Fransa da aktif bir Ermeni politikası uygulamaya başlamıştır Bu dönemde Fransa’nın Osmanlı topraklarında büyük yatırımları vardır. Bu yatırımların büyük bir çoğunlu da Güney Anadolu Bölgesinde toplanıyordu. Fransa bu yatırımlarını korumak ve Suriye’yi işgal ettikten sonra da bölgeyi himayesine almak için Ermenileri kullanmaya başlamıştır.

Fransa bölgeye geldikten sonra ‘Kilikya Ermenileri’ diye tabir edilen Güney Ermenilerini kışkırtmaya başladı. Fransızlar bu bölgede meydana gelen Ermeni isyanlarını desteklemişler ve isyancılara sahip çıkmışlardır. Mesela Tarihimizde Musa Dağı Olayı diye bilinen olayda Osmanlı Askeri birlikleri tarafından Musa Dağında sarılan Ermeni çetecileri Fransız donanması tarafından kurtarılmış buradan alınan 5 bin Ermeni Portsaid Limanı’na çıkarılmıştır.  Fransızlar I. Dünya Savaşı süresince Ermenileri Adana bölgesinde casusluk yaptırmak sureti ile kullanmışlardır. Fransızlar Güney Bölgesinde bağımsız bir Ermenistan kurmak istemişlerdir. Bunu yapmak istemelerindeki amaç bölgedeki özellikle Çukurova bölgesindeki pamuk ve Toros Dağlarındaki maden yatakları olmalıdır. Fransızlar burada bağımsı bir Ermenistan oluşturabilmek için dışarıdan bu bölgeye Ermeni nüfus yerleştirmek için çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar kapsamında Fransızların çağrısı üzerine Adana ve civarına 200 bin ermeni gelip yerleşmiştir.  Ermenileri kullanmaya tahrik eden Fransa özellikle 1919’dan sonra bu çalışmalarına hız vermiştir. Bu dönemde Fransızların Ermenileri kullanmalarındaki amaçları Güney Anadolu’ya yerleşmek isteyen Fransa’nın kendi güçlerini yeterli görmemesi ve bu konuda Ermenilerden yararlanmak istemesidir.

Fransa’nın Ermenilerle ilişkilerini ve Ermenilere yaklaşımlarını genel olarak incelediğimizde Diğer ülkelerin ilişki ve yaklaşımlarına benzer bir durum ortaya çıkmaktadır. Fransa’da, Ermeni sorununa iddia edildiği gibi Hümanist yaklaşımlar çerçevesinde onlara bağımsızlık vermek için değil, tamamen kendi çıkarları doğrultusunda yakalaşmıştır. Bu bağlamda ana başlıkları ile Fransızları Ermenilerden ne şekilde yaralanmaya çalıştığını şu şekilde sınıflandırabiliriz:

a) Çukurova bölgesini ele geçirmek için
b) Bu bölgedeki ticari imtiyazlarını koruyabilmek için
c) İşgal ettiği Güneydoğu Anadolu Bölgesine yerleşmek için
Fransa bu konularda Ermenilerde yaralanmaya çalışmış ve belli dönemlerde bunu başarmıştır. Buna karşılık Ermenilere bağımsızlık vaat ederek onları kullanmıştır. Ancak Fransa’nın bölgedeki çıkarları sona erince Fransa’nın da Ermenilere olan desteği sembolik bir görünüm halini almıştır.

SONUÇ

Ermeni meselesi diye bilinen ve hala belli aralıklarla gündemimizi işgal eden bu olaylar zinciri Ermenilerin istekleri ve beklentileri doğrultusunda gelişmiş bir olaydır. Bu bağlamda Ermenilerin Avrupa devletleri ile ilişkilerinde Ermeniler hiçbir zaman belirleyici taraf olamamakla birlikte Avrupa devletlerinin siyasi bir piyonu olmaktan ileriye de gidememişlerdir. Bu ilişkilerin Avrupa Devletlerine çıkarlar sağladı bir gerçektir. Fakat olaya Ermeniler açısından baktığımızda onlara sağladığı yarar konusunda somut bir şey görmemiz mümkün değildir. Aksine bu ilişkiler uzun vadede düşündüğümüzde Ermenilere zarar verdiğini görmemiz mümkündür. Bu ilişkiler neticesinde Ermeniler arasında değişik mezhepler yayılmış ve bu mezheplere bağlı oluşan cemaatlerle Ermeniler parçalanmışlardır. Ayrıca Avrupa Devletlerinin kışkırtması ile meydana gelen isyanlar sonucu Ermenilerin Devletle arası açılmış, yüzyıllar boyunca bir birleri ile huzur içinde Müslümanlarla ararlını açılmasına ve karşılıklı can kaybının olmasına neden olmuştur.

Ermenilerin bölgede yaşadıkları bölgelerdeki huzurlarının kaçmasında birinci derecede etkili olan Avrupa Devletlerinin kışkırtmaları olmuştur. Ermenileri Osmanlı yönetim- inden ve baskılarından kurtarmak ve onlara bağımsızlık vermek hedefi ile yola çıkan Avrupa Devletleri bölgedeki çıkarları sona erince Ermenileri kendi hallerine bırakmışlardır Diğer bir söylemle Ermeni Sorunu Avrupa Devletleri İçin bir İnsanlık bir bağımsızlık meselesi değil bir sömürgecilik meselesidir.

Yazar: Rıdvan TÜMENOĞLU

18 Nisan 2006

Kaynak

DİPNOTLAR

Hamza Bektaş, Ermeni Soykırımı İddiaları ve Gerçekler Bursa: Uludağ Üniversitesi AİİT Uygulama Araştırma Merkezi Yayınları,2001,s.16.
Armania Yüksek yerler anlamında kullanılmıştır.
Refet Yinanç, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983, s.67
Hmaza Bektaş, a.g.e.s.21.
Necla Başgün, Türk-Ermeni Münasebetleri, Ankara: Töre-Devlet Yayınevi,1973,s.19.
Yunanlıların bağımsızlık hareketi için bkz. Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K. Yayınları,1997,s.165-184.
Sırbistan Bulgaristan’ın ve bağımsızlığı için bkz. Fahir Armaoğlu, a.g.e, s.271-275, 625-628.
Hamza Bektaş, Ermeni Soykırımı İddiaları ve Gerçekler, Bursa: Uludağ Ünv. A.İ.İ.T. Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları, 2001,s.51-52
Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K. Yayınları, 1997, s.522
Bu Antlaşmaların ilgili maddeleri için bkz. Hamza  Bektaş, a.g.e.s.34.
Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1988, s.187
Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul: Belge Yayınları,1987, s. 263
Taner Akçam, Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu, İstanbul: İletişim Yayınları, s.143
Taha Akyol, Sovyet-Rus Stratejisi ve Türkiye, İstanbul: Ötüken Yayınları,1979, s.19
Esat Uras, a.g.e, s.424
Cevdet Küçük, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları,1983, s.95.
Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K Yayınları, 1997, s.566
Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri: Vatan Yayınları,1992, s. 42.
Gültekin Ural, Ermeni Dosyası, İstanbul: Kamer Yayınları, 1998,s. 87.
Hüsamettin Yıldırım, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara: Sistem Ofset Yayınları, 2000, s.139
Süleyman Kocabaş, a.g.e, s. 43.
Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri: Vatan Yayınları, 1992, s.84.
Cevdet Küçük, Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Der. Saime Yüceer, Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2000, s.19.
Fahir Armaoğlu, a.g.e, s. 566
Bilal Şimşir, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983, s.125.
Kemal Öke, Ermeni Sorunu, İstanbul: İz Yayıncılık,1996,s.143
Fahir Armaoğlu, a.g.e, s.569,
Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara Bilgi Yayınevi, 1988, s. 319
Kemal Öke, a.g.e, s.449
Bayram Kodaman , ‘Bir Amerikalı Gazeteci Gözü İle Ermeni Macerası (1897)’,  Belleten, XLIX, 195 ( Mart 1985), s.575-576
Osmanlı Devletindeki yenileşme hareketlerinde Fransız etkisi için bkz. Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yay. Haz. Ahmet Kuyaş, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K. Basımevi, 1997, s. 575
Yusuf Ziya Bildirici, Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız Ermeni İlişkileri, Ankara: Köksav Yayınları, 1999, s.89
Y.Ziya Bildirici, a.g.e, s. 94
Hamza Bektaş, a.g.e, s. 99
Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri: Vatan Yayınları,1992, s. 76

 

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir