istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink reelpolitik | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Bu “reelpolitik”tir, aptal!

Hepimizin bildiği gibi, dış politikada tutarlılık devletin belirlediği, benimsediği prensiplerle sağlanır. Devlet yetkilileri tarafından geliştirilen farklı konsept ve doktrinler de, devletin sistematik görüşünün bir yansıması niteliğindedir. Bunların devlet ideolojisi ile yakından ilişkili olduğunu da unutmayalım.

Söz konusu konseptler, devletin kendisine atfettiği yükümlülük ve sorumlulukların aynasıdır. Aynı zamanda diğer ülkelerle ilişkilerinden ne bekleyip ne beklemediğini söylemeye çalışır, nasıl olduğu/olacağı fikrini verir. En önemlisi de, benimsediği ilke ve pozisyondan hareketle devletin kendisini dünyada nasıl konumladığını, nerelerde gördüğünü anlatmak ister.

Dışarı ile temasta bulunurken önceden kestirilebilir adımlar atmak çok önemlidir. Diğer devletlerin tepkisini böylece tahmin edebilirsiniz. Böylece devletlerin tepki oranları, devletlerarasındaki ilişkileri beklenmeyen bir boyuta taşıma olasılığını minimum derecede tutar. Tutarlılık ve süreklilik gösteren dış politika, devletler arasındaki sorunların tutarsız bir çerçevede ele alınmasını önleyebilir, ihtilafın çıkmasını engelleyebilir. Bu tür normatif yaklaşımın pratikte vuku bulması için tabii ki, sorunlarla ilişkili olan herkesin somut bir stratejisi olmalı ve en önemlisi, yerkürede bulunan her devletin benimseyeceği ortak ilkelere sadık kalmaları gerekir ki böyle bir şeyin imkânsız hale geldiğini anlayabiliyoruz.

Bir devletten beklenen adımlar gelirken, diğer devletin buna karşılık mantıklı olmayan bir cevap vermesi tabii ki, çatışma olasılığını arttıracaktır. Ama şunu da unutmamak gerekir, devletler farklı olabilmektedirler: birisi Türkiye gibi diplomasiye daha çok vurgu yaparken ve konuşmalarında daha ılımlı üslup tercih ederken, bir diğeri -İran gibi- bu konuda daha saldırgan olmayı yeğlemektedir. Bazıları ise tıpkı Birleşik Devletler gibi emperyal emellerle hareket etmekte, bir başkası –Gürcistan gibi- maceracı ve gücü ile orantılı olmayan davranışlar sergileyebilmektedir. Burada by-pass edemeyeceğimiz önemli nokta, devletlerin sahip olduğu gücün diğerlerini nasıl etkilediğidir. Büyük güçler hareket ederken, diğerlerin onayını beklemeyebilir, desteğini aramayabilir, ama destek çıkanlar yine olur; ABD’nin -Başkan Bush’un ilk döneminde- Ortadoğu’daki adımları bunun en iyi örneğini teşkil etmektedir.

Kosova’nın bağımsızlığı örneği ise, küçük devletlerin ne kadar desteğe muhtaç duyduğunun en açık işaretidir. Vaatlerden ziyade kesin destek mevcut olduğu sürece, gücü az olan devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilmesi yaşanabilir. Gürcistan ise vaatlere inanmış, ama destek verenlerin somut adımlarına tanık olamamış bir numune. Bunun tarihteki örnekleri de yok değildir.

Bir devletin coğrafi konumu, bir diğer fiziksel özellikleri hala göz ardı edilemezdir. Bir zamanlar, küreselleşmenin dünyamızı nasıl değiştirdiğini, devletlerin kullandığı araçların nasıl değiştiğini anlatmaya çalışan ‘yumuşak gücün’, yani ekonomik, finansal gücün öneminden söz eden “Bu ekonomidir, aptal!” (İt’s economy, stupid!) gibisinden ibareler meşhurken, fizikî kapasite ve klasik anlamdaki güç göstergelerin önemi hafife alınmaya çalışılmıştı. Ama Gürcü-Rus çatışması sırasında, klasik gücün tekrar ne kadar önemli olduğunu anlamıştık ve en önemlisi ekonomik anlamda karşılıklı-bağımlı bir dünyada bir devletin bunları es geçip, gözünü bile kırpmadan bir diğer devlete tank ve uçaklarla saldırdığına tanık olmuştuk. Ayrıca, bir arkadaşımın dediği gibi konvansiyonel savaşlar hala vardır ve bunları ancak silahla yenebilirsiniz.

Putin’in belki de bütün bunlara cevabı şöyle olacaktı: “Bu reelpolitiktir, aptal!”

Bütün bundan anladığımız Rusya gibi klasik ve ekonomisiyle daha çağdaş anlamda güçlü olan devletlerin tutarsız siyaset izleyebilme hakkı olmasıdır. Bu devlet ilan ettiği dış politika konseptinde ‘toprak bütünlüğü’ ilkesini savunan bir devlettir. Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkan ve Sırbistan’ın tezini benimseyen bir devletti, Rusya. Ama sonrasında da, benimsediği prensibiyle çelişerek Güney Osetya ve Abhazya’yı tanımıştı. Putin Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkarken, bunun emsal teşkil edebileceğini savunmuştu. Bu tez son olay sonrasında tutarlılığını kanıtlayabilme imkânına kavuşmuşsa da, Rusya’nın son kabul ettiği dış politika konseptinde yer alan ilkeleriyle çeliştiğini anladık. Ayrıca bir demecinde Çeçenistan’daki olayları hatırlatan bir soruya ünlü Kremlin-yanlısı düşünür Aleksandr Dugin’ın cevap verdiği gibi, Rusya, Batılı ülkelerin “çifte standartlarına çifte standartla” cevap verdi.

Son Şanghay İşbirliği Örgütünün Duşanbe zirvesi, Rusya gibi bir gücün diğerlerin çabalarını bir adımla boşa çıkarttığını göstermek açısından çok faydalı bir gelişmedir. Bildiğiniz gibi, ŞİÖ’ye üye olan ülkelerin benimsediği en önemli ilkeleri ‘toprak bütünlüğünün korunması’ idi. CSTO (Gürcistan bu örgüte eskiden üyeydi) gibi Rusya’nın bulunduğu diğer güvenlik amaçlı örgütlerin baş dayanağı da bu ilke. Rusya’nın ‘yan komşusu’ olan devletler, açıkça ilan etmeseler de, bu ilkenin zedelendiğini bile bile, onu desteklemeye, daha doğrusu ona karşı vefalı (loyal) davranmaya devam edeceklerdir. Bu ülkeler Rusya’nın yaptıklarını meşru bulmayabilirler, ama kabul etmeleri kaçınılmaz gibi geliyor. Bunlar belirli bir ilkenin zedelendiğini biliyorlar, ama Rusya’yı hayatlarından silemez ve onunla ilişkilerini kesemezler. Bu reelpolitiktir, aptal!..

Asıl sorun, devletlerin benimsediği prensiplere sadakatleri, hatta sistematik, devletin ideolojisi ile bağlantılı olan görüşleri bile değil, her küçük devletin güvenliği ve büyük güçlerin itibarıdır. Daha küçük devletler, büyüklerin garantilerine sahip olmayı ister, büyükler ise, diğer büyüklerin gözünde düşmek istemez; bu tür devletlerin itibarlarının kan kaybetmesi onların ortak kâbusudur. Küçük devletlerin kâbusu ise, güvenliklerini sağlamak amacıyla geliştirilen mekanizma ve anlaşmaların, verilen vaatlerin bir gün çöpe atılıp gitmesidir…

24 Eylül 2008

Yazar: Daniyar Kosnazarov

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan