ankara escort
Güncel Yazılar

Rusya’da Başkanlık Seçimleri Yaklaşırken Putin Suriye Konusunda Nerede?

4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimler öncesinde en güçlü aday Vladimir Putin. 12 Şubat’ta Rus Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nce yapılan anketlere göre en yakın rakibi olan Komünist Parti Lideri Gennady Zyuganov ile Putin arasında 40 puandan fazla fark bulunuyor. Ancak şu an için Putin, ilk turda başkanlık koltuğuna oturması için gereken % 50’lik barajın biraz üstünde bir desteğe sahip.

Son dönemde Rusya’da Arap Baharını andıran yürüyüşler ve mitingler uluslararası kamuoyunda zihinleri karıştırsa da Putin’in seçimler öncesi başkanlık için en güçlü aday olduğu görülüyor. Muhalif grupları Batı ile işbirliği yapmakla itham eden Rus siyasetçi, katıldığı mitingleri ise adeta gövde gösterisine çeviriyor. 23 Şubat’ta Luzhniki stadyumunda gerçekleştirdiği mitingde 130000 kişiyi 10 dakikalık kısa konuşması ile adeta bir rock yıldızı gibi coştururken Rus kimliğini de milliyetçi bir düzleme oturtacak söylem kullanmaktan geri durmuyor. Fakat bu milliyetçi söylemi, etnik temelli değil Batı’nın ötekileştirildiği bir şekilde kullandığını da vurgulamak gerekiyor. Putin bu söylemini o kadar ileri götürüyor ki Rusya’nın bir savaşta olduğunu ancak zaferin her şeye rağmen kendilerinin olacağını belirtiyor.

Görünen o ki Putin bu iddiasını da detaylı bir şekilde hazırladığı yeni programına güvenerek söylüyor. Seçim süreci boyunca kendini rakiplerinden bir şekilde soyutlayarak onlarla karşı karşıya dahi gelmeyen Putin’in bu seçim sürecinde en çok tartışılan taktiklerinden birisi ise neredeyse haftada bir kaleme aldığı makaleler oldu. Bu makalelerinde geleceğe dair vizyonunu ortaya koyan Putin’in yaklaşık 12 senedir dikkatlice inşa etmeye çalıştığı güçlü Rusya imajını küresel anlamda kabul edilebilir büyük güç seviyesine çıkarmayı hedeflediği söylenebilir.

Rusya, 2008 Gürcistan Savaşı’nda yakın çevresinde yürütülmek istenen stratejilere dair mesajını açıkça vermişti. Putin ise yeni dönemde dünya dengeleri konusunda Rusya’yı bir adım daha ileri taşımaya hazırlanıyor. Putin’in makalelerine bakınca Rusya’nın sadece kendi coğrafyasında değil küresel anlamda da bir aktör olması konusunda tavır takınacağı sinyalleri alınıyor. Aslında seçim siyasetinin ABD’nin dış politikası üzerindeki etkileri tartışılırken Rusya’da üç ay arayla yapılan parlamento ve başkanlık seçimlerine rağmen dış politikanın ajandanın üst sıralardaki yerini koruyor olması da bunun önemli bir göstergesi. Bu hususta Kremlin’in gündemine yakından bakıldığında Suriye’nin sıkı bir şekilde yakından takip ediliyor oluşu da Türkiye ve Batı açısından da büyük önem arz ediyor.

Peki, Rusya (Putin) Suriye’de ne istiyor?

Libya’da BM nezdinde yürütülen çabaları bloke etmeyen çekimser kalan Moskova’nın NATO’nun rejimi devirme konusunda inisiyatif almasından oldukça rahatsız olduğu görülüyor. Hatta Ortodoks Kilisesi’ne yakınlığı ile bilinen Putin’in yapılan operasyonları Haçlı seferlerine benzettiği konuşması meselenin Rusya’da ne kadar ciddiye alındığını da gösteriyor. Henüz Libya defterini tamamen kapamayan Moskova’nın ibrenin Suriye’ye dönmesi ile geçmişe nazaran daha farklı bir tutum içerisine girdiği açık. Ortadoğu’da Sovyetlerden kalma önemli bir müttefiki olan Esed rejimini destekleme kararı alması ve bu konuda taviz vermeyen bir tutum takınması ise seçimlerin ABD, Fransa gibi Batı’da gündemi meşgul ettiği bir ortamda ciddi bir bariyer olarak görülüyor.

Çünkü Rusya gerek söylemleri gerekse yürüttüğü aktif diplomasi ile Suriye’de daha aktif bir tutum içerisine girmiş durumda. Libya’da olduğu gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) bir uzlaşmaya çalışılsa da Suriye’de ortaya çıkan karışıklıklarda yapılan oylamayı Çin ile veto eden Rusya, Suriye’de Libya’ya benzer bir çözümden yana olmadığını açıkça ifade ediyor.

Her gün onlarca kişinin öldüğü Suriye’de tedrici bir dönüşümün daha etkili olacağını savunan Rusya, muhtemel bir Batı müdahalesine karşı olduğunu belirtiyor. Putin’in 27 Şubat tarihinde Moskovskiye Novosti’de yayınlanan “Rusya ve Değişen Dünya” başlıklı makalesinde bu vurgu açıkça yapılıyor. Hatta ve hatta yumuşak güç kavramını, iletişim araçlarının son dönemde oynamış olduğu rol üzerinden eleştiren Rus siyasetçinin Suriye konusundaki uyarılarından biri de BM dışında bir koalisyonun oluşturulmasının neden olabileceği sonuçlar üzerinde yoğunlaşıyor. Böyle bir adımın uluslararası güvenlik ve BM’nin meşruiyeti üzerinde yeni tartışmalara neden olacağını belirtiyor.

Putin, tüm bunları söyledikten sonra ilginç bir noktaya da temas ediyor. Irak örneğinde olduğu gibi Arap Baharında da Rus şirketlerin yeni kurulan düzende çıkarlarının olumsuz etkilendiği ve sözleşmelerinden doğan hakların geçersiz hale geldiğini belirten Putin, oluşan boşlukların ise bu değişimde rol oynayan şirketlerce doldurulduğunu belirtiyor. Rusya’nın bu sistemik dönüşüme seyirci kalamayacağını belirttikten sonra ise yeni kurulan/kurulacak yönetimlerle ilişkilerini kurarken iktisadi çıkarlarını da gözeteceklerini söylüyor.

Makalesinin genelinde uluslararası sistemdeki dengeden bahsederken satır aralarında Rusya’nın ekonomik çıkarlarına vurgu yapması Rusya’nın çekincelerini açıkça ortaya koyuyor. Yeni kurulan düzende sistem dışına itilmek istemeyen Kremlin’in geçmiş örneklerden yola çıkarak bazı hususlarda garanti istediği söylenebilir. Öncelikle Irak, Libya ve yönetim değişikliğine giden diğer ülkelerde geçmişten kaynaklanan haklarının korunmasını isteyen Moskova, yeni sistemde kendisinin de hak sahibi olduğunun unutulmaması gerektiğine vurgu yapıyor. Kim bilir belki de Suriye’de bazı şeyleri değiştirme kudretini kendinde gören Kremlin burada da Batı ile bazı konularda uzlaşabilecekleri sinyalini veriyor. Bunun nasıl bir duruma evirileceğini görmek için ise herhalde artık 4 Mart sonrasına hazırlanmak gerekiyor. Ancak, Rusya’nın bu tutumunun bazı handikapları olduğunu unutmamak gerekiyor. Suriye konusunda muhaliflere karşı Esed’i oldukça güçlü bir şekilde savunan Rusya’nın tavrındaki ısrarcılık Esed sonrasına hazırlanılan ortamda Rusya’ya yeniden Irak gibi geçmiş tecrübelere benzer şekilde hayal kırıklıkları yaşatma ihtimalini de içinde barındırıyor.

Yazar: Hasan Selim ÖZERTEM

01 Mart 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir