istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Rusya'nın Arap Baharı'na Bakışı | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Rusya’nın Arap Baharı’na Bakışı

2011 yılı başlarından beri Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de halk ayaklanmalarıyla başlayan ve Tunus, Mısır ve Libya’da iktidarların devrilmesiyle sonuçlanan Arap Baharı gelişmeleri, dengelerin hassas olduğu ve zengin enerji kaynaklarına yataklık etmesi dolayısıyla çıkar çatışmalarının odaklandığı bölge olan Ortadoğu’nun her zamankinden fazla dünya gündeminde olmasına yol açtı. Ortadoğu bölgesi ile ve Arap ülkelerinin birçoğu ile yakın ilişkisi bulunan Rusya da gelişmeleri çok yakından takip ediyor.

Rusya açısından Arap Baharının, Moskova’nın yakın çevresi, nüfuz alanı ya da arka bahçesi olarak kabul ettiği Kafkasya ve Orta Asya’daki gelişmeleri anımsatmasından dolayı tepkisel politikalar geliştirmesine sebep olabilecek bir olgu olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bununla birlikte Rusya, isyanlar ve iktidar değişimleri ile bölgenin istikrarsızlaşmasını, NATO’nun bölgede aktif olarak bulunmasını ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ve müttefiklerinin bu gelişmeler bahanesiyle bölgeye yeni müdahaleler yapmasını istemiyor. Bu sebeple Rus Dış politikası genel anlamda halk ayaklanmalarını ülkelerin iç politika meselesi olarak görüyor. Buradan hareketle, barışçıl çözüm ve diyalogdan yana politika izlenmesini ve dış müdahalenin mümkün olduğu kadar engellenmesini istiyor.

Rusya’nın Libya’daki Tutumu: İhtiyatlı Dış Politika

Libya’da olayların başlamasının ardından Rusya’nın  “bekle ve gör” politikası izlediği söylenebilir. Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerini olumsuz etkileyecek adımlar atmaktan kaçınmakla birlikte onlara destek de vermeyerek seçeneklerini açık tutmuştur. Sürecin başından itibaren Libya’da BM ve Afrika Birliği denetiminde barışçıl güçlerin olması gerektiğini savunmuştur. BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Mart 2011’de aldığı 1973 sayılı uluslararası toplumun Libya’da uçuşa yasak bölge oluşturmasını öngören kararını veto etmesi beklenirken Rusya karara çekimser oy vermiştir.

Çekimser oyun arkasında Rus dış politikasında Putin ile başlayan pragmatik bir yaklaşımın etkisi bulunmaktadır. Rusya çekimserlik kararı ile müdahalenin yol açtığı sivil kayıplar ve ülkenin altyapısının harap edilmesine karşı eleştiri hakkını saklı tutmuş,  koalisyon güçlerinin neden olduğu sivil kayıplarla Arap dünyasındaki imajını kirletmemiş ve veto kartını kullanmayarak Batı ile ilişkilerin gerilemesini de engellemiştir.  Zamanlama açısından da karar,  Rusya için iki sebepten savunulabilir duruma gelmiştir: İlki, kararın hemen ardından Kaddafi güçlerinin Bingazi’ye saldırmasıdır. Bu durumda Rusya uçuşa yasak bölge kararını veto etmiş olsaydı uluslararası kamuoyu ve basında suçlu ve sorumlu duruma düşecekti. İkinci olarak ise, veto zaten füze savunma sistemi konusu nedeniyle gergin olan NATO-Rusya ilişkilerine zarar verecekti.

Rusya,  hoşlanmadığı şeyleri veto etmek yerine karışmama ilkesini benimseyerek veto hakkını kabullenemeyeceği durumlara saklamıştır. Bu pragmatik yaklaşım Rusya dış politikasında yeni bir uygulama sayılabilir.(1) Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi’nin de çekimserlik kararını tavsiye etmesinin arkasında bu pragmatist yaklaşım ve vetonun pahalıya patlama endişesi yatmaktaydı. Bölgenin Rusya’nın çıkarları açısından birincil öncelik taşımaması da karar da etken olmuştur.(2)  Diğer taraftan, Libya’da yaşananlardan dolayı oluşan istikrarsızlık, petrol fiyatlarındaki artış ve bölgenin enerji güvenliğinin sorgulanması kısa vadede Rusya’nın işine gelmektedir.(3) Bütün bunlara rağmen, Rusya’nın Libya harekâtına yönelik eleştirileri oldukça sert olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov müdahalenin uluslararası terörizmi tetikleyebileceğini söylerken;  Rusya Başbakanı Vladimir Putin ise müdahaleyi Ortaçağın Haçlı Seferlerine benzetmiştir.(4) Bununla birlikte, Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev faktörü Rusya’nın Libya konusunda fazla sertleşmesini engellemiştir. Medvedev’in Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nin 1973 sayılı kararını veto etmemesini eleştiren Libya Büyükelçisi Çamov’u görevden alması ve Libya’da yaşananların yönetimin halkına kötü davranmasının bir sonucu olduğunu söylemesi bunu destekler niteliktedir.(5)

Sonuçta Rusya Libya’da seçeneklerini açık tutmakla meşgulken Ulusal Geçiş Konseyi’ni tanımakta geç kalmıştır. Sonradan Ulusal Geçiş Konseyi ile ilişki kurulmaya çalışıldıysa da geç kalmıştır. Nitekim, Ulusal Geçiş Konseyi’nin kontrol ettiği AGOCo petrol şirketinin temsilcileri Rusya ve Çin’in petrol ve doğalgaz kontratları yapma konusunda sorun yaşayacaklarını belirtmişlerdir.(6) Ayrıca, Rusya Kaddafi’nin devrilmesiyle ekonomik açıdan zarara uğramış ve daha önce imzaladığı yaklaşık 4 milyar doları bulan silah satım anlaşmaları iptal edilmiştir.(7)

Suriye’deki olaylara Rusya’nın Tepkisi: Denge Siyaseti

Suriye’de olaylar 2011 yılını Şubat ayında Der’a kentinde başlamıştır. Rusya’nın politikası genel olarak o tarihten beri Suriye lideri Beşer Esad’a destek yönünde gelişmiştir. Rusya için öncelikli olan, diplomatik çözüm bulunması ve dış müdahalenin mümkün olduğunca engellenmesidir. Bunun için ortaya koyacağı arabuluculuk çabalarıyla bölgede kendi etkisini de artırmak istemektedir.(8) Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, New York’ta gerçekleştirilen 66. BM Genel Kurulu toplantısında, yaptırım ve askeri müdahale öngörmeyen Suriye konulu her çeşit kararı desteklemeye hazır olduklarını belirtmiştir.(9)

Rusya, Libya’dan farklı olarak, Suriye konusunda Batı ile karşı karşıya gelmekten çekinmemiştir. Bunun Rusya açısından bazı sebepleri bulunmaktadır. Suriye Rusya’nın bölgedeki en önemli ortağıdır. Sovyetler Birliği döneminde kurulan yakın bağların hala sağlam bir şekilde korunduğu Ortadoğu’daki yagâne ülke Suriye’dir. Suriye, Rusya’nın Sovyetler Birliği döneminden beri bölgedeki önemli ortağıdır. İki ülkenin askeri ve teknolojik alanda işbirliği ve yakın ekonomik ilişkileri bulunmaktadır. Suriye ordusu neredeyse tamamen Rus silah sanayiinin malları ile donatılmıştır. İran ve Libya ambargolarından sonra Rusya’nın silah ihracatı için önemli olan Suriye’ye de ambargo uygulanması ihtimali Rusya’yı endişelendirmektedir. Zira, 2005-2010 yılları arası Moskova Suriye’ye 3 milyar dolar civarında silah ihraç etmiştir. Ayrıca, 2010 yılında Suriye ile imzalanan silah ticareti anlaşmalarının tutarı 15 milyar dolara ulaşmıştır. Ağustos ayında ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’ın silah satmama çağrısına yanıt olarak Rusya Devlet Silah Şirketi “Rosoboronexport”un müdürü Anatoliy İsaykin yaptırım kararı olmadığı sürece Suriye’ye sevkiyatın süreceğini açıklamıştır.(10) Bunun dışında Suriye Rusya’nın çok önemli ticari ortaklarından birisidir. İki ülke arasındaki ticaretin hacmi 2010 yılında 2 milyar dolara varmıştır. Ticaret hacminin artmasında Rusya’nın Suriye’nin tekstil ürünleri için gümrük vergilerini %25 oranında indirime gitmesinin de etkisi olmuştur.(11) 2005 yılında Refik Hariri suikasti dolayısıyla Birleşmiş Milletler’in Suriye’ye ekonomik yaptırım uygulama kararını Rusya veto etmiş ve Suriye’yi uluslararası baskıdan kurtarmıştır.(12) Bu da Rusya’nın bir ticaret ortağı olarak Suriye’ye verdiği önemi göstermektedir. Bunun dışında iki ülke enerji alanında da işbirliği yapmaktadırlar. 2005 yılında Rusya ve Suriye, Ürdün-Mısır-Suriye doğal gaz boru hattının Suriye uzantısını Rusya’nın yapması konusunda anlaşmışlardır. Ayrıca Rus enerji şirketleri Suriye’de petrol aramalarına katılmaktadırlar.(13)

İkinci olarak, Suriye’nin jeopolitik konumu ve Rusya’nın kiraladığı Tartus limanındaki deniz üssü Suriye’yi destekleme nedenidir. 2001’de Devlet Başkanı Vladimir Putin’in onayladığı Rusya Federasyonuı Deniz Doktrini’ne göre Akdeniz, Atlantik bölgesinin bir unsuru ve Rus deniz gücünün bölgesel güvenlik açısından bir boyutudur. Rusya’nın güvenlik algılamasına göre, ülkenin hassas güney bölgesini içine alan Karadeniz havzası güvenliği Akdeniz’den başlatılmaktadır. Karadeniz güvenliği için Akdeniz’de sürekli bir deniz gücü bulundurma zorunluluğuna işaret edilmektedir. Bu bakımdan Tartus’taki Rus deniz üssü, bölgedeki son gelişmeler de göz önüne alındığında, oldukça önem kazanmaktadır. Suriye’de Libya gibi bir seneryonun uygulanması sonucunda Rusya’nın uğrayacağı kayıp jeopolitik anlamda Libya’da uğradığından daha ciddi olacaktır. Rusya’nın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Moskova ziyareti sırasında Suriye’nin Rusya’ya olan borcunun %70’ini silme sebebi Tartus deniz üssünü kullanmaya devam etmektir.(14) Ayrıca 2008 yılındaki Gürcistan müdahalesi sırasında Beşar Esad’ın Soçi’ye gelerek Rusya’ya destek vermesi de hatırlanması gereken önemli bir gelişmedir.

Üçüncü olarak, Suriye’ye gösterilen destek Rusya’ya aynı zamanda Ortadoğu özelinde dünya meselelerinde hala etkili ve güçlü bir ülke olduğu yönünde uluslararası kamuoyuna mesaj vermesine vesile olmaktadır.

Son olarak, Rusya dış politikası bu tür halk ayaklanmalarını devletlerin iç politika meselesi olarak görme eğilimindedir ve güç kullanma tekeline sahip tek meşru otoritenin devlet olduğu yönündedir.(15) Bunun dışında Rusya’nın yakın çevresi olan Kafkasya ve Orta Asya devletlerinde yaşanan renkli devrimlerin Arap Baharına olan benzerliği sebebiyle de Rusya’nın bu ayaklanmalara karşı tutumu her zaman olumsuz olmuştur.

Bu sebeplerden ötürü Rusya, Suriye’de Esad yönetimini destekler tutum içine girmiştir ancak bu destek sınırsız ve koşulsuz olmamıştır. Nisan ayında Batılı devletlerin teklif ettikleri Esad’a yaptırım karar tasarısı Rusya ve Çin’in vetosu üzerine kabul edilmemiştir.(16) Ardından 8 Haziran 2011’de İngiltere ve Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye ile ilgili sundukları karar tasarısı, Rusya’nın müdahalesi sayesinde beklenenden ılımlı tonda olmuştur. Rusya tasarıda askeri müdahale olasılığından dahi söz edilmemesini istemiş, aksi durumda veto edeceğini belirtmiştir. Tasarıda yalnızca şiddet kınanmış iktidar tarafından sistematik bir biçimde uygulanan saldırıların insanlığa karşı işlenen suç seviyesine çıkabileceği uyarısında bulunulmuştur. Ancak Rusya tasarının bu ılımlı halinden de memnun olmamıştır ve sorunun BM nezdinde görüşülerek çözülemeyeceğini düşünmektedir.(17) Rusya diplomatik yollardan çözümden yana ve arabuluculuk faaliyetleri ile sürecin dışında kalmamak ve etkinliğini artırmak istemektedir. Ancak tarafların ölümüne çatışmaları, diyaloga yakın olmamalarının yanısıra sivil kayıpların da fazla olması diplomatik yollardan çözümü zorlaştırmaktadır.(18)

31 Temmuz 2011 tarihinde, Ramazan ayının hemen öncesinde Beşar Esad yönetiminin tanklarla Hama kentine girip büyük bir katliam gerçekleştirmesi ve bir hafta içinde ülkede yaklaşık 300 kişinin ölmesinin ardından Rusya, Suriye’den sivil halka yönelik güç kullanmamasını istemiş ve BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası basın için hazırladığı bildiriyi onaylamıştır. 3 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan açıklama Esad’a şiddete son verme çağrısı yapmakla birlikte bağlayıcı nitelikte değildir. Arkasından, Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Beşar Esad’ın karşıtları ile barış yapıp modern devlet yaratma ve reform yapmada başarısız olması durumunda kendisini üzüntülü bir kaderin beklediğini ve bu başarısızlığın Rusya’yı da bir takım kararlar almaya zorlayacağını belirtmiştir. Böylece Esad’ı ilk kez desteksiz bırakmıştır.(19)

Bütün bu gelişmelere rağmen, 18 Ağustos 2011’de ABD Başkanı Barack Obama’nın Beşar Esad’a açıkça “git” demesine rağmen Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç bu çağrılara katılmadıklarını ve Esad yönetiminin reformları uygulamak için zamana ihtiyacı olduğunu belirtmiştir.(20) Ayrıca Rusya, 24 Ağustos tarihinde Çin, Ekvador ve Küba ile birlikte BM İnsan Hakları Komitesi’nin Suriye’deki rejim karşıtlarına karşı alınan önlemleri araştırma teklifine tek taraflı ve politize olması gerekçesiyle karşı oy vermiştir.(21) Öte yandan, Ağustos ayında ABD’nin Suriye’ye enerji ambargosu koyması ve ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un Paris’teki Libya konulu uluslararası konferans sırasında getirdiği tavsiye üzerine, Avrupa Birliği de 2 Eylül 2011’de Polonya’da gerçekleştirilen dışişleri bakanları toplantısında Suriye petrolüne ambargo uygulama kararı almıştır.(22) Bu karar üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yaptırımların müspet sonuç vermeyeceği öngörüsünde bulunarak bu tür kararların kriz sürecinde ortaklığı yok ettiğini belirtmiştir.(23) Lavrov, Suriye’ye dönük “uluslararası ölçekte bir provokasyon” yapıldığı görüşünü sürekli tekrarlamaktadır.

Rusya, Kasım ayı sonunda radikal bir karar alarak Suriye kıyılarına askeri gemiler gönderme kararı almıştır. Suriye’nin Tartus limanında bulunan deniz üssüne savaş gemileri ve filosundaki tek uçak gemisi “Amiral Kuznetsov”u gönderme kararı alarak Şam yönetimine desteğinin ne kadar ciddi olduğunu tüm dünyaya göstermek istemektedir. Gemilerin bir kısmı İstanbul ve Çanakkale boğazlarından, bir kısmı da Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Suriye’ye ulaşacaktır. Moskova, Suriye kıyılarında bayrak göstererek hem bölgedeki menfaatlerini korumak hem de değişim sürecinden geçen Ortadoğu’da önemli bir aktör olduğunu dünyaya yeniden hatırlatmak istemektedir. Gerçekte Rusya’nın nükleer gücü ve veto yetkisi dışında kullanabileceği araçlar az ve sınırlıdır. Suriye için topyekûn bir savaşa girme olasılığı düşüktür, ancak gösterdiği kararlılığın kendisine yeni kazanımlar olarak dönme olasılığının yüksek olduğunun farkındadır.

Rusya Bilimler Akademisi’nden Vladimir İsayev’in “Beşar Esad yönetimden uzaklaşırsa kim gelir bilinmiyor ancak bölgedeki sütunlardan biri çökerse kaos olur” sözleri bir anlamda Rusya’nın endişelerine işaret etmektedir.(24) Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da Suriye’nin bölgenin anahtar ülkesi olduğunu belirterek onu istikrarsızlaştırmanın korkunç sonuçlara yol açabileceğini söylemiştir.(25) Rusya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Vladimir Karyakin Rusya’nın böyle bir müttefikini kaybederse bölgedeki köprü başını kaybedeceğini belirtmiştir.(26) Tüm bu perspektiflerden bakıldığında, Suriye’deki her bir sivil ölümü Rus diplomasisi için uluslararası kamuoyunda Esad’a karşı büyüyen tepkiye karşı durması açısından zorluk teşkil etse de Rusya, Çin ile birlikte 5 Ekim 2011’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Beşar Esad’a yaptırım kararını veto etmiştir. Rusya Federasyonu BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin: “Libya’da ateşkes, yani batılı müdahale ile geniş çaplı barış sağlanamadı, hatta koalisyon güçleri sivil kayıplar yaşattı” diyerek Rusya’nın veto kararının meşruiyet zeminini de belirtmiştir.(27)

Kasım 2011 sonunda ABD ve Avrupa Birliği’nin Suriye’ye karşı yaptırımların artırılması çağrısı yapmalarının bir gün sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov Suriye’ye daha fazla ültimatom verilmemesi ve ülkedeki sorunların siyasi çözümüne çaba harcanması gerektiği çağrısında bulunmuştur. Ülkede silahlı bir isyan olduğunu söyleyen Lavrov, Suriye’ye silah ambargosuna da karşı çıkmıştır.(28) Rusya’nın, Esad rejimiyle yapılan anlaşma kapsamında Suriye’ye sesten hızlı füzeler gönderdiği öne sürülmüştür. Karadan, havadan, denizden ve denizaltılardan ateşlenebilen Yakhont kruvazör füzeleri, 300 km menzile sahip ve 200 kg savaş başlığı taşıyabilmektedir. Sözkonusu füzelerin, olası bir saldırı karşısında Suriye’nin tüm kıyılarını koruyabileceği iddia edilmektedir.(29)

Uzun bir süredir Suriye’ye yönelik yaptırımların sertleştirilmesine karşı çıkan Rusya, yakın zamanda Suriye krizinin çözümünde Birleşmiş Milletler’in müdahalesinin gerekli olduğunu belirterek Güvenlik Konseyi’ne Suriye’de şiddetin sona ermesi çağrısında bulunan tasarı sundu. Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vitali Çurkin “Şiddetin durdurulması, insan haklarına saygı gösterilmesi ve özellikle de reformların hayata geçirilmesi açısından Arap Birliği’ne, Suriye hükümetiyle birlikte çalışma ve gayretlerini devam ettirme konusunda yanlarında olduğumuzu güçlü bir şekilde belirtmemizin önemli olduğuna inanıyoruz” açıklamasını yaptı. Rusya, bir taraftan da Suriye yönetimine Arap Birliği ile işbirliği yapması için baskı yaptı. Rusya’nın baskıları sonuç verdi. Suriye 19 Aralık 2011’de Arap Birliği’nin ülkeye gözlemci gönderilmesine yönelik protokolünü imzaladığını açıkladı. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Arap Birliği anlaşmasını, Rusya’nın tavsiyesi üzerine kabul ettiklerini söyledi.

Sonuç

Rusya’nın Arap Baharına karşı tutumu genel olarak ülkelerin iç politika meselesi olarak görme, “bekle ve gör” politikası ve dış müdahalenin mümkün olduğunca engellenmesi yönünde olmuştur. Libya’daki olaylar karşısında batılı koalisyon güçlerinin müdahalesini engelleyemese de bunu BM kararı olmaksızın yapmak durumunda kalmışlardır. Yine de Rusya Libya konusunda AB ve ABD ile karşı karşıya gelmemeye özen göstermiştir. Suriye ise Rusya’nın bölgedeki kilit konumda gördüğü en önemli ortağıdır ve Libya’dan farklı olarak Rusya Suriye’yi destekler tutum sergilemektedir. Beşar Esad yönetiminin halka yönelik şiddetinin uluslararası kamuoyunda doğurduğu tepki büyümekte ve Moskova için bunun karşısında durmak zorlaştığı zamanlarda Esad’a olan desteğini kısmen azaltmaktedır. Rusya zaman zaman Şam’a karşı farklı kararlar almak durumunda kalabileceğini söylese de Moskova henüz eski ve sadık müttefiki olan Suriye’den vazgeçmemiştir. Kolay kolay da vazgeçmeyecektir. Esad’ın devrilmesi ve yeni bir Suriye’nin kurulması Rusya için çok önemli bir kayıp olacaktır. Rusya tabiidir ki bunu istememektedir. Ancak, Irak konusunda Rusya bunu daha önce tecrübe etmiştir. Aynı şeyi Suriye’de yaşamamak için her yolu denemektedir. Suriye’nin Arap Birliği ile anlaşmaya varması Rusya’nın Şam üzerinde ne kadar etkili olduğunun göstergesidir. Ancak, Rusya bu politikasında başarısız olsa bile pragmatist politikası kazanımlarını koruyarak bölgedeki varlığını artırmak yönünde yol izlemesini gerektirmektedir. Rusya, İran konusunda da Batı ile farklı politikalar izlemiş ama ABD ve Batı ile konsensüs kurduğu veya Tahran’ın kırmızı çizgileri aştığı durumlarda İran aleyhindeki kararları veto etmemiştir.

Dipnotlar:

(1) Maria Kuchma, “Conflicting Interests Paralyze Russian Diplomacy on Syria”,
http://en.rian.ru/analysis/20110824/166115725.html, (Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(2) İlyas Kamalov, “Rusya’nın Libya Planları”,
http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=1924, (Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(3) Idem.

(4) Ali Asker, “Mağrip Rüzgarı Kremlin’deki Havayı Isıtmıyor: Rusya’dan Libya’ya Çifte Bakış”,
http://www.21yyte.org/tr/yazi6137Magrip_Ruzgari_Kremlindeki_
Havayi_Isitmiyor_Rusyadan_Libyaya_Cifte_Bakis.html,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(5) Eugene Ivanov, “Russia’s Response to Libyan Crisis: A Paradgm Shift?”, 
http://rbth.ru/articles/2011/03/25/russias_response_to_the_
libyan_crisis_a_foreign_policy_paradigm_shif_12617.html
,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(6) Vladimir Malov, “Eski Diplomasi: Rusya’nın Arap Dünyasındaki Gelişmelere Bakışı”,
http://www.ekoavrasya.net/duyuru.aspx?did=16&Pid=10&Lang=TR,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(7) Kerim Has, “Rusya’nın Suriye Denklemindeki Yeri: İkili ve Bölgesel Çıkarlar”,
http://www.usakgundem.com/yorum/411/rusya%E2%80%99n%C4%B1n-
suriye-denklemindeki-yeri-%C4%B0kili-ve-b%C3%B6lgesel-%C3%A7%C4%B1karlar.html
,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(8) İlyas Kamalov, “Rusya’nın Ortadoğu’daki Gelişmelere Bakışı”,
http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=2498, (Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(9) Merve Suna Özel, “Rusya ve Arap Baharı:Rusya’nın Suriye Politikası”,
http://www.21yyte.org/tr/yazi6318-Rusya_ve_Arap_Bahari_Rusyanin_Suriye_Politikasi.html,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(10) Has, Ibid.

(11) İlyas Kamalov, “Rusya’nın Suriye’ye Desteği”,
http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=2087, (Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(12) Idem.

(13) Idem.

(14) Özel, Ibid.

(15) Habibe Özdal, “Rusya’nın Süpriz Olmayan Suriye Vetosu”,
http://www.usakgundem.com/yazar/2258/rusya’nın-sürpriz-olmayan-suriye-vetosu.html,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(16) Kamalov, “Rusya’nın Ortadoğu’daki Gelişmelere Bakışı”, Ibid.

(17) Kamalov, “Rusya’nın Suriye’ye Desteği”, Ibid.

(18) Kamalov, “Rusya’nın Ortadoğu’daki Gelişmelere Bakışı”, Ibid.

(19) Kuchma, Ibid.

(20) Has, Ibid.

(21) Kuchma, Ibid.

(22) http://www.haberler.com/suriye-ye-petrol-ambargosu-2967734-haberi/,
(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(23) http://www.usakgundem.com/haber/66241/rusya-suriye-39-ye-yaptırıma-karşı.html,(Erişim Tarihi: 24.10.2011).

(24) Kuchma, Ibid.

(25) http://www.t24.com.tr/content/newsdetail.aspx?cat=75&newscode=151526,
24.10.2011.

(26) Kuchma, Ibid.

(27) Özdal, Ibid.

(28) http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/11/111129_russia_syria.shtml
(Erişim Tarihi: 30.11.2011)

(29) Hürriyet, 02.12.2011.

Yazar: Sedide KAYRAK

Çarşamba, 21 Aralık 2011

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan