Güncel Yazılar

Rusya’nın Suriye Politikası ve Türkiye-Rusya İlişkileri

2011 yılı Mart ayından beri Suriye’de yaşanan gelişmeler uluslararası toplum tarafından endişeyle takip edilmektedir. Ülkedeki çatışmalarda şimdiye kadar binlerce kişi hayatını kaybetti. Suriye ordusunun sivilleri de hedef alan askeri operasyonlarının ve muhaliflerle ordu birliklerinin çatışmalarının görüntüleri medyaya yansıdıkça Esed rejimine yönelik tepkiler de artmaya başladı.

Yaşanan kaosun ortaya çıkarttığı insanlık dramının yanı sıra, çatışmaların ülke sınırlarını aşarak Orta Doğu’yu çok taraflı bir savaşa sürüklemesi ihtimali uluslararası kamuoyunun dikkatlerini Suriye üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Suriye’deki Esed rejimi yaklaşık iki yıldır devam eden olaylardaki sert ve acımasız tavrı yüzünden büyük oranda meşruiyetini kaybetmiş olmasına rağmen Rusya, Çin ve İran’ın destekleri ile ayakta kalmaya devam etmektedir.

Rusya’nın Suriye rejimine destek için ortaya koyduğu olağanüstü çaba ve izlediği kararlı politika özellikle dikkat çekiyor. Rusya Suriye’deki sorunun güç kullanılmadan çözülmesi taraftarı. Olaylar ilk başladığında uluslararası kamuoyundan Şam yönetiminin reformlar yapmasına sabretmesini bekledi. Muhalifler ile Hükümet arasındaki çatışmalarda öncelikle her iki tarafın arasında diyalog kurulması çağrısı yaptı.  Muhaliflerle yönetim arasında arabuluculuk çalışmaları yaptı. Suriyeli muhalif gruplar birkaç kez Moskova’da Rus yetkililerle görüşmeler yaptılar. En son Kasım ayında yapılan toplantıda Rus Dışişleri Bakanı S. Lavrov muhalefetle bir araya geldi. Rusya sık sık Batıyı tek taraflı davranmakla, sorunu siyasileştirmekle suçladı. Moskova’ya göre Batı, muhalefeti destekleyerek rejimi yıkmak ve yerine demokratik bir yönetim kurmak istiyor, sadece Hükümetin operasyonlarına odaklanıyor, ama muhalif grupların yaptıklarını görmezden geliyordu. En önemlisi, Moskova’ya göre, eğer Esed gidecekse bu dışarıdan yapılacak bir müdahaleyle değil, Suriye halkının özgür iradesiyle olmalıydı. BM, NATO, Arap Birliği, İİT gibi uluslararası örgütler muhalefet ile hükümet arasında diyalog sağlamaya gayret etmeliydiler. Suriye’ye karşı herhangi bir yaptırım kararı sorunu çözmek yerine daha da ağırlaştırırdı. Rusya, Libya’da uygulanan senaryonun Suriye’de tekrarlanmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nde aldığı veto kararları da bunun göstergesidir.

Rusya’nın bugün ne pahasına olursa olsun Suriye’nin arkasında kararlılıkla durmasının altında birçok sebep bulunmaktadır. Rusya’nın Suriye krizindeki politikasını anlayabilmek için öncelikle Rusya ile Suriye arasındaki özel ilişkiye değinmek gerekiyor. İki ülke arasındaki ilişkiler sadece ekonomik değil, siyasi ve stratejik öneme sahiptir. Suriye Batı’dan göreceli olarak bağımsız bir ülkedir. İki ülke arasında güçlü bir ilişki geleneği vardır. Rusya için Akdeniz’e çıkış noktasıdır. Rusya’nın Orta Doğu bölgesindeki bütün ülkelerle politik ve ekonomik ilişkileri gelişip artmadığı sürece Kremlin bölgedeki tek müttefiki Suriye ile yakın ilişkilerden vazgeçmeyecektir. Arap ülkeleri içerisinde Rusya’ya en büyük siyasi destek veren ülke de Suriye’dir. Bütün bu açılardan Rusya için Suriye ile geliştirilen ilişkiler Suudi Arabistan veya başka Arap ülkeleriyle geliştirilen ilişkilerden farklıdır.(1) Neden farklı olduğunu ortaya koymak için farklı pencerelerden bu ilişkiye bakılması gerekmektedir.

Geleneksel Yakınlık

SSCB ile Suriye arasındaki diplomatik ilişkiler 1946 yılında başladı.(2) 1954 yılında Arap milliyetçiliği ve Sosyalist eğilimli Baas Partisi’nin kontrolüne giren Suriye Arap Cumhuriyeti SSCB’nin Orta Doğu’daki en önemli ortağı haline geldi. Soğuk Savaş atmosferine uygun şekilde kurulan özel ilişkiden dolayı Orta Doğu’daki önemli gelişmeler iki ülkeyi her geçen yıl birbirine daha çok yakınlaştırdı. İki ülke arasında askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı. Askeri yardımların yanı sıra kalkınma amaçlı ekonomik yardımlar da Suriye’ye akmaya başladı. Gelişen ilişkiler Suriye’yi adeta Moskova’nın uydusu haline getirdi. 1980’li yıllara gelindiğinde Sovyetler Birliği Suriye’nin neredeyse tüm askeri ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak duruma gelmişti. Suriye’nin İsrail karşısındaki ve Lübnan’daki pozisyonunu muhafaza etmesinde Moskova her zaman kilit rol oynadı. Suriye de SSCB’nin kendisine olan desteğine her zaman ciddi karşılıklar verdi. Askeri alanda, Suriye ordusunu Sovyet silahlarıyla donatmaktan binlerce Sovyet askeri uzmanının Suriye ordusunda görev almasına kadar çok geniş bir yelpazede ilişkiler ağı kuruldu. 1980’li yıllarda politik ve ekonomik alanda yaşanan gelişmelerden dolayı SSCB’nin kendi sorunlarına eğilmesi diğer ilişkide olduğu ülkelerle birlikte Suriye ile olan ilişkilerini de olumsuz etkiledi.

Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan yeni uluslararası düzen iki ülke ilişkilerini oldukça etkiledi. Soğuk Savaş döneminin bitmesinin hemen arkasından SSCB’nin varisi Rusya Federasyonu 1990’lı yıllardaki sert geçiş döneminin ortaya çıkardığı bir takım siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele içerisine girmiş ve eskiden aktif olarak bulunduğu bölgelerden hızlı bir şekilde çekilmişti. Orta Doğu da bunlardan birisiydi. Suriye bir taraftan Soğuk Savaş sonrası döneme intibak sağlamaya çalışırken diğer taraftan en yakın müttefikini kaybetmemek için çaba harcıyordu. Rusya-Suriye ilişkilerinde esas canlanma dönemi V. Putin’in Rusya’da iktidara gelmesiyle oldu. Putin ile birlikte toparlanma dönemine giren Rus dış politikası Sovyet döneminde ilgi alanına giren ama 1990’larda terk etmek zorunda kaldığı bölgelerle yeniden yakından ilgilenmeye başladı. Rusya’nın geri dönüşleri diye adlandırabileceğimiz bu süreçte Orta Doğu’ya yeniden dönüş için geleneksel olarak iyi ilişkilerin olduğu Suriye’den daha uygun bir yer olamazdı.

Orta Doğu’da varlığını göstermesi açısından Rusya yine eski ve çok iyi bildiği yönteme başvurarak Suriye ile ilişkileri sıkılaştırma yolunu seçti. 16 Nisan 2001’de Suriye Dışişleri Bakanı Faruk Şara Moskova’yı ziyaret etti ve Putin ile görüştü. Diplomatik misyonla Orta Doğu ülkelerini ziyaret eden Y. Primakov Mayıs 2001’de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’e Putin’in ilişkileri geliştirme mesajını içeren mektubunu ulaştırdı. Temmuz 2003’te RF Dışişleri Bakanı İ. İvanov Şam’ı ziyaretinde ilişkileri yeniden canlandırma isteklerini iletti ve Suriye Devlet Başkanını Moskova’ya davet etti. Beşar Esed, Ocak 2005’te Rusya’ya dört günlük bir resmi ziyaret gerçekleştirdi. Ziyareti son derece olumlu bir havada geçti. En önemli sonucu Suriye’nin çoğu askeri malzeme alımından kaynaklanan 13,4 milyar dolarlık borcunun büyük bir kısmının Moskova tarafından silinmesi oldu. Suriye bunu karşılıksız bırakmadı. Çeçenistan konusuna başından beri Rusya’nın iç sorunu olarak yaklaşan Suriye yönetimi, Ağustos 2008’de yaşanan Rusya-Gürcistan savaşında da açıkça Rusya’dan yana tavır sergileyerek geleneksel ortağına destek oldu. Medvedev’in 10-11 Mayıs 2010’daki ziyaretiyle ilk kez bir Rus devlet başkanı Suriye’ye resmi temaslarda bulundu ki bu ziyaret ilişkilerin ehemmiyetini ortaya koymak anlamında oldukça önemliydi.

İlkesel Kaygılar

Rusya’nın Suriye krizine yaklaşımında tek başına geleneksel olarak bu ülke ile ilişkilerin iyi olması ve ekonomik çıkarlar etkili değildir. Örneğin, Moskova Carnegie Enstitüsü müdürü Dmitriy Trenin Moskova’nın Esed’e verdiği desteğin sadece otoriter rejimlerin birbiriyle dayanışması veya Rusya’nın Suriye’deki ekonomik çıkarlarını koruma düşüncesiyle açıklanamayacağını belirtiyor. Trenin’e göre desteğin arkasında yakın zamanda Libya konusunda edinilen tecrübe, Suriye muhalefeti hakkındaki şüpheler ve Amerika’nın tezlerine duyulan kuşkucu yaklaşım etkilidir.(3)

Rusya bütün gücüyle Esed rejiminin düşmemesine çalışmaktadır. Bu politikayı izlerken sık sık Suriye’deki rejimden ya da özel olarak Esed’den yana olmadığını, ülkede şiddetin yayılmasını ve dışarıdan müdahaleyi engellemeye çalıştığını belirtmektedir. Ancak, Rusya’nın bu çabaları ülkedeki çatışmaları durdurmuyor. Üstelik Rusya’nın “şahinlere” karşı oynadığı “barış güvercini” rolünün içtenliği ve objektifliği hakkında şüpheler doğuyor. Rusya ilk olarak BM’nin kurallarına göre ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı ve içişlerine karışmama ilkesine atıfta bulunuyor. Libya konusunda izlenen politikadan dolayı Batı’ya güven duymuyor. Diğer taraftan, dışarıdan müdahaleye karşı barışı koruyucu ve Batı’yı engelleyici pozisyonunun Batılı olmayan birçok ülke tarafından destekleneceğini, böylece karşı bir blok oluşturabileceğini umuyor. En önemlisi, Suriye krizi Rusya açısından kendisi olmadan sorunun çözülemeyeceğini uluslararası kamuoyuna gösteren tek uluslararası sorun olmasından dolayı da önemlidir. Bu yüzden Rus yönetici eliti krizin ülkenin uluslararası arenadaki ağırlığını gösterme fırsatı verdiğini düşünüyor.(4)

Jeopolitik Endişeler

Rus yönetici elitinin algılamasına göre aslında Orta Doğu’da yaşananlar oldukça anlaşılır. Bu anlayışa göre, Washington eski müttefiki Mübarek’i Mısır’daki nüfuzunu korumak için kenara atmıştır. Libya’da petrol anlaşmalarını korumak için savaş başlatmışlardır. ABD donanmasının 5. Filosu orada olduğu için Suudi Arabistan’ın Bahreyn’deki olaylara karışmasına göz yummuşlardır. Şimdi ise ABD, İran’ın Arap dünyasındaki yegâne ortağı olan Esed’i devirmeye çalışmaktadır. Savaş arzu edilmeyen bir şeydir çünkü ABD ile İran arasındaki bir savaş Kuzey Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde istikrarsızlığa sebep olabilir.(5) Rusya, Suriye’de durum kontrolden çıkarsa bunun parçalanmış bir Suriye’ye ve arkasından bütün Orta Doğu’yu saran bir krize yol açacağını düşünmektedir. Arkasına Batı’nın da desteğini alan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerden oluşan Sünni bloğun karşısında Suriye ve İran’ın oluşturduğu Şii bloğu destekleyerek denge oluşturmaya çalışmaktadır. Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Yu. B. Şeglovin’e göre Esed rejiminin sona ermesi bölgede Sünni-Şii dengesini Şiiler aleyhine daha fazla bozacaktır. Bu denge bölgede istikrarın garantisidir ve Batı’nın bölgede hayati jeopolitik kararlar alınmasında tekel haline gelmesinin önündeki engeldir.(6) Suriye düşerse sıra İran’a gelecek ve Orta Doğu’da dengeler tamamıyla bozulacaktır. Bu ise Rusya’nın Orta Doğu bölgesinde işinin daha da zorlaşacağı anlamına gelecektir. Sanki Rusya ve ABD Şam’a kimin hâkim olacağına dair gizlice son kapışmaya hazırlanmaktadırlar.(7) Ayrıca, Rusya Orta Doğu’da elinde kalan son ortağı Suriye’yi kaybederse Orta Doğu barış sürecinin dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Silah Ticareti

Rusya’nın Suriye konusunda izlediği politikanın arkasındaki sebeplerden bir diğeri de Suriye’nin Rus silah sanayii için önemli bir pazar olmasından kaynaklanmaktadır. Suriye ile Rusya arasındaki silah ticareti 1956 yılında başlamıştır. 2000 yılına kadar Rusya Suriye’ye yaklaşık 26 milyar dolarlık silah satışı yapmış ve Suriye ordusunun silahlarının %90’ını Sovyet ve Rusya ürünleri oluşturmuştur.(8) Rusya-Suriye konusunda gerileyen askeri-teknik ilişkiler 1994 ve 1996 yıllarında imzalanan anlaşmalarla yeniden canlandırılmaya başlanmıştır. 1991-2002 yılları arasında Rusya Orta Doğu ülkelerine 9,1 milyar dolarlık silah satmıştır. Bunun 1,2 milyar dolarını (%13) Suriye almıştır ki bu Suriye’nin anılan dönemde aldığı tutarın %55’idir.(9)  2005 yılında yapılan borç silinmesinin arkasında Rusya’nın Suriye’ye gerçekleştirmeyi düşündüğü yeni silah satım anlaşmaları vardı.(10) Nitekim Rusya 2007-2010 yılları arasında Suriye ile 4,7 milyar dolarlık silah satış anlaşması imzalamıştır.(11)

Suriye açısından değerlendirildiğinde, subaylarına hala Rus uzmanlar tarafından eğitim verilen ordusunun büyük bir kısmı Sovyet ve Rusya yapımı silahlardan oluştuğundan, Rusya en büyük silah temin kaynağı olmaya devam etmektedir. Rusya açısından bakıldığında, Suriye silah sanayisi için oldukça önemli bir pazardır. Rusya aynı zamanda, Suriye ordusuna verilen askeri eğitim yoluyla rejimin en önemli dayanağı olan orduyu yakından izleyebilme imkânına sahiptir. Suriye’nin muhtemel bir askeri operasyon sonrasında, aynen Libya gibi, silah alımı konusunda yönünü Rusya’dan Batı ülkelerine çevirmesi Rusya açısından hem büyük bir pazar kaybı hem de prestij kaybı anlamına gelecektir.

Ekonomik Çıkarlar

Rusya’nın Orta Doğu’da karşısına çıkan en büyük zorluk bölgede ekonomik olarak varlık gösterememesidir. 1991 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1 milyar dolar civarında iken 1993 yılında bu 88 milyon dolara kadar inmişti.(12) 15 Nisan 1993 tarihinde iki ülke ilişkilerini eski düzeyine çıkarmak amacıyla ticari, ekonomik ve teknik alanlarda işbirliğine dair hükümetler arası protokol imzalandı. Suriye’nin borcu iki ülke arasında uzun süre sorun oldu. 6 Temmuz 1999’da Hafız Esed Moskova’yı ziyaret etti. Suriye’nin borcu konusu Rusya Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı’nı karşı karşıya getirdi. Sonuçta borcun önemli bir kısmının silinmesi genel olarak ikili ilişkilere, özel olarak ticari-ekonomik ilişkilerine yaradı.

2008 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1,5 milyar dolara kadar çıkmıştı.(13) Büyük Rus şirketleri Suriye pazarında özellikle enerji sektöründe faaliyet göstermekteler. Silah ticareti de içinde olmakla birlikte, genel anlamda Rusya-Suriye ticari/ekonomik ilişkilerinin muhtemel bir uluslararası operasyon veya gelişen olayların sonrasında zarar göreceği ve pazardan uzaklaştırılacağı endişesi Moskova’yı Suriye yönetimi yanlısı politika izlemeye zorlayan sebeplerden birisidir. Bir zamanlar çok yakın ilişkilere sahip olduğu bir başka Orta Doğu ülkesi Irak’tan 2. Körfez Savaşı sonrası Rus şirketlerinin pazar payı alamaması hala Rusya’nın hafızasından silinmiş değildir. Mısır’daki olaylar sırasında tarafsız bir politika izleyen, Libya konusunda BM’de yapılan oylamada veto yerine çekimser kalmayı tercih eden Rusya bundan oldukça zararlı çıkmıştır. Libya ile ulaşım, silah ticareti ve enerji yatırımları gibi birçok alanda yürütülen projeleri kaybetmiştir. Aynen Irak pazarında olduğu gibi Libya pazarından da dışlanmış olan Rusya aynı şeyi Suriye’de yaşamaya kesinlikle razı değildir.

Tartus Limanı

Rusya açısından Suriye’yi önemli kılan sebeplerden birisi de Tartus limanıdır. Suriye’deki karışıklıkların artması ve olası bir rejim değişikliği sonrasında Tartus’un statüsünün ne olacağı belirsizdir. Tartus, Rusya açısından birçok bakımdan önemlidir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin Vietnam, Küba, Mısır ve Suriye gibi dünyanın çeşitli yerlerinde deniz üsleri bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra çeşitli ekonomik ve politik sorunlar yaşayan Rusya Federasyonu bu üsleri finansman yetersizliği ve ihtiyacının kalmaması gibi bazı sebeplerle kapatmak zorunda kaldı. Günümüzde Rusya’nın kontrolünde iki uzak deniz üssü bulunuyor. Bunlardan ilki Rusya’nın Ukrayna’dan 2042 yılına kadar kiraladığı tam donanımlı Sivastopol üssüdür. Bu üssü hâlihazırda Rusya’nın Karadeniz Donanması kullanıyor. İkincisi ise 1971 yılında SSCB ile Suriye arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın kullanımına verilen Suriye’nin Tartus Limanı’ndaki lojistik ve bakım üssüdür. Tartus Suriye’nin Lazkiye’den sonra ikinci büyük ve önemli limanıdır. Rusya bu limanın kullanımı konusunda Suriye hükümeti ile 2005 yılında yeni bir anlaşma imzalamış ve uzunca bir süre daha burayı kullanmayı garanti altına almıştır. Suriye’nin burayı tekrar Rusya’nın kullanımına açmasında Rusya’nın Suriye’den alacaklarının %70’inden vazgeçmesi büyük rol oynamıştır.

Tartus üssü esasen Rusya’nın Karadeniz Donanmasına bağlı bir üstür. Akdeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’nda görev yapan Rus savaş gemilerine tamir-bakım, depolama, ikmal gibi lojistik hizmetler vermektedir. Aslında tam anlamıyla askeri bir deniz üssü sayılmaz. Kullanılabilirliği de tartışılmaktadır. Ancak, limanın önemli bir özelliği Suriye’nin diğer bölgeleri ile demiryolu ve karayolu bağlantılarına sahip olmasıdır. Bu açıdan Rusya için oldukça önemlidir. Rusya 2009 yılından beri burayı yenileme ve liman derinliğini artırma faaliyetleri yürütüyor. Akdeniz’de gövde gösterisi yapmak isteyen Rusya zaman zaman buraya savaş gemilerini de göndermektedir.

Kimi zaman Tartus’un Rusya açısından çok önemli olmadığı ya da limanın kullanışsız olduğu gibi görüşler ileri sürülse de gerçekte limanın Rusya açısından önemi tahmin edilenden daha fazladır. Sivastopol üssünün özel durumu dikkate alınmazsa, Tartus şu anda Rusya’nın ülke topraklarının dışındaki tek askeri amaçlı deniz üssüdür. Rusya Tartus üssü sayesinde Akdeniz’de ve dünya denizlerinde boy göstermeye devam edebilmektedir. Rusya bu üs sayesinde Akdeniz’deki diğer önemli deniz güçlerine varlığını hissettirmekte ve Akdeniz’deki büyük güçlerden birisi olduğunu dünyaya göstermektedir. Bu üs ayrıca Rusya’ya nostaljik olarak bir zamanlar süper güç olduğu dönemleri hatırlatıyor ve “büyük güç sendromu” yaşamasına katkı yapıyor.

Rusya kendi tehdit değerlendirmesi içinde ulusal güvenliğini Akdeniz’den itibaren kademeli olarak tesis etmeyi planlamaktadır.(14) Bunun için de mutlaka Akdeniz’de varlık göstermesi gerektiğini değerlendirmektedir. Rusya Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Oramiral Vladimir Masorin’in 2007 yılı Ağustos ayında Rusya’nın Akdeniz’de kalıcı varlığının olması gerektiğini ifade etmesi buna işaret etmektedir. Masorin, Sivastopol kentindeki Rus filosunu ziyaretinde Rusya’nın İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, “Karadeniz Filosu için Akdeniz çok büyük bir stratejik öneme sahip” açıklamasını yapmıştı.(15) İlk başkanlık döneminde Putin stratejik sebeplerle Vietnam ve Küba’daki üsleri kapatmıştı. Putin ikinci başkanlık döneminden itibaren Rus donanmasına ağırlık vermeye başladı. Putin’in üçüncü başkanlık döneminde Rusya şimdilerde Küba, Vietnam ve Seyşel adalarıyla üs görüşmeleri yapıyor. Bu konuda ilk elden açıklamayı Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Viktor Çirkov yakın zamanda yaptı. Çirkov açık bir şekilde Tartus’u bırakmayacaklarını ve bu limandaki varlıklarını devam ettireceklerini söyledi. Çirkov’a göre, Tartus limanı Rus savaş gemilerinin Akdeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki faaliyetleri için önemlidir.(16)

Güvenlik Endişesi 

Rusya’nın Suriye’deki gelişmelere kayıtsız kalmamasının arkasında yatan sebeplerden birisi de “Arap Baharı”nın etkilerinin Rusya’ya da sıçrayabileceği endişesidir. Bu yüzden Rusya Orta Doğu’daki gelişmeleri dikkatle takip etmektedir. Putin’i üçüncü kez iktidara taşıyan seçimlerden önce ve sonra önemli şehirlerde muhalif grupların protesto gösterileri ve mitingleri Rusya’nın bu konudaki endişelerini artırmıştır. Rusya açısından bakıldığında Arap Baharı ruhunun Kuzey Kafkasya, Volga boyları ve Sibirya üzerinden merkeze doğru sıçraması istenilmeyen bir gelişme olacaktır.

Rusya açısından Suriye’deki rejimin niteliğiyle ilgili bir sorun bulunmamaktadır. Suriye gibi bir ülke düşünüldüğünde mevcut durum Moskova için en kabul edilebilir seçenektir. Moskova, mevcut rejimin devrilmesinden sonra iktidarın Müslüman Kardeşler gibi grupların eline geçmesi ihtimalini düşünmek bile istememektedir. Böyle bir ihtimalin gerçeğe dönüşmesi durumunda bu durumun kendi bünyesindeki Müslüman nüfus üzerinde olumsuz etki doğuracağından endişelenmektedir. Rusya Stratejik Araştırma Enstitüsü Başkanı Leonid Reşetnikov’a göre bu tehlike oldukça ciddidir.(17) Öyleki, Moskova bu endişesinden dolayı Suriye’deki olaylardan kaçarak tarihi vatanları olan Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerine gitmek isteyen ve bu isteklerini Rus makamlarına yüksek sesle dile getiren çoğunluğu Çerkez olmak üzere binlerce Kafkas asıllı Müslüman Suriye vatandaşının isteklerini duymamazlıktan gelmekte ve bu konuda ciddi bir çaba göstermemektedir.(18) Ermenistan’ın bile Suriye’deki Ermenileri uçaklarla Ermenistan’a götürmesi düşünüldüğünde Rusya’nın bu konudaki suskunluğu oldukça dikkat çekicidir.(19)

Sosyo-Kültürel 

Suriye’de Rusça bilen ve Rusya’yı tanıyan sayıları on binleri bulan bir nüfus bulunmaktadır. Bunların çoğunluğunu Sovyetler Birliği veya Rusya Federasyonu’nda öğrenim görmüş kişiler oluşturmaktadır. Bunlardan yaklaşık 8 bin kadarı Rusya vatandaşlarıyla ortak evlilik yapmışlardır. Diğer taraftan, Sovyet döneminde Suriye ile kurulan yakın ilişkilerden dolayı Rusya kamuoyunda Suriye’ye sempati ile bakılmaktadır. Diğer taraftan, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla sadece Batı ve ABD ile yaşadığı sorunlardan dolayı Suriye’ye sempati ile bakanlar da vardır. Ayrıca, Rus basını Suriye’deki olaylar konusunda yeterince tarafsız ve doyurucu bilgiler vermemektedir. Bu yüzden Rus kamuoyu Suriye’de ne olup bittiği konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Rus kamuoyu krize Batıdan destek alan radikal isyancılar ve teröristler ile ülkenin bütünlüğünü korumaya çalışan merkezi hükümetin mücadelesi olarak bakmakta ve bu yüzden zaman zaman Çeçenistan sorunuyla benzerlikler kurmaktadır.

Rus kamuoyu Suriye meselesine hükümetin ve basının bildirdiği kadar ve oldukça duygusal yaklaşmaktadır. Bunun örnekleri oldukça çok sayılabilir. 23 Mart 2011’de, olayların başlamasından hemen sonra Moskova’da “Rusya-Suriye Dostluk Derneği” kurulmuştur. 2011 yılı baharında Suriye’de Rusya Kültür Günleri, sonbaharda ise Rusya’da Suriye Kültür Günleri etkinlikleri yapılmıştır.(20) Yine Mart ayında Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kril Şam’a dört günlük bir ziyaret gerçekleştirmiştir.(21) 19 Ekim 2012’de Moskova’da ABD Büyükelçiliğinin tam karşısında bazı kuruluşlar tarafından organize edilen “Suriye Halkıyla Dayanışma Uluslararası Günü” mitingi yapılmıştır.(22) Bu tür mitingler Saransk ve Rostov gibi şehirlerde 20 Ekim’de devam etmiştir. Sosyal paylaşım sitelerinde Suriye hükümetini destekleyen sayfalar açılmaktadır.(23) Basın organlarında Suriye liderinin ülkesini terk edip Moskova’ya kaçacağına ve Rusya’nın da kendisine sığınma hakkı vereceğine dair haberler de yayımlanmıştır.(24)  Moskova’nın Sokolniki parkında 28 Nisan 2012 tarihinde “Rusya-Suriye Dostluk Yolu” açılmıştır. Açılışa katılan “Kaddafi ve Onun Halkı İçin”(25) hareketinin koordinatörü Libya’yı mahvedenlerin şimdi Suriye’ye yöneldiklerini, Suriye’nin bundan zaferle çıkacağını, Rus halkının yanlarında olduğunu ve yakında aynı şekilde bir yürüyüş yolunu Şam’da da açmak istediklerini belirten bir konuşma yapmıştır.(26) Bu tür yaklaşımları Libya ya da Suriye konusunda hassasiyetten çok Batı ve ABD karşıtlığının motive ettiği ifade edilebilir.

Değerlendirme 

Rusya yukarıdaki saydığımız sebeplerden hareketle Esed rejimini desteklemeye devam etmektedir. Ancak, bu politika aynı zamanda kendisi açısından bazı handikapları olan bir politikadır Dünyada kendi halkıyla mücadele eden, savaşan hiçbir güç şimdiye kadar başarılı olamamıştır. Şiddet yoluyla halklarını yola getirmeye çalışan baskıcı rejimlerin hepsi tarihe karışmıştır. Suriye’de de Esed rejimini aynı akıbet beklemektedir. Ancak Rusya eski alışkanlıklarından sıyrılamadığı için Suriye’de adım adım başarısızlığa doğru gitmektedir. Her durum şu anda Rusya açısından kayıp hanesine yazılabilir. Gittikçe artan şiddetin dozuyla birlikte Esed rejimi daha fazla marjinalleşmekte ve dünya tarafından dışlanmaktadır. Zamanı ne zaman kestirilemese bile Esed’in iktidardan uzaklaşması artık zaman meselesi olarak görülmektedir. İyimser senaryolara göre, belki rejim de Esed ile birlikte tarihe karışabilir ve yeni bir Suriye kurulabilir. Esed rejimi yıkılırsa yerine kurulan yeni rejim eski rejimi ne pahasına olursa olsun destekleyen Rusya ile ilişkilerini mutlaka gözden geçirecektir. Esed rejimi yıkılmazsa Rusya böyle kanlı bir rejimin yegâne destekçisi olarak görüleceğinden olumsuz imaja sahip olacaktır. Bu yüzden, Esed’in Rusya’ya sığınacağı söylentileri yayıldığında Moskova Carnegie Enstitüsü’nden uzman Aleksey Malaşenko bu durumun hem Esed hem Rusya için uygun olacağını belirtmişti. Malaşenko’ya göre böylece hem Esed Kaddafi’nin durumuna düşmez, Rusya ise politik yüzünü muhafaza edebilmek için son bir şansa sahip olabilirdi.(27)

Suriye’nin geleceği hakkındaki kötümser senaryolar parçalanma, şiddetli bir iç savaş ve mezhep kavgalarına işaret etmektedir. Her iki durum da Rusya açısından kayıp anlamına gelecektir. Rejimi ne pahasına olursa olsun destekleyen Moskova daha şimdiden İslam dünyasının ekseriyetini oluşturan Sünni çoğunluklu devletlerden tepki görmektedir. Lübnan ve Arap ülkelerinin çoğunluğu Esed karşıtıdır. Hâlbuki Rusya 2000’li yıllarda genelde İslam dünyası, özelde ise Orta Doğu Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek için çaba harcıyor ve bu politikasında iyi neticeler de alıyordu. Suriye krizi şimdi bunları tersine çevirme potansiyeline sahiptir.

Diğer taraftan, kötü senaryoların gündeme gelmesi uluslararası müdahaleye yol açabilir ki bu durum Rusya’yı baştan beri karşı olduğu dış müdahale gerçeğiyle yüz yüze getirir. Çünkü veto kozunu oynayarak sorunun çözümü için çaba harcanan BM’yi kilitleyen Rusya kendi eliyle BM dışında askeri müdahale seçeneğini savunanların elini güçlendirme tuzağına düşebilir. Böyle bir durumda ise gelişmelere etki etme şansını kaybedecektir. Hâlbuki böyle bir yola gitmek yerine krizin daha başında Esed rejimine baskı yapma ve reformlara gitme yolunu seçseydi veto ederek yaptığından daha fazla yardımı Esed yönetimine sağlayabilirdi. Ama Rusya hala sorunları “sert güç” ile halletmeyi seviyor ve rekabeti tercih ediyor.(28) Tersini yapsaydı uluslararası arenada Rus diplomasinin ağırlığı hissedilecek, dünya kamuoyunun gözünde prestijini artıracak ve Orta Doğu’daki gücünü perçinleyecekti. Bir anlamda Rusya en zor ve riskli olan yolu tercih etti. Sonuna kadar en iyi bildiği bu yöntemle desteğini gösterecek ama umduğunu elde edememe durumuna düştüğünü anlarsa sağlam güvenceler verilmesi ve daha büyük bir kazanç sunulması halinde politikasında yumuşamaya gidecektir.

Türkiye-Rusya İlişkileri

Türkiye ve Rusya arasındaki, kayıp yıllar olarak tabir edebileceğimiz 1990’lı yılların rekabet eksenli ilişkileri, 2000’li yıllarda yerini hem ekonomik hem politik anlamda oldukça olumlu bir seyirle gelişen işbirliği eksenli ilişkilere bıraktı. Türk-Rus ilişkileri günümüzde Suriye üzerinden en ciddi dayanıklılık testinden geçiyor. Her ne kadar aralarındaki problemlerin bazılarını çözüme kavuşturamamış, kimisini arka plana atıp kimisini dondurmuş olsalar bile, iki ülke de son yıllarda bölgesel ve küresel planda birçok konuda yakın veya benzer duruş sergilemeye, en azında öyle görünmeye gayret ediyor. Bu iki tarafın da hemfikir olduğu bilinçli bir tercih. İki ülke Suriye krizi ile birlikte ilk kez kendilerine bu kadar farklı bir yol çiziyor. Bu durum ister istemez akıllara acaba Türk-Rus ilişkilerinin geleceği ne olacak sorusunu getiriyor.

Türkiye ve Rusya 1990’lı yılların rekabet ağırlıklı ilişkilerini 2000’li yıllarda işbirliği yoğunluklu ilişkiler haline getirmeyi başarmıştır. Her iki ülke de ilişkilerin çeşitli alanlarını en üst düzeyde ele alabiliyor, açık açık konuşabiliyor ve tartışabiliyor. Enerji, ticaret, turizm gibi alanlarda çok yakın ve sağlam ilişkiler kuruldu. Ancak bu durum aralarında anlaşmazlık noktalarının olmadığı anlamına gelmiyor. Bazı konularda benzer, bazı konularda farklı yaklaşımlar sergileyebiliyorlar. Mesela Kıbrıs, Gürcistan gibi konularda iki ülke farklı yaklaşım sergilemelerine rağmen, çok yakın zamanda Filistin’in gözlemci üye olmak için BM’ye yaptığı başvuruya Türkiye ile birlikte Rusya da destek vermiştir.

2000’li yıllarda her iki ülkenin çabalarıyla ilişkiler sıfır toplamlı oyun olmaktan çıkartılıp her iki tarafın da fayda göreceği kazan-kazan boyutuna yükseltilmiştir. İlk defa Suriye konusunda taraflar farklı cephelerde bulunuyor. Rusya bütün gücüyle Esed’in kalması için çaba harcarken, Türkiye artık Esed’siz bir Suriye planları yapıyor. Yani bu konuda iki tarafı da memnun eden bir kazan-kazan durumu yok, aksine birinin kazancının diğerinin kaybı anlamına geleceği sıfır toplamlı bir oyun var karşılarında. Tek ortak noktaları sorunun askeri olmayan yöntemlerle çözülmesini istemeleri. Ancak, uluslararası bir müdahale olmadan Rusya Esed’i gitmeye ikna edebilirse iki ülkenin politikaları daha çok birbirine yakınlaşacaktır.

Krizin başlamasından önce Türkiye-Suriye ilişkileri en üst düzeye çıkmıştı. Rusya’nın ise zaten Suriye ile ilişkileri her zaman iyiydi. Kriz başladığında iki ülke birlikte bir yol haritası çizmeye çalışsalardı belki şu anki durum çok farklı olabilirdi. Ancak iki ülkenin çıkarları buna izin vermedi. Suriye konusunda farklı düşünseler de iki ülke bu durumun ikili ilişkilerine zarar vermemesi için azami çaba harcıyor. Bundan belki 10-15 sene önce Moskova’dan kalkan bir uçak Türk hava sahasından geçerken indirilip aransaydı Rusya’nın tepkisi daha sert olabilirdi. Ama yaşanan olayda Rusya olumlu bir tavır sergiledi. Bunda tabiki Türkiye’yi haklı görmenin yanı sıra taşınan kargonun sivil havacılık kurallarına uymadığını itiraf etmeleri de etkiliydi.

Her şeye rağmen her iki ülke de Suriye konusunda istişareler yapabiliyorlar, görüş alışverişinde bulunabiliyorlar ve hatta birbirlerini eleştirebiliyorlar. Bu durum iki ülke arasındaki ilişkilerin gittikçe güçlendiğinin göstergesi. Bu yüzden Suriye yüzünden 500 yıldır ilk defa yaşadıkları bu altın çağı kolay kolay riske etmeyeceklerdir. Rusya Devlet Başkanı V. Putin’in bugün başlayan ziyareti bunun bir göstergesi sayılabilir. Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin üçüncü toplantısı için Türkiye’ye gelen Putin’in ekonomi, finans, güvenlik, ticaret ve kültür alanlarında 9 ayrı anlaşmaya imza atması beklenmektedir.

Görüşme konuları içerisinde mutlaka Suriye, mutlaka Malatya’daki radar üssü, mutlaka Patriotlar olacaktır. Rusya özellikle Patriotlardan rahatsız. Bu durumu Suriye krizine NATO’nun müdahalesi olarak görüyor. Dünya Silah Ticareti Analiz Merkezi Başkanı İgor Koretçenko, Patriot füzelerinin Türkiye’ye yerleştirilmesinin Suriye’ye yönelik muhtemel bir NATO operasyonu için hazırlık olduğunu iddia ediyor. Rusya Bilimler Akademisi’nden Vladimir Kudelev’e göre ise hedef, Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturmak ve dışarıda oluşturulan yönetimi ülkenin kuzeyine yerleştirmektir. Ankara ise somut güvenlik gerekçeleri ile Patriotları istediğini Moskova’ya anlatmaya çalışmaktadır.(29) Konuşulacak sorunlar var ama yapılacak en akıllıca şey son 10 yılda zorluklarla inşa edilen ilişkileri Suriye yüzünden sekteye uğratmamaya ve pragmatist olmaya çalışmak olacaktır.

Putin’in bugün başlayan ziyareti Suriye sorunundan dolayı baskı altında olan iki ülke arasındaki ilişkilerde güven tazeleme fırsatı vermesi açısından önemlidir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun belirttiği gibi, iki ülke arasında Suriye konusunda olduğu gibi bazen görüş ayrılıkları olmasına rağmen ne Türkiye ne de Rusya Soğuk Savaş psikolojisine girmemiştir.(30) Yaklaşık iki aydır tüm yurt dışı ziyaretlerini erteleyen Putin’in ilk seyahatini Türkiye’ye gerçekleştirmesi de Moskova’nın Ankara’ya verdiği önemin bir işaretidir.

Dipnotlar: 

1) İlişkiler için bakınız: Andrey Kreyts. Siriya: Glavnıy rossiyskiy kozır na Bilizhnem Vostoke. IFRI Tsenter Rossiya/NNG, Noyabr 2010, s. 4-6; Bilal Karabulut. “Karadeniz’den Ortadoğu’ya Uzanan Bir Dış Politika : Geçmişten Günümüze Suriye-Rusya İlişkileri’’, Karadeniz Araştırmaları, Sayı :15, Güz 2007, s. 67-88.
2) Aslında 1944 yılında fiilen başlamıştı.
3) Dmitri Trenin. “Russia’s Line in the Sand on Syria. Why Moscow Wants To Halt the Arab Spring.” Foreign Affairs, February 5, 2012. http://www.foreignaffairs.com/articles/137078/dmitri-trenin/russias-line-in-the-sand-on-syria? (Erişim: 30.11.2012)
4) M.İ. Smolenskiy. O pozitsii Rossi po Siriyskomu krizisu. http://www.iimes.ru/?p=15172 (Erişim: 30.11.2012)
5) Dmitri Trenin. “Russia’s Line in the Sand on Syria. Why Moscow Wants To Halt the Arab Spring.” Foreign Affairs, February 5, 2012. http://www.foreignaffairs.com/articles/137078/dmitri-trenin/russias-line-in-the-sand-on-syria? (Erişim: 30.11.2012)
6) Yu.B. Şeglovin. O faktorakh viliyayuşih na pozitsiyu Rossii na siriyskom napravlenii. http://www.iimes.ru/rus/stat/2012/04-07-12a.htm (Erişim: 30.11.2012) Razmışleniya o pozitsii Rossi po sitautsii po Sirii. http://www.iimes.ru/rus/stat/2012/16-04-12b.htm (Erişim: 30.11.2012)
7) Vladimir Ahmedov. Rossiya i SŞA: borba za Siriyu. http://www.iimes.ru/rus/stat/2012/14-06-12b.htm (Erişim: 30.11.2012)
8) Rossiya i Siriya: Voenno tekhniçeskiy torg. Voprosı Bezaposnosti, No: 7 (73), tom 4, aprel 2000, s. 5.
9) Marat Kenzhetayev. VTS Rossii so stranami bilizhnevo i srednovo vostoka. Yadernıy Kontrol, No:1 (71) Tom: 10, Vesna 2004, s. 137, 144.
10) Stephen Blank. “Bashear Assad Comes to Moscow, Seeking Gifts”. Eurasia Daily Monitor, Volume 2, Issue 18, January 26, 2005. http://www.opensourcesinfo.org/journal/2005/1/26/eurasia-daily-monitor-volume-2-issue-18.html
11) “Arabskaya Vesna: posledstviya dlya rossiyskoy i mirovoy politiki”. Problemi Natsionalnoy Strategii, No: 4 (13) 2012, s. 19.
12) Anton Khlopkov. Rossiysko-Syrriskoe Sotrudniçestvo i Perspektivı Razvitiya Atomnoy Energetiki v Syrii. Vaprosı Bezoposnostı, Tom 5, Nomer 13 (103), iyul 2001.
13) Ministerstvo ekonomiçeskogo razvitiya Rossiyskoy Federatsii. Torgovo-ekonomiçeskie otnoşeniya Rossiyskoy Federatsii i Siriyskoy Arabskoy Respubliki.
14) Hasan Kanbolat. “Türkiye Karadeniz’e Rusya Federasyonu Akdeniz’e”. Stratejik Analiz, No. 90, Ekim 2007,  s. 6-7.
15) Rusya Akdeniz’de Kalıcı Olmak İstiyor. Zaman, 04.08.2007.
16) Glavkom VMF: rossiyskie korabli mogut okazatsya na Kuba i Seyşelakh. http://ria.ru/interview/20120727/710049312.html#ixzz21njGOwA2 (Erişim: 30.11.2012)
17) Vladimir Kuzar. Geopolitika konfilikta. Krasnaya Zvezda, 30.07.2012. http://www.redstar.ru/index.php/news-menu/ino-military-menu/siriya/item/3744-geopolitika-konflikta?tmpl=component&print=1 (Erişim: 30.11.2102)
18) Naima Neflyaşeva. Siriyskie çerkesi i problema repatriatsii. Moskovskiy Tsenter Karnegi, 13.09.2012. http://carnegie.ru/publications/?fa=49368 (Erişim: 30.11.2012)
19) Erivan, Suriye’deki Ermenileri Uçakla Tahliye Ediyor. Zaman, 08.08.2012.
20) Ria-Novosti, 23.03.2011.
21) Ria-Novosti, 13.03.2011.
22) Aktsiya v podderjku naroda Sirii v Moskve. http://ria.ru/photolents/20121019/904567007-print.html (Erişim: 30.11.2012); Piket u posolstva. http://www.zavtra.ru/content/view/piket-u-posolstva-2012-10-21-113545/ (Erişim: 30.11.2012)
23) http://vk.com/siria_swoboda (Erişim: 30.11.2012); http://vk.com/syrianato  (Erişim: 30.11.2012)
24) Anadolu Ajansı, 06.09.2012.
25) İnternette açtıkları sayfada Kaddafi’nin resmi ve şu sözü dikkat çekiyor: “Beni öldürmek mümkün değil, ben milyonların kalbindeyim!”. http://za-kaddafi.org/ (Erişim: 30.11.2012)
26) http://perevodika.ru/articles/21368.html (Erişim: 30.11.2012)
27) Priyutit u sebya Asada – posledniy şans dlya Rossi sohranit svoe litso. http://www.firstnews.ru/opinions/269112/ (Erişim: 301.11.2012)
28) M.İ. Smolenskiy. O pozitsii Rossi po Siriyskomu krizisu. http://www.iimes.ru/?p=15172 (Erişim: 30.11.2012)
29) Putin ve Erdoğan Güven Tazeleyecek. Haberrus, 01.12.2012. http://haberrus.com/politics/2012/12/01/putin-ve-erdogan-guven-tazeleyecek-analiz.html (Erişim: 01.12.2012)
30) Davutoğlu ile Kanal 24 Televizyonu’nda yapılan söyleşiden. Sansürsüz Özel Programı, Kanal 24, 02.12.2012.

Yazar: Fatih ÖZBAY

Pazartesi, 03 Aralık 2012

Kaynak

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir