Güncel Yazılar

Özge Komplekslerin Tutsağı Olarak Avrupa Birliği

8 Ağustostan önceki dönemde dünyanın bir çok yerinde çıkan çatışmalarda doğrudan bağlantılı tarafların yanı sıra, bir diğer katılımcı da yer alıyordu; o da Birleşik Devletler idi. Bu tarihten sonra “dıştan” katılımcı sayısının ikiye çıkacağını anladık: Avrupa Birliği’nin Güney Osetya krizine suratli bir biçimde dahil edilişi, bu gücün tüm uluslararası sorunlara karışma niyetinin var olduğunun altını çizmektedir.

Ezici askerî üstünlüğe ve yönetilebilir demokrasiye sırtını dayan ABD, son olayda hissedilebilir prestij ve siyasî kayıplarla karşılaşırken, diplomatik yöntemlere bağlılığıyla bilinen Avrupalılar, saygın ve çok önemli olan arabulucu rölünü üstlenerek, nüfuzlarını güçlendirmişlerdi. Rusya, Gürcistan’a yaptığı operasyonu ile Avrupa’nın geliştirdiği iyi-komşuluk politikalarına gösterdiği hasımlığından sonra onun aldığı rolünü de facto olarak kabul etmişti.

Bu manzaranın ileride pekişip pekişmediği, Avrupa ile Rusya arasındaki ilişkilerin derecesine bağlı olacaktır. Şimdilik biz, Avrupa’nın Rusya’ya karşı ortak politikasının uygulamada gerçekleştirilemez olduğunu kolaylıkla iddia edebiliriz. Savaşın ilk günlerinden itibaren Avrupa iki kampa bölünmüştü: ılımlı Hollanda, İtalya, Fransa ve Almanya ülkeleri barışın sağlanmasını talep eden mutedil çağrılarıyla yetinirken, Baltık, Skandinavya ülkeleri, Polonya ve Ukrayna ise, Rusya’ya karşı fiilen yeni soğuk savaş başlatma çağrısıyla dikkat çekmişlerdi. Hangi havanın daha üstün çıkacağını ancak bugün (ç.n. – 1 Eylül 2008 tarihinde), AB Konseyi’nin Brüksel’deki olağanüstü toplantının bitmesiyle anlayabiliriz.

Kuşku uyandırmayan bir şey varsa, o da Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şiddetleneceğidir. Artık farklı meselelerin yüzeye çıkmasına tanık oluyoruz. Bilhassa, Avrupa’nın büyüyen doğal gaz ihtiyacını karşılamada yüksek payı olabilecek, Baltık Denizinin dibinden geçmesi planlanan “Kuzey Akım” boru hattının inşasına karşıt olan seslerin güçlenmesi gerekliliğinden söz eden çağrılar yapılmaktadır. Avrupalıların verdiği tepkilerin akıl almazlığına rağmen, aslında onlardan bundan başka bir şey beklemek hata olurdu. Çünkü Rusya’yı cezalandırabilecek başka yöntemlere başvurma hakkı ellerinde yoktur. Ama “enerji şantajları”nın bir gün tıpkı bumerang etkisinde görüldüğü gibi, tekrar kendilerine geri dönebilme olasılığı çok yüksektir.

“Kuzey Akım” projesi bağlamında Rusya ile işbirliğinin dondurulmasındaki etkinin, bu projeye önemli miktarlarda yatırım yapan Avrupalı iş adamlarının ve daha uzun vadeli dönemde, gaz tüketiminin 509 milyar metreküpten -2030 yılına gelindiğinde- 736 milyar metreküpe yükseleceği tahmininden hareket edersek, Avrupalı tüketicilerin kayıpları ile kıyaslanınca her halükarda daha cüzi kalacağını görebiliriz. Böylece, Avrupalı yetkililer kendilerine zarar vermeden Rusya’yı cezalandıramazlar ve bu husus bize böyle bir tedbirin kabul edilme olasılığının çok düşük olduğunu göstermektedir.

Peki, geride ne kalıyor? AB’nin Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım uygulama ihtimalinden söz edenler de bulunmaktadır. Yaptırımların “formatı”, Rus devlet adamlarının Avrupa’ya girişlerinin yasaklanması ile yabancı kredi kuruluşlardaki hesapların bloke edilmesi arasında gidip gelmektedir. Fakat AB Konseyinin, içinde Rusya-karşıtı olan üye-ülkelerin kendisini ikna etmesine izin veremez ve demek ki, Rusya’ya biraz uluslararası politika dersi verme pahasına kendi menfaatlerinden vazgeçeceği ihtimali çok az olacaktır. Bundan dolayı da, Rusya ile ilişkilerindeki şiddetlenme sadece siyasî nitelikli olacaktır.

Ayrıca AB’nin Rusya’ya siyasal anlamda tesir etme düzeyinin çok mütevazi bir yerlerde olduğu bilinen bir gerçektir. Refahlarının Avrupa ile ilişkilerine bağlı olduğu Avrupalı periferi bölgesine ve bir diğer ülkelere karşı etkisini kanıtlayan Avrupa’nın güçlü kozu, Rusya ile sıkı ekonomik bağların sürdürülmesi hayatî bir çıkar olduğu için, zayıf kalmaktadır. Esasen Avrupa Birliği’nin Güney Osetya krizi sonucunda nüfuzlu ve gayretli oyuncu olarak etiketlenmesi ve otoritesinin de güçlenmesi, Rusya ile AB arasında yaşanan siyasal yabancılaşma pahasına gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Nitekim ilişkilerin soğumasının altında yatan neden, Rusya’nın Kafkaslar’daki askerî operasyonu değildir. Tohumları daha erken atılmış bulunmakla beraber, AB’nin postsovyet düzlemindeki politikası da makasın açılmasında yardımcı olmuştu.

Rusya’yı etkilemeyi amaçlayan Avrupalıların elinde bulundurduğu politik enstrümanların sayısı ikiyle sınırlı: Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik müzakerelerinin bitimine ilişkin protokol ile yeni ortaklık ve işbirliği anlaşması. Mamafih Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in ülkesinin DTÖ’ye üyeliğine özellikle son zamanda kuşkuyla yaklaşması, ilk enstrümanın tenkil potansiyelini boşa çıkartmaktadır. Ayrıca iki tarafın aceleci ve reaksiyoner kararlarının, stratejik siyasal vizyondan daha ağır bastıkları sürece, yeni anlaşma konusunda yürütülen çalışmaların durdurulmasının Rusya’yı olumsuz şekilde etkileyeceğini saymak çok naif olacaktır. Bu tür uygulama sonucunda Avrupa daha çok kan kaybedecektir.

Fakat Avrupa’nın -aynı zamanda Rusya’nın da- kendi “yan komşu”larıyla temaslarını arttırmaya girişeceğine hazır olmalıyız. Avrupa’nın Gürcistan ve Ukrayna ile yakınlaşmasının altında yatan asıl amacın, bu iki ülkeyi AB üyesi yapabilecek ilişkilerin geliştirmesinden çok, enerji sevkiyatı konusundaki güvenlik meselelerinin çözülmesi olduğu gayet iyi bilinmektedir.

Kaynak satıcısı olan Rusya ile için için yanan quasi-çatışma koşullarında, kaynakların transitini yapan Ukrayna ve Gürcistan, Avrupa için son derece iki önemli ülke haline gelmektedirler. Eğer Kazakistan ile Türkmenistan’ın Transkafkas geçiş yolunun hayata geçirilmesi doğrultusunda harekete geçmeleri yaşanırsa, Azeri petrolünü taşıyan ve taşıdığı oranıyla da Avrupa’nın tükettiğinin sadece çok küçük miktarını karşılayan Gürcistan, Orta Asya kaynaklarının potansiyel taşıyıcısı konumuna gelebileceği için, Avrupa için ayrı ilgi kaynağı olmaktadır.

Ukrayna’nın boru hattı sisteminden Rusya’nın Avrupa’ya gönderdiği gazın % 80’i geçmektedir. Buna ek olarak, Odessa-Brody petrol hattının Gdansk’a kadar uzatılmasıyla Ukrayna, Rus petrol ve gaz ihracat yollarının doğrudan rakibi olan Orta Asya-Merkez Avrupa transport koridorunun önemli halkasına dönüşecektir. Bu faktör hesaba katıldığı zaman, Avrupalılar daha uyuşkan ve Avrupa-yanlısı olan Rusya’nın komşuları lehine Rusya’nin kendisiyle politik işbirliklerini sınırlayabilirler.

Böyle bir durumda AB kazançlı çıkabilecek midir? Gürcistan hadisesinden görebildiğimiz kadar, Avrupa dahil Batı’nın Saakaşvili rejimine verdiği politik avanslar sonucunda, mevcut olan durum iyice tırmandırılmış ve bu da nihayetinde Batı-yanlısı Gürcü politikacılarda Rusya’ya karşı yaptığı provokasyonlardan cezasız kurtulacağı hissini uyandırmıştı. Kuşkusuz ki, Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkileri gerginleştiren, yan bölgede bulunan politik ajanlar aracılığıyla Rusya’nın gaybane kovalanması meselesi, enerji sevkiyatı konusundaki tartışmalar ile Avrupalıların yeni yatakların geliştirmesindeki katılımından daha önemli bir yer işgal etmektedir. Bu ise, devlet olma yolundaki bazı özelliklerden yoksun kalan ve bundan dolaylı kompleksi olan bir dizi küçük devletlerin Rusya’ya karşı politik oyunlarında AB’nin enstrüman olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Özellikle bu son olay, Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkiler için Rusya-Gürcistan krizinin neticesi haline gelecektir.

04 Eylül 2008


Yekaterina Kuznetsova – Post-endüstriyel Toplum Çalışmaları Merkezinin Avrupa Programları Müdürü

Rusça’dan çeviren: Daniyar Kosnazarov

Nezavisimaya Gazeta” gazetesi, “Diplomatik Posta” (Dipkuriyer) eki, 1 Eylül 2008.

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir