Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Rusya’dan gelen diplomatik açılım

Geçtiğimiz cumartesi günü gazetenin birinde dikkatimi hemen yakalayan bir haber okudum. Haber, Sibirya ile Alaska’yı tünelle birbirine bağlayacak dev bir projenin hazırlığı içersinde olan Rusya ile alakalıydı. ABD’ye petrol, doğal gaz ve elektrik ihraç etmenin amaçlandığı proje kapsamında, Sibirya’dan Alaska’ya Bering Boğazı’nın altından dünyanın en uzun tüneli inşa edilecek. 6 bin kilometre uzunluğundaki ulaşım koridorunun 100 kilometreyi aşan bir bölümü suyun altından gerçekleşecek. Ve bu rakamlar itibariyle projenin suyun altında kalan kısmı, Fransa ve İngiltere arasındaki Manş Tüneli’nin iki katı olacak.

Bu haberi yazımın başında neden verdim? Nedeni karşımızda global anlamda yapılanan ve dağıldı, bitti derken yeniden dirilen bir Rusya olduğuna vurgu yapmak. Evet, nasıl II. Dünya Savaşı sonrası ekonomi, teknoloji, ordu ve iç siyasetin ilgili alanlarında büyük bir gelişim ivmesi yakaladıysa SSCB, bugün de ayak bağlarından kurtulmuş, kendini revize etmeyi başarmış ve kısa sürede dünya siyasetine eklemlenmeyi bilmiş bir Rusya görmekteyiz.

Aslında Rusya kanaatimce hiçbir zaman tükenmemiştir. Soğuk Savaş döneminin bitişi olarak kayıtlara geçen SSCB’nin dağılması ile iki kutuplu sistem miadını doldurmuştur, ama SSCB, yeni bir forma dönüşerek Rusya Federasyonu adında yeni bir kimlikle doğmuş ve kendini muhasebe ve dinlenme sürecine bırakmıştır. Bu süreci kısa sürede tamamladıktan sonra dünya arenasına geri dönmüş ve sahnedeki yerini almıştır.

Ruslar teknikte Amerikalılardan hep ilerde olmuştur. Uzaya uydu taşıyan ilk roketi(4 Ekim 1957) gönderdikleri gibi daha pek çok alanda öncülük etmişlerdir. Kısaca Amerika’nın hem rakibi hem de teknik gelişmelerde kamçılayıcı gücü olmuştur. Bu durumu Pascal Boniface, Güçsüzlük İsteği üst başlığını taşıyan kitabında bir alıntı ile çok güzel açıklamaktadır. Gorbaçov’un danışmanlarından biri olan G. Arbatov daha 1987’lerde Batılılara şöyle demişti: “En korkunç şeyi yapacağız size, düşmansız bırakacağız sizleri.” ABD’nin bugünkü serazatlığının, sağa sola saldırganlığının, paranoyak düşman üretme evhamının temellerinde ‘düşmansız kalmış’ olması aranmalıdır.

Soğuk Savaş sonrası Avrasya’da ortaya çıkan küresel ve bölgesel gelişmelere hazırlıksız yakalanan Türkiye ise açıklarını son yıllarda Rusya ile girdiği diplomatik yakınlaşmalarla gidermenin çabasını vermektedir. Tam da bu noktada Diyalog Avrasya Platformu’nun yayınladığı Da Dergisi ile Rusya’nın Rodina Dergisi’nin müşterek çıkarttığı Rodina-Da adındaki özel sayı, Türkiye ve Rusya’nın niyetlerini buluşturarak önemli bir başarıya imza atmıştır.

Rusya lideri Vladimir Putin, dergiye verdiği röportajda Rusya’nın Türkiye ile nükleer enerji, uzay, ulaşım, kimya sanayii ve ileri teknoloji alanında yeni açılımlar yapma isteğini dile getirmiştir. Ayrıca Putin’in “Rus-Türk ortaklığının birlikte gerçekleştireceği projeler hayli fazla ve beraber yapabileceğimiz çok iş var. 2007’de Türkiye’de kutlanan Rusya yılı ile 2008’de Rusya’da kutlanacak Türkiye yılı, ilişkilere önemli katkı sağlayacak.” sözlerini mütekabiliyet ilkesince tersten okumakta pekala mümkün. Çünkü iki ülke arasında bilateral(ikili/karşılıklı) diplomatik münasebet söz konusudur. Bu ilişkiyi kısaca rakip değil, ortağız olarak özetleyen Başbakan Erdoğan’ın açıklaması: “Avrasya’da siyasi alandan ekonomiye, terörle mücadeleden bölgesel sorunlara kadar çok geniş bir yelpaze üzerinde taraflar arasında diyalog ve işbirliğini öngören plan, bölgede rekabet yerine işbirliği perspektifi sunmaktadır.” şeklindedir.

İki ülke arasındaki ilişkinin devamlılığına atıfla, enerji alanındaki işbirliğini Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı gibi büyük bir projenin, her iki ülkenin de ilişkilere uzun dönemli bir bakış açısını yansıttığını söyleyen Erdoğan: “Dış politika alanında bir çok önemli uluslar arası ve bölgesel meseleye ilişkin görüşlerimiz örtüşmektedir.” ifadesini kullanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin arifesinde olduğumuz şu günlerde bu iki ülke arasındaki diplomatik yakınlaşma, umarım Erdoğan’ın Türkiye’yi sosyalist geçmişi olan bir ülkeye yamamak türünden bir eleştiri ile kısırlaştırılmaz. “Herkesin yönünü Batıya(AB ve ABD) döndüğü bir zamanda Rusya da nerden çıktı” diyenler olacaktır belki, ama Avrasya’nın gücü yeni fark edilen bir gelişme değildir.

Bu yazının kaleme alındığı tarih 23 Nisan. Yani TBMM’nin kurulduğu tarih. Peki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Dışişleri konularında verdiği ilk karar ne biliyor musunuz? Moskova’ya bir topluluk gönderilmesi.** Gönderilen bu heyetin asıl görevi, Rusya ile ilişki kurmaktı. Atatürk’ün Rusya ile dostluğa büyük önem verdiğini bu diplomatik gelişmeden çıkarmak zor olmasa gerek.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

———
* Boniface, Pascal, Güçsüzlük İsteği, Uluslararası ve Stratejik Tutkuların Sonu mu?, çev. Alp Tümertekin, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2000, s.46
**Nutuk, Alfa Yayınları, 2005, s.329

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret